Anasayfa » MÜSLÜMAN MUHAFAZAKÂR OLABİLİR Mİ?

MÜSLÜMAN MUHAFAZAKÂR OLABİLİR Mİ?

Yazar: yonetici
0 Yorum 172 Görüntüleyen

MÜSLÜMAN MUHAFAZAKÂR OLABİLİR Mİ?

 

Yeri gelmişken “Muhafazakârlık” kavramının bir tanımını da yapmamız gerekmektedir.

Muhafazakârlık; “tutuculuk, statükoculuk, atadan-babadan devralınan gelenek ve görenekleri sorgulamadan koruyuculuk” demektir.

Muhafazakârlık; alışılagelen hayat tarzını, yaşayıp uyum sağladığı devlet ve siyaset nizamını, din adına uygulanagelen ruhsuz ve şuursuz tören ve tatbikatları, “doğru mu yanlış mı, yararlı mı zararlı mı?” diye akıl ve ilim süzgecinden geçirmeden aynen kabullenip, taklitçilik ve şekilcilik olarak yerine getirmektir.

Muhafazakârlık: “uydum kalabalığa, doydum alabalığa” mantığıyla hazıra rıza göstermek, kolaycılığı tercih etmek, olumlu değişimlere ve onurlu dönüşümlere direnmek ve özellikle risk ve özveri gerektiren gayretlere hiç girişmemektir.

İnanç ve ahlak değerlerine, haklı ve hayırlı prensiplerine bağlı kaldıkları için Müslümanlara da muhafazakâr denmesinin münasip düştüğünü söyleyenler olsa da, aslında Müslümanlıkla muhafazakârlık tamamen farklı ve aykırı şeylerdir. Nefsanî dürtülerine ve şeytani beklentilerine göre birtakım eklemeler ve eksiltmeler yapılarak, özellikle cihat şuuru, Hak ve adaleti hâkim kılma sorumluluğu çıkarılarak yozlaştırılmış ve “Ilımlı İslam” kılıfı takılmış bir yaklaşım ve yaşam tarzını hırsla ve heyecanla korumak, aslında Batılıların savunup sahiplendiği Muhafazakârlığın ta kendisidir.

Müslümanlar, gerici ve bozuk durumu muhafaza edici değil; ileri düşünceli, değişimci, Hak ve hayır adına devrimci bir ruha sahiptir. Peygamber Efendimizin:

“İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dünden geri olana hüsrandadır” hadisi bu gerçeği işaret etmektedir. Hatta İmamı Gazali, Hz. Peygamberimizin: “Her gün yetmiş (veya 100) sefer tevbe ettiğini” belirten hadisi şerifi; “Manen, ruhen, ilmen ve ahlaken sürekli yükselen ve değişim geçiren Efendimizin, bir alt dereceden daha üst mertebeye eriştiğinde, önceki vaziyetinden terfi etmesi” şeklinde izah etmiştir. Çünkü terfi, bir üst makamı tercih ve terakki etmek yanında, önceki makamı da terk ve tevbe etmeyi gerektirir.

Muhafazakârlığın esası; taklitçilik, gelenekçilik ve ataperestliktir.

“Ne zaman onlara “Allah’ın indirdiklerine tabi olun (Batıl ve bozuk bağımlılıklardan kurtulun)” denilse, onlar: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulunduğumuz şeye (gelenek ve göreneğe) uyarız” derler. (Peki) Ya ataları aklı bir şeye (gerçeğe) yatmayan ve doğru yolu da bulamayan (kimseler) idiyse?” (Bakara: 170) ayetleri bu muhafazakârlık anlayışını reddetmektedir.

“Onlar, ‘çirkin bir hayâsızlık’ işlediklerinde: “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Bunu bize Allah emretti” derler. De ki: “Şüphesiz Allah, ‘çirkin hayâsızlıkları’ emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah’a karşı mı söylüyorsunuz?” (Araf: 28)

“De ki: “Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.” Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.” (Araf: 32)

“De ki: “Rabbim yalnızca çirkin-hayâsızlıkları -onlardan açıkta olanlarını ve gizli yapılanlarını- günahlara bulaşmayı, haklı nedeni olmayan ‘isyan ve saldırıyı’, kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri uydurmayı haram kılmıştır.” (Araf: 33)

 

..

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi