Yazar: yonetici
0 Yorum 688 Görüntüleyen

“KELİME VE SÖYLEMLER” ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN
HAK BÂTIL MÜCADELESİNDE:
MİLLİ ÇÖZÜM’ün Kur’ani Tavrı ve Yeni Bir Dünya İnşası!

Bir TV programında ve yandaş takımınca başta “Terörsüz Türkiye” diye “ESA”ya uygun söylemlerin dibine kadar kullanıldığı bir ortamda, sözde entel ve akademisyen biri; “Batılı teorisyenler, Türkçesi ‘Eleştirel Söylem Analizi (ESA)’ olan bilimsel ve akademik bir teknik üzerinden siyasi söylem geliştiriyorlar ve toplumun algılarıyla oynayıp manipüle ediyorlar. Biz bu yöntemi yeni araştırmaya başladık ve bayağı bir mesafe katettik” demesi üzerine; cevap olarak bu ESA ve Medya Manipülasyonu üzerine bir inceleme yazısı yazmaya karar verdik. Çünkü o şahıs, bu ESA’nın yeni ortaya çıkmış bilimsel ve akademik bir teknik uygulama olduğunu sanıyor ve bilgiçlik taslıyordu… Halbuki Kur’an; “kelime, kavram, anlam, manipülasyon” gibi birçok benzeri konuda 1450 sene öncesinden bunların mânâlarını, ne amaçla, nasıl ve kimler tarafından kullanıldığını hem öğretiyor ve hem de bu gibilere karşı nasıl mücadele edileceğini ve hangi önlemler alınması gerektiğini öğütlüyordu.

Önce, Dilin Nötrsüzlüğü ve İktidar İlişkileri Nasıldır?

Dil; insanlığın iletişimini sağlayan pasif ve saydam bir araç yahut gerçekliği tarafsızca yansıtan bir ayna değildir. Aksine dil; toplumsal gerçekliği inşa eden, toplumsal güç dengelerini şekillendiren, iktidar ilişkilerini üreten, gizleyen veya meşrulaştıran dinamik bir aygıttır. Siyasal, iktisadi, teolojik ve sosyolojik alanlardaki her mücadele, en nihayetinde dilde ve söylem alanında bir meşruiyet kavgası olarak somutlaşıp ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda metinler, faillerin sadece düşüncelerini aktardıkları alanlar değil; iktidar mücadelelerinin fiilen yürütüldüğü stratejik alanlar olmaktadır.

Geleneksel dilbilimi, metni yalnızca gramer (dil bilgisi) ve sentaks (söz dizimi) düzeyinde ele alırken; 20. yüzyılın ikinci yarısında gelişen Eleştirel Söylem Analizi (ESA), dilsel yapıların arkasındaki örtük güç mekanizmalarını ve ideolojik ajandaları ifşa etmeyi amaçlayan disiplinlerarası (iki farklı akademik veya uzmanlık alanının bir araya gelmesiyle oluşan) bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. Ancak söylem boyutu yalnızca modern siyaset bilimi ve sosyolojinin konusu değildir. Bu durum aslında: İnsanlığın varoluşundan bu yana süregelen Hak-Bâtıl mücadelesinin, özü itibarıyla söylem ve algı ile yapılan mücadelesinin alanıdır. Kur’an-ı Kerim incelendiğinde, İlahi vahyin dildeki kavramsal çarpıtmaları, algı operasyonlarını, hakikati örten örtük söylemleri ve bilginin araçsallaştırılmasını; sistematik bir biçimde nasıl tek tek deşifre ettiği görülecektir.

Bu yazımızda; Eleştirel Söylem Analizi’nin metodolojik altyapısını, yöntemin bir kalkan veya kılıç olarak çift taraflı işlev ve işleyiş tarzını, Batı-merkezli hegemonik (baskıyla yönlendirici) söylemin; İslam dini, kültürü ve Müslümanlar hakkında ürettiği kalıplaşmış, taraflı yargıların analiz edilmesi ve Kur’an-ı Kerim’in algı yönetimlerine karşı geliştirdiği İlahi-sosyolojik uyarıları gibi konuları ele almaya çalışacağız.

A- Eleştirel Söylem Analizi’nin (ESA) Metodolojik ve Teorik Altyapısı

Eleştirel Söylem Analizi’nde söylem, sosyal bir pratik olarak tanımlanır. Normal söylem analizi “Metinde ne söyleniyor?” veya “Dil nasıl kullanılmış?”sorularına odaklanırken, Eleştirel Söylem Analizi’nde “Bu dil kullanımı aracılığıyla kimin çıkarı korunuyor?”, “Hangi güç ilişkileri doğallaştırılıyor?”ve “Kim susturuluyor?”sorularının peşine düşülür.

Eleştirel Söylem Analizi (ESA) en basit haliyle: “Sözlerin ve cümlelerin arkasındaki gizli niyet ve kasıtları, güç oyunlarını ve algı operasyonlarını yakalama sanatıdır.” diye tanımlanır. Günlük hayatta kelimeleri sadece bilgi vermek için kullanmayız. Kelimeler aynı zamanda insanları ikna etmek, birilerinin haklılığını veya haksızlığını belirlemek, ya da bir düşünceyi “normalleştirmek” için de kullanılır. ESA, işte bu arka planı inceler ve şunu yapar; kelimelerin maskesini düşürür: “Bu haberde ve analizde neden bu kelime seçilmiş de diğeri seçilmemiş?”sorusunu sorar. Böylece:

a- Gizli Taraflılığı Bulur: Kendini tarafsız gibi sunan gazete, televizyon, reklâm veya siyasetçi söylemlerindeki gizli yönlendirmeleri açığa çıkarır.

b- Sorumlunun Kim Olduğuna Bakar: Bir olumsuzluk anlatılırken olayın sorumlusu açıkça söyleniyor mu, yoksa cümleler edilgen kurularak (örneğin “zam yapıldı”denip zammı kimin yaptığı gizlenerek) üzeri mi örtülüyor, buna bakar.

Özetle; sıradan bir okuyucu bir metni okuduğunda “Burada ne anlatılıyor?” der. Eleştirel Söylem Analizi yapan biri ise “Bu metin beni neye inanmaya ikna etmeye çalışıyor ve bunu yaparken hangi sözcük hilelerini kullanıyor?” diye bakar.

Temel Özellikler olarak;

Kullanılan Dil İdeolojik Kaynaklıdır: Söylem asla tarafsız değildir. Sözcük seçimi, dilbilgisi yapıları ve cümle kurma biçimleri belirli bir dünya görüşünü yansıtır.

Tarihsel ve Bağlamsaldır: Metinler tek başına incelenmez; üretildikleri sosyo-politik, kültürel ve tarihsel bağlam içinde ele alınır.

Güç Odaklıdır: Medya, siyaset, hukuk ve eğitim gibi kurumların, dili kullanarak kitleleri nasıl etkilediğini ve hegemonya kurduğunu ortaya çıkarmayı amaçlar.

Toplumsal Dönüşüm Hesaplıdır: Sadece teorik bir analiz sunmaz; dildeki gizli ayrımcılığı, ırkçılığı, cinsiyetçiliği ve sınıf eşitsizliklerini ifşa ederek toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlar.

ESA’nın Çağımızdaki Önemli Temsilcileri ve Yaklaşımları ise Şunlardır;

Norman Fairclough: ESA’nın kurucularındandır. Söylemi 3 boyutlu bir modelle inceler: 1- Metin (Dilbilgisel analiz), 2- Söylemsel Pratik (Metnin üretimi ve tüketimi) ve 3- Sosyal Pratik (Toplumsal ve kurumsal bağlam).

Teun A. van Dijk: “Söylem-Biliş-Toplum” üçlemesine odaklanır. İktidar sahiplerinin ve medyanın, insanların zihinsel modellerini söylem aracılığıyla nasıl yönlendirdiğini (sosyal biliş) araştırır.

Ruth Wodak: “Söylem-Tarihsel Yaklaşım”ı geliştirmiştir. Söylemin tarihsel arka planına ve kurumlar içindeki kimlik inşasına yoğunlaşır.

Norman Fairclough, Teun A. van Dijk ve Ruth Wodak gibi kuramcılar tarafından şekillendirilen bu yaklaşım, metnin mikro düzeydeki dilsel detayları ile toplumun makro düzeydeki sosyo-politik yapıları arasında kopmaz bir bağ oluşturur.

1- Norman Fairclough’un Üç Boyutlu Söylem Çerçevesi: Fairclough’un modeline göre herhangi bir söylemsel olay tek bir düzlemde incelenemez; birbiriyle iç içe geçmiş üç temel boyutta ele alınmalıdır:

• Metin Boyutu (Mikro Dilbilimsel Analiz):

Söz Dağarcığı ve Etiketleme: Aktörlerin hangi kavramlarla anıldığı. Örneğin bir grubun “özgürlük savaşçısı” mı, “isyancı” mı yoksa “terörist” olarak mı adlandırıldığı doğrudan ideolojik bir tercihtir.

Edilgen Yapı ve Suçluyu Silme: Olumsuz girişimlerde veya suç teşkil eden eylemlerde öznenin gizlenmesi hilekârlığı: “Zam yapıldı” veya “Filistinliler öldü” ifadelerinde olduğu gibi eylemin sorumlusunu buharlaştırarak faili hukuki ve vicdani sorumluluktan kurtarma yöntemi uygulanır.

Sentaks (Söz Dizimi) ve Kiplik (Olasılık-Zorunluluk): Cümle kurma sırası, eylemlerin kesinlik yahut zorunluluk derecesi üzerinden okuyucunun zihnini yönlendirme yapılır.

• Söylemsel Pratik Boyutu: Metnin üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerini kapsar. Metni kimin kurguladığı, hangi medya kanallarıyla dolaşıma sokulduğu ve hedef kitlenin bu metni nasıl algıladığı incelenir.

Metinlerarasılık (Emsalleştirme): Bir metnin kendi iddiasını meşrulaştırmak için geçmişteki hangi metinlere, anayasal belgelere veya otorite sembollerine (örneğin; Magna Carta, John Locke veya İnsan Hakları Beyannamesi gibi vb.) atıfta bulunduğu çözümlenir.

• Toplumsal Pratik Boyutu (Makro İdeolojik Analiz): Metnin toplumdaki güç ilişkilerine ve hegemonik yapılara hizmet edip etmediği sorgulanır. Söylemin mevcut iktidar yapısını koruma (muhafazakâr işlev) veya yeni bir düzen inşa etme (devrimci/karşı-söylemsel işlev) rolü ortaya konur.

…

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

 

 

Yorum Yap

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi