Yazar: yonetici
0 Yorum 293 Görüntüleyen

Nefsin Gizli Riyakârlık ve Sahtekârlığı
VE BİR DOST UYARISI

“Dost acı söyler; ama ilacı söyler!..”

-Ey dost! Hiç, hayatın tam ortasında görünmez bir yol ayrımında durup, hangi yöne gideceğini bilemediğin o derin sessizliği yaşadın mı? Belki tam şu an, zihnini yoran zor kararlarla ya da kalbini inciten tarifi imkânsız kayıplarla yüzleşmeye başladın… Dünya sana her gün binlerce geçici tavsiye sunmaktadır. Her köşeden ayrı bir ses yükselip uyarır, ama hiçbiri senin içindeki o derin, anlam arayan o boşluğu doldurmaya yeterli olmamıştır!..

Büyük Arif İbn Arabi der ki, “İnsan kalbi, İlahi tecellilerin yansıdığı bir aynadır. Ancak dünya telaşı ve gaflet bulutları bu aynayı tozlandırır.” İşte tam bugün o aynanın üzerindeki tüm tozları silecek, âlemlerin Rabbinin, senin için sakladığı mukaddes bir hazineden bahsedeceğiz; O’nun İlahi hikmetinden, yani Rabbimizin bilgeliğinden senin manevi hastalıklarına şifa reçeteleri aktarıvereceğiz. Bu bahsettiğimiz hakikat, soyut bir felsefe ya da ulaşılmaz bir teori değildir. Hayatının her alanında, aldığın her nefes ortamında ihtiyaç duyduğun pratik, Hakka ve hayra dönüştürücü ve İlahi bir rehberliktir.

Kur’an-ı Hekim ve Meal-i Kerim, bize bu eşsiz bilgeliğin, doğrudan Yüce Allah’tan geldiğini müjdeler. En güzel tarafı da şudur: “Yaşın, geçmişin ya da bugüne kadar yaptığın hataların ve kötülüklerin ne olursa olsun, bu İlahi nur şu an senin için erişilebilir vaziyettedir!” Bakara Suresi bize bu muazzam gerçeği fısıldar. “Allah, hikmeti dilediğine verir ve kime hikmet verilmişse ona büyük bir hayır verilmiş demektir.” (Bakara Suresi: 269) Görüyor musun? Yüce Yaratıcı, O’ndan samimiyetle hikmet istediğin için seni asla geri çevirmez ve kınayıp mahrum etmez… O, kalbini tevazuyla Kendisine açan herkese cömertçe ihsanda bulunup ikram eder.

Her şeyin başı, Yaratıcı’ya duyulan o derin saygı, huşu ve takvadır. Bütün bilgeliğin kaynağı entelektüel bir kibirden veya zihne yığılmış kuru bilgi birikiminden değil, Allah’ın azameti karşısında saygıyla eğilen bir kalpten doğar. Kadim büyüklerimizin de hep söylediği gibi, “Hikmetin başı Allah korkusudur.” Ancak bu, insanı çaresiz bırakan veya dehşete düşüren bir his değil, aksine, O’nun sonsuz büyüklüğü karşısında kulluğumuzu ve O’na olan bağlılığımızı ve borcumuzu idrak ettiren derin bir saygıdır. Sarsılmaz bir heybettir. Bu, takva halidir. Yaratıcı’ya bakıp derin bir tevazuyla “Sen benim Rabbimsin ve benim Sana her halde ve her yerde ihtiyacım var!” demektir.

Maalesef, insanların çoğu kuru bilgiyle İlahi hikmeti birbirine karıştırır. Verileri, unvanları ve teorileri biriktirenler vardır. Ancak kalplerinde İlahi bir nur yoksa, onların anlayışı ilk fırtınada dağılıp giden kum tanelerinden farksızdır. Oysa gerçek bilgeliğin temelleri, Kur’ani sonsuzluğa ve nefsani benlikten kurtuluşa dayanır. Hayatını Allah’a duyduğun bu derin huşu üzerine inşa ettiğinde, kopmaz bir kulpa tutunmuş olursun. Tufanlar vurabilir, fırtınalar kopabilir ama o manevi bina asla yıkılmaz. Şunu asla unutma ki tevazu, o İlahi bilgeliğe ve hikmet iklimine giden yegâne kapıdır. Kibirli insan zaten her şeyi bildiğini sanırken, hikmet sahibi insan Rabbine ne kadar derin bir bağla ait olduğunu bilir.

Belki de nefsi heva ve hesaplarınla aldığın kararların, seni zor yollara sürüklediğini hissettin ve hâlâ baştan başlama şansın olup olmadığını merak ediyorsun. Elbette var. Çünkü manevi arınmanın, o kalbi yeniden onarmanın başlangıcı şu basit ve içten itiraftır: “Rabbim, adımlarımı Senin nurunla atmak ve rızana ulaşmak istiyorum. Bana doğruyu Sen öğret!” Allah’ı bilmek, sadece O’nun hakkında teorik bilgi sahibi olmak değiI; günlük işlerinde ve aldığın her nefeste O’nu hissetmektir. O’nun ilimlerinin hayatında tecelli ettiğini gördüğünde, O’nun nazarıyla feraset bulmaya başlarsın. İşte bu durum; öyle metotlarla, modalarla değişmeyen, kaosun ortasında ruhu aydınlatan kadim ve daim bilgeliktir.

Bugünün dünyasını bir düşün. Binlerce farklı fikirle dolu bir karmaşa. Her biri hayatı anlamanın bir yolunu vadediyor, ama hepsi zamanla eskiyip yok oluyor. Allah’ın hikmeti ve Kur’an’ın hakikati ise ezelden ebede aynı kalır. Kendisiyle çelişmez, güncellenmeye ihtiyaç duymaz. Kalbin bu nurla dolduğunda, etrafındaki sis ne kadar yoğun olursa olsun adımların her zaman güvenli yola yönelir. Gaflete düşenler hikmeti ve öğüdü göz ardı edebilirler. Ama arif olan; bin kez düşmüş olsa bile kalkıp yeniden öğrenmeyi ve düzelmeyi diler.

Allah’tan, öğrenme ve gerçeğe erişme arzusu, canlı ve istekli bir kalbin en büyük işaretidir. Ve işin en güzel yanı şudur. Allah’a duyulan bu saygı, seni O’nun rahmetinden uzaklaştırmaz. Tam aksine, O’na yakınlaştırır. O’nun kudretini anladığında, ruhun kuşku ve korkuyla titremez, minnettar bir saygıyla dolar. Bu uçsuz bucaksız bir okyanusa bakıp kendini Onun yüceliği karşısında küçücük bir zerre olarak hissetmek, ama aynı zamanda o büyüklüğün içinde tamamen güvende olduğunu bilmek gibidir. Çoğu insan Allah’tan sakınmayı, sürekli bir suçluluk duygusu sanır. Oysa gerçekte bu, tam bir farkındalık içinde yaşamaktır. Harekete geçmeden önce kendine şu soruyu sormaktır. “Bu yapacağım şey, Rabbimi hoşnut eder mi?” Bu kadar basit bir soru, İlahi bilgeliği insani dürtülerden ayıran en güçlü filtredir. Geçmiş hataların yüzünden hayatın bir enkaz haline geldiğini hissedebilirsin. Unutma ki Allah’ın hikmeti, insani yanılgıların yıktığını yeniden inşa eder. O, samimiyetle yönelenleri asla geri çevirmez. İnsanın yıkım gördüğü yerde, Allah yeni ve daha sağlam bir temel kurmaktadır.

Şimdi bir an durakla, derin bir nefes al ve kalbinden şunu tekrarla. “Rabbim, Senin yüceliğini ve kusursuzluğunu ve kendi kulluğumu kabul ediyorum. Bana Seni sevgiyle saymayı ve rıza makamında itaatkâr olmayı öğret!” Bu basit huşu eylemi bile, dönüşüme giden ilk adımdır. Ruh, kendisini var edene teslim olduğunda kalp kapıları açılır ve zihne feraset yağar.

 

…

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

 

 

Yorum Yap

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi