Yazar: yonetici
0 Yorum 1k Görüntüleyen

Milli Çözüm İstanbul Bölge Başkanı
Yakup Gözübüyük’ün
TAYVAN VE VİETNAM GÖZLEMLERİ

Tayvan

Japonya’da kardeşlerimle birlikte gerçekleştirdiğimiz ve bir medeniyeti yerinde gözlemleme imkânı bulduğumuz yolculuğun ardından, Asya seyahatime bu kez tek başıma devam ettim. Japonya’dan sonra rotamı Tayvan’a çevirdim; ardından Vietnam’da bulunan temsilcimizi ve aynı zamanda dava kardeşimiz olan dostumuzu ziyaret etmek üzere yolculuğumu sürdürdüm. Bu seyahat benim için sadece ülkeler arasında yapılan bir gezi değil; farklı toplumları, yaşam anlayışlarını ve insan ilişkilerini yerinde görerek tefekkür etme fırsatı sunan bir yolculuk olmuştu.

Tayvan’a ilk adım attığımda, klasik bir Uzak Doğu ülkesine değil; son derece organize, kendine özgü bir sistem toplumuna girdiğimi hissettim. Tayvan’a gittikten sonra bu ülkenin arka planını daha iyi anlamak için ayrıca bir araştırma yaptım ve gördüğüm düzenin aslında derin bir tarihsel sürecin sonucu olduğunu fark ettim. Ada ülkesi, tarihsel olarak oldukça katmanlı bir geçmişe sahip. 17. yüzyılda Hollandalılar ve İspanyolların kısa süreli hâkimiyetinden sonra Çin Qing Hanedanlığı’na bağlanan Tayvan, 1895’te Japonya’ya bırakılıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden Çin’e geçiyor; ancak 1949’da Mao Zedong liderliğindeki komünistlerin ana karayı ele geçirmesiyle, komünistlere karşı mücadele eden milliyetçi yönetim Çan Kay Şek önderliğinde Çin Cumhuriyeti (Tayvan’a) çekiliyor. Burada yeni bir devlet kurmak yerine mevcut Çin Cumhuriyeti yönetimini sürdürmeye devam ediyorlar. Ana karada ise Çin Halk Cumhuriyeti kuruluyor. Böylece ortaya bugün hâlâ devam eden iki ayrı siyasi yapı çıkıyor ve her iki taraf da “gerçek Çin” olduğunu iddia etmeyi sürdürüyor, ancak zamanla Tayvan’da ayrı bir siyasal kimlik, demokratik sistem ve “Tayvanlılık” bilinci güçlenmiştir. Bu nedenle Tayvan meselesi, yalnızca bir toprak konusu değil; tarih, kimlik ve sistem çatışmasının iç içe geçtiği, küresel siyasetin en hassas başlıklarından biri olarak varlığını koruyor.

Bugün Çin, Tayvan’ı kendi toprağının ayrılmaz parçası olarak görmekte ve nihai birleşmeyi stratejik hedef saymaktadır. Tayvan ise fiilen bağımsız, demokratik ve Batı ile entegre bir yapı olarak mevcut statüsünü korumak istemektedir. ABD ise Çin’i doğrudan kışkırtmadan Tayvan’ın savunma kapasitesini destekleyen “stratejik belirsizlik” politikası yürütmektedir. Bu nedenle kriz, Çin-Tayvan meselesi olmaktan çıkmış; ABD-Çin rekabetinin merkez dosyalarından biri haline gelmiştir.

Çin’in Tayvan’ı işgal etmemesinin temel nedeni bunu istememesi değil, bu girişimin olağanüstü maliyetli ve riskli olmasıdır. Yapılan analizlere göre, Tayvan bir ada olduğu için işgal, denizden büyük çaplı amfibi çıkarma gerektirir. Bu, modern savaş tarihinin en zor operasyon türlerinden biridir. Çin’in sadece asker çıkarması yetmez; hava üstünlüğü kurması, deniz ikmal hatlarını koruması, şehir savaşını göze alması ve ABD, Japonya gibi aktörlerin müdahale ihtimalini yönetmesi gerekir. Başarısız bir operasyon Çin Komünist Partisi için sadece askeri değil, rejim meşruiyeti açısından da yıkıcı sonuç doğurabilir.

Ekonomik boyut ise daha da kritiktir. Yapılan analizlere göre Tayvan merkezli büyük bir savaşın ilk yıl maliyeti yaklaşık 10-10,6 trilyon dolar, yani küresel GSYH’nin yaklaşık %10’u düzeyinde olabilir. Bu, COVID şoku, küresel finans krizi ve Ukrayna savaşının ekonomik etkilerinden bile daha ağır bir kırılma anlamına geliyor.

Asıl kırılma noktası yarı iletkenlerdir. Tayvan, özellikle TSMC şirketi üzerinden dünyanın ileri seviye çip üretiminde merkezi konumdadır. TSMC küresel saf döküm pazarında yaklaşık %72 paya sahiptir. Bu, otomotivden savunmaya, yapay zekâdan telekomünikasyona kadar çok geniş sektörlerin Tayvan Boğazı’ndaki istikrara bağımlı olduğu anlamına gelir. Tayvan, özellikle yarı iletken (çip) üretiminde dünya için kritik bir merkezdir. Olası bir savaş, sadece bölgesel değil küresel ekonomiyi derinden sarsacak bir kriz yaratır. Çin de bu ekonomik sistemin merkezinde olduğu için, böyle bir savaş kendi ekonomisine de ağır zarar verir. Bu nedenle Çin için askeri çözüm, kazançtan çok maliyet üretme potansiyeli taşır.

Tayvan, Yarı Başkanlık Sistemi ile yönetilen bir Demokratik Cumhuriyet; ancak klasik üç kuvvet ayrılığına ek olarak denetim ve sınav gibi ayrı iki erk daha bulunuyor. Bu liyakati güçlendiren yapı bana Adil Düzen siyaset ve hükümet teşkilindeki Yasama-Yürütme ve Yargıya ek olarak “Denetim erki” hususunu ve “Sınav erki” de Adil Düzen’deki ehliyet ve liyakat uygulamasını hatırlattı. Tabi ki Adil Düzen sistemi ile birebir olmasa da bu iki çok önemli erkin uygulanabilirliğine pratik bir örnek olması açısından önemli bir bilgiydi benim için. Sokakta hissettiğim en belirgin şey şu oldu: Devlet görünmüyor ama etkisi her yerde. Bürokrasi hızlı, dijitalleşme ileri seviyede ve kamu hizmetleri neredeyse hatasız işliyor.

Nüfus 23 milyon civarında ve toplumsal yapı disiplin ve karşılıklı saygı üzerine kurulu. İnsanlar sessiz, kurallara bağlı ve kamusal alanı paylaşma konusunda oldukça bilinçli. Metroda konuşan neredeyse yok. Özellikle Taipei’de geçirdiğim zaman bana sık sık Japonya’yı hatırlattı. Bunun tesadüf olmadığını fark edip araştırdığımda; 1895-1945 arasındaki Japon yönetiminin şehir planlaması, ulaşım altyapısı ve kamu düzeni üzerindeki kalıcı etkisinin sahada yansıması olduğunu fark ettim.

Taipei metrosu (MRT – şehir içi raylı sistem), dakiklik, temizlik ve düzen açısından Japon metro sistemleriyle neredeyse aynı standartta. Bu bilinçli bir tercih; sistem kurulurken Japon modeli referans alınmış. İnsan davranışlarında da benzerlik dikkat çekiyor: yardımseverlik, kamusal saygı ve sessizlik kültürü Japon disiplinini hatırlatıyor. Ancak burada önemli bir fark var: Tayvan’da bu disiplin daha yumuşak ve daha samimi hissediliyor. Japonya’da nezaket daha kural temelli ve mesafeli iken, Tayvan’da daha doğal ve içten. Bu nedenle Taipei, Japon sisteminin daha sıcak ve yaşaması daha rahat bir versiyonu gibi duruyor.

Bu noktada sıkça dile getirilen “Tayvan geleceğin Japonya’sı” söylentisi belirli ölçüde anlam kazanıyor. Tayvan, Japonya’nın 1980-90’larda sahip olduğu yüksek teknoloji üretim gücünü ve küresel ekonomik ağırlığını kısmen temsil ediyor. Özellikle TSMC (Tayvan Yarı İletken Üretim Şirketi) üzerinden yürüyen yarı iletken (çip) üretimi, geçmişte Japonya’nın elektronik ve sanayi üretimindeki merkezi rolünü hatırlatıyor. ABD ile yakın ilişkiler ve Çin karşısındaki stratejik konum da bu benzerliği güçlendiriyor.

 

…

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

 

 

Yorum Yap

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi