“PARLATACAĞIZ!” DİYEREK TÜRKİYE’Yİ PARÇALAMA PLANLARI!
Enteresan Çelişki Yumağı ve Erdoğan Kahramanlığı!..
“Husilerin durumu gerçekten çok enteresandır! Bir taraftan İsrail’e düşman olduklarını ilan ediyorlar ama diğer taraftan ABD ile yürüttükleri diplomatik temaslarda “İsrail bağlantılı gemilere saldırmayacakları” yönünde güvence veriyorlar… Peki, nasıl oluyor da; İsrail’e karşı mücadele ettiğini söyleyen bir örgüt, İsrail bağlantılı gemileri hedef almayacağını bildirirken Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürüyorlar? Burada sorgulanması gereken ciddi bir stratejik çelişki vardır!” diyenlere, daha enteresan bir çelişkiyi aktaralım… İsrail’e en ağır sözlerle sataşıp, ama onu soykırımdan caydıracak hiçbir ciddi ve cesaretli adım atmayan Sn. Erdoğan’ın “Sevgili Gardaşı” İlham Aliyev’in BM temsilcisi ve bütün Türki Cumhuriyetlerin BM görevlileri Kuduz Netanyahu’nun konuşmasını hürmetle dinlemek üzere salonda kalmışlardı!?.. Buna hiçbir tepki göstermeyen Sn. Erdoğan ve kurmayları, Aliyev’in başörtü yasağına karşı horozlanmaya kalkışmışlardı. İlham Aliyev ise, Bakü’deki güvenlik zirvesine, İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog’u çağırıp ağırlamış, Türkiye havaalanını kullansın diye özel uçağını Tel Aviv’e yollamış, kahraman Erdoğan’ın Dış Bakanı Hakan Fidan da aynı toplantıda Herzog’la ortak masayı paylaşmaktan gocunmamışlardı.
Hadi, bundan daha da enteresanını hatırlatalım. Rahmetli Erbakan Hocamızın DAVAM kitabı 98-103 sayfalarında; “Siyonizm’in en etkili ve tehlikeli küresel kuruluşlarından olup, asıl şeytani amacının: Dünya siyasetini ve ekonomisini Büyük İsrail hedefleri doğrultusunda ayarlayıp yararlanmak olduğunu” vurguladığı BİLDERBERG müdavimi Ali Babacan’la YENİ YOL arkadaşlığı yapan SP’nin bu talihsiz tavrına karşı çıkan bile olmamıştı!?
İstismarcı ve münafık Dincilerin, ırkçı ve mafyacı Milliyetçilerin ve Haçlı Batıcı Atatürkçülerin elinde Türkiye, karanlık bir uçuruma kaydırılmaya çalışılmaktaydı!..
SP’nin ve Bilderberg’ci Deva Partisi’nin (YENİ YOL Ekibinin) Mekke Anlaşması tezkeresiyle ilgili “yarım ağız” yaklaşımı, acaba “Pazarlığa açığız!” tavrı mıydı?
TBMM komisyonunda ele alınacak olan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’yla ilgili, YENİ YOL grubunu oluşturanların: “Bu anlaşmanın hangi tehditlere karşı hazırlandığının, Türkiye’nin hangi koşullarda askeri yardım sağlayacağının ve TBMM’nin verilecek yetkileri nasıl kullanacağının?” yanıtları ortaya çıktıktan sonra tavırlarını ortaya koyacaklarını söylemeleri[1] tam bir skandaldı. Hele Milli Görüş’ü ve Erbakan çizgisini temsil eden bir partinin, Türkiye’ye kurulan ve İran’la çarpıştırılmayı amaçlayan Siyonist bir tuzağa karşı gayet net ve mert şekilde “HAYIR!” demeleri beklenirken, bu “yarım ağız ve pazarlığa açığız!..” tavrı, kendilerine duyulan itimat ve itibarın son kırıntılarını da ucuz harcamaktı.
Bu arada, Türkiye’yi MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın temsil ettiği Mekke Mutabakatı yetkililerinin ani Tahran ziyareti: “Husileri durdurun, yoksa olacaklardan biz sorumlu değiliz!” mesajı ve şantajı mıydı? Öyle ya, ittifaka davet bile etmeden yapılan bu ziyaret, Trump’ın kafasından çıkmış olmasındı!.. Çünkü İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: “Müslümanların birlikteliğinden sadece memnuniyet duyarız. Ve biz her türlü çağrıya açığız!” demesine rağmen, İran’ın Mekke İttifakı’na katılması yönünde bir davet yapılmamıştı!..
Fatih Erbakan’ın Tutarsız Tavrı!..
Diyarbakır ziyaretleri sırasında “Ana dilde eğitim konusunda” sorulan bir soruya: “Diğer partilerin ve iktidar üyelerinin bu husustaki görüşleri ve teklifleri bir netlik kazansın; biz de ondan sonra kendi kanaatlerimizi ortaya koyacağız!..” anlamındaki yanıtı tam bir acizlik ve bilgisizlik itirafıydı. Yahu sizin, kendi inancınıza ve davanızın icaplarına dayalı, ülkemiz üzerindeki sinsi ve Siyonist oyunları da bozmaya duyarlı ve tutarlı bir kanaat ve kararınız henüz bulunmuyorsa… Malum ve mel’un odaklarca ve figüranlarınca oluşturulacak politik havalara göre bir tavır takınılacaksa, siz yarın ülkeyi nasıl yöneteceksiniz? Dünya dengelerine hangi akıl ve programla yön vereceksiniz? diye sormazlar mı? Kaldı ki, bölgede yaygın Medrese tahsili gibi özel durumlarda Kürtçenin kullanılması münasip olsa da, ilkokuldan üniversite sonlarına kadar Milli Eğitimin her kademesinde mutlaka Türkçe Eğitim yapılmasını, aksinin ülkemizin fikren ve fiilen parçalanmasına yol açacağını Erbakan Hocamızdan duymadınız, anlamadınız mı?
Mekke Mutabakatı’nın Muğlak Noktaları!
1- Anlaşmanın ilk maddesi, benzerlerinden farklı olarak saldırıyı bile beklemeden, taraflardan biri tehdit edilirse diğerlerini de karşılık vermeye zorunlu saymaktaydı. Ancak birinin toprak bütünlüğünün, egemenliğinin ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının tehdit edilmesi veya tehlikeye düşmesi durumuyla tam olarak neyin kastedildiği? açıklanmamıştı. Dışarıdan nasıl bir müdahalenin; ittifaktaki devletlerin egemenliğine, sınırlarına bir saldırı ya da tehdit gibi algılanacağı belirsiz bırakılmıştı. Örneğin insansız hava aracıyla yapılan saldırılar, füze saldırıları, siber saldırılar ya da vekil güçler aracılığıyla yapılan saldırılar bu kapsamda sayılacak mıydı?
2- Dışarıdan birine yönelen silahlı bir saldırı, tüm taraflara yapılmış sayılacak ve taraflar da buna “derhal” yardıma koşacaklar yani müdahalede bulunacaklardı… Hem de “hemen”! “Hemen”, bir “zaman ve zorunluluk” kavramıydı. Buradaki aciliyetin kimin algısına ve işleyişine göre belirleneceği hususu kapalıydı.
3- En çok tartışılması gereken, teröre karşı iş birliğinden bahsedilen 5. maddesi. “Terör” ve “terörist” kavramları netleştirilmediği gibi bizim için bir numaralı terör örgütü PKK/YPG ve türevleri Suudilere göre terör örgütü sayılmamaktaydı. Öte yandan, Suudi Arabistan’ın “terörist” dediği Müslüman Kardeşler’e Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve iktidarının yaklaşımı ortadaydı.
Peki, kendini “ABD, İsrail ve Batı’nın Ortadoğu’daki politikaları ile askeri varlığına karşı durmak” olarak tanımlayan “Direniş Cephesi”nin parçası olan Husiler yine Suudi Arabistan’a saldırdığında antlaşma gereği Türkiye’nin yanıtı ne olacaktı? Gerçekten de iddia edildiği gibi Mehmetçik Yemen çöllerine mi yollanacaktı? Komşu İran ile ilişkilerinde bu doğrudan taraf seçmek sayılmaz mıydı? “Herkes gider, komşu kalırdı.” Bunu da ayrıca önemle hatırda tutmalıydı.
4- Ortak Komuta, İstihbarat ve Karar Alma Mekanizmasının Belirsiz Bırakılması
Özellikle askeri doktrinleri, gelenekleri, stratejik öncelikleri ve dış politika refleksleri bu kadar farklı olan Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın olası bir kriz anında nasıl ortak karar alacağı, operasyonel komutanlığın kime bırakılacağı ve bu kararların taraflar için bağlayıcılık koşullarının neler olacağı, hangi sınırlar ve güvenlik protokolleri çerçevesinde davranılacağı, hassas ulusal istihbaratın nasıl paylaşılacağı? gibi hayati konular anlaşmanın kör noktalarıydı. 9. maddede istihbaratın paylaşılacağı söylenen “güvenli kanallar”ın neler olduğu da açıkça ortaya konulmamıştı.
Müşterek bir harekât merkezinin veya bağlayıcı bir mekanizmanın otonomiden ödün vermeden nasıl işletileceği sorusu da yanıtsız bırakılmıştı. Belirsizlik, kâğıt üstündeki ittifakın sahada kilitlenmesine ya da taraflardan birinin diğerini istemediği bir çatışmanın içine sürüklemesine zemin hazırlayacaktı.
…
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…
