Yazar: yonetici
0 Yorum 1k Görüntüleyen

TERÖRÜN TORBA YASASI
VE
İSRAİL’İN KIBRIS ÇIKARMASI

Kirli Torba Yasadaki, Gizli Zorba Dayatması!

AKP TBMM Grup Başkanlığı, terörün sona erdirilmesine yönelik yürütülen sürecin hukuki altyapısını oluşturacak “Çerçeve Kanun Teklifi”ni milletvekillerinin imzasına açmıştı. AKP, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan sürecin en kritik aşamalarından biri olan yasal düzenleme için çalışmaları hızlandırmıştı.

Söz konusu “Çerçeve Kanun Teklifi”nin, terörle mücadeleden sosyal entegrasyona kadar geniş bir yelpazede hukuki güvenceler ve uygulama esaslarını içermesi planlanmıştı. Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın “menzile varmak üzereyiz” mesajıyla işaret ettiği sürecin en önemli ayağını oluşturan bu düzenleme ile bakalım terör mü sonlanacaktı, ülkenin çivisi mi kayacaktı?

AKP Milletvekilleri Neyi İmzalamıştı?

AKP’nin kapalı grup toplantısında, TBMM’ye sunulan ‘Çerçeve Yasa Teklifi’ ayrıntılı şekilde ele alınmıştı. Toplantıda milletvekilleri, düzenlemenin olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, “özellikle kamuoyunda oluşabilecek tepkiler ve seçim bölgelerinde yaşanabilecek sıkıntılar” gündeme taşınmıştı. Yani suçlarının ve sonuçlarının farkındalardı.

Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun, “Bu yasa teklifine imza atması nedeniyle ileride hukuki veya siyasi sorun yaşayabileceğini” belirterek, “Başıma bir şey gelirse nasıl koruyacaksınız?” ifadelerini kullanmıştı. Toplantıda, düzenleme kapsamında cezaevinde bulunan yaklaşık 4 bin 500 PKK hükümlüsünden 3 bin 600’ünün tahliye edilip çıkarılacağı, yaklaşık 900 kişinin ise kapsam dışında kalacağı bilgisi de paylaşılmıştı.

Trabzon Milletvekili Vehbi Koç ise, “Bu yasa ile içeriden çıkmayacak sadece 900 kişi var, onlar da çıkarsa (bu teröristlere genel aftır), bunu ben memleketimde nasıl anlatacağım!” diyerek çekincesini açıklamıştı. Milletvekilleri, teklifin seçmen nezdinde tartışmalara neden olabileceğini ifade ederken, Efkan Âlâ ile Süleyman Soylu’nun “Rahat olalım, endişe duymayalım. Topluma iyi anlatalım.” mesajını verdikleri aktarılmıştı. Toplantıda ayrıca, “teklifin 10. maddesinde bu kapsamda verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki ve cezai sorumluluk taşımayacağı” hükmüne de dikkat çekilerek milletvekillerini teselli ettikleri ortaya çıkmıştı.

Meclis ve Millet bunlarla avutulurken;

“Teröristbaşı Öcalan, devam eden süreçle millî ve üniter devlet yapısının tahrip edileceğinin kendi tabanına müjdesini ulaştırmıştı!”

DEM Parti İmralı Heyeti’nin aktardığı Abdullah Öcalan’ın mesajında yer alan çerçeve yasaya ilişkin, “En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız” ifadeleri zaten bütün art niyetlerini açığa vurmaktaydı.

Öcalan küstahça, Üniter Türkiye’nin ve Atatürk Cumhuriyeti’nin yıkılmasından bahsediyordu ve devam eden sürecin de, çerçeve yasayla bir kök yasa olarak temelinin atılacağının ve bunun devamında gerçekleşecek anayasa değişiklikleri ile milli ve üniter devlet yapısının tahrip olunacağını kendi tabanına müjdesini veriyordu. Onun için bu torba yasa: “Cumhuriyet’in kurulması kadar önemli” diyordu. Çünkü Cumhuriyeti yeniden kurma iddiasını taşıyordu. Oysa AKP ve MHP (Cumhur İttifakı) bu sürece başlarken, ‘PKK ile bir pazarlık yapılmayacak’ diyordu. ‘PKK silahları terk edecek, kendisini şartsız lağvedecek’ sözleriyle toplum aldatılıyordu. PKK bunu Türkiye’de, Irak’ta, İran’da ve Suriye’de de yapacak deniyordu. Ama bu sözlerin hiçbirisi gerçekleşmiyordu. PKK silah falan bırakmıyordu. PKK’lı teröristler şu anda İran’da, İran Özel Kuvvetleriyle ve Devrim Muhafızlarıyla çatışıyordu. Yani teröre devam ediyordu. Suriye’de PKK 4 tugay halinde örgütleniyordu. Türkiye içinde PKK’lılar sivil elbiseyle dolaşmaya devam ediyordu. Ve PKK’nın elebaşları Kandil’de ‘Biz silah bırakacağız demedik, silahlı mücadeleyi bırakacağız dedik’ diye küstahlaşıyordu. Ve böyle bir ortamda Türkiye Cumhuriyeti PKK için af çıkartıyordu. Ve bu, sadece ilk adımdı. Bu affı, Anayasa’da ve diğer yasalarda yapılacak değişiklik sürecinin izleyeceği anlaşılıyordu” diyenler haklıydı.

AKP ve MHP’nin devlet projesi diye takdim ettiği aslında iktidarda kalma projesi ve toplumu aldatma hilesidir ki, bu gidiş ülkenin parçalanmasına yol açacaktır!

Sadece Öcalan’ın ‘Cumhuriyet’in kurulması kadar önemli’ ifadesi bile yeterince uyarıcı olmalıdır!

“İşte bu endişeyle; hem YENİ Parti’ye hem Cumhuriyet Halk Partisi’ne hatırlatmak lazımdır: Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelerek çerçeve yasaya evet eli kaldırırsanız, bunun parçası olacaksınız ve bundan sonra yapılacak anayasa değişikliklerinin de vebalini sırtlayacaksınız! O zaman nasıl çıkıp halkımıza ‘biz muhalefetiz’ havası atacaksınız? Erdoğan’ın iktidarını uzatmak için yürütülen bir sürecin yanında olup nasıl muhalefet rolü oynayacaksınız? Sadece Öcalan’ın ‘Cumhuriyet’in kurulması kadar önemli’ ifadesi bile Atatürk’ün partisi olduğunu iddia eden ve o gelenekten geldiğini iddia eden siyasetçiler için yeterince uyarıcı olmalıdır. Eğer bununla da uyanmıyorlarsa, demek ki uyanmaya niyetleri yoktur ve milleti de uyutmaya çalışıyorlar!” anlamı çıkacaktır, uyarıları haksız mıydı?

Araştırmacı gazeteci ve yazar Uğur Mumcu, tam 31 yıl önce, 24 Ocak 1993’te arabasına konulan bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetmişti. Suikast hâlâ tam anlamıyla aydınlatılmış değildi.

Organize suç örgütü lideri olmak suçlamasından hakkında arama kararı bulunan Sedat Peker’in 23 Mayıs 2021’de konuyu tekrar gündeme getirmesinin ardından Mumcu’nun eşi, eski TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, konuyla ilgili bilgi sahibi herkesin konuşması ve suikastın aydınlatılması için sonuna kadar gidilmesi çağrısını yinelemişti. Mumcu, “Çekin tuğlaları yıkılsın duvar, altında kim kalırsa kalsın!” demişti.

Maalesef ülkemiz ve bölgemiz; emperyalizmin tuzak sahasına, terör örgütleriyle çeşitli istihbarat birimlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık bir dipsiz kuyuya evrilmiş vaziyetteydi. Halk deyişi ile Ortadoğu’da ‘Kimin eli kimin cebindedir’ bilinmezdi. Kim, kimi, neden öldürmekteydi? Bu soruların yanıtlarını anında bulmanın imkânı da yok gibiydi.

Uğur Mumcu, Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de öldürülmesinden sonra kaleme aldığı “Dipsiz Kuyu” başlıklı yazısında işte bunları deşifre etmişti. Suikastın üzerinden bunca yıl geçmesine ve adli zaman aşımına kısa süre kalmasına karşın ne yazık ki; 24 Ocak 1993’teki Uğur Mumcu Suikastı, diğer suikastlar ve birçok kanlı eylem gibi hâlâ aydınlanmayı beklemekteydi. Uğur Mumcu cinayetini sözde İran’cı, özde MOSSAD’cı Selam-Tevhid örgütüne yıkmaları tam bir saptırma hilesiydi.

MOSSAD Taşeronu Selam-Tevhid Örgütünün Erdoğan Yandaşlıkları!

1980-1990 yıllarında ortaya çıkarılan ve radikal İslamcı ve İran yanlısı olarak tanıtılan, devrim modeliyle netice alacağını savunan Selam-Tevhid = Kudüs Ordusu” isimli terörist oluşum tamamen bir Siyonist İsrail yapılanmasıydı.  MOSSAD ve CIA’nın suikast ve katliamlarında, isimleri taşeron olarak kullanılmak üzere teşkilatlandırılmıştı. Çeşitli rezalet ve mel’anet iddialarıyla tutuklanan gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un babası Nadir Ersoy bu MOSSAD taşeronu sözde şeriatçı örgütün kurucuları arasındaydı. Özellikle Erbakan Hoca karşıtlarıydı ve AKP kurulunca hepsi koyu Erdoğancı olup çıkmışlardı…

 

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi