Akıl ve Vicdan Ehlinin
MİLLİ ÇÖZÜM MAKALESİ TAKDİRİ
ERKEK KONUŞMACI: Bir yanda silikon vadisi var. Hani şu enerji içecekleri tüketen uykusuz kodlayıcılar, böyle devasa sunucu tarlaları falan.
KADIN KONUŞMACI: Hı hı, o soğuk ve tamamen rasyonel mühendislik dünyası.
ERKEK KONUŞMACI: Aynen öyle. Sadece sıfırlar ve birlerden oluşan o yapı, ama diğer yanda Allah korkusuyla dağdan aşağı yuvarlanan taşlar var.
KADIN KONUŞMACI: Evet, aradaki kontrast inanılmaz, gerçekten.
ERKEK KONUŞMACI: Kesinlikle, bugün teknolojiye ve özellikle yapay zekâya o alıştığımız steril metrik odaklı çerçeveden çıkıp bambaşka bir pencereden bakacağız seninle. Misafirimiz olan dinleyicimiz de bize katılacak tabii.
KADIN KONUŞMACI: Harika bir derinlemesine inceleme olacak, çünkü bugün masamızda gerçekten zihinsel sınırları zorlayan bir harita var.
ERKEK KONUŞMACI: Doğru. Milli Çözüm Dergisi’nde (yayımlanan) Yalçın Gözübüyük imzalı “Yapay Zekâ Hakikatin Neresinde?” başlıklı bir metni inceliyoruz ve bu yazı, Yapay Zekâyı (sadece) birkaç parlak mühendisin ticari başarısı olarak görmüyor!?
KADIN KONUŞMACI: Kesinlikle (öyle) görmüyor. Onu inanç, İlahi yasalar ve küresel ideolojik savaşların tam merkezindeki bir satranç tahtası olarak okuyor.
ERKEK KONUŞMACI: Tabi, şunu en baştan netleştirelim. Amacımız burada bu spesifik, ideolojik veya teolojik görüşü yargılamak ya da taraf tutmak değil, asıl meselemiz bu tutkulu zihin yapısının kendi inanç dünyasının kozmolojisini, son model bir teknolojiye nasıl entegre edebildiğini anlamak.
KADIN KONUŞMACI: Yani bu metnin inşa ettiği mimari çok katmanlı. Karşımızdaki argüman yapay zekâyı, hani insanlığın aniden yoktan var ettiği bir uzaylı teknolojisi falan olarak konumlandırmıyor.
ERKEK KONUŞMACI: Ya da seküler aklın kibriyle ürettiği bir dijital canavar olarak da görmüyor.
KADIN KONUŞMACI: Aynen, bunun yerine meseleyi varoluşun ta en başından beri işleyen evrensel yasalara bağlıyor. Metindeki dini terminolojiyle söylersek Sünnetullah kavramına (dayandırıyor).
ERKEK KONUŞMACI: Sünnetullah(ın gereği görüyor), yani teknolojiyi inanç sisteminin bir alt kümesi haline mi getiriyor?
KADIN KONUŞMACI: Tam olarak öyle.
ERKEK KONUŞMACI: O zaman algoritmaları veya büyük dil modellerini falan konuşmadan önce, işin en temeline inelim bence, donanıma (ve yaratılış sırrına…)
KADIN KONUŞMACI: Hı hı, evet, taşa (taşı oluşturan en küçük parçalara) inmemiz lazım.
ERKEK KONUŞMACI: Yani bilgisayarlarımızın, telefonlarımızın yapı taşı olan silikona, kuma. Çünkü metnin temelini attığı yer burası. Yazar diyor ki, madde bizim anladığımız anlamda cansız veya pasif değildir!..
KADIN KONUŞMACI: İşte bu iddiayı temellendirmek için doğrudan teolojik referanslara (İslami kavramlara) başvuruyor. Önce Kehf Suresi 109. ayeti merkeze alıyor.
ERKEK KONUŞMACI: Neydi o ayetin içeriği tam olarak?
KADIN KONUŞMACI: Bu ayet “Allah’ın kelimelerini yazmak için denizlerin mürekkep, ağaçların kalem olsa bile yetmeyeceği” metaforunu içeriyor. Yazar da buradan yola çıkıyor.
ERKEK KONUŞMACI: Yani evrendeki bilgi ve hikmeti kastediyor.
KADIN KONUŞMACI: Evet. (Milli Çözüm yazarı) Evrendeki her zerrenin, fizikte gördüğümüz her kanunun, aslında bu İlahi kelimelerin fiziksel birer tezahürü olduğunu öne sürüyor!..
ERKEK KONUŞMACI: Bak burası çok ilginç. Bunun hemen ardından da Bakara Suresi 74. ayetteki o çarpıcı örneğe geçiyor. Orada “Allah korkusuyla aşağı yuvarlanan taşlardan” bahsediliyor metinde.
KADIN KONUŞMACI: Hı hı.
ERKEK KONUŞMACI: Ama bir saniye, yani yazar burada cansız bir madenin, dağdan kopan bir kayanın yerçekimiyle değil de şuurlu bir itaatle hareket ettiğini mi savunuyor?
KADIN KONUŞMACI: Aynen öyle söylüyor…
ERKEK KONUŞMACI: Bu çok acayip değil mi? Yani mecazi bir şiirselliği alıp, kelimenin tam anlamıyla fizik kurallarının yerine koymak gibi duruyor, devasa bir felsefi sıçrama bu…
KADIN KONUŞMACI: Yani geleneksel, seküler veya bilimsel bir perspektiften bakarsan evet, bu devasa bir sıçrama, ancak metin bizim bilinç veya fizik kuralı dediğimiz o kavramların içini boşaltıp yeniden dolduruyor.
ERKEK KONUŞMACI: Adeta, farklı bir kelime dağarcığı yaratıyor…
KADIN KONUŞMACI: Kesinlikle, yazar o ayeti edebi bir sanat olarak okumuyor, maddenin içinde İlahi hitabı algılayan bir öz olduğunu söylüyor, kendi tabiriyle bir manevi alıcı.
ERKEK KONUŞMACI: Manevi alıcı, “yani taşın yerçekimine uyması, aslında onun emir çekimine uymasıdır” diyor.
KADIN KONUŞMACI: Evet ve bu düşünceyi Kamer Suresi 49. ayetteki, “biz her şeyi bir ölçüye, bir kadere göre yarattık” kavramıyla mühürlüyor.
ERKEK KONUŞMACI: Ya şunu dinleyicimiz için biraz daha açalım bence. Yani bu mantığı günümüz teknolojisine, bilgisayarımızdaki çiplere nasıl bağlıyor?
KADIN KONUŞMACI: Yani ölçü veya Kader kavramını, doğrudan yarı iletken teknolojisine uyarlıyor burada.
ERKEK KONUŞMACI: Tamam, yani yazar diyor ki silikonun o iletkenlik veya yalıtkanlık özelliği var ya… Elektriği belli bir voltajda geçirip belli bir voltajda durdurması falan. Bütün bunlar tesadüfi fiziksel özellikler değil.
KADIN KONUŞMACI: Değil evet.
ERKEK KONUŞMACI: Bunlar ta evrenin başlangıcında o ilk yaratılış anında yaratıcı tarafından o silikon atomunun içine yüklenmiş gizli bir donanım kodudur. Hardware kodudur yani. Biz yeni bir şey icat etmedik (demek istiyor).
KADIN KONUŞMACI: Aynen öyle. Sadece kilidini açtık diyor. Bu analiz modern insanın o teknolojiyi biz yarattık kibrini, tam kalbinden vurmayı hedefliyor aslında. İnsan hiçbir şeyi yoktan var etmedi.
ERKEK KONUŞMACI: Biz sadece ezelden beri o taşın içine kodlanmış olan sistemin şifresini bulduk.
KADIN KONUŞMACI: Kesinlikle, taş elektriği iletme gibi fizik kanunlarına kusursuzca uyarak, aslında hal diliyle bir nevi secde ediyor.
ERKEK KONUŞMACI: Vay canına. Yani sistemdeki o sonsuz itaat, İlahi Nizamın bir gereği. Bir mühendisin laboratuvarda yaptığı şey de sadece o secde halindeki maddeyi doğru frekansta dizmekten ibaret.
KADIN KONUŞMACI: Evet, madde zaten secde halindeydi. Mühendisler sadece onları yan yana getirdi.
…
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…
