DÜNYA YENİ BİR SAVAŞA YAKLAŞMAKTAYDI;
AMA TÜRKİYE “APO’YA” STATÜ ARAYIŞINDAYDI!
Zaman su gibi akmış, Türkiye 16 Eylül 2026’ya dayanmıştı. Batı talimatlı Başkanlık Sistemini en hararetli savunanlarda bile artık bazı kuşkular yoğunlaşmıştı. Türkiye’yi yöneten gerçekten BAŞKAN mıydı, yoksa BAŞKALARI mıydı? Acaba, Sn. Erdoğan’ı da Sn. Bahçeli’yi de ve tabi Abdullah Öcalan Bey’i (!) de aynı odaklar mı yönlendiriyorlardı?
İmralı’da, 2 katlı küçük bir villa yapılmıştı. Önünde özel çiçek ve sebze bahçesi, arkasında küçük spor tesisleri vardı. Üst katta çeşitli toplantılar yapılacak genişçe bir salon hazırlanmıştı. Oysa daha önce Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Böyle bir konut yok!..” demesinden bir ay kadar sonra Devlet Bahçeli doğrulamıştı. Anlaşılan bu “Özel ve Özerk Öcalan Konutu!” Sn. Gürlek’ten habersiz yapılmıştı.
Acaba, Sn. Bahçeli, Sn. Erdoğan’a “yanlış üstüne yanlış yaptırmakla mı?” görevli kılınmıştı? Ve yine, acaba Milli Merkezlerin mi, Siyonist mahfillerin mi aracısıydı?
Asıl soru şuydu: Ülkemiz, bölgemiz ve bütün çevremiz; Hürmüz ve Aden körfezleri saldırıları, Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail’in Gazze soykırımları ve Yunanistan’la Akdeniz ve Kıbrıs yığınakları ile küresel bir çatışmaya ve 3. Dünya Savaşı’na yaklaşırken, Türkiye’yi yönetenler nelerle uğraşmaktaydı?
“Bahçeli, Erdoğan’ın Başında Bir Jandarma” mıydı? Öyle ise Onu Kim Konuşlandırmıştı? Türkiye’de Siyasetin Patronu Kim Olmaktaydı?
“Abdullah Öcalan’ın İmralı notlarını okuduğumuzda tek bir tane bile Erdoğan kelimesi geçmiyordu. Ama APO, Bahçeli’ye Atatürk’ten sonraki en büyük lider diyordu. Türk siyasetindeki bütün kavşaklar Bahçeli’nin kararıyla alınıyordu. 2002 seçimi dahil olmak üzere, Ekmeleddin kararı, 2015 Erken seçim kararı, 2016 Tek Adam rejimi, aklına gelen bütün kavşaklarda Bahçeli’nin hamlesi vardır. Devlet Bey bir şeyi istiyorsa yapılıyor, istemiyorsa yapılmıyordu. 2023’ün Eylül ayında Saraydan bütün gazetecilere; ‘Osman Kavala’nın bir an önce davasının bozulup serbest bırakılmasını düşünüyoruz, ne diyorsunuz?’ diye sorular yoğunlaşmıştı. Erdoğan’a yakın birçok yazarlar da Osman Kavala’nın bırakılacağını yazmıştı. Ama Bahçeli bir Grup Toplantısında çıktı; “Böyle böyle şeyler duyuyorum, hadi bırakın da görelim” dedi ve o konu hemen kapandı. Bir daha da ne Erdoğan üzerine vardı, ne başka bir şey yapıldı. Evet; Devlet Bey, Tayyip Bey’in başına konulmuş bir jandarmadır.”[1]
Böylesine ciddi ve endişe verici itham ve iddialar hem Erdoğan hem Bahçeli tarafından niçin yanıtlanmazdı?
Öcalan’ın İmralı Sürecindeki Fikir Babası ABD’li Yahudi Murray Bookchin Olmaktaydı. Peki Sn. Bahçeli Hangi Yahudilerle Kontaktaydı?
1 Ekim 2024’te MHP lideri Devlet Bahçeli’nin DEM Parti heyetiyle tokalaşmasıyla üçüncü kez başlatılan sözde Kürt meselesinin çözümüyle ilgili süreç, PKK Terör Örgütü Katilbaşı Abdullah Öcalan’ın da devreye sokulmasıyla başka bir aşamaya taşınmıştı!
Abdullah Öcalan’ın Şubat 2025’teki silah bırakma ve fesih çağrısıyla dikkatler İmralı’ya çevrilmiş durumdaydı. Ancak sürecin kilit ismi Öcalan’ın nasıl bir çözüm istediği ve sürecin nasıl gelişeceği? konusu henüz netlik kazanmamıştı. Öcalan’ın İmralı günlerinde en fazla kimden etkilendiği, hangi kitapları okuduğu, uyduruk Kürt siyasetinin hangi doğrultuda gelişmesini istediği? merak konularıydı.
Marksist-Leninist bir örgüt olarak kurulan PKK elebaşısının muhtemelen “Rusya’dan ya da sol fikirli bir adamdan” etkilenmiş olabileceği sanılırdı. Ancak, Öcalan’ın “fikir babası” ABD’den bir Yahudi çıkmıştı.
Eşkıyabaşının, fikirlerinden esinlenip mektuplaştığı, hatta kendisini “öğrencisi” olarak tanıttığı ABD’li Yahudi bir “fikir babası” vardı; adı Murray Bookchin.
Bookchin, Nisan 2004’te bir aracıdan Öcalan adına beklenmedik bir mektup almıştı. Öcalan’ın mektubuna aracı olan Reimar Heider adlı bir Alman çevirmen olmaktaydı. Öcalan 2004 yılında Bookchin’a yazdığı mektupta, Heider, “Öcalan’ın İmralı’da hapishanede Bookchin’in kitaplarının Türkçe çevirilerini okuduğunu ve kendisini ‘iyi bir öğrencisi’ olarak tanımladığını” aktarmıştı.
Murray Bookchin Kim Olmaktaydı?
Rusya Yahudisi göçmen bir ailenin çocuğu olarak 1921’de New York-Bronx’ta doğan Murray Bookchin, Marksist ideolojiyle çocukluk yıllarında tanışmıştı. 1930’ların sonunda Hitler-Stalin Paktı’nın imzalanmasının ardından Komünist Parti’den ayrılarak önce Troçkist, sonra da anarşist olup çıkmıştı. 1950’lerde New York’ta ‘Özgürlükçüler Birliği’nin kurulmasına öncülük yapmış, 1960’lar ile 1990’lar arasında anarşist kalmıştı.
Bu Yahudi’nin Kızı Debbie Bookchin de Babasının Yolundaydı!
Babasından etkilenip Kürt aktivist olan kızı Debbie Bookchin, babasının fikirlerinin PKK ve Kürt Hareketi üzerindeki etkisi hakkında yazılar yazmış ve röportajlar yapmıştı!? Debbie Bookchin, Alman Heider’in şöyle dediğini yazmıştı:
“Öcalan, siyasi stratejisini ‘demokratik-ekolojik-toplum’ vizyonu etrafında yeniden inşa etti ve Kürdistan ve Ortadoğu’da sivil bir toplum inşa etmek için bir model geliştirdi. Bookchin’in kitaplarını tüm Kürt şehirlerindeki tüm Belediye Başkanlarına önerdi ve herkesin okumasını istedi.”
…
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…
