Anasayfa » OSMANLI SARAYINDA HAREM

OSMANLI SARAYINDA HAREM

Yazar: yonetici
0 Yorum 224 Görüntüleyen

OSMANLI SARAYINDA HAREM

 

“Maalesef ülkemizde başlayan ve Osmanlı kadınefendilerini konu alan tarihî roman furyası ile birlikte geçmişimizin nasıl bu kadar acımasızca karalanabileceğini ve masum insanlara nasıl bu kadar kolay iftira atılabileceğini hayretle izliyoruz.” Diye başlayan tespit ve serzenişler haklıydı:

Safiye Sultan ile başlayan; Bir Hürrem Masalı, Nurbanu, Hatice Sultan ve Kiraze ile devam eden bu karalama kampanyasında, Osmanlı kadınefendilerinin çıkarcı, dünyacı, makam ve mevki hırslısı ve gayri ahlaki tavırlı gösterilmeleri doğrusu tam bir bedbahtlık, hatta küstahlıktı. Bu kitapları kaleme alanların ciddi birer tarihçi olmamaları bir yana, dünyayı yöneten bir sarayın mensuplarına ithaf edilen akıl almaz hafiflikler de aslında gerçeklerle bağdaşmazdı. Çünkü romanlarda bu kadınefendilere yakıştırılan tavırlar, Osmanlı Harem Sistemi denilen ve çoğu sözlü kurallara bağlı disiplinli bir müessesede sergilenmesi mümkün olmayan davranışlardı. Valide sultan idaresindeki haremde padişah bile gönlünce hareket etme serbestliğinden uzaktı.

Aslında sorun, içimizdeki araştırmacıların bile hemen her konuda yüzlerini Avrupa’ya dönerek düşünmelerinden kaynaklanıyordu. Bu onlar gibi düşünme, sadece onların yazdıklarını dikkate alma, hayatı bir Avrupalı gözü ile yorumlama hastalığıydı. Hâlbuki bir toplumu en iyi analiz edecek kişiler o toprakların insanlarıdır. Bizi ancak en iyi bizler anlarız. Çok basit birkaç misalle olayı izah edelim. Mesela taht deyince ne geliyor aklınıza? Koltuk gibi kollarınızı kasılarak yanlarına koyduğunuz bir saltanat ve şaşaa oturağı!.. Hâlbuki Osmanlı’da taht; oturmalığı geniş, arkası şiltelerle beslenen ve kişilerin bağdaş kurarak oturduğu, başoda oturmalığı formunda yerlerdir. Ve bugün Topkapı Sarayı’nda, Arz Odası’nda, padişahın en üst düzey elçileri bile kabulünde oturduğu bize has şekli ile orada hâlâ durmaktadır. Ya da hemen birçok padişahın kullandığı Has Oda’daki tahta bakın. Söylediğimden farklı bir şey görmeyeceksiniz. Peki, neden birileri yüzyıllar önce yaşamış bir Kanuni’yi hâlâ sandalye tepesinde hayal etmeye çalışmaktadır? Çünkü kafaları bu toprakların insanı gibi işlemiyor da ondan. Bu örneği çeşitlendirelim. Peki, saray deyince ne geliyor aklınıza? Ben söyleyeyim; içinde bir kral, bir kraliçe ve onlara hizmet eden yüzlerce hizmetçinin barındığı mekânlar öyle değil mi? Aynen bize çocukluğumuzdan beri anlatılan Avrupa kökenli masallarda olduğu gibi. Ve yüzyıllar boyunca Avrupa kraliyetlerinde yaşandığı gibi. Hayır, bizde tamamen farklıdır. Bizde sarayı görmek isteyen Selçuklu’nun Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubat Abad’ına, ya da Konya Alaaddin Tepesi’ne kondurulan Kılıçarslan Köşkü’ne bakmalıdır, daha elle tutulur bir yer görmek için Edirne’deki Saray-ı Atik ya da Saray-ı Cedid denilen Topkapı Sarayı’nı görüp anlamaya çalışmalıdır, o zaman bizde sarayın bir yönetim ve eğitim merkezi olduğunu kavrayacaktır. Zaten bu yüzden Fatih Sultan Mehmet Han, Topkapı Sarayı’nı yaptırırken, Babü’s-Selam (Selam Kapısı)’ın üzerine neden Darü’l-İlim (İlim Evi) yazdırmıştı?

 

..

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi