Anasayfa » Ahmet AKGÜL Üstadımızdan Hikmetli Sözler

Ahmet AKGÜL Üstadımızdan Hikmetli Sözler

Yazar: yonetici
0 Yorum 90k Görüntüleyen

• Can yoldaşım! Duyduğunu unutursun; gördüğünü hatırlarsın, ama yazdığını, uyguladığını ve öğrenip-özümseyip başkalarına anlattığını ise anlamaya başlarsın. Unutma en silik mürekkep bile en güçlü zihinden daha kalıcıdır.

 

• Zenginlik ve bilgelik kaliteli gübre gibidir; saçıldıkça bereketlenir. Sen yakınındakileri mutlu ve umutlu edersen, uzaktakiler de sana gelecektir.

 

• Ahmak adam nasihatten anlamaz, akıllı insan da deliyi azarlamaz.

 

• Sakin ve kendinden emin ol, çünkü ancak durgun sular yıldızları yansıtır. Yüce ruhların irade ve gayretleri, düşük ruhların ise sadece kuru dilekleri ve boş beklentileri vardır.

 

• Gönlünde gül açanların bülbülleri eksik olmaz. Güler yüzün yoksa, ikram ettiğin gülün de etkisi kalmaz.

 

• Küçük sıkıntıları göze alamazsan, büyük belaları savamazsın. Kurbağa gözüyle bakarsan kuyunun ağzını gökyüzü sanırsın.

 

• Akan su kokuşmaz, çalışan menteşe paslanmaz. Hep gerçeklere tercümanlık yap, haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytan olma! Ancak uyarılarını ölçülü yap; çünkü dostun alnındaki sinek, balta ile kovulmaz.

 

• Dünyalık ve değersiz amaçlar için ne gereksiz fedakârlıklar yaparsın. Nefsani öfken ve şeytani dürtülerinle bir kurşun sıkarsın, bir bıçak sokarsın; sonra otuz yıl gardiyanların ve koğuş ağalarının çoraplarını yıkarsın. Ama Allah rızasına ve kullarının hatırına basit bir fedakârlıktan bile kaçarsın!.. Ülkemizdeki ekonomik, siyasi, ahlâki ve ailevi sorunları sürekli gündeme taşırsın, ama sorumlularını düzeltmek ve değiştirmek için konuşmaktan bile korkarsın!..

 

• En uzağa giden ok, en çok gerilen yaydan çıkacaktır. Farenin ağzında fildişi arayan, nice umutları yıkacaktır.

 

• Atı, eyeri ile, insanı etiketi ile değerlendiren divanedir. Unutma, derin olan kuyu değil, kısa olan senin ipindir!..

 

• Kusursuz dost arayan yalnız ve dostsuz kalacaktır. Çünkü dünyada kusursuz iki insan vardır; biri ölmüştür, toprak altındadır, diğeri hâlâ doğmamıştır.

 

• Allah’ım! Değiştirilmesi mümkün ve münasip olan şeyleri değiştirmek üzere bizlere güç-kuvvet ve gayret ver… Değişmeyecek olan kişileri ve kemikleşmiş bozuk karakterleri ise, olduğu gibi kabullenmemiz ve durumu idare etmemiz için bizlere sabır ve sükûnet ver… Ve bu ikisini ayırt edebilmemiz için bize akıl ve feraset ver!.. (Âmin)

• Alışkanlık ve bağımlılık en yaygın
esarettir. Kötü alışkanlıkların ve nefsani-şehvani bağımlılıkların esiri
oldukları halde kendilerini özgür bilenlerin, deli oldukları halde kendilerini
dâhi zannedenlerden farkı nedir?

• Sık sık tevbesini bozanlar ve
Allah’a verdiği sözde durmayanlar, insanlara karşı ahdinden cayanlardan daha
sefil ve tehlikelidir.

• Akıllarının iman ışığı olmayanların,
kalplerindeki ve dillerindeki insan aşkı sahtedir. Bu nedenle Batılıların hümanizma
iddiaları göstermeliktir. Onların insan severlikleri, kuruyup kanayan
vicdanlarını bastırma ve kararan yüzlerini aklama gayretleridir.

• Allah sevgisinin ve imanda
samimiyetin en şaşmaz göstergesi; ahiret denen ukbayı dünyaya tercih etmek ve
ölümü yaşamaktan daha çok sevmektir. Ancak ölümü dört gözle ve özlemle
beklemesine rağmen, Allah’ın rızasına, hak davasının hatırına ve insanlara
yararlı olmak amacıyla sıkıntılar ve zorluklarla yaşamaya bile katlanıvermek
ayrı bir meziyet ve fazilettir. Ahiretteki rü’yeti, dünyadaki riyasetten üstün
görmeyen, ne kadar mü’mindir?! Ve hele basit, fasit ve fani riyaset ve siyasi
ganimet için dava kardeşleriyle rekabete yeltenenler. Tahmini heves ve hedefler
için hakiki ve bâki nimetleri feda edenler ne zavallı kimselerdir! Böylelerinin
İlahi kadere, ezeli tayin ve taksime ne kadar inandıklarını da bir kez daha
kontrol etmeleri gerekir.

• Sözün doğru ve tam olması için, önce
özün sağlam olması gerekir. Özünü düzeltmek yerine, sözünü güzelleştirmek ise
ahmaklık ve riyakârlık alametidir.

• Erkekte ciddiyet ve cesaret, kadında
ise şefkat ve iffet daha güzeldir. Her ikisine birden yakışan ise insanlığın
huzuru adına hak dava gayretidir.

• Allah’a hakkıyla kul ve kendi
nefsine okul olamayanlara, her gün ayrı bir hoca tutsanız da fayda vermeyecek
ve onu eğitmeye yetmeyecektir.

• Yarınları görenler ve Hak Yâr’a
güvenenler, bugünün sıkıntılarını dert edinmeyeceklerdir. Her gün olgunlaşarak
Hakka yürümek, akıntıya karşı yüzmek gibidir; ilerleyemeyenler mecburen
gerileyeceklerdir.

• Küçük ve fani şeyleri önemseyenler,
büyük ve bâki değerlerin kıymetini bilmeyenlerdir.

• Bu dünyada aşılması imkânsız engel
yok gibidir; ancak seni geri koyan şey; gayret ayağına takılan ümitsizlik ve
tembellik çengelidir.

• Kader filminden kareler yansıtan rüyalar aynalar gibidir; ya içimizi
aksettirir, ya da geleceğimizi gösterir. Zihnin ve gönlün kayıt cihazına ne
yüklersen, ruhun ekranına o gelecektir. Ne var ki; göz dikkatle bakınca, gönül
ise inanınca görmektedir. Nasihat tutmayanı musibet tutacağı ise kesindir.

• Âlimle cahili ayıran mekteptir,
insanla hayvanı ayıran ise edeptir. Bu hikmet ve hakikatler yerine, dünyevi
nimet ve etiketlere talip olanlar ise, haza merkeptir. Bile bile haksız yere
ısırıp zehir akıtan ise akreptir.

• Düşünmeden konuşmanın peşin cezası,
konuştuktan sonra kara kara ve pişmanlıkla düşünmektir!..

• Hoşlandığına ve nefsin şiddetle
arzuladığına sabır, hoşlanmadığına sabırdan daha çetindir!..

• Hasetçilik yapanın huzuru, çabuk
dışlayanın dostluğu, yalancının ise onuru sahtedir.

• Akrabanın düşmanlığı, ev halkının
şımarıklığı, yakın dostların ise vurdumduymazlığı ömür bitiricidir.

• Küçükle küçük büyükle büyük olmak
fazilettir. Ama seviyesizlerin seviyesine düşmek ise rezilliktir!..

• İnsanların aklı dostlarının ayarı
ile belirlenir.

• Eğri cetvelden doğru çizgi çıkması
mümkün değildir.

• Bugün hak etmediğin şekilde seni
övenler, yarın haksız şekilde sana söveceklerdir.

• Zalimin sonu yaklaşınca;
şımarıklığının da arttığı ve azıttığı görülecektir.

• Söz ilaç gibidir; ayarında şifa
verir, çok tekrarı ise hasta edicidir.

• Cenab-ı Hak seni hür yarattı; ama
hırslara kapılıp, halka ve çıkarlara esir olup gitmemelidir.

• Hızlı yükselenlere imrenmeyin, çünkü
en hızlı yükselenler tozlar ve saman çöpleridir.

• Sana haksızca ve hayasızca söz
söyleyen edepsizi geçiştir… Çünkü o kişi bozuk yüreğinde daha nice kötü
sözler biriktirmiştir!..

• Sakın iyilerle kötüleri bir görme ve
aynı değeri verme… Böyle yapmak, iyileri iyilikten soğutuverir!..

• Çalışıp çabalayanlar kötülük düşünemeyeceklerdir,
tembeller ise hayır ve bereket üretemeyeceklerdir.

• Kaliteli insan, kendisine yüz
verilince şımarmayıp haddini gözeten ve görevini yerine getirendir.

• Kalp gafil olunca, gözün görmesi ve
kulağın işitmesi insanın gerçeği bilmesine yetmeyecektir.

• Mazlumun sessizliğinden daha etkili
bir tepki görülmemiştir. Acı
 çeken bir mazlumun derin sakinliği, vicdan
kulaklarını sağır eden bir sessiz çığlık gibidir.

• İnsanı; cübbesi ve takva sohbeti
değil, doğru sözleri ve hakikat gayreti kıymetlendirir.

• Zalimleri haklı gören, halk
yığınlarının derdiyle dertlenmeyen ve din tahripçilerini destekleyen kimselerin
çok tespih çekmesi, ’‘Har-bireft’‘ zikridir!.. Yani boşa kürek çekmektir.

• Göz kapakları erkeğin tesettür
perdeleridir. Samimi gözyaşları ise şehvetli bakış kirlerini temizleyen ilaç
yerindedir.

♦ Allah’ın taksimine, yani hayır ve şerden kısmetine razı ol ki, takdire iman etmiş olasın. İbadet, hizmet ve hareketlerine nefsini katma ki, nefeslerin kıymet kazansın!..

♦ Herkesin kıymeti gayreti kadardır; gayreti ise gayesi ve hedefi oranındadır. Hedefleri ve hayalleri kutsal ve kuşatıcı olanlar, büyük adamlardır. Gayesi ve gailesi (derdi) küçük olanlar da, ayarı düşük insanlardır.

♦ İslam’sız insan, Kur’an’sız irfan, imansız vicdan olgunlaşamaz. En büyük akılsızlık; başkalarına haksızlık ve ahlâksızlık yapmaktır.

♦ Düşman gibi dine sataşanlar, şeytan gibi din istismarı yapanlar ve dünyalık hesapları için kutsalını ve davalarını satanlar; hepsi aynı ayardadır.

♦ Herkes senin aynandır. Akıllılık; kendinin güzel yönlerini de, çirkin hallerini de, başkalarında görüp anlamandır. Çirkinliğini gördüğün aynaları kıracağına, kendini düzeltip temizlemen daha akıllıcadır.

♦ Sadece kendisini ve ailesini düşünenler ve ’‘başkasından bana ne’‘ diyenler, şeytanın taifesidir. Çünkü şeytan da benlik ve bencillik yüzünden lanete uğramıştır.

♦ Biz Hak davanın ve onun şahs-ı manevisi olan ZAT’ın kapısındaki KITMİR’leriyiz. Hâşâ; bu kutsal hareketin kurmayı değil, komutanı değil, birim başkanı değil; sadece hizmetçileriyiz. Hem öyle resmi ve besili değil, hasbi bir köpeğiyiz. Tehlikeli bir süreçte O’na suikastçılar ve saldıranlar olabilir düşünce ve endişesiyle Hz. Peygamber Aleyhisselam Efendimizin evi etrafında ve hiç kimseden talimat almadan ve başkasına çaktırmadan gizlice nöbet tutan ve Resulüllah’ın çok özel duasına mazhar olan Sahabe-i Kiram’dan Ebi Vakkas oğlu Sa’d gibi sevdamızın ve sultanımızın gönüllü neferleriyiz. Tevhid dininden dönmemek, zalim ve kâfir diktatöre boyun eğmemek için şehirden kaçıp bir mağaraya sığınan gençler olan (Bak: Kehf Suresi: 9-22. Ayetleri) Ashab-ı Kehf’in sadık köpeği kıtmir bile (Kehf Suresi: 18) makbul sayılıp Kur’an-ı Kerim’de zikredilmek ve cennete girmek şerefine eriştiği halde; tarihin en büyük ve en muhteşem inkılâbı olan Yeni İslam (Barış ve Bereket) Medeniyetinin ve Mehdiyet devriminin kutlu Liderinin gönüllü kıtmirlerinin, Rahmet-i İlahi’den mahrum bırakılacağını sananlara hayret etmekteyiz.

Bakmak ve görmek farklı şeylerdir; ama hakikati sezmek daha özel bir meziyet ve hidayettir. Örneğin:

♦ Duvarda asılı bulunan ve belirli aralıklarla çalıp bizi uyaran saati duymamak ve hatta görmemek; gaflettir. O saatin, sadece rakamlarını, akrep ve yelkovanını görmek ve kendi kendine hareket ettiğini zannetmek; cehalettir. O saatin perde arkasındaki onlarca dişliyi, çarkı ve mekanik yapıyı akla getirmek ve hayalen görmek; basiret ve ferasettir. Ama asıl, o saati kurgulayan ve kuran zatı düşünmek ve bilmek ise, marifettir. Hadis-i Kutsi’de buyrulan;

‘‘Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim ve bu maksatla âlemi halk ettim’‘ hikmetinin bir anlamı da; Ey insanlar, siz Benim ilmimde saklı bir hazine idiniz. Sizi size bildirmek ve Habibim Muhammed’i (SAV) Zatıma bir ayna yapıp onda Kendimi görmek ve sizlere göstermek için mahlûkatı var ettim’‘ demektir.

♦ Kızdığımız, kıskandığımız ve kin bağladığımız kimseleri, horlamak ve hırpalamak niyetiyle; onların hata ve haksızlıklarını ayet ve hadislerle ortaya koymak ve yüzüne vurmak: Allah için tebliğ ve tavsiye değildir. Sadece kendi öfkemizi ve nefsi hakaretimizi, o kişilere yansıtmak için, Kur’an’ı ve Resulüllah’ı istismar etmektir.

♦ İslam kristal bir şişe içindeki safi ve şafi ilaç gibidir. Akıllı ve insaflı doktor, o şişeden çıkardığı ilacı; hastasına ölçüyle, tatlandırılmış şekilde ve tedricen verir. Ahmak kimse ise, hastasına o ilaç şişesini olduğu gibi ve hepsini zorla yutturmak için boşuna gayret gösterir. Ve tabii hastaların çoğu bu şişeyi yutamaz; yutanların da boğazına takılıverir.

♦ Tavşan besleyenin küheylan yetiştirdiğine, arpa ekenin de hurma devşirdiğine hiç rastlanmamıştır. Paslı demirden tas, ağaç kömüründen elmas yapıldığını gören de çıkmamıştır.

♦ Senin yuların, nefsanî gururunun veya Siyonist gâvurunun elinde olduktan sonra; ha merkep olmuşsun ha deve. Ha fare olmuşsun ha fil. Ne fark eder be gafil!

♦ Küçük heveslerle, büyük hedeflere varılamayacaktır. Amacı küçük olanların, aracının büyük olması da işe yaramayacaktır. Tuvalete beygirle, meyhaneye lüks ciple gideni kimse alkışlamayacaktır.

♦ Davası Hak’kın ve hayrın hâkimiyeti olanların, bütün sevdası ve maksadı; Allah’ın rızası ve insanlığın rahatı ve refahıdır. Nefs-ü hevasını ilahlaştıran ve dünyaya tapınanların, aşk şiirleri safsatadır.

♦ Kâbe’si Amerika, Medine’si Avrupa olanların, Hacca gitmesi ile Haç’a secde etmesi farksızdır.

♦ Dostunu harcayan, postunu harcamıştır. Dostunu ucuza satan, kendisini şeytana kiralamıştır.

♦ Hak, hakikat gözetmeyenlere hürmet gösterilmez. Şeriat (hukuk ve adalet) gütmeyenlere, şefaat edilmez. Tapındığın putların heykeli, ha ağaçtan, ha altından yapılsın, fark etmez.

♦ Servet ve rütbe (etiket) için, şeref ve haysiyetini rüşvet verenler, ekmek parası için fahişelik edenlerden daha alçaktır. Makam ve menfaat için Hak davasından cayıp dönenler ve bu döneklere mazeret ve keramet düzenler, İslam’a açıkça düşmanlık güdenlerden daha zararlı ve aşağıdır.

♦ Zalimleri büyük gören ve destek veren kimselerin izzeti nefsi ve insanlık haysiyeti kalmamıştır. Kahpeye ’‘kahramanlık zırhı’‘ giydirmek ve döneklere ’‘akıllılık’‘ sıfatı geçirmek ne işe yarayacaktır?

♦ Araştırıp düşünmeden, okuyup öğrenmeden; sadece gelenek ve görenek inancı, şeytanın oyuncağıdır. Taklidi Müslümanlık, itikadi sapıklığın açık kapısıdır.

♦ Dili uzun olanın, ömrü kısa olur. Dili yaralayıcı olanın, başı belalı olur. Dili tatlı olanın, kabahati tez unutulur. Dili acı olanın kalbi sancılı, akıbeti feci olur. Dili bozulanın, dini de bozulur. Ancak haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytan olur ve imani haysiyet ve hassasiyeti kaybolur.

♦ Yalan ve palavrayla hava atılır, ama hedefe varılmayacaktır. Yalanla; belki o anı kurtarırsın, ama bütün geleceğini karartırsın. Yılana sığınmak, yalana sığınmaktan daha kârlıdır.

♦ Başkalarına hakaret edenin, onlardan hürmet beklemesi; insanlara nefret besleyenin, karşılığında muhabbet ve merhamet istemesi; hem boşunadır, hem de haksızlıktır.

♦ Tembellik, teneşir ehli cenazelerin halidir. Yürüyen Karınca, yan gelen Karaca’dan daha önce hedefine erişir.

♦ Herkesin ayarı, tarafıyla belli olur. Şeytani güçlerin safında olanların, Rahmani görüntülerine aldanmak saflıktır. Zalimleri destekleyen, dolayısıyla mazlumları ezen konumundadır.

♦ AB’den, ABD’den ve işbirlikçi partilerden hayır beklemek; akrepten hayır beklemekten daha akılsızcadır. Bin kere denenmişi, bir kere daha denemeye kalkışmak, vurdumduymazlıktan da öte, ahmaklıktır. İşbirlikçiliği, ‘‘işbilir’‘lik sanmak ise en yaygın, ama maalesef saygın bir saflıktır.

♦ Şahsi heves ve hesapları için; Saadet Partili olmakla, diğer sağcı veya solcu partilerden birine katılmak arasında fark yoktur. Allah ne aradığına bakar, nerede aradığına değil. Tabi bu arada makul ve makbul amaçlar için, gayrimeşru araçların kullanılmayacağını da bilmek gerekir.

♦ Döşek gibi semirmek isteyenler, eşek gibi minnet çekerler. İman ve ümit pili bitenler, zulme direnemez, tez çökerler.

♦ Faziletli adam, ’‘herkes su içsin ve doysun’‘ diye; kötü tıynetli adam ise, ’‘insanlar düşüp boğulsun’‘ diye kuyu kazar… Ve elbette herkes niyetinin karşılığını bulur.

♦ Samimiyet ve merhametle yapılan öğüt ve uyarı; şifalı merhem yerindedir. Kötü niyet ve hakaretle yapılan nasihat ise, kuyruk altına batırılan diken gibidir. Biri yatıştırır, diğeri hırçınlaştırır.

♦ Huysuz kişiyi kışkırtmak, kuduz köpeğe karışmaktan beterdir. Unutmayın, huzursuzluk uğursuzluk getirir.

♦ Kendi iktidarını, milletin ıstırabı üzerine kuranlar; sonunda öfke infilakıyla derbeder olurlar.

♦ Büyük liderlerin, stratejik tedbir ve hedefleri, sadece kendisinde saklı bir sırdır. Çünkü Hz. Peygamber (SAV) Mekke’yi fetih niyetini ve projesini, herkesten saklamıştır.

♦ Elinden geldiğince herkese iyilik et. Böylece iyi kimseleri minnet, kötü kimseleri mahcubiyet altına sokarsın.

♦ Sonunda ölüm olduktan sonra, ha susuzluktan telef olmuşsun, ha suda boğulmuşsun!

♦ Doktoruna âşık olan hasta; onunla buluşmak için, sağlığına kavuşmayı değil, hastalığının devamını ister. Mevlâ’sına sadık ve âşık kişi de; O’nun takdir ettiği belayı ve O’nun yolunda sıkıntıya katlanmayı bal kaymak bilir.

♦ Ateş böceği gece gündüz devamlı ortalıkta ve yazı yabanda bulunuyor. Ancak Güneş’in ışığından dolayı gündüzleri fark edilmiyor. Ahmaklar ise onun sadece geceleri yuvasından çıktığını sanıyor!

♦ Akıllı ve hayırlı adam, hep kendisinden bilgili ve bereketli insanlar arar, daha da yücelmek için… Ahmak ve alçak adam ise, hep kendisinden aşağı kimseler içinde bulunmak arzular. Küçükler arasında büyük görünmek için.

♦ Tur Dağı, dağların en küçüğüdür, ama Hz. Musa’nın ve Tecelli-i Rahman’ın sayesinde en meşhuru ve makbulüdür.

♦ Seni kıskanandan, senden korkandan ve senin kahrına uğrayandan kork! En doğrusu, hırsını ve hıncını gizli tutmaktır.

♦ Münafık ve Masondan başkan, Kurt’tan çobana benzer.

♦ Derviş hırkası giyen riyakâr, Kâbe örtüsünü eşeğine çul yapan adam gibidir.

♦ Paslı demiri cilalamak, boyamak değil; önce törpüleyip temizlemek gerekir. Günah kirini tevbe ile temizlemeyenlerin, sarık cübbe giymesi neyi değiştirecektir?

♦ Güneş kışın daha çok aranır ve sevilir, çünkü süreklilik bıkkınlık getirir.

♦ Arpa kadar altın, altı bin uyuşuk ahbaptan etkilidir. Ama bir sadık ve sağlam dava yoldaşı da bin tonluk hazineye bedeldir.

♦ Büyük Sevgilini kendine tercih etmedikçe, aşkın sahtedir.

♦ Nasipsiz ve beyinsiz insanı akıllandırmaya kalkışman, sonunda seni de deli edecektir.

♦ Nefsanî ve şeytani dürtülerine direnemeyen, hakikatte akıl baliğ değildir.

♦ Para kazanıp hayra harç etmeyen ve ilim öğrenip amel etmeyen, en ahmak kişidir.

♦ Aşırı hiddet muhabbeti, aşırı merhamet mehabeti (saygınlığı) giderir.

♦ Cahillerin takdirinden ise, âlimlerin tekdirini ve tenkidini tercih etmelidir.

♦ Şeytanlar ihlâsa ermiş kimselerle; başkanlar ise, ahlâken iflas etmiş kişilerle başa çıkamaz.

♦ Bir değersiz taş, mücevherden bir vazoyu kırabilir. Ama bu onu kıymetli hale getirmeyecektir.

♦ Kuvvetsiz fikir, zekâvetli fakire benzer; fikirsiz kuvvet ise, cahil ve beyinsiz vezire benzemektedir.

♦ Ahmak ve alçak insanlara hürmet ve rağbet etmek, onların azgınlık ve sapkınlıklarını körüklemek demektir.

♦ Nasıl ki eşek arısı bal vermezse, döşek hırsı (tembellik) de mal getirmez. Hak davadan döneklerden hayır, ödlek tiplerden kayır beklenmez.

♦ Kendi nefsini gören, Rabbini görmez; derdini bilen ise dermansız ölmez.

♦ Kibirli insan, kirli vicdan sahibidir. Mütevazı günahkâr, gururlu abidden nasiplidir.

♦ Hz. Süleyman rolüyle, onun yerine konulan İfrit’le Süleyman bir olmaz. Her tac-u taht sahibi de, Sultan sayılmaz.

 

                       ŞİİR

‘‘Bütün putların anası, nefistir.

Münafık; nefs zindanında hapistir.

Her süslüye, hoş sözlüye aldanma

Dışı güzel ama, içi habistir!’‘

      

‘‘Riyakâr Müslümanla, sahte para basan insan aynıdır. Herkes onlara imrenir ama, o pazardan bir ekmek bile satın alamaz’‘

        

ŞİİR

‘‘Seni de Allah besler, eşini de

Ondan bil, geleceği de, peşini de

Çünkü bebeğinin dişini veren

Aşını da verecek, işini de.’‘

 

‘‘Kendini yenemeyen, rakibini yenemez. Nefsini aşabilen engellerin hepsini aşabilir. Siyaset (idare etme sanatı) bilmeyen, riyaset (Başkanlık) yürütemez.’‘

        

                      ŞİİR

‘‘Her hanım bir gonca güldür, onu tatlı söz güldürür

Her erkek aşık bülbüldür, onu da kem göz öldürür

Böcekte de, çiçekte de; tecelli eden Allah’tır.

Bu vahdete eren insan, tüm mâsivadan özgürdür.’‘

        

                     ŞİİR

‘‘Kalbin hayra, ayak şerre giderse

Adın Ahmet, tadın zahmet olmasın

İman, akıl, vicdan; el ele verse

Bu âlemde, niye rahmet olmasın’‘

 

Yine Efendimizin emriyle ’‘Allah’ın ve Resulüllâh’ın ahlâkıyla ahlâklananlar’‘ ve Kur’an’ın ifadesiyle ’‘Allah’tan kendilerine güzellikler (ve üstün özellikler) geçmiş bulunanlar.’‘[1] Zahmet içindeki rahmeti, zorluk içindeki hikmeti, ibadet ve teslimiyet içindeki saadeti fark edip, zevk edip yaşayanlar… Ve sonuna yani ölüm anına kadar hayırda yarışanlar… İyilerle kötülerin, sağlamlarla çürüklerin… Elmaslarla kömürlerin… Mü’minlerle kâfirlerin denenip elenmesi için, bu dünyada imtihanda bulunduğunun ve her an ayrı bir imtihana tabi tutulduğunun şuuru ve sorumluluğu içinde davrananlar… En başa çıkılmaz sıkıntılar… En dayanılmaz sarsıntılar ve en aşılmaz görünen sorunlar karşısında, kısaca Kur’an’ın ’‘yüreklerin hançereye dayandığı anlar’‘[2] diye tarif ettiği durumlarda bile, metanet ve istikametini bozmayan ve Allah’ın razı olduğu tavırdan ayrılmayanlar… Kısaca, ömür boyu küfürle ve kötülüklerle boğuşanlar, sonunda ayetlerin haber verdiği şekilde ’‘yeryüzünün varisi ve insanlığın hamisi’‘ olacaklardır.

Demir rengine boyandığından, çelik zannedilen düzgün sırıklar… Sarı suya batırıldığından, kıymetli altın zannedilen bayağı bakırlar… Mü’min ve muttaki rolü oynadıklarından, muhterem zannedilen münafıklar… Karşılaştığı ciddi bir zorlukta ve uğradığı önemli bir zararda veya umduğunu bulamadığında güzel ahlâktan yan çizen… Dünyalık bir makam ve menfaat karşılığı Hak davadan yüz çeviren sahte kahramanlar ise, insanlığın baş belâsı ve Müslümanların yüz karasıdır.

Oysa bize, İslam davası ve insanlık sevdasıyla yola çıkanlar ve asla hedefinden şaşmayanlar lazım… Bize nefsi arzularını yaşamak için değil, kutsi değerleri ve duyguları yaşatmak için, yanıp tutuşanlar lazım… Bize resmiyet ve mecburiyetle değil, samimiyet ve teslimiyetle çalışanlar lazım… Bize, sürekli itekleyerek ve sürükleyerek, emirle ve talimatla değil, öğütle ve işaretle koşuşanlar lazım… Ücretle iş yapan kiralıklar değil, özveriyle çırpınan sadıklar lazım… Görünürde halk ile, hayrın hizmetinde, ama gerçekte ise Hak ile, huzur zevkine ulaşanlar lazım… Bize, ele geçirdiklerine sevinip şımarmayan, yitirdiklerine ise dövünüp darılmayan… Yani kader sırrına kavuşanlar lazımdır…

        

                            ŞİİR

Yâri yarası olanlar, yarası yâr olan gelsin

Gönlünde bahar havası, kafası kar olan gelsin.

Hesabi olan riyakâr, hasbi olan fedakârdır

Sevdası âleme sığmaz, dünyası dar olan gelsin.

        

İkilik şirkinden uzak, kader sırrına kavuşan

Kesrette vahdeti bulan, vuslat zevkine karışan

Cümle cihanla barışık, canlı cansızla konuşan

Hasret ateşiyle işi, hep ah-u zar olan gelsin.

        

Azrail’e ödül verir, ölümü öldüren erler

Zalimlere izzetlidir, mazlumu güldüren erler

Hem, marifet bahçesinde, hikmet gülü deren erler

Nefsiyle bin kere ölüp, Hak ile var olan gelsin.

      

Ahmet Hoca bil ki gaflet, tüm gönüllere zehirdir

İlaç; iman, ilim, ibadet. Şifa: fikir, zikirdir

Tembellik ve benlik, ruhu öldüren manevi kirdir

Rahman’a dönüp gönülden, derdi didar olan gelsin.

        

Evet, bu dünyaya sadece zevk ve zenginlik için geldiğini zannedip, ruhundan ve Rabbinden habersiz yaşamak, hayvanlık mertebesidir. Hile ve hıyanete yönelmek, haksızlığa ve ahlâksızlığa heveslenmek ise, şeytanlık halidir. Ama ibadet ve istikamet çizgisinde, fikir ve zikir disiplininde şehvet mikroplarını ve enaniyet putlarını öldürebilenler ise insanlık derecesine yükselir. İlim ve irfan mektebinde yetişmeyenler… Hizmet ve hikmet meclisinde pişmeyenler, ruhen çiğ kalır ve çirkinleşir. Hak davadan ve takvadan nasipsiz olanlar, şeytan gibi huzurdan kovulmuş demektir. Çünkü eğer sevilselerdi, ibadet ve hizmetten mahrum edilmezlerdi.

Hâlbuki ömür sermayemiz, su gibi akıp gitmekte ve hızla tükenmektedir. Her nefes alışverişimiz, bir ağacı kesen hızar dişleri gibi, sayılı saniyelerimizi alıp götürmektedir. Allah’ın kudret ve sanat eserleri olan vücut nakışlarımız her geçen gün biraz daha pörsümekte ve giderek zayıflayan saçlarımız ağarıp dökülmekte… Hastalık ve arızalar çoğalıp gücümüz tükenmekte… Ve bütün bunlar dünyada imtihan için bulunduğumuzu ve fani olduğumuzu ihtar etmektedir.

Ruhumuz, gaflet zindanından ve şehvet tuzağından kurtulabilirse, o zaman gerçek özgürlüğüne ve kulluk bilincine ulaşır. Artık yalancılığa, yağcılığa ve başkalarına yalvarmaya tevessül ve tenezzül etmez… Çünkü artık onurlu, şuurlu ve huzurlu bir insandır. Ürkeklik, kahpelik ve kölelik ise münafıkların sıfatıdır. Kâfirler için bu hayat; keyfince yaşamak, hayvani lezzet ve şehvetlerine kavuşmak için tek ve son fırsattır. Mü’minler için ise, hayat; iman ve cihattır. Yani sonsuzluk yolculuğunda bir imtihan ve hazırlanmadır. Ölüm kâfirler için, korkunç bir ayrılık ve azap iken, mü’minler için Rabbine ve sonsuz saadet iklimine vuslattır.

Öyle ise, gönül evimizi kirleten ve feraset gözlerimizi körelten açık ve gizli günahlarımızı fark etmeyecek kadar GAFİL… Bilgi eksikliğimizi, yetersizliğimizi ve tembelliğimizi kabul etmeyecek kadar CAHİL kalmayalım… Her şeyin en iyisine ve en güzeline talip olalım ve ona ulaşmaya çalışalım… Ne kendimizi ne de başkalarını, asla dünyalık servet ve etiketleriyle tartmayalım. Unutmayalım ki, ahiret pazarında, Karun’un hazineleri ve Firavun’un rütbeleri, bir kuruşa bile müşteri bulamayacaktır.

Bu nedenle ’‘Ahiret âlemi, hayret âlemidir’‘ denmiştir. Çünkü görünürde evliya, gerçekte eşkıya olan nice insanların içi dışa dökülecek, herkes hayret ve nefret edecektir. Yani sureti insan ama sireti şeytan olanları herkes tanıyıp bilecektir. Ama burada rağbet edilmeyen ve kıymet verilmeyen, oysa Allah katında değeri ve derecesi yüksek olan yiğitlere ise, herkes imrenecektir. Zahiren muhterem ve muttaki, ama ruhen cılk ve cılız kimselerin ise yüzüne tükürülecektir.

Unutmayalım: Yerde ve göklerde bulunan canlı ve cansız her şey bir aynadır. Ve bu aynalarda her an tecelli eden ve bütün olayların arkasında görünen, Cenab-ı Hak’kın Celal ve Cemal sıfatlarıdır. ’‘Yaratılanları, Yaratandan ötürü sevmek’‘ bunun için lazımdır.

Sulardaki kabarcıklarda göz kırpan… Yaprak yaprak açıp, çiçek çiçek kokan… ‘‘Hu’‘ zikriyle esen yellerde fısıldayan ve kanat çırpan kuşlarda cıvıldayan O’dur… Güneşle gündüzlere nur, imanla gönüllere huzur ve Kur’an’la beyinlere şuur akıtan… Ateşte hem pişiren hem yakan… Su ile hem yıkayan hem boğan… Her şeyi ve herkesi rızıklandırıp doyuran… Gözlere gördüren, kulaklara duyuran… Güldüren ve ağlatan O’dur. Her an ve her şeyi ve her birimizin ruh ekranı için ayrı ayrı ve yeni baştan yaratan… Dualarda çağrılan, Kur’an’larda okunan O’dur. O Rabbimize ve sahibimize sonsuz şükürler olsun ki bizi yoktan var etmiş, hidayet ve inayet buyurup, varlığından haberdar etmiştir. Öyle ise, Rabbimize teşekkür ifadesi olarak O’na ibadet etmek… Emir ve yasaklar çizgisinde hareket etmek… O’nun dinine ve davasına hizmet etmek, inancımızın ve insanlığımızın gereğidir. Nankörlük ise hıyanettir. Ve sonunda herkes ektiğini biçecek ve müstahak olduğuna erişecektir. Ve son pişmanlık para etmeyecektir.

Mülk Suresi 19-30 ayetleriyle ilgili sohbet:

19- Onlar üstlerinde kanat süzerken ve açıp yumarken sıra sıra uçanlara (gökyüzündeki kuşlara ve uçaklara) bakıp görmüyorlar mı (ve hiç düşünüp ibret almıyorlar mı)? Ki onları (bütün kuşları, uçakları ve uzay araçlarını havada) Rahman’dan başkası tutmuyor (her şey O’nun koyduğu tabii kanunlarla ve insana verdiği akıl yoluyla yürüyor). Şüphesiz O her şeyi hakkıyla (ve bütün incelik ve gizlilikleriyle) görüp durandır. ‘‘Yaratan yarattığını bilmez mi? Hâlbuki O Latif’tir ve Hâbir’dir.[3]’‘

20- (İşte bu yegâne kuvvet ve kudret sahibi olan) Rahman’a karşı (ve O’na rağmen) size yardım edeceğine (inandığınız) kimmiş? Yoksa (süper güç sandığınız) şu sizin ordunuz mu (ABD ve NATO’nuz mu? Siyonist ve emperyalist zalim güçler ve Allah’tan ziyade Amerika’dan çekinen ve güvenen gafiller!) Oysa bütün kâfirler, sadece boş bir gurur ve aldanış içinde bulunmaktadır.

21- Eğer O (Allah) rızkını (size ikram ve ihsanı olan her türlü nimet ve faziletini) tutup kesecek olsa; size rızkınızı (maddi ve manevi ihtiyacınızı) kim verebilecek ve karşılayacaktır? Hayır, onlar (nankör inkârcılar ve münafıklar, Hakk’a karşı) derin bir gaflet ve nefret içinde, inatla ve azgınlıkla direnip bocalamaktadır.

22- O halde, (ABD ve AB gibi zalim güçlerden ve hain işbirlikçilerden korkarak veya menfaat umarak; bunlara yaranmak için) yüzüstü kapanarak sürünen (uşak ruhlu kimseler mi) daha doğru ve onurlu sonuca (hidayete) ulaşır, yoksa sıratı müstakim üzerinde (İslam ve Kur’an çizgisinde ve insanlığın hizmetinde) dümdüz ve başı dik yürüyen mi? (Allah’ın rızasına ve başarıya kavuşacaktır. Elbette, haklı ve hayırlı yolda ve onurla yürüyen; halkın ve mazlumların çıkarlarını gözeten ve sadece Allah’a güvenen kimseler mutlu sona varacaktır; tarihen de, tabiaten de, dinen de, vicdanen de bu hep böyle olacaktır).

23- (Ey Nebim) De ki: ‘‘Sizi (hiç yoktan) inşa edip yaratan (cemadat: cansız varlıklar ve nebatat ve hayvanat cinsinden değil, insan olarak) size (duyu organlarını, işitecek) kulakları, (bakacak) gözleri ve (düşünüp değerlendirecek) gönülleri veren (ve bu organların dinleyip, seyredip, hissedip zevkleneceği bütün nimetleri ve güzellikleri var edip ortaya koyan) O’dur. (Bütün bunlara rağmen) Ne kadar az şükrediyorsunuz (farkında mısınız!)?’‘

24- De ki: ‘‘Sizi yeryüzünde, yaratıp yayan (üretip çoğaltan) O’dur. Ve (sonunda da yine) O’na toplanıp arz olunacaksınız! (Bütün hayatınız, bir CD’ye kayıtlı resimli roman misali derlenip, O’nun huzuruna çıkarılacaksınız).’‘

25- (Kötülükleri, küfür ve nankörlükleri yüzünden, hesaba çekilmek ve hak ettiği karşılığı görmek istemeyen; yaptıklarının yanlarına kâr kalmasını arzu eden kimseler:) ‘‘Eğer doğru söylüyorsanız, şu va’ad edip tehdit ettiğiniz; (ezilenlerin zaferi, Hakk’ın hakimiyeti, kıyamet ve ahiret haberleri) ne zamanmış!?’‘ (diye sormaktadır).

26- Onlara de ki: ‘‘(Bunların zamanı ve nasıl olacaklarıyla ilgili) Bilgi, ancak Allah’ın katındadır. (Ama mutlaka ve pek yakında ortaya çıkacaktır.) Ben sadece, apaçık bir uyarıcıyım.’‘

27- Derken (o şüphe ettikleri ve hiç beklemedikleri; Hakk’ın ve mazlumların galibiyetini, zalim inkârcıların ve münafıkların acı akıbetini) çok yakından gördüklerinde, o küfredenlerin yüzleri kötüleşip (pişmanlık ve perişanlık içinde) kararacaktır ve onlara: ‘‘İşte bu, sizlerin (hiç olmayacak diye savunduğunuz) ve davet edilip durduğunuz şeydir’‘ denilecek (böylece, akılsızlık, haksızlık ve ahlâksızlıkları yüzlerine vurulacaktır).

28- (Mazlumların galibiyetini, İslam’ın hâkimiyetini ve sadık mü’minlerin müjde ve davetini yalan sayıp alay konusu yapanlara) De ki: ‘‘(Gerçekleri) Görme (yeteneğinizi kullanıp biraz düşünerek) söyleyin bakalım: Şayet Allah Beni ve Benimle birlikte (Hak davada sebatla hizmet) edenleri (ecelimiz dolduğundan, zafer günlerini görmeden öldürüp) helak etse veya bize merhamet edip esirgese (ve zafere erdirse ki her halükârda biz kazançlıyız); bu (her iki) durumda da kâfirleri acı ve alçaltıcı azaptan kim kurtaracaktır?’‘

29- De ki: ‘‘(Bizim inandığımız ve sığındığımız) O Rahman’dır. İşte O’na iman (ve itaat) etmekte ve O’na tevekkül ve teslimiyet göstermekteyiz. Artık kimin açık ve kesin bir sapkınlık içinde olduğunu pek yakında görüp bileceksiniz!’‘

30- (Bütün kâfirlere, münafıklık edenlere, nankörlük yapan döneklere ve Allah’ı bırakıp Amerika ve Avrupa’ya güvenenlere) De ki: ‘‘Hâlâ gerçeği görmez misiniz? Düşünüp haber verin bakalım: Bir sabah (kalktığınızda), eğer (içme ve ekin) suyunuz, (çekilip yerin dibine) batıverecek olsa, bu durumda, kim size bir akarsu getirebilir? (Biraz olsun akıl edip insafa ve İslam’a gelmez misiniz?)’‘ (Nil nehrinin yatağında akan bir saniyelik suyu dondursanız, çıktığı Sudan’daki dağdan daha büyük tepeler oluşur. Peki, yüz binlerce senedir bu küçük dağdan çıkıp akan ve milyonlarca insana hayat kaynağı olan bu nehirlerin ve tüm nimetlerin asıl sahibinin yüce Allah olduğunu, zahiri sebepleri bırakıp, hakiki müsebbip olan Yaratıcımıza şükür ve kulluk borcumuzu, ne zaman hatıra getireceksiniz?).

Bizleri yakından ilgilendiren ve bir tefaül sonucu dikkatimizi celbeden Hud Suresi’nin şu ayetleriyle konuyu bitirelim:

48- (Bunun üzerine) ‘‘Ey Nuh’‘ denildi. ‘‘Sana ve seninle birlikte olan ümmetlere Biz’den selamet ve bereket (verilmiş olarak gemiden) inin. (Kıyamete kadar; sizin gibi iman ve itaat ehli olup hidayet davetine uyan ve selamet gemisine oturan bütün topluluklar da barış, bereket ve emniyet içinde olacaktır. Ama küfre ve nankörlüğe düşen) Diğer ümmetleri de (dünyada bir müddet) yararlandıracağız. Sonra (hidayet gemisine binmeyenlere, yine) Biz’den çok acı ve alçaltıcı bir azap dokunacaktır.’‘ (Bu Allah’ın sünnetidir.)

53- (Haksızlık ve ahlâksızlık düzenlerine alışmış kimseler:) “Ey Hud!” dediler. “Sen bize apaçık mucizelerle gelmiş değilsin ki, bizler senin sözünle ilahlarımızı (cansız putlarımızı, canlı tağutlarımızı ve nefsimize hoş ve kolay gelen bâtıl ve bozuk hayat tarzlarımızı) terk edelim… Sana asla iman edecek değiliz!”

54- ’‘Biz: Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır (demekten) başka bir şey söyleyemeyiz’‘ (Hud A.S. dedi ki:) ‘‘Allah’ı şahit tutarım, siz de şahit olun ki, ben sizin (Allah’a) şirk koştuklarınızın (ve hâşâ O’nun ortağı ve hatırını kıramayacağı sandıklarınızın) hepsinden uzağım.’‘

55- ’‘O’nun dışındaki (tanrı ve tağutlardan alâkamı koparmışım). Artık hepiniz toplanın, istediğiniz tuzağı (ve caydırıcı cezayı) bana hazırlayın (elinizden geleni geri koymayın) ve artık bir bakışlık (göz açıp kapama kadar bile) mühlet ve fırsat tanımayın!.. (Çünkü kesinlikle biliyorum ki, Allah’ın tayin ve takdir ettiği dışında bana hiçbir şey yapamayacaksınız).’‘

58- Nihayet (mü’minlere zafer ve güvenlik, zalimlere ise derbederlik) emrimiz(in vakti) gelince, tarafımızdan bir rahmet ve inayetle, Hud’u ve onunla birlikte iman eden grubu kurtardık. (Böylece) Onları ağır bir azaptan (şiddetli sıkıntılardan ve dehşetli baskılardan) çekip çıkardık (izzete ve devlete ulaştırdık).

59- (Size diğer bir acı örnek) İşte Ad (kavmi): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddetmişlerdi. O’nun elçilerine isyan ve itiraza yönelmişler ve (bir aşağılık ve bayağılık kompleksiyle) her inatçı zorbanın emri (ve şeytani sistemi) ardınca yürüyüp gitmişlerdi.

60- Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuluvermişlerdi. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkâr etmişlerdi. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad’a (Allah’ın rahmetinden) uzaklık (verilmişti).

62- (Bunun gibi, yine) Salih peygambere de dediler ki: ‘‘Sen (böyle davalara ve iddialara kalkışmadan, tabularımıza ve tağutlarımıza karışmadan) önce; aramızda, kendisinden (hayır ve hizmet) umulan (ve saygı duyulan) birisiydin. (Şimdi) Atalarımızın uyageldiği (ve o şekilde ibadet ettiği) din anlayışından (ve alışageldiğimiz bu hayat tarzından) sen bizi vazgeçirip alı mı koyacaksın? Doğrusu bizi davet ettiğin şeyden (adil ve asil bir sistemin gerçekleşebilmesinden; Allah’ın dininin, bugünkü düzenden daha çok huzur ve refah vereceğinden) kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.’‘

İşte bu tavır ve tepki: Sadece dünya hayatını ve şahsi menfaatlerini düşünen, ahirete ve sonsuz cennete değer vermeyen; hürriyet ve haysiyet içinde yaşamayı hak edecek bir bedel ödemeye girişemeyen; haklı ve hayırlı olduğuna kanaat getirseler de, o davanın başarılı olacağından ve Allah’ın izniyle mutlu sonuçlar doğuracağından endişe eden; bencil ve beleşçi toplumların, basit karakteridir. Ve elbette, küçük hesap ve heveslerin sahipleri, asla büyük hedeflere erişemeyecektir.

 

[1] Enbiya: 101

[2] Ahzab: 10

[3] Mülk:14

——-&&&&&——-

“Bir
avuç sadık ve Sünnetullaha muvafık; inanmış ve kutlu sonuca odaklanmış insan,
kendi benliğini ve nefsi beklentilerini aşarak Allah’ın rızası, insanlığın
rahatı ve İslam’ın hatırı için usanmadan koşuşturarak, değil sadece ülkesindeki
bozuk gidişatı, hatta bütün dünyayı değiştirmeyi başaracaklardır. Bunlar
kötülüklerinin kendi kâbusları olacağının, iyiliklerinin ise dönüp dolaşıp yine
kendilerini bulacağının farkında olan insanlardır. Ve daha dünyada iken cennet
huzuruna kavuşmuşlardır.”

Üstad Ahmet AKGÜL

“Gerçek
ve Allah katında geçerli ‘‘iyilik’‘ ise, resmi ve siyasi hiçbir mecburiyeti
olmadan; birilerine karşı vefa borcu ve mesuliyet hissi duymadan ve hiçbir
dünyevi beklentisi araya sokulmadan, sadece Allah rızası ve insanlık icabı
yapılan ve ardından unutulan ve başa kakılmayan hayırlardır.”

Üstad Ahmet AKGÜL

“Yüce
Allah; varlığını açığa vurmak, kudret ve rahmet eserlerini ortaya çıkarmak. Her
şeyde ve her halde Esma ve Sıfatlarını yansıtmak üzere kâinatı ve tabiatı
yarattı. Bu yaratılış harikası varlıklara bakıp, bunların sahibini tanıyacak
özellik ve yeteneklerle de insanı donattı. Ve mutlak adaletinin ve hikmetinin
gereği olarak insana; rahmani ve vicdani duygular yanında, şeytani ve nefsi
arzular da bıraktı. Ve Hak ile Bâtılın mücadele meydanında onu serbest ve
mükellef kıldı.”

Üstad Ahmet AKGÜL

” Akıllı, inançlı ve hayırlı insan, bir günlük
ömrünüz kaldığını bilseniz neler yapardınız sorusunun doğru ve doyurucu
yanıtlarına uygun yaşayandır.’’

Üstad Ahmet AKGÜL

 

‘’Doğru
ve onurlu insanlara doğal ve kutlu etkileşim yolları açıktır. İnanan ve
inancının gereği cihat ruhunu kuşanan insanlara, aşılmaz dağlar aşılacaktır.’’

Üstad Ahmet AKGÜL

 

”Mü’minler hakka tabi ve taraftır,  kafirler batıla taraftır ve tabi olanlardır.”

Üstad Ahmet AKGÜL

 

‘’Elbette emeller
niyetlerle tartılacak herkesin asıl hedefi gayretinin seviyesi ve mahiyeti onun
sonsuz durağını belirlemiş olacaktır. ‘’

Üstad Ahmet AKGÜL

 ‘’İnsanlar nazarında rağbet toplayıp servet yığmak niyeti,
gayesi ve gayreti ile pavyonda ve stüdyoda şarkı türkü çağırmak, cami
mikrofonunda ve sinema salonunda ezgi ve ilahi okumak bize göre farklıdır. Ama
rabbimiz katında bunlar aynıdır. Çünkü nerede aradığına değil neyi aradığına
bakılacaktır.’’

Üstad Ahmet AKGÜL

Kardeşlerim, ’‘(Sorumlu
ve şuurlu bir irtibat ve intizam içindeki) Müslüman (gruplar) tek bir vücudun
(ayrı, ama birbirine bağlı ve ihtiyaçlı) parçaları gibidirler.’‘
 Hadis-i Şerifinde
buyrulan ve uyarılan konumda olmak zorundayız.

Öyle ya;
bir insan kendi yüzünün güzelliğini, kendi gözünün keskinliğini, kendi belinin
ve bileğinin kuvvetini ve kendi beyninin zekâvetini kıskanır mı? Veya kendi
gözünü çıkarmaya, kendi dilini ve elini koparmaya çalışır mı? Veya vücudunun
herhangi bir organını küçümseyip atmaya kalkışır mı? Çünkü bir tırnak
parmakları, parmaklar ayakları, ayaklar vücutları ve vücutlar da başları
taşımakta ve hepsinin dayanışması ve katkı sağlaması sonucu hayatımızı
kolaylaştırmaktadır. Öyle ise tırnağını basit görüp hor bakanın ayakları
sıkıntıya uğrayacak, sonunda diğer vücut organları ve tabi beş duyumuzu
barındıran başımız, işlerini tam ve doğru yapamaz olacaktır. Bu nedenle bütün
ekibimizin, diğer kardeşlerimize kendi vücudunun bir parçası gibi bakması
lazımdır. Bunun aksine; fırsatçılık, fesatçılık ve faydacılık, sadıkların değil
münafıkların tavrıdır.

Üstad Ahmet AKGÜL

 

‘’Kendini
yenemeyen rakiplerini yenemeyecektir. Kendini değiştiremeyen dünyayı değiştirmeyi
başaramayacaktır.’’

Üstad Ahmet AKGÜL

‘’Kâinatın ve tabiatın yasaları ve Kur’an’ın esasları doğrultusunda
çalışıp çabalayan insanlar, sayıca çok az da olsalar, Allah’ın yardımıyla, nice
dağları aşacak ve başkalarının hayal bile edemedikleri kutlu sonuçlara
ulaşacaklardır. Bu aşamalarda, her varlıkta tecelli eden İlahi sıfatların
‘‘etkileşme sırları’‘ da büyük rol oynamaktadır. Aziz Erbakan Hocamızın latif
ifadeleriyle, ’‘Çimenli
ve çiçekli bir yöreden birlikte uçuşmaya başlayan küçücük kelebeklerin kanat
çırpışları, etkileşim ve tetikleme sonucu büyük kasırgalara, hatta okyanuslarda
korkunç dalgalara ve tsunami olaylarına yol açmaktadır.’‘
 Bunun
gibi bir avuç sadık ve Sünnetullaha muvafık; inanmış ve kutlu sonuca odaklanmış
insan, kendi benliğini ve nefsi beklentilerini aşarak Allah’ın rızası,
insanlığın rahatı ve İslam’ın hatırı için usanmadan koşuşturarak, değil sadece
ülkesindeki bozuk gidişatı, hatta bütün dünyayı değiştirmeyi başaracaklardır.
Bunlar kötülüklerinin kendi kâbusları olacağının, iyiliklerinin ise dönüp
dolaşıp yine kendilerini bulacağının farkında olan insanlardır. Ve daha dünyada
iken cennet huzuruna kavuşmuşlardır. Gerçek ve Allah katında geçerli ’‘iyilik’‘ ise, resmi ve siyasi hiçbir
mecburiyeti olmadan; birilerine karşı vefa borcu ve mesuliyet hissi duymadan ve
hiçbir dünyevi beklentisi araya sokulmadan, sadece Allah rızası ve insanlık
icabı yapılan ve ardından unutulan ve başa kakılmayan hayırlardır.’’

 Üstad Ahmet AKGÜL

 

“Sık
sık sözlerini, vaatlerini ve tevbesini bozup hatalarını tekrarlamak, akli ve
ahlaki bir zaaftır ve insanı laçkalaştırıp münafıklığa taşıyacaktır.”

Üstad Ahmet AKGÜL

www.millicozum.com

”Ve
hele, yeryüzünde harika eserler ve görüntüler arayan insan, en büyük yaratılış
harikasının, en mükemmel ve muhteşem Rabbani fabrikanın kendisi olduğunun ve
ahirette hesap vermek üzere sorumlulukları bulunduğunun farkına ne zaman
varacaktır!?”

Üstad Ahmet AKGÜL

www.millicozum.com

“İnsanların
nerede aradıklarından ziyade, neyi aradıklarına bakmak lazımdır. İslami
kılıflar ve sloganlar arkasında, nefislerinin sinsi ve siyasi arzularına
ulaşmaya çalışanlar, en tehlikeli ve tahripçi insanlar olup çıkacaktır. Ama
kendisi gibi herkes için de hayrı ve huzuru arayanlar ve bu amaçlarına ulaşmak
için İslami ve insani metotları ve araçları kullananlar, barış ve bereketin
kutlu yolcularıdır. Belki bunların bir kısmı aradıklarına ve arzuladıklarına bu
dünyada ulaşamayacaklar, ama vicdani huzur ve onur içinde yaşayacaklardır. Ve
unutulmasın ki, kutlu hedeflerine ulaşanlar ise, sadece arayanlar ve umutla
yola çıkanlardır.”

Üstad Ahmet AKGÜL

www.millicozum.com

Şu
gerçeği de kesinlikle vurgulamamız lazımdır ki; Onu aradığında ve tabi
emredildiği ve öğretildiği şekilde ulaşmaya uğraştığında, kesinlikle
kavuşacağına garanti verilen tek ve en büyük gerçek ise, Cenab-ı Hak’kın
rızasıdır.”

ÜSTAD AHMET AKGÜL

www.millicozum.com

“Mü’min;
zillete düşmeyecek şekilde onurlu, ama gurura düşmeyecek şekilde de vakur ve
makul davranmalıdır. İmanın gözü ferasettir, yani sürekli uyanık ve akıllı
olmak ve her konuya Kur’an nazarıyla bakmaktır. Zaten kulluk; ille de zorlu ve
şatafatlı çabalar harcamak değil, her hususta görevini ve gereğini yapmaktır.
Bu nedenle kendi kendimizle ve samimiyetle konuşmayı ve nefis muhasebesi
yapmayı unutmamız, emredileni değil, işimize geleni yapmamız, gafletin en
yaygın olanıdır. Aslında en zayıf karakterli insanlar, kendi özleriyle
yüzleşmeye yanaşamayanlardır. Bu tipler, gözü açık ve uyanık geçinseler de,
aslında ayakta uyuyanlardır. Oysa uyanık bir tek adam, uyuyan binlerce insandan
daha güçlü konumdadır.”

Üstad Ahmet AKGÜL

www. millicozum.com

“Atalarının
veya tarikat ve cemaat üstatlarının dindarlıklarını anlatıp bununla
kurtulacaklarını sananlar da, babalarının ve başkalarının yedikleri lokmalarını
konuşmakla, kendi karınlarının doyacağını sanan zavallı takımı gibidirler”

Üstad Ahmet AKGÜL

www.millicozum.com

“Üstelik
inandığı gibi yaşayamayanlar, imani ve vicdani kanaatlerinin aksine davranıp
yamuklaşanlar, zamanla yaşadıkları gibi inanmaya, yani münafıklaşmaya
başlayacaklardır. Ve artık yozlaşan insanları, alışkanlık ve karakter haline
getirdikleri bu yamukluklardan vazgeçirmek; kırılıp eğri bağlanan bir kolu veya
bacağı, eski haline getirmekten çok daha zor olacaktır.”

Üstad Ahmet AKGÜL

www.millicozum.com

“Atılan
bir okun doğru gitmesi için, düzgün olması şarttır. Velhasıl, kendisini ve
ülkesini kurtarmak ve geleceğini doğru ve olumlu kurgulamak için; bugünkü ağır
gerçekleri ve acı reçeteleri anlama. İmani ve insani prensiplerle çözüme
odaklanma üzerinde yoğunlaşmayan ve sorunlarla boğuşup yoğrulmayı göze alamayan
insanların, pişmanlık ve perişanlık içinde boğulacakları günler, uzak
sanılmamalıdır. Bu tipler iktidar bile olsalar, asla muktedir ve muzaffer
olamayacaklardır.”

Üstad Ahmet AKGÜL

www.millicozum.com

’‘Halka
zulmediyor!’‘ diye Suriye’ye savaş açan, Libya saldırısına ve korkunç
tahribatlara ortak olan iktidar, neden İsrail’le imzaladığı normalleşme
anlaşmasını bile hâlâ askıya almıyordu? Ve Çin’in Müslüman ve masum Türklere
uyguladığı Uygur Zulmüne, neden sessiz kalıyordu?”

ÜSTAD AHMET AKGÜL

www.millicozum.com

“Başkalarına
çamur atanların ve haksız yere hakarete kalkışanların, önce kendi ellerinin ve
dillerinin kirleneceği açıktı. Ancak geçmişin hasretçisi, geleceğin özlemcisi
ve şu an yaşanan sürecin de şikâyetçisi olmamak için de; özünü kirletip
bozmamak, gözünü kaydırıp gerçeklerin üzerini kapatmamak ve yüzünü karartmamak
lazımdı.”

ÜSTAD AHMET AKGÜL

www.millicozum.com

 

  •       Ümmetin felahı ve salahı, yönetici şahsiyetlerin
    kahramanlığına değil, uyguladıkları sistemin Kur’an’a uygunluğuna bağlıdır.

 

  •     Hem görünüşte ’‘İslamiyet’e saygılı’‘, ama gerçekte dini hükümlerin inkârcısı münafık kimseler de. Hem dindar kahraman sanılan, ama din ve dava istismarıyla oy avcılığı yapan fasık kesimler de. Hem de makam, menfaat ve şöhret umuduyla bunlara yalakalık yapmaktan utanmayan sözde din alimleri de, maalesef sadece Şeytanın ve Deccalın işlerini kolaylaştırmakta ve Siyonizm’in zulüm ve sömürü saltanatına katkı sunmaktalardı! Bakalım sonları nasıl olacaktı ve Allah nasıl bir intikam alacaktı?!

 

  •   FAİZ:

1- Faiz, paranın zamanla artmasıdır.

2- Faiz, enflasyona sebep olmaktadır.

3- Faiz, gelişmeyi durdurmaktadır.

4- Faiz, tekele neden olmaktadır.

5- Faizli sistemde ekonomik denge kurulamayacaktır.

6- Pozitif faiz çelişkidir, gerçekleşmesi imkânsızdır.

7- Faiz ekonomiye geri dönemediğinden zararlıdır.

8- Faiz hızlanarak artmak zorundadır.

9- Fiyat anarşisinden doğan enflasyon, faizli sistemi işlemez hale sokmaktadır.

10- Faiz çıkar çatışmasına dayanır, savaşların ve anarşinin kaynağıdır.

 

  •            “Bu konu Kur’an’da geçmez”,
    “Şu gibi sorunlarla Kur’an ilgilenmez” veya “Kur’an o soruların
    yanıtını vermez” 
    şeklindeki
    kanaatler de yanlıştır, Kur’an’ı tanımamaktır ve cehalet sonucu yapılan
    hatalardır. Ve hele: “Kur’an
    Ortaçağ kitabıdır. Çok eski dönemler için yararlı bazı yasalardır. Günümüzde
    bunlara ihtiyaç kalmamıştır. Akıl ve bilim bunların yerini almıştır”
     şeklindeki iddialar, sadece
    sapıklık ve inkârcılık değil, aynı zamanda utanç verici bir bilgisizlik ve akıl
    noksanlığıdır.
  • Kur’an
    ve sünnet, geçmişe değil, bugüne ve bize hitap etmektedir, tarihi örnekleri ve
    meseleleri de ibret ve hikmet dersleridir.

 

  • Kur’an-ı Kerim; Felsefi
    ve statik bir kitap değil, devamlı diri ve dinamiktir ve pratik çözümler
    üretmeye müsaittir.

 

  • Kur’an-ı Kerim; hem
    mümin bireyler ve topluluklar, hem de farklı konum ve kapasitedeki kurum ve
    kuruluşlar için; pratik, psikolojik, sosyolojik ve stratejik prensip ve
    projeler üretmeye yarayacak ilahi bilgi merkezidir.

 

  • Kur’an-ı Kerim; Sürekli
    gelişen ve değişen: siyasi, iktisadi, ilmi ve içtimai hayatı her halde ve
    yeniden düzenleyip disiplinize edecek, değişmez hakikat ve hikmetler
    içermektedir.

 

  • İslam: Akla,
    araştırmaya, bilimsel ve teknolojik buluşlara oldukça önem verip sürekli teşvik
    eden; ama beynin ve bilimin, şeytani odakların zulüm ve sömürü aracı
    yapılmaması için de, imani ve vicdani emniyet sigortalarını ve Rabbani
    kuralları merkeze yerleştiren bir hayat ve imtihan dinidir.

 

  • Namaz
    dinin direği ise, cihat dinin zirvesi-çatısı konumundadır.

Cihat; namus ve onurumuzun, hürriyet ve
huzurumuzun sigortasıdır. Şerefini, haysiyetini, evini, ailesini korumak
isteyen cihada sarılmalıdır.

Cihat; kaza ve belaları savuşturmak,
musibet ve hastalıklardan kurtulmak için en önemli vesile ve vasıtadır.

Cihat’ın en büyüğü ise, zalim düzenlere
ve hain yöneticilere karşı Hakkı haykırmak ve bu konuda çeşitli sıkıntılara
katlanmaktır ki işte Hamdolsun Milli Çözüm Ekibi bunu yapmaktadır.

Fiili ve askeri cihadı, yani milli
savunmamızı ise Peygamber ocağı, şehitler ve gaziler otağı kahraman Ordumuz
yapmaktadır ve hele gözleyin daha ne destanlar yazacaktır, inşaallah.

 

  • En yaygın yanlış hadislerdeki Amaç ile Araç’ın
    karıştırılmasıydı. ‘‘Sakalı uzatın’‘ hadisindeamaç; Yahudi ve
    Hristiyanlara; dünyaya bakış açısında, hayat tarzında, hukuk nizamında ve ahlak
    esaslarında benzemekten sakınmaktı. Şimdi Haçlı AB talimatlarını ‘‘Uyum
    Yasaları’‘ diye Meclis’ten tıkır tıkır kanunlaştıranları ve AB kuyruğunda
    kurtuluş arayanları İslam kahramanı diye alkışlayıp oy verenlerin, sade bir
    Müslümanı sakalı yok diye kınayıp dışlamaları şarlatanlıktır.

 

  • Cihadın zorluklarından ve Hak davadan kaçanlar münafık,
    cesaret ve gayretle şeytani güç odaklarına karşı Hakkı haykıranlar sadıklardır.

 

  • Kelime-i şehadet: Namaz, Oruç, Zekât ve Hacc gibi bütün
    ibadetler ve tarikatlerdeki tasavvufi terbiye yöntemleri; hepsi bir nevi cihada
    hazırlık ve alt yapıdır. Kelime-i şehadet; Hakkı ilan etmeyi öğretir. Namaz;
    teşkilat disiplinine girmeyi ve emir komuta içinde hareket etmeyi öğretir.
    Oruç; inancı ve davası uğrunda açlığa ve sıkıntılara göğüs germeyi öğretir.
    Hacc; evini, ailesini terk edip cihat yolunda çeşitli fedakârlık ve zorluklara
    direnmeyi öğretir. Zekât; malını ve kazancını Allah yolunda severek vermeyi
    öğretir. Bunun için, namaz kılar gibi, zikir yapar gibi cihada ve tebligata
    katılmalıdır. Hacc’da tekbir ve telbiye tekrarlar gibi slogan atılmalıdır,
    zaten sloganlarımızın çoğu ayet ve hadis meali olmaktadır. Cumaya, bayrama,
    Hacca katılır gibi, mitinge, sohbete, seminere koşmalıdır. Toplantıda, kampta,
    namazdaki, Ramazan’daki gibi davranmalı, dava kardeşlerimizin kusuruna bakmayıp
    bağışlamalıdır. Bu günlerin ve gecelerin hepsini Kadir, dost ve yoldaşlarımızın
    her birini HIZIR bilip, duasını almalı, iyilik ve ikram yapmalı, bu fırsatları
    elden kaçırmamalıdır.

 

  • Peki, cihat nedir?

Ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde Hak ve adaleti hâkim
kılma, huzur ve hürriyeti sağlama; her türlü zulmü ve sömürüyü ortadan kaldırma
amacıyla yapılacak fikri, siyasi ve askeri çabaların tamamının adıdır. Ülke
içinde fikri ve siyasi cihad yapılır; Ülkemize, devletimize ve milli birlik ve
dirliğimize saldıran düşmanlara karşı ise elbette kıtal yani çarpışma ve askeri
cihad yapılır.

 

  • Kardeşlerim!..
    Her kötülük ve hele tekrar edilirse, bir küfür tohumu gibi, sonunda imana aykırı şüphe ve
    vesveseleri doğurabilir ve insanın ayağını kaydırabilir. Bunun gibi, bazı hayal
    ve heveslere kapılan ve kendisini
    manevi görevli ve liyakatli
    sanmaya başlayan kimseler de, bu takıntı ve saplantıları
    zamanla daha da önemseyip öncelemeye ve bir nevi putlaştırıp perestiş etmeye
    (tapınır derecesinde sevip yüceltmeye) girişmekte ve çevresindeki insanları
    Allah’a bağlılıklarına, takvalarına, cihat ve fedakârlıklarına göre değil,
    kendisine olan hürmet, hizmet ve teslimiyetlerine göre değerlendirme ve
    derecelendirme dalaletine yönelmektedir. Maalesef insanoğlu, her gözünün
    eriştiğine, elinin de yetişeceğini zannetme gafletine düşmektedir. Hatta bu
    gaflet zamanla dalalete (sapkınlığa) dönüşmekte, bu sefer: ’‘Her gönlünden geçene, kolunun da yetişeceğini ve kendi
    çabaları ve planları ile arzu ettiklerini gerçekleştireceğini’‘
     düşünmektedir. Oysa gözleri yüksek dalları değil, yıldızları bile
    görmekte, ama elleri sadece boyundan biraz yukarısına ancak erişmektedir. Ve helegönlünden geçirdikleri ve nefsi dürtülere hayalen
    peşine düştükleri ise çok daha erişilmez şeylerdir. Elbette dua ve temenni
    makamında ve sadece Allah rızası ve Hak davası doğrultusunda, maddi ve manevi
    imkân ve fırsatlar talep edilir, ama bunları hak ettiğini düşünerek
     ve mecburen verilmesi gerektiğini
    zannederek istemek, bir şaşkınlık ve sapkınlık alametidir.

 

*      Ve hele, dava kardeşleri arasında; bölgecilik ve hizipçilik kayırmaları,
bilgiçlik ve birincilik yarışmaları, öncelik ve önemlilik ayrışmaları
başlaması, imanın canı olan ihlasıöldüren manevi bir zehir gibidir. Böyleleri farkında
olmadan Şeytanın gizli şakirdi haline gelir. Uhuvvet, muhabbet ve meveddet
(birbirlerini sahiplenip destekleme) bağları zayıflayıp çözülüverir. Oysa haklı
ve hayırlı bir hizmet ekibi, kendilerini aynen bir vücut gibi görmeli, bu
vücudun her bir parçasının hayati, önemli ve gerekli olduğunu bilerek ve onlara
kıymet vererek hareket etmelidir. Bu vücuttan kopup ayrılan göz de olsa, el de
olsa, artık murdar ve işe yaramaz bir et parçası hükmündedir. ‘‘Ben’‘lik dava
eden bir damla, kısa zamanda buharlaşıp tükenecek, ama ‘‘Biz’‘ duygusuyla deryaya
karışınca, daimi mutluluğa erişecektir.

 

*       Yaz mevsiminde ve öğlen vaktinde Güneş’e bakmak gözleri kamaştırıverir, hatta bazen çıplak gözle
Güneş görünmeyebilir. Bu Güneş’in ’‘Kemal-i zuhurundan ve şiddet-i nurundan’‘ ileri gelir. İşte zerrelerden
kürrelere, hücrelerden galaksilere, çiçeklerden böceklere, canlı cansız her
şeyde ve her yerde Cenab-ı Hak, harika eserleriyle ve milyarlarca tecelli ve
tezahür örnekleriyle; varlığı ve üstün sıfatları o denli açık ve aşikârdır ki,
bu ‘‘Kemal-i zuhurundan ve şiddet-i nurundan’‘ gizlidir. Ancak asla unutulmasın
ki, Allah’ı böyle milyonlarca delille ispatlamak ve varlığına inanmak,
 iman için yeterli değildir. O Allah’ın
görülmeyen nurani hizmetçilerine ve emirlerine (meleklerine), hayat disiplini ve
düzeni olarak gönderdiği kitaplarına ve hükümlerine, rehber ve örnek olarak seçtiği Nebilerine ve Elçilerine, Ahiret gününe
ve hesaba çekilmeye, hayır ve şer her şeyin bizzat Allah’ın takdiri ile gerçekleştiğine ve bu kulluk imtihanını
kazanmak için dünyaya geldiğimize ve bu şuur ve sorumlulukla davranmamız
gerektiğine inanmayan ve görevini yapmayanlar Müslüman (teslim olan) değildir.

 

*    Biz ‘‘ğayb’‘e iman ettik (Bak:
Bakara 3.ayet)
 ’‘Gayb’‘
yok olan değildir, yok olana iman edilmez. ‘‘Gayb’‘; var olan, ama varlığı
 ‘‘serehaten’‘
değil; alamet, işaret ve eserleriyle belli olan demektir. Cenab-ı Hak; Hakiki, Daimi, Ezeli ve Ebedi olan tek ve gerçek varlık olup, diğer
her şey O’nun yaratması ile meydana geldiğinden fani, aciz ve eksiktir. ‘‘Mevcud-u
Meçhul’‘ olan, yani ‘‘künh’‘ü, hakikati ve zat-ı akdesi idrak ve ihate edilmeyecek
kadar Büyük ve Batın ama muazzam ve muhteşem kainattaki tüm alametleri ve
hikmetli tecellileri ile, tabiattaki canlı cansız tüm harika eserleri ile zahir olan Allah-u Teâlâ’nın dışında her şey ’‘mahluk’‘ ve herkes ‘‘kul’‘ mertebesindedir.
Cenab-ı Hak Zülcelal Hz.lerinin en yüksek tecellisi ve en örnek ve kamil elçisi
ise, Peygamberimiz, Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimizdir. Gayrı kıyamete
kadar her asırdaki mü’minler içerisindeki şahsiyetler; Hz. Peygamber
Efendimizin ve Yüce Dinimizin; tabisi, takipçisi ve tatbikçisi olabildiği kadar
kıymetlidir. Aziz Erbakan Hocamıza hürmet, muhabbet ve merbutiyetimizin temeli
de, çağımızda Hak davanın şahsi manevisi ve Resulûllah’ın temsilci varisi
olması sebebiyledir.

 

  •           Kur’an’da
    anlatılan ‘‘Tur Dağı’‘ senin nefsi alışkanlık ve yanlışlıklarındır. Kendi Tur’unu
    aşabilen, Kur’an’ın hikmetine ve vahyin lezzetine erişecektir. O kıssada
    anlatılan ‘‘Allah tecelli edince, dağın parçalanması’‘, kendi nefis putlarının
    yıkılıp dağılmasına işarettir. Hz. Musa’nın bayılması ise; nefsi ve behimi
    duyguların eriyip senden ayrılması demektir.

 

*    Edep;
devamlı Rabbinin huzurunda bulunduğu bilinci ve dikkatiyle hareket etmek; niyet
ve gayretine buna göre yön vermektedir.

 

*    Ey
zavallı, hayvani dürtü ve hareketlerle Sübhani derecelere nasıl gidilir?! Uzun
emelli ve dünya hayatına meyilli kimselerin; stresi, üzüntü ve elemleri de o
denli derin ve dertlidir.

 

*    İnsan,
Beytullah’tan kıymetlidir. İnsan, Kur’an’dan önemlidir; Kur’an Allah’ın vahyi,
insan Allah’ın halifesidir. İnsan, İslam’a değil; İslam insana hizmet için
gönderilmiştir. İnsan haklarına saygı duymayan ve hele inanç ve düşünce
özgürlüğünü kısıtlayan ve yok saymaya kalkışanlar, insanlıktan istifa etmiştir.
Böyleleri nasipsiz ve nesepsiz kimselerdir.

 

  • Demir rengine
    boyandığından çelik zannedilen düzgün sırıklar… Sarı suya batırıldığından,
    kıymetli altın zannedilen bayağı bakırlar… Mümin ve muttaki rolü
    oynadıklarından, muhterem zannedilen münafıklar… Karşılaştığı ciddi bir
    zorlukta ve uğradığı önemli bir zararda veya umduğunu bulamadığında güzel
    ahlaktan yan çizen… Dünyalık bir makam ve menfaat karşılığı Hak davadan yüz
    çeviren sahte kahramanlar ise, insanlığın baş belası ve Müslümanların yüz
    karasıdır.

 

  • Unutmayalım.

Yerde ve göklerde bulunan canlı ve cansız her şey bir aynadır. Ve bu
aynalarda her an tecelli eden ve bütün olayların arkasında görünen, Cenabı
Hakkın celal ve cemal sıfatlarıdır. ‘‘Yaratılanları, Yaratandan ötürü sevmek’‘
bunun için lazımdır.

Sulardaki kabarcıklarda göz kırpan… Yaprak yaprak açıp, çiçek çiçek
kokan… ‘‘Hu’‘ zikriyle esen yellerde fısıldayan ve kanat çırpan kuşlarda cıvıldayan
O’dur…

Güneşle gündüzlere nur, imanla gönüllere huzur ve Kuranla beyinlere şuur
akıtan… Ateşte hem pişiren hem yakan… Su ile hem yıkayan hem boğan… Her
şeyi ve herkesi rızıklandırıp doyuran… Gözlere gördüren, kulaklara duyuran…
Güldüren ve ağlatan O’dur.

Her an ve her şeyi ve her birimizin ruh ekranı için ayrı ayrı ve yeni
baştan yaratan… Dualarda çağrılan, Kuranlarda okunan O’dur. O Rabbimize ve
sahibimize sonsuz şükürler olsun ki bizi yoktan var etti, hidayet ve inayet
buyurup, varlığından haberdar etti.

Öyle ise, Rabbimize teşekkür ifadesi olarak O’na ibadet etmek… Emir ve
yasaklar çizgisinde hareket etmek… O’nun dinine ve davasına hizmet etmek,
inancımızın ve insanlığımızın gereğidir. Nankörlük ise hıyanettir. Ve sonunda
herkes ektiğini biçecek ve müstahak olduğuna erişecektir.

Ve son
pişmanlık para etmeyecektir.

 

 

  • Ama yapması gerekeni bilen ve
    işine ciddiyetle sarılan… ’‘Ağaç yaş
    iken eğilir. Demir tavında dövülür’‘
     ata sözlerimize uygun her işi zamanında
    yapan… Sıkıntı ve sorunlar karşısında pes etmeyip sağlam duran kimseler ise,
    önemsenecek, benimsenecek, sevgi ve saygı görecektir. Çünkü ’‘bir insana olanlar değil, onun içinde
    olanlar önemlidir’‘ 
    Yani karşımıza çıkan zorluklar, sorunlar, üzücü olaylar
    ve iftiralardan ziyade, içimizdeki kuşkular, karamsarlıklar ve kararsızlıklar
    bizim için en büyük engeldir.

 

 

  • Kanser; vücudun herhangi bir
    bölgesindeki hücrelerin, bir müddet bulundukları organdan beslenmelerine ve
    diğer hücrelerle de uyum içinde hareket etmelerine rağmen, daha sonra
    çevresiyle olan işbirliği ve dayanışmayı keserek birdenbire ve bencil şekilde
    kendi hesabına büyümeleri ve vücudun dengesini alt-üst etmeleridir. Nankörlük
    de, aynen kanser gibidir. Sosyal yapının birer uyumlu üyesi ve hücresi olması
    gereken insanların, düze çıkınca, önceleri beslendikleri ve birlikte hareket
    ettikleri çevrelerinden kopmaları ve sadece kendi kendilerine hizmet etmeleri
    ve toplum bünyesinden ayrı ve ayarsız biçimde urlaşıp büyüme niyet ve
    hıyanetleridir.

 

 

  • Halbuki, şükür nimetlerin sigortasıdır,
    şükürsüzlük ise Allah’ın kahrına ve gazabına ve nimetleri elimizden çekip
    almasına sebep olmaktadır. Maddi ve manevi iyilik gördüklerimize teşekkür
    etmek, onlara Allah için hürmet ve muhabbet beslemek vefa borcudur, vicdani bir
    sorumluluktur… İmani ve insani bir olgunluktur. Ama nankörlük ise; bayağılık
    ve çok aşağılık bir davranıştır. Hatta insanlar arasında güven ortamını
    sarstığı için bir nevi bozgunculuktur.

 

 

  • Matematik, mühendislik, fizik, kimya, tıp,
    astronomi gibi ilimlerde ve bilgisayar teknolojisinde ve hatta dini ve ahlaki
    ilimlerde, kendi zeka yeteneği ve gayretiyle çok ileri derecelere yükselmiş
    bazı insanların, Allah’a iman ve itaatlerinin artması gerekirken, hala küfürde
    ve kötü karakterde bulunmaları, onların hidayet huzurundan ve akıl nurundan
    mahrum bulunduklarının göstergesidir.

 

  • İnsani Fazilet ve Asalet şu beş şeyin
    varlığına ve olgunluğuna dayanır:

1- Hikmet ve
ilim: Bunun kaynağı, Kainattaki
harika yaratılış eserlerini ibretle seyretmek, Rabbinin yüce sanatını tefekkür
etmek ve okuyup bilgi edinmektir.

2- İffet ve
hilm: Bunun esası; şehevi
isteklerini frenlemek, hissiyatıyla değil, vicdanıyla hareket etmektir.

3- Adalet
bilinci: Bunun dayanağı nefsani
heveslerini, benlik ve bencillik düşüncelerini değil, merhamet ve hakkaniyeti
ölçü edinmek ve herkesin temel insan haklarına saygı gösterip barışı şiar
edinmektir.

4- Metanet
ve silm (barış): Bunun esası öfkesini
dizginlemek ve ğadabını yenmektir.

5- İstikamet: Ahirete ve her hareketinden hesap vereceğine iman edip, haksızlık
ve ahlaksızlığın her türlüsünden çekinmektir.

Bu beş temel değer ölçüsünden ve inanç disiplininden yoksun
insanlardan doğru ve olumlu davranışlar beklemek yersizdir. Bunların sağcı veya
solcu takılmaları da durumu değiştirmeyecektir. Ve hele bu değerleri yozlaşmış din istismarcısı kimseler ve kesimler daha da tehlikelidir,
çünkü insanları aldatma yetenekleri gelişmiştir.

 

 

  • ’‘Haya imandandır’‘ hadisinin manası: ’‘Hayasızda iman, imansızda ise haya olmaz’‘ demektir. Ve ’‘Haya etmiyorsan, yani utanmıyorsan; istediğini yap’‘ sözü, bütün
    Peygamberlerin ortak hikmet vecizesidir.

 

  • Münafık kendisinin ilim ve amelinden, kendi
    şeref ve şöhretinden bahsedilsin ister. Ama mü’min, Rabbinin hikmetli
    işlerinden ve O’nun izzet ve azametinden bahsedilmesini sevmektedir. Azazil,
    Cenabı Hakkın, Hz. Adem’in suretinde tezahür ve tecelli eylemesi ve O’nun
    diliyle söylemesi yüzünden haset edip, İblisliğe yönelmiştir.

 

  • Çünkü İnsan, Beytullah’tan kıymetlidir. İnsan,
    Kur’an’dan önemlidir; Kur’an Allah’ın vahyi, insan Allah’ın halifesidir. İnsan,
    İslam’a değil; İslam insana hizmet için gönderilmiştir. İnsan haklarına saygı
    duymayan ve hele inanç ve düşünce özgürlüğünü kısıtlayan ve yok saymaya
    kalkışanlar, insanlıktan istifa etmiştir. Böyleleri nasipsiz ve nesepsiz
    kimselerdir.

 

  • İnkârcıların tamamı, ruhen; akletmeyen hayvanlar
    gibidir. Ne var ki, bazısı yırtıcı ve tehlikeli, bazısı yararlı ve evcildir.
    Ama dikkat edin, bazen evcillerin kudurması, canavarlardan daha tehlikeli
    olabilir. Ve tabi asla unutmayalım ki, hukuken insan olan herkesin, her türlü
    hak ve hürriyeti saygıdeğerdir. Televizyon yapana hayranlık duyup, kendi gözünü
    yaratanı hiç hatırlamayanlar… Bilgisayarı çıkarana şaşkınlıkla şükranlık
    duyup, kendi beynini ve zihnini yaratanı hiç tanımayanlar. Telefonu icat
    edenlere saygınlık duyup, kendi kulağını yaratanı inkâra ve Rabbine isyana
    kalkışanlar için Kur’an’ın: ‘‘Onlar hayvanlardan aşağıdır!’‘ buyurması hakikatin
    ta kendisidir. Ve hele bunlar içinde şeytanlaşmış tipler ve insan suretli
    iblisler vardır ki; cin şeytanları bir ‘‘euzü besmele’‘ ile kaçarken, bunlardan
    kurtulmak için ancak yüzlerine tükürmek gerekir. Enaniyet (Benlik, bencillik ve
    birincilik) şirkinin putu; insanın nefsi, mabedi ve Kâbe’si ise, kendi
    bedenidir.

 

  • İslam’ın esası Kur’an’a tam teslimiyet ve
    Allah’a güvenmektir. Bir gemide veya trende uyuyan insan, nasıl hiç gayret ve
    zahmet çekmeden bile yol alıyorsa, Nuh’un vapuruna binenler, yerinde oturup
    kurtulduğu halde, diğerleri bin türlü eziyetle dağlara tırmansa ve dalgalara
    kulaç atsa da boğuluyorsa, bunun gibi; Selamet Gemisine ve Hakka teslimiyet
    güvencesine girenler de, takdiri ilahiye itiraz ve isyandan sakınıp, itaat ve
    itimat ettikçe, menzili maksuda yetişecektir.

 

  • Peki, ya insan nedir; ‘‘İnsan’‘lık mertebesi
    nasıl elde edilir?!..

Evet; sultanlık, başbakanlık,
kaymakamlık kolay, ama insan olmak zor iştir. Kahramanlık, kabadayılık, dillere
destanlık kolay, ama insanlığa zor erişilir. Kaşif olmak, alim olmak, tarih
olmak kolay, ama insanlık çok çetindir!.. İnsanlık, çok özel yemeklerle,
mükemmel becerilerle ve güzel giysilerle alakalı değildir.. Çünkü öküz daha çok
yer, eşek daha çok çalışır, samur daha güzel giyinir, arı daha beceriklidir,
bal üretir. Kelebek böceği ipek örmektedir, inek saf ve şifalı süt vermektedir.
İnsanlık; kendini bilmektir, Rabbini bilmektir, haddini bilmektir.
 İnsanlık
zalime tepki, mazluma sahipliktir. İnsanlık; hakkı gözetmek, helali istemektir.
İnsanlık sevgidir, şefkat ve adalettir. Gördüğü kardeşini sevmeyen ve onun
kişisel haklarına saygı göstermeyen bir insan, hiç görmediği Rabbini sevmek
iddiasında samimi değildir. Bunun gibi Yüce Yaratıcısını hiç merak etmeyen,
O’na meyil ve muhabbet göstermeyen, hatta inkâra yeltenen nasipsiz ve edepsiz
bir kimsenin, yaratılanları seviyor ve sahipleniyor görünmesi de sahtedir ve
sadece yaldızlı kılıflar altına gizlenmiş bir çıkar hesabı ve hevesidir.

 

  •   * İslamsız insan, Kur’an’sız irfan, imansız vicdan olgunlaşamaz… En büyük akılsızlık; başkalarına haksızlık ve ahlaksızlık yapmaktır.
  •  
  •   * Herkes senin aynandır. Akıllılık; kendinin güzel yönlerininde, çirkin hallerininde, başkalarında görüp anlamandır. Çirkinliğini gördüğn aynaları kıracağına, kendini düzeltip temizlemen daha akıllıcadır.
  •  
  •   * Allah’ın taksimine, yani hayır ve şerden kısmetine razı ol ki, takdire iman etmiş olasın. İbadet, hizmet ve hareketlerine nefsini katma ki, nefeslerin kıymet kazansın!…
  •  
  •  *  Dert edin!… Araştır ve Öğren!… Anla ki İNANASIN! Sen gerçekten inan ki, başkalarınıda İNANDIRASIN! Savunduklarını önce sen yaşa ki; başkalarına ÖRNEK OLASIN! Yaptıklarından hiçbir karşılık bekleme ki, MAKBUL OLASAN! Netice hesabı yapma ki, KAHRAMAN OLASIN!
  •  
  •    *Herkesin kıymeti gayreti kadardır; gayreti ise gayesi ve hedefi oranındadır. Hedefleri ve hayalleri kutsal ve kuşatıcı olanlar, büyük adamlardır. Gayesi ve gailesi (derdi) küçük olanlar da, ayarı düşük insanlardır.
  •  
  •  *  Düşman gibi dine sataşanlar, şeytan gibi din istismarı yapanlar ve dünyalık hesapları için kutsalını ve davalarını satanlar; hepsi aynı ayardadır.
  •  
  •  *  Sadece kendisini ve ailesini düşünenler ve “başkasından bana ne“ diyenler, şeytanın taifesidir. Çünkü şeytan da benlik ve bencillik yüzünden lanete uğramıştır.
  •  
  •  *  Biz Hak davanın ve Onun şahsı manevisi olan ZAT’ın kapısındaki KITMİR’leriyiz. Haşa; bu kutsal hareketin kurmayı değil, komutanı değil, birim başkanı değil; sadece hizmetçileriyiz. Hem öyle resmi ve besili değil, hasbi bir köpeğiyiz. Tehlikeli bir süreçte O’na suikastçılar ve saldıranlar olabilir düşünce ve endişesiyle Hz. Peygamber Alyhisselam Efendimizin evi etrafında ve hiç kimseden talimat almadan ve başkasına çaktırmadan gizlice nöbet tutan ve Resulullah’ın çok özel duasına mazhar olan Sahabe-i Kiram’dan Ebi Vakkas oğlu Sa’d gibi sevdamızın ve sultanımızın gönüllü neferleriyiz.

 

  • *   Tevhid dininden dönmemek, zalim ve kafir diktatöre boyun eğmemek için şehirden kaçıp bir mağaraya sığınan gençler olan (Bak: Kehf Suresi: 9-22. Ayetleri) Ashab-ı Kehf’in sadık köpeği kıtmir bile (Kehf Suresi: 18) makbul sayılıp Kur’an-ı Kerim’de zikredilmek ve cennete girmek şerefine eriştiği halde; tarihin en büyük ve en muhteşem inkılabı olan Yeni İslam (Barış ve Bereket) Medeniyetinin ve Mehdiyet devriminin kutlu Liderinin gönüllü kıtmirlerinin, Rahmeti İlahiden mahrum bırakılacağını sananlara hayret etmekteyiz.

 

  •   * Bakmak ve görmek farklı şeylerdir; ama hakikati sezmek daha özel bir meziyet ve hidayettir. Örneğin:
  •    Duvarda asılı bulunan ve belirli aralıklarla çalıp bizi uyaran saati duymamak ve hatta görmemek; gaflettir.
  •    O saatin, sadece rakamlarını, akrep ve yelkovanını görmek ve kendi kendine hareket ettiğini zannetmek; cehalettir.
  •    O saatin perde arkasındaki onlarca dişliyi, çarkı ve mekanik yapıyı akla getirmek ve hayalen görmek; basiret ve ferasettir.
  •    Ama asıl, o saati kurgulayan ve kuran zatı düşünmek ve bilmek ise, marifettir.

 

  •  *  Hadisi Kutside buyrulan; “ Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim ve bu maksatla alemi halk ettim“ hikmetinin bir anlamı da; “Ey insanlar, siz benim ilmimde saklı bir hazine idiniz. Sizi size bildirmek ve habibim Muhammed’i (sav) zatıma bir ayna yapıp onda kendimi görmek ve sizlere göstermek için mahlukatı var ettim“ demektir.

 

  •  * Kızdığımız, kıskandığımız ve kin bağladığımız kimseleri, horlamak ve hırpalamak niyetiyle; onların hata ve haksızlıklarını ayet ve hadislerle ortaya koymak ve yüzüne vurmak: Allah için tebliğ ve tavsiye değildir. Sadece kendi öfkemizi ve nefsi hakaretimizi, o kişilere yansıtmak için, Kur’an’ı ve Resulullah’ı istismar etmektir.

 

  •  *  İslam kristal bir şişe içindeki safi ve şafi ilaç gibidir. Akıllı ve insaflı doktor, o şişeden çıkardığı ilacı hastasına ölçüyle, tatlandırılmış şekilde ve tedricen verir. Ahmak kimse ise, hastasına o ilaç şişesini olduğu gibi ve hepsini zorla yutturmak için boşuna gayret gösterir… Ve tabii hastaların çoğu bu şişeyi yutamaz; yutanların da boğazına takılıverir.

 

  •   * Tavşan besleyenin küheylan yetişdirdiğine, arpa ekenin de hurma devşirdiğine hiç rastlanmamıştır. Paslı demirden tas, ağaç kömüründen elmas yapıldığını görende çıkmamıştır.

 

  • *   Senin yuların, nefsani gururunun veya Siyonist gavurunun elinde olduktan sonra; ha merkep olmuşsun ha deve… Ha fare olmuşsun ha fil… Ne fark eder be gafil!

 

  •  *  Küçük heveslerle, büyük hedeflere varılamayacaktır. Amacı küçük olanların, aracının büyük olması da işe yaramayacaktır. Tuvalete beygirle, meyhaneye lüks ciple gideni kimse alkışlamayacaktır.

 

  •  *  Davası hakkın ve hayrın hakimiyeti olanların, bütün sevdası ve maksadı; Allah’ın rızası ve insanlığın rahatı ve rafahıdır. Nefsü hevasını İlahlaştıran ve dünyaya tapınanların, aşk şiirleri safsatadır.

 

  •   * Kabe’si Amerika, Medine’si Avrupa olanların, Hacca gitmesi ile Haç’a secde etmesi farksızdır.

 

  •  *  Dostunu harcayan, postunu harcamıştır. Dostunu ucuza satan, kendisini şeytana kiralamıştır.

 

  •   * Hak, hakikat gözetmeyenlere hürmet gösterilmez. Şeriat (hukuk ve adalet) gütmeyenlere, şefaat edilmez. Tapındığın putların heykeli, ha ağaçtan, ha altından yapılsın, fark etmez…

 

  •  *  Servet ve rütbe (etiket) için, şeref ve haysiyetini rişvet verenler, ekmek parası için fahişelik edenlerden daha alçaktır. Makam ve menfaat için hak davasından cayıp dönenler ve bu döneklere mazeret ve keramet düzenler, İslam’a açıkca düşmanlık güdenlerden daha zararlı ve aşağıdır.

 

  •   * Zalimleri büyük gören ve destek veren kimselerin izzeti nefsi ve insanlık haysiyeti kalmamıştır. Kahpeye “kahramanlık zırhı“ giydirmek ve döneklere “akıllılık“ sıfatı geçirmek ne işe yarayacaktır?

 

  •   * Araştırıp düşünmeden, okuyup öğrenmeden; sadece gelenek ve görenek inancı, şeytanın oyuncağıdır. Taklidi Müslümanlık, itikadi sapıklığın açık kapısıdır.

 

  •   *    Dili uzun olanın ömrü kısa olur. Dili yaralayıcı olanın başı belalı olur. Dili tatlı olanın kabahati tez unutulur. Dili acı olanın kalbi sancılı, akibeti feci olur. Dili bozulanın, dini de bozulur. Ancak haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytan olur ve imani haysiyet ve hassasiyeti kaybolur.

 

  •   *    Yalan ve palavrayla hava atılır. ama hedefe varılmayacaktır. Yalanla, belki o anı kurtarırsın, ama bütün geleceğini karartırsın. Yılana sığınmak, yalana sığınmaktan daha karlıdır.

 

  •  *    Başkalarına hakaret edenin, onlardan hürmet beklemesi; insanlara nefret besleyenin, karşılığında muhabbet ve merhamet istemesi; hem boşunadır, hem de haksızlıktır.

 

  •   *    Tembellik, teneşir ehli cenazelerin halidir. Yürüyen karınca, yan gelen karacadan daha önce hedefine erişir.

 

  •    *   Herkesin ayarı, tarafıyla belli olur. Şeytani güçlerin safında olanların, Rahmani görüntülerine aldanmak saflıktır. Zalimleri destekleyen, dolayısıyla mazlumları ezen konumundadır.

 

  •    *    AB’den, ABD’den ve işbirlikçi partilerden hayır beklemek; akrepten hayır beklemekten daha akılsızcadır. Bin kere denenmişi, bir kere daha denemeye kalkışmak, vurdumduymazlıktan da öte, ahmaklıktır. İşbirlikçiliği, “işbilir“lik sanmak ise en yaygın, ama maalesef saygın bir saflıktır.

 

  •    *   Şahsi heves ve hesapları için, Saadet Partili olmakla, diğer sağcı veya solcu partilerden birine katılmak arasında fark yoktur. Allah ne aradığına bakar, nerede aradığına değil. Tabi bu arada makul ve makbul amaçlar için, gayri meşru araçların kullanılmayacağını da bilmek gerekir.

 

  •  *    Döşek gibi semirmek isteyenler, eşek gibi minnet çekerler. İman ve ümit pili bitenler, zulme direnemez, tez çökerler.

 

  • *    Faziletli adam, “herkes su içsin ve doysun“ diye; kötü tıynetli adam ise, “insanlar düşüp boğulsun“ diye kuyu kazar… Ve elbette herkes niyetinin karşılığını bulur.

 

  •   *   Samimiyet ve merhametle yapılan öğüt ve uyarı; şifalı merhem yerindedir. Kötü niyet ve hakaretle yapılan nasihat ise, kuyruk altına batırılan diken gibidir. Biri yatıştırır, diğeri hırçınlaştırır.

 

  •   *   Huysuz kişiyi kışkırtmak, kuduz köpeğe karışmaktan beterdir. Unutmayın, huzursuzluk uğursuzluk getirir.

 

  •   *   Kendi iktidarını, milletin ıstırabı üzerine kuranlar, sonunda ökfe infilakıyla derbeder olurlar.

 

  •  *    Büyük liderlerin, stratejik tedbir ve hedefleri, sadece kendisinde saklı bir sırdır. Çünkü Hz. Peygamber SAV Mekke’yi fetih niyetini ve projesini, herkesten saklamıştır.

 

  •    *  Elinden geldiğince herkese iyilik et. Böylece iyi kimseleri minnet, kötü kimseleri mahcubiyet altına sokarsın.

 

  •   *   Sonunda ölüm olduktan sonra, ha susuzluktan telef olmuşsun, ha suda boğulmuşsun!

 

  •   *   Doktoruna aşık olan hasta, onunla buluşmak için, sağlığına kavuşmayı değil, hastalığın devamını ister. Mevla’sına sadık ve aşık kişi de; onun takdir ettiği belayı ve onun yolunda sıkıntıya katlanmayı bal kaymak bilir.

 

  •  *   Ateş böceği gece gündüz devamlı ortalıkta ve yazı yabanda bulunuyor. Ancak güneşin ışığından dolayı gündüzleri fark edilmiyor. Ahmaklar ise onun sadece geceleri yuvasından çıktığını sanıyor!

 

  •  *    Akıllı ve hayırlı adam, hep kendisinden bilgili ve bereketli insanlar arar, daha da yücelmek için… Ahmak ve alçak adam ise, hep kendisinden aşağı kimseler içinde bulunmak arzular… Küçükler arasında büyük görünmek için.

 

  •  *    Tur dağı, dağların en küçüğüdür, ama Hz. Musa’nın ve Tecelli-i Rahman’ın sayesinde en meşhuru ve makbulüdür.

 

  •   *   Seni kıskanandan, senden korkandan ve senin kahrına uğrayandan kork! En doğrusu, hırsını ve hıncını gizli tutmaktır…

 

  •   *   Münafık ve Masondan başkan, kurttan çobana benzer.

 

  • *    Derviş hırkası giyen riyakar, Kabe örtüsünü eşeğine çul yapan adam gibidir.

 

  •   *   Paslı demiri cilalamak, boyamak değil; önce törpüleyip temizlemek gerekir. Günah kirini tevbe ile temizlemeyenlerin, sarık cübbe giymesi neyi değiştirecektir?

 

  • *     Güneş kışın daha çok aranır ve sevilir, çünkü süreklilik bıkkınlık getirir.

 

  •    *  Arpa kadar altın, altı bin uyuşuk ahbaptan etkilidir. Ama bir sadık ve sağlam dava yoldaşı da bin tonluk hazineye bedeldir.

 

  •   *   Büyük sevgilini kendine tercih etmedikçe, aşkın sahtedir.

 

  •  *   Nasipsiz ve beyinsiz insanı akıllandırmaya kalkışman, sonunda seni de deli edecektir.

 

  •  *   Nefsani ve şeytani dürtülerine direnemeyen, hakikate akıl baliğ değildir.

 

  •   *   Para kazanıp hayra harç etmeyen ve ilim öğrenip amel etmeyen, en ahmak kişidir.

 

  •   *   Aşırı hiddet muhabbeti, aşırı merhamet mehabeti (saygınlığı) giderir.

 

  •   *   Cahillerin takdirinden ise, alimlerin tekdirini ve tenkidini tercih etmelidir.

 

  •  *    Şeytanlar ihlasa ermiş kimselerse; başkanlar ise, ahlakan iflas etmiş kişilerle başa çıkamaz.

 

  •   *   Bir değersiz taş, mücevherden bir vazoyu kırabilir. Ama bu onu kıymetli hale getirmeyecektir.

 

  •  *   Kuvvetsiz fikir, zekavetli fakire benzer; fikirsiz kuvvet ise, cahil ve beyinsiz vezire benzemektedir.

 

  • *   Ahmak ve alçak insanlara hürmet ve rağbet etmek, onların azgınlık ve sapkınlıklarını körüklemek demektir.

 

  • *   Nasıl ki eşek arısı bal vermezse, döşek hırsı (tembellik) de mal gitirmez. Hak davadan döneklerden hayır, ödlek tiplerden kayır beklenmez.

 

  •   *   Kendi nefsini gören Rabbini görmez; derdini bilen ise dermansız ölmez.

 

  •  *   Kibirli insan kirli vicdan sahibidir. Mütevazı günahkar, gururlu abidden nasiplidir.

 

  •   *  Hz. Süleyman rolüyle onun yerine konulan İfrit Süleyman bir olmaz. Her tacu taht sahibi de, Sultan sayılmaz.
  •    
  • *

Bütün putların anası, nefistir.

Münafık; nefs zindanında hapistir.

Her süslüye, hoş sözlüye aldanma

Dışı güzel ama, içi habistir!  

  •    * Riyakar müslümanla, sahte para basan insan aynıdır. Herkes onlara imrenir ama, o pazardan bir ekmek bile satın alamaz.
  •    
  • *

Seni de Allah besler, eşini de

Ondan bil, geleceği de, peşini de

Çünkü bebeğinin dişini veren

Aşını da verecek, işini de.

  •  *  Kendini yenemeyen, rakibini yenemez… Nefsini aşabilen engellerin hepsini aşabilir. Siyaset (idare etme sanatı) bilmeyen, riyaset (başkanlık) yürütemez.
  •    
  • *

Her hanım bir gonca güldür, onu tatlı söz güldürür

Her erkek aşık bülbüldür, onu da kem göz öldürür

Böcekte de, çiçekte de, tecelli eden Allah’tır.

Bu vahdete eren insan, tüm masivadan özgürdür.

  •    *

Kalbin hayra, ayak şerre giderse

Adın Ahmet, tadın zahmet olmasın

İman, akıl, vicdan; el ele verse

Bu alemde, niye rahmet olmasın

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi