Anasayfa » İnsanlık liderini kaybetti

İnsanlık liderini kaybetti

Yazar: yonetici
0 Yorum 225 Görüntüleyen

İnsanlık liderini kaybetti

Millî Görüş Lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin erbakan refik-i âlâ`ya irtihal etti; “inna lillâhi ve innâ ileyhi raciûn”

“Hepimiz O`ndan geldik, muhakkak yine O`na döneceğiz” (Bakara Sûresi, 156) ayeti kerimesi gönlümün en ücra köşesinden dudaklarıma firar ediverdi birdenbire. Ve geçtiği bütün yerleri titretircesine, akıverdi dudaklarımdan bir bûse gibi. Dondurucu Şubat rüzgârının uğultusu, dünya meşgalesiyle koşuşturan insanların bağırtısı kesiliverdi birdenbire.

“Hayat durdu” derler ya, işte o misal. Hissettiğim sadece hızlı hızlı alınıp verilen nefesler, kulaklarımda müthiş bir çınlama ve film kareleri gibi gözümün perdesinden akan görüntüler. Herkes gitmişti dünyadan sadece ben kalmıştım, sanki yapayalnız. Koskoca alemde darlanmıştım, beni sarsan acı haberi aldığımda. Birdenbire en daraldığımız anda, bize genişliği “Öğreten”in Refik-i Âlâ`ya yükselme ânı geldi aklıma.

En sevgiliye gitme vakti..

Vuslat vakti… Ayrılık vakti… Hicret vakti… Sevenin sevenlerinden ayrılma, en sevgiliye gitme vakti… Ayrılık; hüzün, keder ve elem ne kadar da acı. Fakat aynı zamanda Hakk. Ve O, ayrılık vaktinin yaklaştığını, “Veda Hutbesi”nde ashabına haber veriyordu. Helalleşiyordu… Hakkı olan bir kişi kalmayıncaya dahi. Ve sevinç gözyaşlarını içine akıtarak; “Şahid ol Yârab, Şahid ol Yârab, Şahid ol Yârab” diye durumunu tazim ediyordu, hesap gününün Sahibine.

İşte elvedanın provası İşte risaletin zirvesi İşte sonu olan hayattan sonsuz olana gitmenin arefesi. Ân yaklaşıyor. Ashab için hüzün iklimi geldi kapıya dayandı. Rahmet Peygamberi; “Lâ ilahe illallah” diye telbiye getiriyor, hiç durmadan. Hz. Fatıma, gözyaşlarına boğuluyor. Ve Allah`ın Resulü, Hz. Aişe`nin kollarında “Refik-i Âlâ”ya yükseliyor. “İnna lillâhi ve innâ ileyhi raciûn.”

Rahmet Peygamberi`nin o gidişi hâlâ ne kadar taze… Çünkü O, hastalığımıza şifâ… Çünkü O, hasret kaldığımız sevgiye bûse… Çünkü O, hâlâ kimsesiz yetimlerin başında ruhanî bir el…

Bir yıldız daha kaydı..

O gitti gideli Refik-i Âlâ`sına ne çok beden ruhuyla koştu arkasından son ânâ, son nefese kadar. Bir çoğu da bedeninden sıyrılıp, duasında tevhidleşti O`nunla. Dün de (Pazar sabahı) ömrünü Hakk davaya adayan, Millî Görüş Lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmeddin Erbakan bedenini bırakıp buracıkta, ruhuyla kavuştu Refik-i Âlâ`sına…

Bugün diğer günlerden farklı sanki. Bazılarının ruhu bedeninde koşarken sevgilisine… Bazıları bedeninden çıkıp sarılmış kefenlere… Okunan sâlâlar eşliğinde aramızdan bir yıldız daha kaydı… Dininin yıldızı… Rahmet Peygamberi`nin varisi…

Bir taraftan Sabr-ı Cemil diliyoruz kendimize… Bir taraftan da kimseler görmeden Hz. Ebu Bekir gibi, Hz. Ömer gibi, Hz. Ali gibi, Hz. Fatıma gibi ve Hz. Aişe gibi içimize akıtıyoruz gözyaşı pınarlarımızı, sadece melekler duysun bizi diye

Biz O`nu çok sevmiştik. Biz O`na çok bağlanmıştık. Biz O`na, O`nun davasına sarıldığı gibi sarılmıştık… O`nunla ağlayıp, O`nunla gülmüştük. Davasını davamız bilip; “Rablerinin emirlerine uygun yaşayanlar için, alt tarafından ırmaklar akan cennetler vardır” (Âl-i İmrân, 198) müjdesi mucibince hep yanında olmuştuk. Ve bugün yine O`nun yanındayız. Kalbimizle, dualarımızla ve geriye dönüp hatırladıklarımızla…

Ölüm; en büyük derstir

Evet hatırladıklarımızla… Hatice Nermin annemizin ahirete irtihalinin seneyi devriyesi idi… Erbakan Hocam, yarısını kaybetmenin hüznüne rağmen, ölümü öyle güzel tarif ediyordu ki… İnsan, O`nun ağzından dökülen, ölüme dair cümlelerle adeta yeniden diriliyordu… Ölümü korku olmaktan çıkarıp, şeb-i aruz gecesine dönüştürüyordu. Ölümün, sonu olan bir hayattan, sonsuzluğa uzanan hicret yolculuğu olduğunu ifade ediyordu.

İşte hocamın o sohbetinden hatırımda kalan ifadeler:

“Allah, Kemal sahibidir. Yaptığı her işi mükemmel bir şekilde yapar. Kainatın bu şekilde tanzim edilmesi de Yüce Allah`ımızın Kemal sıfatının bir tecellisidir. Ve bu tanzimin içerisinde de “ölüm” vardır. Ölüm ise; en büyük ders, en büyük ibret ve bizim cüzi irademizin eremeyeceği mükemmeliyetin bir gereğidir.

Ölüm çok acı bir şeydir. Siz kırk sene, her zaman beraber olduğunuz insanla yine beraber olmak istediğiniz bir anda bakıyorsunuz ki, ona ulaşamıyorsunuz, yanınızda değil, soramazsınız, fikrini alamazsınız, bu büyük bir acıdır.

“Ecr-i Cezil”le gelen müjde

Fakat diğer yandan Rabbimiz, “Rahman” ve “Rahim” olduğu için, acı veriyor fakat onu “Sabr-ı Cemil”le rahatlatıyor. Bu acıya tahammül ettiğimiz için de, bize “Ecr-i Cezil”le büyük mükafatı müjdeliyor. Cennet`te buluşturma mükafatı. Çekilen bu kısacık acıların karşılığında teselli olarak Cennet vaad ediliyor. Böyle bir teselli karşısında kim acılarını unutup ulvî emre boyun eğmez ki…

Böyle tanzim buyurulmuş bu dünya, çünkü Rabbimiz her şeyin en mükemmelini yapar. Ondan dolayı Allah`ın emri ile sabretmek ve sabr-ı cemilden başka yapacak bir şey yoktur. Bir Müslümanın böylesi bir durumda söyleyeceği söz; “İnna lillâhi ve innâ ileyhi raciûn”dur. Cenab-ı Allah`a bize bu sabrı verdiği için O`na şükrederiz…”

Evet, Erbakan Hocam “ölüm”ü bu kadar güzel tarif ediyordu. Ve O, tarif ettiği bir ölüm üzere ruhunu teslim etti.

“Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür”

3 Ocak 2011`den beri Ankara Güven Hastahenesi`nde tedavi gören Erbakan Hocamızın sağlığına kavuşması için günlerdir Ravza-i Mutaharra`da, Mescid`ül Haram`da, Eyüp Sultan`da ve dünyanın değişik coğrafyalarında dua dua yalvarılıyordu, şifâ bulması için. Ama ömrü buraya kadar vefa edecekmiş. Dün sabah saat 11.40`da sayılı nefesler tükendi.

Evet, Saadet Partisi Genel Başkanı ve Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan Hocamız Hakk`a yürüdü. Bir yıldız daha kaydı gök kubbemizden ve Peygamber varislerinden birinin eli daha çekildi başımızın üstünden. Çünkü Allah dostları; “Alimin ölümü, dinde öyle bir gedik açar ki, zamanın ilerlemesi o açığı kapayamaz. Bu, yarası sarılamaz bir musibettir. Âlimin ölümü, alemin ölümüdür. Bir topluluğun ölümü, bundan daha hafiftir” derler.

Anlatmaya kelimelerin kifayet etmediği Hocamıza, Cenab-ı Hakk`tan rahmet dilerken, evlatları başta olmak üzere, camia ve İslâm Âlemi`ne sabr-ı cemil niyaz ediyorum.

BAŞIMIZ SAĞOLSUN.

Başarılarıyla herkesi kendine hayran bırakan genç

29 Ekim 1926`da Sinop`ta dünyaya gelen Mehmet Sabri ve Kamer`den olma Necmeddin Erbakan, gerçekten de yaşadığı her dönemde bir yıldız gibi parladı. O`nun çevresine dağıttığı şûleler nasibi olan herkesi aydınlattı. Babası Ağır Ceza Reisi olan Erbakan`ın çocukluğu Sinop, Kayseri ve Trabzon`da geçti. İlkokul döneminde zeki bir öğrenci olduğunu kanıtlayarak kendisinden söz ettiren Erbakan, 1932 yılında hayatında önemli bir yere sahip olan İstanbul`a taşındı. İstanbul Erkek Lisesi`ndeki eğitimini çok başarılı bir şekilde tamamladı. O kadar ki, okulda gerçekleştirdiği “ilk”ler; mezun olduktan yıllar sonra bile öğretmen ve öğrenciler arasında gıpta ile bahsedilir oldu.

Üniversiteye giriş sınavında gösterdiği üstün başarıdan dolayı İstanbul Teknik Üniversitesi`ne ikinci sınıftan başladı. Üniversiteyi birincilikte bitiren Erbakan, mezun olduğu üniversitede arkadaşlarına hocalık yapan ilk eğitimci olma unvanını da kazandı.

1951 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi Motorlar Kürsüsü gösterdiği başarılardan dolayı 1951 yılında bilimsel çalışmalar yapmak üzere Almanya`ya gönderildi. Aachen Teknik Üniversitesi`de yaptığı çalışmalarla, bilim çevresinde büyük yankı uyandırdı. Araştırmaları dikkatle izlenen Erbakan, Alman sanayii devi Deutz Motor Fabrikası`ndan teklif alarak Leopard tankları ile ilgili çalışmada başmühendislik görevini yürüttü.

2. Dünya Savaşı`ndan sonra, Alman üniversitelerinde ilk görev yapan Türk ilim adamı olma sevincini de yaşayan Erbakan, 1953 yılında Türkiye`ye döndü. 27 yaşında doçentlik tezini başarıyla vererek Türkiye`nin en genç “Doçent”i olma bahtiyarlığını yaşadı.

Kısa bir süreliğine tekrar Almanya`ya giden Erbakan, artık Türkiye`de, millî sanayii için bir şeyler yapmanın vakti geldiğini düşünmeye başladı. 1 Temmuz 1956 yılında Türkiye`ye döndüğünde, millî sanayinin ilk hamlesi olan Konya`daki Gümüş Motor Fabrikası O`nun düşlerini hayata geçirdiği ilk faaliyeti oldu. Fakat bu yeterli değildi. Durmak yoktu ve yola devam etmek gerekirdi.

Bu dönemde, Teknik Üniversitesi Motor Kürsüsü Öğretim Üyesi olan Erbakan, 1960`da Ankara Sanayi Kongresi`nde yaptığı konuşmada “yerli otomobil” fikrini ortaya attı. Bu fikir; dönemin askerlerinin yoğun ilgisine mazhar oldu. Ve Erbakan`dan konuyla ilgili bir brifing vermesi talebinde bulunuldu. Erbakan`ın Millî Savunma Bakanlığı`nın Konferans Salonu`nda verdiği brifing, kendisini dinleyen yaklaşık 200 generali duygulandırdı ve gözyaşlarına boğdu. İleri sürülen proje dahiceydi ve hiç vakit kaybetmeden hayata geçirilmeliydi.

4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel`in de onayıyla, Eskişehir Demiryolları Cer Fabrikası`nda yerli otomobil için gerekli faaliyetler başlatıldı. Türk mühendislerin başarılı ve heyecanlı çalışmaları kısa sürede meyvesini verdi ve ilk yerli otomobilimiz olan “Devrim Otomobili” üretildi.

Fakat, ne yazık ki, 29 Ekim Cumhuriyet töreninde büyük bir heyecanla görücüye çıkartılan Devrim Otomobili; Türkiye`nin kalkınmasını istemeyen iç ve dış mihrakların sabotesine (depoya benzin konulması unutuldu) maruz kalarak, seri üretimi yapılamadan kaderine terk edildi.

1965 yılında Profesör olan Erbakan, 1966`da Odalar Birliği Sanayii Dairesi Başkanı, daha sonra Genel Sekreterlik ve 1968 yılında ise Odalar Birliği Başkanı oldu. İşte bu süreçte, hiçbir kanunî dayanak bulunmamasına rağmen, Süleyman Demirel ve eyyamcıları tarafından polis zoruyla Odalar Birliği Başkanlığı görevden uzaklaştırılan Erbakan, artık mücadelenin, siyasi irade ile mümkün olacağına kanaat getirdi…

Odalar Birliği`nden siyaset sahnesine…

ODALAR Birliği dönemi kapanmış, siyasi mücadele başlamıştı artık… Millî Görüş davasını tek kişilik ordu gibi yüklenen Prof. Dr. Necmeddin Erbakan, 1969 Genel Seçimleri`nde Konya`dan bağımsız milletvekili seçilerek Meclis`in kapılarını araladı. Ve ardından kısa bir süre sonra Millî Görüş davasının ilk partisi olan Millî Nizam Partisi`ni 24 Ocak 1970`de kurdu.

MNP, 1971 YILINDA ANTİDEMOKRATİK BİR ŞEKİLDE KAPATILDI. O, YILMADI…

11 Ekim 1972`de Millî Selamet Partisi`ni kuran Erbakan, 1973 Genel Seçimleri`nde 48 milletvekili ve 3 senatörlük kazanarak 51 parlamenterle Meclis`e girdi. Erbakan bu dönemde CHP ile hükümet ederek Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı`nda bulundu. Daha sonra 5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3`lü koalisyonda da aynı görevini devam ettiren Erbakan, 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu. Ve bu dönemdeki hizmetleri tarihin altın sayfalarında yerini aldı.

MSP, 1980 YILINDA ANTİDEMOKRATİK BİR ŞEKİLDE KAPATILDI. O, YILMADI…

Yasaklı Erbakan Eylül 1987 referandumuyla birlikte yeniden siyasi haklarına kavuşunca, 19 Temmuz 1983`de kurulan Refah Partisi`nin genel başkanlığına seçildi. (11 Ekim 1987) 20 Ekim 1991 Genel Seçimleri`nde Konya`dan yeniden milletvekili oldu. Erbakan, 1995 Genel Seçimleri`nde tekrar Konya`dan milletvekili seçilerek Meclis`e girdi. RP, oy patlaması yaparak Türkiye`nin en büyük partisi olduğunu ispatladı. Hükümeti kurma görevi kendisine tevdi edilen Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan REFAHYOL Hükümeti`ni kurarak Türkiye`nin 54. Başbakanı oldu. 28 Haziran 1996`dan aldığı bayrağı 2 Temmuz 1997`ye kadar taşıdı. Ve bütün engellemelere rağmen Türkiye`nin özlediği hizmet yarışında çıtayı akıllara gelmeyecek zirvelere taşıdı. (Bu ise ayrı bir yazı konusu.)

RP, 1998 YILINDA ANTİDEMOKRATİK BİR ŞEKİLDE KAPATILDI. O, YILMADI…

Bu dönem sonrasında, hizmetleriyle destanlaşan bir Başbakan ve bazı arkadaşları 5 yıl siyaset yapma yasağı ile ödüllendirildi() Siyasi yasaklı olmayan Millî Görüşçülerin, yeni kurulmuş olan Fazilet Partisi`ne iltihakı ile seçime gidildi. 18 Nisan 1999 seçimlerinde Fazilet Partisi bütün kuşatmalara rağmen yüzde 15.2 oy alarak 108 milletvekiliyle Meclis`te temsil hakkı kazandı. 22 Haziran 2002`de ise adeta narkozlanarak kapatıldı. Ve bu narkozlu kapatma bölünmeyi beraberinde getirdi; “Gelenekçiler” ve “Yenilikçiler”. Mücadeleye kalınan yerden devam kararı alan Millî Görüşçüler Saadet Partisi saflarında, yol haritasını başkalarının çizdiği grup ise AK Parti`de yola devam diyecekti. “Böl, parçala ve yönet..”

FP, 2002 YILINDA ANTİDEMOKRATİK BİR ŞEKİLDE KAPATILDI. O, YILMADI…

20 Temmuz 2001 tarihinde kurulan Millî Görüş`ün yeni temsilcisi SAADET PARTİSİ, onun ilk üyelerinden birinin adı ise, yine davasının kölesi Erbakan`dı. Siyonist işbirlikçilerin hamlesi bitmek bilmiyordu ve 2 Aralık 2007`te bir hamle ile daha karşı karşıya kalıyordu Erbakan Hoca; “Ömür Boyu Siyasi Yasak.” Bu kararın zerre kadar kıymeti yoktu, Erbakan Hoca`nın gözünde. Saadet Güneşi parlayınca, kervan yola dizilince, O yine en ön saftaki yerini aldı. Millî Görüş bayrağını dünya durdukça dalgalanacağını haykırdı… Son nefesine kadar… O, geride güzel bir emanet bıraktı… O emanet; Rahmet Peygamberi Resulullah`ın bize bıraktığı emanetti.

“HAK GELDİ, BATIL ZÂİL OLDU.”

***

Biz O`ndan razıydık, Sen de razı ol Yârab

1969 Genel Seçimleri`nde Konya`dan bağımsız milletvekili adaylığını açıkladığında çeşitli entrikalarla öne kesilmeye çalışılan Erbakan, ezici bir çoğunluğun oyunu olarak Meclis`e girmişti. 2007 Genel Seçimleri`nde yine Konya`dan bağımsız adaylık için başvuran Erbakan`a işbirlikçi mihraklar tarafından bu defa kapılar sonuna kadar kapatılıyordu. Tarihin garip cilvesine bakın ki, bundan tam 38 sene önce Erbakan`a vize verilen yerle, vizesi iptal edilen yer aynı yerdi. Fakat Erbakan`ın önüne ne kadar engel konursa konsun, O davasını yüceltmesini bilirdi. Bir yolunu bulurdu. O zaten yasak üstüne yasak, zulüm üstüne zulüm görerek gelmemiş miydi buralara kadar.

Erbakan Hoca, ilerlemiş yaşına rağmen gençlere taş çıkaran müthiş enerjisiyle; 22 Temmuz 2007 seçimlerinin aziz millet için ne anlama geldiğini televizyon televizyon, meydan meydan dolaşarak anlattı. Refahyol Hükümeti`nin ardından geçen 11 yılın ekonomik, sosyal, siyasi tablosunu çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Aydını, vatandaşı, memuru, işçisi, gazetecisi, siyasetçisi hepsi Prof. Dr. Necmeddin Erbakan`ı nutku tutularak izlediler. Fakat işbirlikçilerin televizyon ve gazeteleri sayesinde narkozlananları uyandırmak o kadar kolay değildi. Erbakan Hoca şok üstüne şok uyguladı. Ferasetiyle, önümüzde bizi bekleyen tehlere dikkat çekti. Gidilen yolun Hak değil, batıl olduğunu ifade etmeye çalıştı. Akıl dolu nükteleriyle, Sakallı Hüsnü`yü, Ampül Hasan`ı, Kasketli Mehmet`i “narkozdan uyanın, altımızdaki toprak kayıyor, yok olma tehsi ile karşı karşıyayız” diyerek kendine getirmek istedi.

Siyonist işbirlikçilerin, Haim Nahumların arkasından giderseniz “Cehenneme bilet kesersiniz” dedi. Açıkçası Erbakan Hoca, dinin kendisine emrettiği “emir`il bil maruf, nehy-i anil münker”i her zaman olduğu gibi bir defa daha yüksek sesle milyonlara haykırdı. Tebliğini, davetini ve cihadını canla başla yaptı. Yüce Kitabımızın Nisa Sûresi, 148`nci ayetinde beyan edilen; “Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Kendisine zulüm yapılan kişi hariç. Allah her şeyi işiten ve bilendir” emrini yerine getirmeye çalıştı. Şahidiz Yârab Biz O`ndan razıydık, Sen de razı ol Yârab

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi