Anasayfa » KOZİNOĞLU BİLMECESİ VE ÇELİŞKİLERİ

KOZİNOĞLU BİLMECESİ VE ÇELİŞKİLERİ

Yazar: yonetici
0 Yorum 550 Görüntüleyen

Konuya şu sorularla başlayalım:

1– Kurtlar vadisi dizisinde “Hain olarak gösterilen Kaşifoğlu’nun ölümle tehdit edilmesinden” birkaç gün sonra Kaşif Kozinoğlu’nun hem de çok önemli bilgiler vereceği beklenen tarihi bir mahkeme öncesinde ani ve şüpheli ölümü;

·         Sadece bir tesadüf eseri miydi?

·         Yoksa dizi senaristlerinin kehaneti miydi?

·         Veya masonik ve Siyonist merkezlerin planlı bir suikastını önceden deşifre edip gözdağı vermek miydi?

2- Kaşif Kozinoğlu, Fetulahçı Aksiyon Dergisinin iddiasına göre “yiyecek ve içeceklerine karıştırılıp kalbin durmasına yol açan ve tespiti mümkün olmayan çok özel ilaçlarla ve Ergenekoncularca öldürülmüşse demek ki AKP iktidarına yakın, en azından yarar biriydi? Peki, o halde, niçin suçlanıp tutuklanması istenmişti?

3– Yok eğer Kozinoğlu, İsrail’in, ABD’nin ve Ergenekon örgütlenmesinin hizmetinde birisi idiyse, onlar tarafından neden hayatına kast edilsindi?

4– Yani Kozinoğlu öldürülmüşse, bunu yapanlar, Ergenekon tertipçileri miydi, yoksa iktidarın cezaevindeki takipçileri miydi?

5– Ve yahut bu çekişme; iyilerle kötülerin, millilerle işbirlikçilerin mücadelesi değil de, “köhnemiş eskiler yerine, zinde yenilerin konulduğu”, Kemalist mason ulusalcıların yerine, liberalist ılımlı İslamcıların koşulduğu, sömürü arabasının atlarını değiştirme süreci miydi?

6– Ve yine Balyoz ve Ergenekon sanığı Tümgeneral Mustafa Bakıcı’nın Rusya-Belarus’a kaçması, çok lüks bir villada ve Yahudi Mossad bağlantılı özel korumalarca kollanması neyin nesiydi?

Kaşif Kozinoğlu’nun ani ve şaibeli ölümü kafaları karıştırıyordu.

Özbekistan Türk Cumhuriyetleri içinde “cemaat okullarına” karşı en sert tutumu ile tanınmıştı. Bu okulları yaşa dışı faaliyetleri gerekçesiyle kapatmıştı.

Emniyet ve istihbarat kurumları içinde yuvalanmış “F Tipi” elemanlara göre Özbek Cumhurbaşkanı İslam Kerimov Kaşif Kozinoğlu tarafından kışkırtılmıştı.

10 Mart 2011 günü, özel yetkili savcı Zekeriya Öz’e verdiği ifadede, “İrtica benim görev alanım değildir. Görevim de değildir” demesine rağmen Kozinoğlu “cemaatin” hedefi yapılmıştı. Ve yine hayatında Rusya’ya hiç gitmediği, buranın görev bölgesi olmadığı halde Kozinoğlu, Odatv soruşturmasında, Rusya’daki cemaat operasyonları hakkında belge sızdırmakla bile suçlanmıştı. Buna rağmen Fetulahçı STV’nin “Kozinoğlu’nun, bildiği gerçekleri anlatması halinde Ergenekoncuların sıkıntıya düşeceğinden kuşkulanan kesimlerce, kalp durmasına yol açan ilaçlarla zehirlendiğini” iddia etmesi, kafa karıştırıcıydı.

Kozinoğlu’nun tutuklanma nedeni “belge” denilen “Koz” adı verilmiş dijital bir word sayfasıydı. Sayfada şunlar yazılıydı:

“Rusya ve Özbekistan’daki cemaat operasyonları hakkında Kozinoğlu’ndan gelen belgeleri mutlaka gündeme taşıyalım. Kozinoğlu’ndan gelen diğer belgeleri de değerlendirelim.”

Kaşif Kozinoğlu’nun tutuklanması için bu sözde belge kanıt sayılmıştı. Kozinoğlu’nun başarılarla dolu özgeçmişi gazetelerde çıkmıştı, tekrar etmiyoruz. 1980’den 1995’e kadar Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda çeşitli görevlerde bulunduktan sonra MİT’e giren ve tutuklandığı 10 Mart 2011’e kadar Asya bölgesinin neredeyse tamamında üst düzey görev yapan bir istihbaratçıydı.

İşte böyle bir kişinin, adını Afganistan’da görev yaparken duyduğu, iktidara karşı sert muhalefet yapan bir haber sitesine, hem de kendi adıyla belge gönderdiğine inanmak akıldan uzaktı.

MİT: “Kozinoğlu gönderemez” diyordu.

Kaldı ki Kozinoğlu’nun Odatv’ye, ya da Soner Yalçın’a gönderdiği iddia edilen belgeler onun görev alanının dışındaydı. Kozinoğlu, savcı Zekeriya Öz’ün sorusunu şöyle yanıtlamıştı:

“Benim elimde Afganistan ve Pakistan bölgelerine ait belgeler vardır. O bölgede çalıştığım için. Bizde kompartımasyon sistemi vardır, başka odalara gidip belge alamam, o belgeler nereden çıktıysa yazıcısı bellidir. Her koridorda kamera vardır, bizim koridorlara girmemiz yasaktır. Ayrı bir birimdir, birimler arası geçiş yasaktır.”

Kozinoğlu’nun avukatlarının bilgi talebi dilekçesine MİT’ten gelen ve Odatv iddianamesinin ek klasörlerinde bulunan resmi yanıtı da bunu doğrulamaktaydı:

“Müsteşarlığımız bilgi sistemlerinde kullanıcılar, bulunduğu hiyerarşi ve çalıştığı birim kapsamında sadece iş kuralları dâhilinde yetkili oldukları yazılar ile dosyalar içerisindeki dokümanlara erişebilmektedirler. Söz konusu sistemlerdeki erişim kayıt altına alınmaktadır.”

“Bu kapsamda, Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı emrinde görevli olmayan Kaşif Kozinoğlu’nun, bu başkanlığa ait yetkili olmadığı herhangi bir dokümana müsteşarlık bilgi sistemlerinden erişim imkanı bulunmamaktadır.”

MİT’te asker niye istemiyordu?

Kaşif Kozinoğlu, MİT’teki değişimden büyük rahatsızlık duyuyordu. “MİT’te asker bırakmayacaklar” diyordu. Müsteşar değişince emekliliğini istiyor, ancak yeni müsteşar Hakan Fidan bunu kabul etmiyor; “Sen bize Orta Asya’da çok lazımsın” diyerek 2010 yılının Eylül ayında Asya bölgesine başmüşavir olarak atanıyordu.

Fidan’la nerede tanışıyordu?

Kozinoğlu’nun Hakan Fidan’la tanışmaları çok daha eskilere “Binbaşı Kaşif” olduğu zamana dayanıyordu. Kozinoğlu, savcı Öz’ün kendisi gibi emekli ÖKK subayı ve Ergenekon tutuklusu olan Levent Göktaş’la ilgili sorusuna şu yanıtı veriyordu:

“Mustafa Levent Göktaş benim rütbe olarak altımda çalıştı. Özel Kuvvetler’e gelenlere eğitim veriyordu. Bir dönem de Azerbaycan ordusunu eğitmeye gittiğimizde orada da kendisi subaydı. Grubun içinde eğitmendi… Emir komuta bende olduğu için aramızda herhangi bir güç mücadelesi de olması söz konusu değildir.”

2 ÖKK subayının Azerbaycan’da olduğu tarih 1992. Aynı günlerde TİKA’nın bir görevlisi olarak Hakan Fidan da oradaydı. İlişkileri nasıldı bilemiyoruz. Ancak samimi olduklarını söyleyen kimseye rastlanmamıştı. Fakat Mehmet Eymür’le nasıl olduğu biliniyordu!

Eymür’ün MİT içinde düşmanca tutum aldığı, sürekli suçladığı kişilerin başında eski Müsteşar Şenkal Atasagun ikincisi ise Kozinoğlu’ydu. ABD’ye kaçtıktan sonra faaliyete geçirdiği ATİN sitesinde, muhtemelen kendisinin yazdığı, “MİT personelinden acı itiraflar” başlıklı bir mektup yayınlamış ve burada Kozinoğlu’ndan “Teşkilatın Yeşil’i” diye söz ediyordu.

Son bir not… 10 Mart 2011 günü Kozinoğlu’nu “silahlı terör örgütüne üye olma” iddiasıyla tutuklayan yargıç Resul Çakır, şimdi yaşasaydı Kozinoğlu’nun yargılanacağı heyete başkanlık edecekti!

Kozinoğlu, Karayılan olayını nasıl anlatıyordu?

“PKK’ya alternatif örgüt” başlıklı haberde Suriye’de, Esad rejimine karşı “PKK dışında kalan tüm kesimleri” içinde yer almaya çağıran silahlı bir yapılanma vardı. Adı: “Kürdistan Aslanları Ordusu” (Şeren Welate Kurd)[1]

ABD’nin Suriyeli Kürtleri örgütlemeye yönelik, işbirlikçi, silahlı bir çete olduğu anlaşılıyordu. 15 Kasım 2011 günü Ulusal Kanal’da, Ankara bürosunun genç muhabiri Mustafa Kaya Türkiye’de üslenen muhaliflerin Batı işbirlikçisi kimliklerini belgelere dayanarak haber yapmıştı. “Kürdistan Aslanları Ordusu”nun da bunlardan farksız olduğu anlaşılıyordu.

Kaşif Kozinoğlu’nun, geçtiğimiz aylarda yaşanan İran-Murat Karayılan olayıyla ilgili söyledikleri ise oldukça önem taşıyordu. Kaşif Kozinoğlu’na göre, PKK’nin önemli isimlerinden Murat Karayılan hakkında “İran’da yakalandı, sonra serbest bırakıldı” haberleri doğruydu. Ona göre: “İran Türkiye’den 2 talepte bulunmuştu:

1- Suriye’ye yönelik düşmanca politikanızdan vazgeçin. 2- HAMAS’ı Batı ittifakına çekme gayretinizi terk edin.”

İran, buna karşılık olarak Türkiye’ye Murat Karayılan’ı veya önemli bir PKK yöneticisini “vermeyi” taahhüt ediyor, ama AKP Hükümeti İran’ın talebini reddediyordu. Bunun üzerine İran ile PKK arasında bir anlaşmaya varılıyor, PKK’nın İran ayağını oluşturan PJAK’ın İran’a yönelik silahlı eylemleri sona erdiriliyordu.

Evet, İsrail’in güdümünde olan, ABD ve AB’ye taşeronluk yapan AKP ile Öcalan üzerinden masaya oturan Kandil PKK’sı şimdi Suriye’de Beşşar Esad’a karşı tavır alıyordu.

Adli Tıp’ta hırsızlık mı, casusluk mu yapılıyordu?

Adli Tıp'ın merkezinde garip bir hırsızlık yaşanıyordu. Ölen MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'ndan alınan örneklerin de aynı yerde olması, 'Ya değiştirildiyse?' paniğine yol açıyordu.

Adli Tıp Kurumu'nun Yenibosna'da bulunan merkezinde ilginç bir soygun gerçekleşmişti. Kritik davaların, cinayetlerin, şüpheli ölüm olaylarına ait çok önemli delillerin bulunduğu Kimya İhtisas Daire Başkanlığı'na elinde metal metre ve bazı malzemelerle gelen 30 yaşlarındaki kişi, “Çabuk burayı boşaltın, silikon sıkıp su sebili takacağım” demişti.

Değerli eşyaları çaldı

Elini kolunu sallayarak güvenlikten geçen kimliği meçhul kişi, önce Kimya İhtisas Daire Başkanı Doç. Dr. Mahmut Aşırdizer'in odasına girdi. Doç. Dr. Aşırdizer'i odadan çıkartıp bir süre içeride bekledi. Masadaki ve ceketinin cebindeki cüzdan, cep telefonu gibi eşyalarını alıp ardından laboratuara yöneldi. Aynı yöntemle çok titiz teknik incelemeleri yapan uzman personeli de dışarıya gönderdi. Bir süre yalnız kaldıktan sonra ayrılırken masalardaki eşyaları yanına alarak olaya hırsızlık süsü verdi.

Polis hırsızı arıyor

Ancak geçtiğimiz günlerde cezaevinde şüpheli bir şekilde ölen MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'nun vücudundan alınan kan, doku ve saç teli örneklerinin çalınması ihtimali Adli Tıp çalışanlarını şok etmişti. Kozinoğlu'nun kan, doku ve saç teli örneklerinin bulunduğu dosyanın başka bir örnek dosyasıyla değiştirmiş olabileceği de muhtemeldi. Çünkü Morg İhtisas Dairesi'nde Kozinoğlu'ndan alınan hayati önemdeki numuneler, Kimya İhtisas Dairesi'ne getirilmişti. Polis, meçhul hırsızı tespit edebilmek için kamera görüntülerine el koyup incelemeyi sürdürmekteydi.[2]

Mehmet Eymür neleri saklıyordu?

Eski MİT’çi Eymür, MİT’te birlikte görev yaptığı Kozinoğlu için savcılıkta neler anlatmış:

“MİT’in yabancı operasyon timi olmadığı için, Özel Harp Dairesi’nde görev yapmış Albay Orhan Çoban başkanlığında 5-6 kişilik bir ekibi MİT’e aldık.

Ancak bunlardan Kaşif Kozinoğlu’nun MİT’e alınmasına karşı çıktım. Çünkü Kozinoğlu’nun, Özel Harp Dairesi’nde problemleri olduğunu birçok gayri yasal işlere karıştığını duymuştum. Hatta bu durumu Orhan Çoban’a ilettiğimde ‘Biz bir ekibiz, biz ekip olarak gelir gideriz. Bu istediğiniz ayıp olur’ dedi. Karşı çıkmama rağmen Kozinoğlu MİT’e alındı. Kozinoğlu, MİT’te görevliyken altındaki astsubayla birlikte İHD Başkanı Akın Birdal’ı öldürmek üzere plan yaptığı bilgisi bana ulaştı. İstihbarat birimleri haberim olup olmadığını sordu. Haberimin olmadığını belirterek soruşturma açtım. İfadesini aldım ve Kozinoğlu’nu cezalandırdım. Buna ilişkin tüm yazı ve belgeler MİT Başkanlığı’nda vardır. Şenkal Atasagun, Kaşif Kozinoğlu’nu himayesine aldı. Kendi Dış İstihbarat Başkanlığı’nda kullanmaya başladı.”[3]

“Mehmet Eymür ifadesinde:

“Tarık Ümit, yapı itibariyle kontrol edilmesi zor bir kişiydi. Asabi, kavgacı bir şahıstı. Hem MİT Başkanlığı'nda hem de Mehmet Ağar'ın talimatı ile emniyet adına çalıştı… İnfaz işleri arasında Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım cinayetlerinde bizzat görev aldığını kendisinden öğrendim… Bu olayı, eski Çırağan Oteli'nin karşısındaki yokuşun ortasında, ismini hatırlamadığım bir otelde bana anlatırken bu kayıt yapılmış. Bu kayıtlar MİT'te de bulunmaktadır…”

“Tarık Ümit göreve geldiğim ilk günlerde bana '40 kişilik ölüm listesi'ni gösterdi. Bazılarının üzeri çizilmişti. İnfazları vardı. Behçet Cantürk ismi de çizilenler arasındaydı. Bunları MİT Müsteşarlığı'na rapor ettim…”

“Şahin Arslan, Fevzi Arslan, Vedat Serhat, İsmail Karaoğlu cinayetleri özel harekâtçılar tarafından gerçekleştirildi. Fatih Bucak, MİT'e alınan beyanında, Topal cinayetinin özel harekâtçılar ve Sedat Bucak'ın içinde olduğu ekip tarafından gerçekleştirildiğini, Topal'ın 6 milyon dolar vermemesi üzerine işlendiğini söyledi…”

“Bu kayıtlar MİT'te bulunmaktadır, MİT Müsteşarlığı'na rapor ettim, MİT sorgusunda anlattı…” gibi cümleler, akla, açık bir soru getiriyor:

MİT neden bu bilgileri kendisine sakladı ve hâlâ saklıyor?”[4]

Bu ifadeler doğruysa, mecburen şunları sormak gerekiyordu:

1- Sn. Eymür, bu cinayet ve rezaletlerin üzerine, niye ciddiyet ve cesaretle gitmemiş de, sadece “ayıp savar” cinsinden MİT’e bildirmekle yetinmişti?

2- Şayet MİT yetkilileri, Mehmet Eymür’ün şikâyet ve uyarılarını dikkate almamış, yani görev ihmali ve yetki istismarı yapmışsa, niye Sn. Eymür daha üst makamlara durumu iletmemiş ve olayın peşine düşmemişti?

3- Yok eğer, üst makamlara da bu durumları, resmi-kayıtlı prosedür içinde bildirmişse, böylesine vahim şebekeleşmelere göz yuman yüksek bürokrat, bakan ve başbakanlar kimlerdi?

4- MİT’teki bu çeteleşme ve cebelleşme girişimlerinde CIA ve MOSSAD’ın etkisi ve katkısı neydi ve hangi ölçüdeydi?

Sn. Eymür konunun dış bağlantılarına niye hiç değinmemişti? Çünkü maalesef, ABD ve İsrail desteği olmadan MİT içinde, ülkesel, bölgesel ve küresel ekip ve tertiplere girişme fırsatı verilmediği zaten bilinmekteydi.

5- Haydi, şimdiye kadar Sn. Hakan Fidan’ın bu tür kirli ve gizli ilişkilerden haberi olmamıştı diyelim. Peki, Mehmet Eymür’ün bu itiraf ve iddialarından sonra, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, hangi araştırma ve soruşturmalara girişmiş ve hangi sonuçlara erişmişti?

Yoksa bu çetrefilli çekişmeler, Millilerle işbirlikçiler arasında değil de, “eskimiş”lerle, “taze pişmiş”ler arasındaki bir didişme miydi?

Kaşif Kozinoğlu’na göre: “Fetullah Gülen, koyu bir İsrail yandaşıdır!?”

MİT Orta Asya Ülkeleri Daire Başkanvekili Kaşif Kozinoğlu, ölmeden önce Aydınlık’a yaptığı açıklamalarda, MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür’ün, ABD’den “Ergenekon tertibini kurgulamak” için geri döndüğünü söylüyordu. İstanbul’daki Fetullahçı polislerle Eymür’ün sık sık görüştüğünü belirten Kozinoğlu, Eymür’ün eski Ergenekon savcısı Zekeriya Öz ve Turan Çolakkadı ile her hafta mutlaka görüştüğüne dair MİT’in elinde bilgi olduğunu iddia ediyordu.

Kaşif Kozinoğlu şunları açıklıyordu:

“Mehmet Eymür, Fethullah Gülen'den maaş almaktadır. Gülen'in tüm faaliyetlerini iyi bilen diğer bir şahıs da halen ABD'de öğretim görevlisi olan Soner Çağaptay'dır. Çağaptay, Gülen'in tüm sırlarını bilmektedir.

Ayrıca Mehmet Eymür'ün çok yüksek maaş aldığı (ayda 50 bin dolar) ABD'den, Ergenekon'u kurgulamak üzere Türkiye'ye geri döndüğü; hakkındaki tüm davalardan Gülen mensubu yargıçlarca sıyırdığı; İstanbul'da Fethullahçı polislerce sıkı sıkıya korunduğu; eski Ergenekon savcısı Zekeriya Öz ve Turan Çolakkadı ile her hafta mutlaka görüştüğüne dair MİT'in elinde belge ve bilgiler mevcuttur. Mehmet Eymür, Emre Taner tarafından da korunmuştur.

'Gülen, koyu bir İsrail yandaşıdır'

Fethullah Gülen koyu bir İsrail yandaşıdır. Bunun için Mavi Marmara olayında 'Muktedir olanın sözünü dinleyecektin' diyerek Tayyip'e adeta fırça atmıştır. F. Gülen-İsrail, F. Gülen-İran, Tayyip Erdoğan-İsrail arasındaki olaylar ve ilişkiler, Fethullah Gülen'in bir diğer yumuşak karnıdır.”

'Esas adamı Gül'dür'

“Abdullah Gül mü, Recep Tayyip Erdoğan mı aşamasına gelindiğinde Fethullah Gülen kesinlikle Gül'ü tutacaktır. Gül, her ABD'ye gidişinde gizlice Fethullah Gülen ile buluşmuşlardır. Fethullah Gülen'in esas adamı Abdullah Gül'dür. Tayyip, menfaat ilişkisi içindedir. New York Başkonsolosu Mehmet Samsar (Abdullah Gül'ün eski özel kalem müdürü) F. Gülen'e iyi bakabilmek için uzun yıllardır başkonsolosluğu sürdürmektedir.

Tayyip Erdoğan bu nedenle istemeye istemeye Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanı yapmıştır. (Hakan Fidan, Gül'ün adamıdır. Yani Gülen'in aynı zamanda…) Esas kırılma, Tayyip Erdoğan'ın devlet başkanlığı arzusunda, seçim dönemi geldiğinde yaşanabilir. Gül, bir 5 yıl daha Cumhurbaşkanı olabilir. Bu da Tayyip Erdoğan'ın bütün planlarını suya düşürür. Fethullah Gülen ile Tayyip Erdoğan aslında kesinlikle birbirini sevmemektedir.”

TBMM İdare Amiri ve CHP Denizli Milletvekili Adnan Keskin şunları söylüyordu: “Kozinoğlu olayında Tayip Erdoğan’nın kendi karşısında gördüğü kişi ve kurumları eterne etmenin tipik bir örneğini yaşadık. Sapa sağlam bir insan yaşamını yitirmiştir. Sağlık ve Adalet Bakanlığı mensuplarının yaptıkları açıklamalardaki çelişkiler, soruşturmalar derinleştirildikçe bu olaydaki yaklaşımı açıklığa kavuşturacaktır. Bu iktidar, hoşlanmadığı insanların yaşamına son vermeyi kendisine ilke edinmiştir. Bunların ileri demokrasisinden vazgeçtik, gölge etmesinler yeter!

Bütün bu açıklamalar gösteriyor ki iktidarın başı ve yandaşları kirli ilişkiler içerisinde. Yıllarca istihbarat örgütünde çalışan bir kişinin hayali konuşması mümkün değil. Anlaşılıyor ki öldürülme sebebi mahkemeye çıktığında bu konuda yapacağı açıklamaların Türkiye’yi sarsacağı endişesinden kaynaklanıyor. Bu endişeye kapılanların, Kozinoğlu’nun mahkeme huzuruna çıkmasından önce öldürülmesini uygun görerek, onun açıklamasını engellediği anlaşılmaktadır. Bu Hitler Almanya’sında, Mussolini İtalya’sında görülen uygulamaların yeni bir örneğidir.”

Üst düzey MİT yöneticisi Kozinoğlu neden öldürülmekten korkuyordu?

Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybeden Kaşif Kozinoğlu’nun, ölmeden kısa süre önce gönderdiği açıklamada: “Öldürmek dâhil her şeyi yaptırabilir” dediği doğru muydu? “Sona geldi” başlıklı mesajı ne anlama geliyordu?

Tayyip’in 8 hesapta 800 milyon doları var’ iddiaları hangi bilgilere dayanıyordu?

Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybeden MİT’çi Kaşif Kozinoğlu, Türkiye gündemini sarsacak çok önemli açıklamalarda bulunmuştu. Kozinoğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki 8 ayrı hesapta yaklaşık 800 milyon dolar parası olduğunu söylüyordu. Bu gizli hesapların belgelerini Alman istihbarat örgütü BND’nin 30 milyon Euro karşılığında ele geçirdiğini belirten Kozinoğlu, Almanya’nın belgeleri Erdoğan’a karşı koz olarak kullandığını vurguluyor.

‘Beni gafil avladılar’

Recep Tayyip Erdoğan’a ait aynı belgeler CIA’nın elinde de mevcuttur. Ancak bu belgeleri CIA Türkiye’deki kaynaklarından temin etmiştir. Belgelerin temin edilmesi sonrası zamanın Ankara’daki ABD Büyükelçisi, söz konusu 8 hesabı mesaj olarak da yazmıştır. Bu Wikileaks’ta da yayınlanmıştır. Hiçbir ABD Büyükelçisi elinde belge olmadan merkezine mesaj göndermez!

Aynı belgeler MİT Müsteşar Yardımcısı Ahmet Köksoy’da da mevcuttur. Aydın Güler’de de AKP’ye ilişkin çok ciddi bilgiler vardır. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bu nedenlerle, istememesine rağmen MİT Ankara Bölge Başkanlığı yapan Aydın Güler’i ve MİT İstanbul Bölge Başkanlığı yapan Ahmet Köksoy’u MİT Müsteşar Yardımcısı yapmıştır. Ben Afganistan’da olduğum için yani belgelerden uzak olduğum için beni gafil avladılar. Öyle zannediyorlar!”

Kaşif Kozinoğlu, “Düşünüp yaratacağız” başlıklı mesajında “Türkiye’yi ivedilikle ve derin çizgilerle ikiye bölecekler, Türk’ü ve Kürt’ü birbirine karşı konumlandıracaklar” gibi ciddi tehlikelere dikkat çekiyor ama kafa karışıklığını ve inanç karanlığını gösteren ifadeler de kullanıyordu:

“Biz hep korkmadan yaşadık. İkazımızı yaptık, olmadı! Şimdi ikaz vakti de geçti. Sadece bir gün halkımıza bir kez daha bakacağız. O gün de tehlikeyi anlamamışlar ise bu kez hiç zaman kaybetmeden tarihte eşi görülmemiş bir mücadeleye ivedilikle başlamamız gerekecektir. Yaşayacaklarını görünce halkımız ‘Ne kadar körmüşüz’ diyecek ancak bizim bunları dinleyecek, ahlayıp vahlayacak vaktimiz bile olmayacaktır. Bizim buradan yapabileceğimiz daha çok şeyimiz vardır. Düşünüp yaratacağız…

Ölümden kaçınmadan, mücadelemizi devam ettirebilmek adına hayatımızı yaşamanın peşinde olmalıyız olacağız. Üreteceğimiz girişimlerle onları kurdukları tuzakta sıkıştırmalıyız sıkıştıracağız. Şu anda sıkıştıklarını ve panik içerisinde koşuşturduklarını, kapattıkları çıkışı aradıklarını görüyoruz da halkımızın gördüğünü pek zannetmiyoruz…. Ama Türkiye’de yaşıyorsanız bundan kaçamayacaksınız!

Bu sihirli günde gereğini yapamazsanız, geleceğinizi kurtaracak tek eyleminizi de boşa harcamış olacaksınız. Yani silahınızda bir mermi kaldı. Şu ana kadar hep boşa attınız. Bunu da boşa atarsanız VURULACAKSINIZ! O zaman reddedilen ihtişam ve ıstıraplı ruhtan kimin karlı çıkacağının hiç de önemi yok. Zira kesin siz kaybetmiş olacaksınız

“Yani silahınızda bir mermi kaldı. Şu ana kadar hep boşa attınız. Bunu da boşa atarsanız VURULACAKSINIZ!”

Türkiye’yi ivedilikle derin çizgilerle ikiye bölecekler ve Türk’ü, Kürt’ü birbirine karşı konumlandıracaklar. Maneviyatımız iyiliğin Allah olduğunu söyler. Ancak bunlar Allahsız! Bunlar bencil, bunlar kötüdür!.. Balta girmemiş ormandan fırlayan vahşiler gibi saldırıyorlar. Ancak bu halk onları ‘dünyanın arzına’ hapsedecektir. Bunu da çok iyi biliyorlar. Bu manada eylemlerinde etiği ve doğruyu hiç aramayın.

Bizi yok ederken kullandıkları servet, bizim servetimiz. Bizi lanetlerken kullandıkları değerler, bizim değerlerimiz. Bizi hapsederken mahvettikleri yargı da bizim yargımızdır. Aklı inkâr ederken kullandıkları dil de ne yazık ki bizim dilimizdir. Onlar sizi tarihin hiç görmediği bir karanlığa sürüklüyorlar. Onların amacı bilim öncesi çağa dönmek değil; konuşma öncesi çağa dönmek!

Bir serapla aldatmaya çalışıyorlar. Bu modern yaşama ulaşan bizleriz. Onlar değil… Geleceğimizin üstünü çizdirmeyiz. Konuşma hakkımız varken, ne olduğunu bildiğimiz bir insanın iki dudağı arasına kendimizi esir etmeyiz. Çünkü doğrular, var olan her şey için geçerlidir.”[5]

Şimdi tekrar sormak lazımdı:

            a)“Maneviyatımız iyiliğin Allah olduğunu söyler” ifadesi masonik bir laftı ve İslam inancına aykırıydı. Bu kabalist ve materyalist ifadeleri şuurlu bir Müslüman kullanamazdı.

            b)“Aklı inkâr ederek kullandıkları dil” ifadesi vahyi ve Allah’ın emirlerini inkâr eden ve aydınlanmacı geçinenlerin sloganlarıydı. Bunlar inançlı kimseleri akıl dışı sayarlardı.

            c)Acaba, Kozinoğlu, AKP’lileri İslamcı gösterip: “Onlar sizi tarihin hiç görmediği bir karanlığa sürüklüyorlar” sözleriyle Kur’an inancını ve ahlakını mı hedef almaktaydı?

           d)Eğer, yaradılışı ve İslam nizamını inkâr eden bir kafa yapısına sahip idiyse, o takdirde zaten İsrail’in tabi bir elemanı konumundaydı. Peki, o zaman niye “Fetullah Gülen’i İsrail yandaşı” olmakla suçlamıştı?

         e)Ve eğer Kozinoğlu’nun iddiasıyla “Fetullah Gülen İsrail’in adamıysa, yine kendi ifadesine göre : “İsrail’in ve bazı Batılı ülkelerin AKP’yi tehdit olarak değerlendirdiğini” belirtmesindeki çelişki nasıl yorumlanacaktı?

Kozinoğlu mu, Aydınlık mı çarpıtıyordu?

 Silivri Cezaevinde geçirdiği bir kalp krizi sonucu öldüğü açıklanan Odatv davasının tutuklu sanığı, MİT üst düzey görevlisi Kâşif Kozinoğlu'nun Silivri Savcılığı tarafından el konulan yazılı savunması, ölümünden 1 ay sonra avukatlarına veriliyordu.

Savunmanın “tam metni” Odatv tarafından yayımlanıyordu ancak metnin bütünü okunduğunda, Kozinoğlu'nun Aydınlık gazetesine cezaevinden gönderdiği “notlar” vasıtasıyla yaptığı açıklamalar ile yazılı savunması arasında üslûp ve içerik bakımından büyük bir “benzemezlik” göze çarpıyordu.

Kozinoğlu, savunmasını tamamen hukuki bir temele dayandırıyor ve sadece iddianamede kendisine yöneltilen suçlamalara cevap veriyordu. Herhangi bir siyasi yoruma girmediği gibi göreviyle ilgili bir tek ifşaatta da bulunmuyordu. Aksine, savunmasında sık sık bir devlet memuru ve istihbarat görevlisi olarak gizlilik kurallarına yaşamı boyunca riayet ettiğini, hayatında hiç bir gazeteci ile tanışmadığını ve birlikte yargılandığı gazetecilerden hiçbirini de tanımadığını belirtiyordu.

Kozinoğlu savunmasında, Aydınlık gazetesine detaylı ifşaatlarda bulunduğu Gülen cemaatinin yurtdışındaki okullarına ilişkin olarak da tamamen farklı bir açıklamada bulunuyordu. Fethullah Gülen okulları ile ilk kez Afganistan'da görev yaparken karşılaştığını belirten Kozinoğlu,

“Ben Özbekistan’a ilk kez 1998 yılında gittiğimde Özbekistan’daki Fethullah okulları zaten kapatılmış ve yenilerinin açılması da yasaklanmıştı. Yani benim o okulların kapatılmasında dahlim bulunması maddeten imkânsızdı. Benim bugüne kadar Gülen cemaatine ilişkin bir faaliyetim olmamıştır” diyordu.

Kozinoğlu, savunmasında bu konuda şöyle de ilginç bilgiler veriyordu:

“Ben bu okullar ile ilk defa Afganistan’da görev yaparken tanıştım. Özbekistan’da kapatılmış olan okulların müdürü Mustafa Aydın Afganistan okullarında (Mezar-Şerif Hz. Ali Lisesi gibi…) görevlendirilmişti. Ben bu okullara elektrik ve su sağladım. Afganistan’daki hizmetlerimi 2008 yılında 29 Ekim resepsiyonu sırasında Dışişleri Bakanı Ali Babacan devlet kademesine aktarmıştır. Bunun üzerine konu ile ilgili Başbakana brifing de verdim. Ben bu okulları kapatmadığım gibi, aksine oradaki tek Türk okulu olduğundan kollayıp ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamışımdır.”

Oysa Aydınlık gazetesinde yayımlanan notlarda Kozinoğlu, Gülen'in okul müdürlerinin CİA'ye rapor verdiğini, bu okullarda çalışanların MİT'e girdiğini, yurtdışındaki büyükelçilik ve THY bürolarının Gülen'in ofisi gibi çalıştığını vurguluyordu.

Kozinoğlu'nun savunması ile Aydınlık gazetesine yolladığı notlar arasındaki üslûp ve içerik farkı akla şu olasılıkları ve soruları getiriyordu:

1)-Kâşif Kozinoğlu, birisi mahkemede savunma olarak okunmak, diğeri gerektiğinde kamuoyuna ifşa edilmek üzere iki ayrı metin mi hazırlamıştı?

2)-Ancak, tutuklanmasına sebep olan “gizli belge temin etmek” suçlamasına karşılık, MİT'ten bunun imkânsızlığına dair resmi bir belge getirtmiş olan Kozinoğlu, belki de tahliye olasılığı en yüksek sanıklardan birisi olarak, önemli ifşaatlar içeren ikinci metni (Aydınlık'ta yayımlanan notlar) neden yazılmıştı?

3)-Hakkındaki en olumsuz duruma karşılık bu bilgileri koz olarak kullanmayı düşündüyse, daha ilk duruşmaya çıkmadan, mahkemenin tavrını görmeden bu bilgileri, -üstelik “hiç bir gazeteci ile tanışmamak ve görüşmemek” ilkesini hayatının refleksi haline getirmiş bir istihbaratçı olarak-Aydınlık gazetesi ile neden paylaşmıştı?

4)-Savunmasında, görev alanını sadece “Afganistan ve Pakistan'daki bazı kurtarma operasyonları” olarak açıklayan, bunun dışındaki bilgi ve belgeleri sağlamasının imkânsız olduğunu MİT'ten aldığı resmi yazı ile kanıtlayan Kozinoğlu, Tayyip Erdoğan'ın İsviçre bankalarındaki hesaplarının yabancı gizli servislere AKP içinden kimlerin verdiğini de içeren çok gizli bilgilere nasıl ulaşmıştı? Yaşasaydı savunması ile notları arasındaki bu çelişkiyi nasıl açıklayacaktı?

5)-Kozinoğlu ailesi Aydınlık gazetesinin yayınlarını mahkeme kararıyla neden durdurmuşlardı? Eğer Kozinoğlu bu bilgileri yayımlanmak üzere paylaştıysa, bu durumun ailesi tarafından ölümünden sonra bir “vasiyet” olarak değerlendirilip yayımlanması daha uygun olmaz mıydı?[6]

 


[1] Aydınlık, 17 Kasım 2011, Cumhuriyet

[2] 24 Kasım 2011. Takvim Gazetesi. Sh: 16

[3] Ergun Babahan / Star

[4] Ali Bayramoğlu / Yeni Şafak

[5] Aydınlık, 20 Kasım 2011, Sh:5

[6] www.acikistihbarat.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi