Anasayfa » İNSANIN RAHMAN SURETİNDE (İlahi tezahür ve tecelli ayinesi olarak) YARATILMASI

İNSANIN RAHMAN SURETİNDE (İlahi tezahür ve tecelli ayinesi olarak) YARATILMASI

Yazar: yonetici
0 Yorum 84 Görüntüleyen

İNSANIN RAHMAN SURETİNDE

(İlahi tezahür ve
tecelli ayinesi olarak)

YARATILMASI (Hadis-i
Şerif)

     

14.
Lem’a: Beşinci Sır 
(Bediüzzaman. Lemaat. Sh: 128 – Zehra Yay.)

Bir Hadis-i Şerifte
varid olmuş ki:

“Muhakkak ki, Allah
insanı Rahman suretinde yarattı.”
 [Bkz. Buhari, İsti’zan: 1 – Müslim,
Birr; 115] (Ev kemâ kàl.) Bu Hadis-i Şerifi, bir kısım ehl-i tarikat, akaid-i
imaniyeye[1] münasip düşmeyen acip bir tarzda tefsir etmişler. Hatta onlardan
bir kısım ehl-i aşk, insanın sima-yı manevisine bir suret-i Rahman nazarıyla
bakmışlar. Ehl-i tarikatın ekserinde sekr[2] ve ehl-i aşkın çoğunda istiğrak[3]
ve iltibas[4] olduğundan, hakikate muhalif telâkkilerinde belki mazurdurlar.
Fakat aklı başında olanlar, fikren, onların esas-ı akaide[5] münafi[6] olan
manalarını kabul edemez. Etse hata eder.

Evet, bütün kâinatı
bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli
ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerratı muntazam memurlar gibi istihdam eden
Zât-ı Akdesi İlâhînin şerîki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi, 
“… O'nun benzeri bir şey yoktur (bu
mümkün değildir). O her şeyi (hakkıyla ve tüm ayrıntılarıyla) İşitendir,
Görendir.”
 (Şura
Suresi: 11) sırrıyla, (Zât-ı İlahinin) sureti, misli, misali, şebîhi dahi
olamaz. Fakat, 
“…Göklerde ve yerde en yüce misaller (İlahi sıfatlarının tezahür
ve tecellileri olan örnekler) O'nundur. O, Güçlü ve Üstün olandır, Hüküm ve
Hikmet sahibi (Allah’tır).”
 (Rum Suresi: 27) sırrıyla, mesel ve temsil ile
şuunatına[7] ve sıfat ve esmasına bakılır. Demek, mesel ve temsil, şuunat
nokta-i nazarında vardır.

Şu
mezkûr (yukarıda mealen arz edilen) Hadis-i Şerifin çok makasıdından birisi
şudur ki:

İnsan,
ism-i Rahman’ı tamamıyla gösterir bir surettedir.
 Evet, sabıkan beyan ettiğimiz gibi, kâinatın simasında bin bir ismin
şualarından tezahür eden ism-i Rahman göründüğü gibi ve zemin yüzünün simasında
rububiyet-i mutlaka-i İlâhiyenin hadsiz cilveleriyle tezahür eden ism-i Rahman
gösterildiği gibi, insanın suret-i câmiasında da, küçük bir mikyasta da olsa,
zeminin siması ve kâinatın siması gibi yine o ism-i Rahman’ın cilve-i
etemmini[8] gösterir demektir.

Hem işarettir ki,
Zât-ı Rahmanü’r-Rahîm’in delilleri ve aynaları olan zîhayat ve insan gibi
mazharlar o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri (örnek ve alâmet teşkil
etmeleri) kat’î ve vazıh ve zâhirdir ki, güneşin timsalini ve aksini tutan
parlak bir ayna parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten “O ayna
güneştir” denildiği gibi, “İnsanda suret-i Rahman var”
(Hadis’inin) vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münasebetine (açık işaretine ve
kesin ilişkisine) işareten denilmiştir ve denilir. Ve ehl-i
vahdetü’l-vücudun[9] mutedil[10] kısmı 
“O’ndan başka (hakiki ve
daimî) hiçbir varlık yoktur” 
sırrına binaen, bu delâletin vuzuhuna ve
bu münasebetin kemâline bir ünvan olarak dile getirmişlerdir.

Dokuzuncu
Lem’a: 
(Sh:
53)

Aziz kardeşim,

Senin İkinci Sualinin
Hülâsası:
 Muhyiddin-i Arabî demiş: “Rûhun mahlûkıyeti, inkişâfından
ibarettir.”

O sual ile, benim gibi
zayıf bir biçareyi, Muhyiddin-i Arabî gibi müthiş bir harika-i hakikat, bir
dâhiye-i ilm-i esrara karşı mübarezeye (fikri çatışmaya) mecbur ediyorsun.
Fakat madem nusûs-u Kur’an’a istinaden bahse girişeceğim; ben sinek dahi olsam
o kartaldan daha yüksek uçabilirim. Belki (gerçek şu ki) Hazret-i Muhyiddin
Arabi aldatmaz, fakat aldanabilir. Hâdidir, (hidayet ehlidir) fakat her
kitabında mühdi (hidayete erdirici) olamıyor. Gördüğü (bazı hikmetli işaretler)
doğru olabilir, fakat hakikat değildir. Yirmi Dokuzuncu Sözde, ruh bahsinde,
medar-ı sualiniz olan o hakikat izah edilmiştir. Evet, ruh, mahiyeti itibarıyla
bir kanun-u emrîdir. Fakat vücud-u haricî giydirilmiş bir namus-u
zîhayattır[11] ve vücud-u haricî sahibi bir kanundur. Hazret-i Muhyiddin, bu
hakikati sadece mahiyeti noktasında düşünmüştür. Vahdetü’l-vücud meşrebince,
eşyanın vücudunu hayal görüyor. O zât, harika keşfiyatıyla ve müşahedatıyla ve
mühim bir meşreb sahibi ve müstakil bir meslek ihtiyar ettiğinden,
bilmecburiye, zayıf te’vilâtıyla, tekellüflü bir surette, bazı ayatı meşrebine,
meşhudatına tatbik ediyor, ayatın sarahatını (zahiri ve açık manasını)
incitiyor.

Meselâ, bir ayinede
güneş görünüyor. Şu ayine, güneşin hem zarfı, hem mevsufudur.[12] Yani, güneş
bir cihette onun içinde bulunur ve bir cihette ayineyi ziynetlendirip parlak
bir boyası, bir sıfatı olur. Eğer o ayine, fotoğraf ayinesi ise, güneşin
misâlini sabit bir surette kâğıda ve kayda alıyor. Şu halde, ayinede görünen
güneş, fotoğrafın resim kâğıdındaki görünen mahiyeti, hem ayineyi süslendirip
sıfatı hükmüne geçtiği cihette, hakikî güneşin gayrıdır. Güneş değil, belki
güneşin cilvesi başka bir vücuda girmesidir. Ayine içinde görünen güneşin
vücudu ise, hariçteki görünen güneşin ayn-ı vücudu değilse de, ona irtibatı ve
ona işaret ettiği için, onun ayn-ı vücudu zannedilebilir. İşte bu temsile
binaen, 
“Ayinede, hakikî güneşten başka bir şey yoktur” denilmek ve ayineyi zarf[13] ve içindeki
güneşin vücud-u haricîsi[14] murad olmak cihetiyle denilebilir. Fakat ayinenin
sıfatı hükmüne geçmiş münbasit aksi ve fotoğraf kâğıdına intikal eden resim
cihetiyle güneştir denilse, hatadır; 
“Güneşten başka içinde
bir şey yoktur” 
demek yanlıştır.

Otuzuncu
Lem’a: 
(Sh:
468)

Meselâ, ism-i
Rahman'ın cilvesi olan rahmet-i vasia, o Rahmeten li'l-âlemin (olan Hz.
Peygamber Efendimizle) ile tezahür[15] eder. Ve ism-i Vedûdun cilvesi olan tahabbüb-ü
İlâhî ve taarrüf-ü Rabbanî, o Habib-i Rabbü'l-âlemin ile (tecelli edip) netice
verir, mukabele görür. Ve ism-i Cemîlin bir cilvesi olan bütün cemaller, yani,
cemâl-i Zât, cemâl-i esmâ, cemâl-i san'at, cemâl-i masnuat dahi o ayine-i
Ahmediye’de (a.s.m. Peygamber Efendimizin nur cemalinde) görülür, gösterilir.
Ve haşmet-i rububiyetin ve saltanat-ı ulûhiyetin cilveleri dahi, o dellâl-ı
saltanat-ı rububiyet olan zât-ı Ahmediye’nin (a.s.m.) risaletiyle bilinir,
görünür, anlaşılır, tasdik edilir. Ve hakeza, bu misaller gibi, ekser Esmâ-i
Hüsnâ’nın her biri, risalet-i Ahmediye’ye (a.s.m.) birer parlak bürhandır.[16]

Elhasıl, madem kâinat
mevcuttur ve inkâr edilmiyor. Elbette kâinatın renkleri, ziynetleri, ışıkları,
ziyaları, san'atları, hayatları, rabıtaları hükmünde olan hikmet, inayet,
rahmet, cemal, nizam, mizan, ziynet gibi meşhud (görünen) hakikatler de, hiçbir
cihetle inkâr edilmez. Madem bu sıfatların, fiillerin inkârı mümkün değildir.
Elbette o sıfatların mevsufu[17] ve o fiillerin faili ve o ziyaların güneşi
olan Zât-ı Vacibü'l-Vücud, Hakîm, Kerîm, Rahîm, Cemîl, Hakem, Adl dahi hiçbir
cihetle inkâr edilmez ve inkârı kabil olmaz. Ve elbette o sıfatların ve o
fiillerin medar-ı zuhurları, belki medar-ı kemalleri, belki medar-ı
tahakkukları[18] olan rehber-i ekber, muallim-i ekmel ve dellâl-ı âzam ve
tılsım-ı kâinatın keşşafı ve ayine-i Samedanî ve Habib-i Rahmanî olan Muhammed
Aleyhissalâtü Vesselâmın risaleti de hiçbir cihetle inkâr edilmez. Âlem-i
hakikatin ve hakikat-i kâinatın ziyaları gibi, bunun risaleti dahi, kâinatın en
parlak bir ziyasıdır.

          

05 Temmuz 2020

          

SURET-İ RAHMAN GÖRÜNÜR

      

Adem deyip geçme sakın,
bilsen ne büyük manadır

İnsan-ı kâmil yüzünde,
cilve-i Rahman
1 görünür…

Büyük tecelli makamı,
tezahür Hak namınadır

Fasıkın şaşı gözüne,
ermiş Brahman
2 görünür

Nur Muhammed’in vechinde3, suret-i Sultan
görünür…

      

Cahiller surete bakar,
sireti
4 gören gönüldür

Nur tecellide teselli,
bulmak mü’mine ödüldür

Gülü sevmeyen yoktur ya,
sırrına eren bülbüldür

Her bakanı sezer sanma,
dert ona derman görünür

Erbakan’ın suretinde,
eser-i Rahman görünür…

    

Güzellikte sönük kalır,
yanında Yusuf-i Kenan

Muhammed’de tecellidir,
Hazreti Hannanü Mennan
5

Medeniyet ümranına,
gerekti bir Mimar Sinan

Konak görmemiş çırağa,
kümes apartman görünür

Erbakan’ın manasında,
mührü Süleyman görünür…

    

Hıyanet eder münafık,
alır Siyonist nusreti

Oysa sadıka ferahlık,
aşılar Dostun sureti

Ya Rabb dergâha
sığındık, bitir gayrı bu hasreti

Beyni kof yolu terslere,
teresler
6 erman7 görünür

Arif cihat erbabına,
hizmet-i Rahman görünür…

      

Boşa çıkaran Allah’tır,
tüm şeytani entrikalar
8

Her nesneyi yaratan O,
her zerrede harikalar

En mükemmel donatan O,
her hücrede fabrikalar

Hak ehline sinek dahi,
delil argüman
9 görünür

Mehdi Rasül nur yüzünde,
suret-i Rahman görünür…

    

Sırf kendini düşünürler,
hep vicdansız bencil bahil
10

Darwinist komünist ya
da, Din istismarcısı cahil

Cehalet tahsil etmişler,
nice diplomalı gafil

Kuru ot çer çöp yığını,
cahile harman görünür

Dost Muhammed suretinde,
cilve-i Rahman görünür…

      

Hak’tan hayırdan
sapıtan, halkı oltaya takarlar

Nefsi için milletini,
hiç acımadan yakarlar

Özü çürümüş hainler,
İblis gözüyle bakarlar

Sapıklara dişi domuz,
dilber-i Roman
11 görünür

Erdemli mü’min şahsında,
edebi Kur’an görünür…

      

Marazlı facire sorsan,
adil zatı zalim sanır

Şarlatanı bilgiç tanır,
cühelayı âlim sanır

Baş boş gönül kör
zavallı, korkakları halim
12 sanır

Münafıka Fatih bile,
sahte kahraman görünür

İnsan-ı kâmil vechinde,
suret-i Rahman görünür…

      

Takva tarikat yozlaşmış,
haksız servet ve şehvetle

Hidayetleri kararmış,
nefsani gurur şevketle
13

Damlayı derya zanneder,
sahte etiket şöhretle

Karınca gözlü adama,
çayırlar orman görünür

Mehdi Rasul suretinde,
cilve-i Rahman görünür…

      

Binbir esma sıfatıyla,
tesbih tezekkür ederiz

Şu muhteşem Kâinatı,
derin tefekkür ederiz

Sonsuz in’am ikramına,
daim teşekkür ederiz

Milli Çözüm sadıkları,
Hakka tercüman görünür

Erbakan’ın suretinde,
eser-i Rahman görünür…

    

Âlem teşhir meydanıdır,14 her varlık bir
ayna gibi

San’atı Sultan harika,
eserlerin tek sahibi

Hidayeti gözüm açtı,
uyandı Ahmet garibi

Kur’an kılavuz kalbime,
İlahi ferman görünür

Hak Muhammed simasında,
hep sırrı Sultan görünür…

          

1- Cilve-i
Rahman: 
Rahman
olan Allah’ın tecelli ve tezahürleri.

2- Brahman: Bâtıl Hint inancında kutsal kişi.

3- Vecih: Yüz, suret.

4- Siret: Özü, manevi yönü.

5- Hannanü Mennan: Kullarını koruyup kollayan Allah’ın
sıfatları.

6- Teres: Korkak, kaypak, gayretsiz ve
fırsatçı kişiler.

7- Erman: Cesur, yürekli ve korkusuz kişi.

8- Entrika: Sinsi plan ve tuzaklar.

9- Argüman: Sağlam ve inandırıcı belge, bulgu.

10- Bahil: Cimri, bencil, sadece kendini
düşünen.

11- Dilber-i Roman: Çingene güzeli.

12- Halim: Sakin, sabırlı.

13- Şevket: Kuvvet, devlet, azamet.

14- Teşhir meydanı: Çok kıymetli sanat eserlerinin
sergi alanı.

            

 

 


[1] Akaid-i imaniye: İmanın
temel kuralları, esasları.

[2] Sekr: Tasavvufta
kendinden geçme hali. Mana âlemindeki sarhoşluk.

[3] İstiğrak: Manevi
sarhoşluk.

[4] İltibas: İki
şeyi birbirine karıştırmak.

[5] Esas-ı akaide: İman
esası.

[6] Münafi: Zıt,
uymaz, aksi, aykırı. Mugayir ve muhalif olan.

[7] Şuunat: İşler,
fiiller, şe’nler

[8] Cilve-i etemm: Noksansız
tecelli

[9] Ehl-i
vahdetü’l-vücud:
 Sadece Allah’ı var kabul ederek mevcudatı
inkâr ve reddeden tasavvuf nazariyesini savunanlar.

[10] Mutedil: Vasat,
orta halli.

[11] Namus-u
Zihayattır: 
Hayattar olan bir kanun.

[12] Mevsuf:
Sıfatlanmış, vasıflanmış.

[13] Zarf: İçerik

[14] Vücud-u
haricî:
 Bir şeyin maddi âlemdeki tezahürü, görüntüsü.

[15] Tezahür: Ortaya
çıkma, görünme.

[16] Bürhan: Delil

[17] Mevsuf: Bir
sıfatla nitelenen, sıfat sahibi.

[18] Medar-ı
tahakkuk:
 Hakikati ve gerçekliği anlaşılmasına bir vesile.























BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi