Anasayfa » MEHDİYET İLE İLGİLİ GENEL VE TEMEL TESPİTLER

MEHDİYET İLE İLGİLİ GENEL VE TEMEL TESPİTLER

Yazar: yonetici
0 Yorum 225 Görüntüleyen

           MEHDİYET İLE İLGİLİ GENEL VE TEMEL TESPİTLER

Mehdiyet, İslam alemi ve insanlık için, çok mutlu ve mübarek bir müjdedir. Hak ve adaletin bütün yeryüzüne hakimiyet haberidir. Bu Rabbani mucize mutlak gerçekleşecektir. Ama; Mehdiyetle ilgili bazı esasları bilmemiz gerekmektedir:

1- Mehdiyet uydurma bir şey değildir. Zira bütün yeryüzünde hükümran olacak ve dünyayı adaletle dolduracak bir Zatın geleceği sahih hadislerle müjdelenmiştir. Ancak; Ahir zamanla ilgili ayet ve hadislerin Bediüzzaman ve Mevdudi gibi önemli ve yetkili çağdaş alimler tarafından yorumlanması daha isabetli ve etkilidir. Zira, Mehdiyet çağına yakın alimlerin, bu hadisleri ve haberleri daha doğru değerlendirme imkanları olacağı bir gerçektir.

2- Ne var ki Müslümanların gayesiz ve gayretsiz oturup, mehdi ve kurtarıcı beklemeleri ve hizmetle ilgili sorumluluklarını terk etmeleri, elbette yanlıştır ve yersizdir. Böyle bir tavır, tevekkül ve teslimiyet perdesi altındaki bir tembellik ve beleşçilikten başka bir şey değildir. Ancak sahih hadis ve haberlerde belirtilen şartları ve sıfatları taşıyan önemli Zatlara hüsnü zan etmek ve beklenen Mehdi olabileceğini düşünmek caizdir. Ve tabi istismarcılara da aldanmamak gerekir.

3- “Mehdi”, O beklenen Zatın ismi değil sıfatıdır. Gerçek adının ne olacağı ise belli değildir. Peygamber Efendimizin; “O`nun adı Benim adıma, babasının adı Babamın adına, anasının adı Anamın adına uygundur” mealindeki sözleri ise, ta o günden Mehdiyi merak eden ashabını (RA) ikaz ve irşat içindir. Kanaatimizce “sizin için asıl Mehdi Benim Asırlar sonra gönderilecek olan Zat, sizi bu denli ilgilendirmemelidir.” demek istenmiş olabilir.

Abdullah b. Mesuddan: Resulüllah SAV şöyle buyurmuştur:

“Dünyada başka bir gün kalmayıp tek bir gün (dahi) kalsa, Allah o günü uzatacak. Ta ki, o gün (ve dönem içinde) benden veya ehli beytimden, ismi benim ismime uygun, babasının ismi babamın ismine uygun, anasının adı anamın adına uygun bir kişiyi gönderip, zulüm ve cevr ile doldurulan dünyayı, (yeniden) doğruluk ve adaletle doldurup düzeltinceye kadar. (Kıyamet kopmayacaktır)“[1] 

Çok sağlam ve sahih kitaplarda yer alan bu hadisi şerif:

a.         Mehdi Aleyhisselamın mutlaka geleceğini ve dünyadaki zulüm saltanatını kesinlikle devireceğini haber vermektedir.

b.         Sıfatı “Mehdi“ olan bu zat’ın ya “kedisinden” veya ehli beytinden biri olacağı bildirilmektedir.

c.         “İsmi aynı benim ismim, ana ve baba adı, aynen anamın ve babamın adıdır” denmiyor. “Yakınlığı, benzerliği, uygunluğu olan” isimler taşıyacaklarına işaret ediyor.

Örneğin: Abdullah, Allah’ın kulu, ona itaat ve ibadet eden kişi anlamındadır.

Alimlerimiz kulluğu; Emir ve nehiy tahtında sabretmektir, diye açıklamışlardır. Öyle ise, Abdullah, Abdi, Sabri, anlam uygunluğu ve yakınlığı olan isimlerdir. Ve yine “Amine, Kamer, Aiyşe’’ gibi isimler ses ve söyleniş benzerliği ve kulak yatkınlığı olan isimlerdir.

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

4- Mehdiyet yeni bir nübüvvet (Peygamberlik) makamı değil, velayet (yüksek bir manevi rehberlik) makamıdır. Zira Resulüllah (sav) den başka peygamber gelemeyecektir. Mehdiyet O’nun risaletinin devamı mahiyetindedir. O Halde Mehdiyet, Efendimizin nübüvvet verasetinde ve dairesinde ve daimi risaletin himayesinde, çok yüksek bir velayet mertebesidir.

Peygamberlerin risalet öncesini “velayet”, sonrasını “nübüvvet” sayan bazı alimler, Hz. İsa’nın (as) ise önce ki hayatında “nübüvvet”, Mehdi (as) döneminde ise “velayet” dönemini yaşayacağını söylemişlerdir.

Bu açıdan Hz. Mehdi’nin de, nübüvvet verasetinde bir hilafet sürdüreceği bildirilmiştir.

5- Nübüvvetin ilanı (açıklanması) ve mucizelerle ispat olunması gerekir. Çünkü peygamberlerin insanları kendisine iman etmek üzere, açıkça davet etmesi onların görevidir.

Ancak velayetin ise; çok mecbur kalınmadıkça gizli tutulması emredilmiştir. Öyle ise gelecek Zat, “Ben Mehdiyim”, demeyecek ve kendisi, bu tür iddia ve itiraflara girişmeyecektir. Bediüzzaman gibi önemli şahsiyetler tarafından “O zat`a tabi ve taraf olanların, giderek çoğalacağı ve kurtulacağı, ama O`nu gerçek kimliği ile tanıyanların sayısının fazla olmayacağını” bildirmiştir.

Çünkü Mehdiyet bir iddia ve ilan işi değil, icraat ve ispat gerektirir.

Kılık kıyafet işi değil, hikmet ve feraset gerektirir. Hayal ve hamaset işi değil, hakikat ve hakimiyet gerektirir. Rüya ve rivayet işi değil, cihat ve cesaret gerektirir. Ucuz kahramanlık ve gözü karalılık işi değil, yüksek bir strateji ve siyaset gerektirir.

Mehdiyet, kasap gibi kesip tahrip etmek değil, sabırlı ve mahir doktor misali, bedende ki tüm kanser hücrelerini tek tek temizler gibi beşeriyet bünyesindeki (yani tüm ülkelerdeki ve farklı kademelerdeki) ahlaki ve ekonomik tahribatı tedavi ve tamir etmeyi gerektirir.

Hatta pek çok haberlerde kendisine “Sen Mehdisin” denildiğinde “Hayır,ben aradığınız değilim. Ben sade bir müminim“ şeklinde cevap vereceği ve asla kendisinin Mehdiyet iddiasına girişmeyeceği bildirilmektedir.

6- Gizli ve manevi tasarruf sahibi olmak ve emrinde ruhani ve nurani varlıklar bulunmakla beraber, zahirde bütün hizmet ve hareketlerinde, özellikle esbaba tevessül edecek, işlerini zannedildiği gibi tamamen keramet ve mucizelerle yürütmeyecektir.

7- Başta Efendimizin ve diğer bütün nebilerin ve müceddidlerin başına gelen sorunlar ve zorluklar O`nun da başına gelecek, davasını başarıya ulaştırıncaya kadar pek çok ve uzun sıkıntılar çekecektir.

8- Çağın teknolojisine vakıf olmak ve şer güçleri çok iyi tanımakla beraber, O`nun asıl ilmi kesbi değil vehbidir. İlmi ledün sahibidir. Allah`ın lütfu olarak her konuda üstat mertebesindedir, bilgi, beceri ve birikim sahibidir. Zira ihtiyaç duyulan konularda içtihat edecektir. Önceleri itiraz ve isyan edilen sözleri, zamanla herkes tarafından kabul görecek ve rağbet edilecektir.

9- Servet ve şöhret düşkünü şeyhler ve zamane hocalarıyla,bütün din istismarcıları onun karşısına dikilecektir. Zira halkın gerçek İslam’la tanışması, gaflet ve cehaletten kurtulması bunların işine gelmeyecektir. Bu bakımdan “Biz de Tanrıya inanıyoruz, ama İslam şeriatını istemiyoruz”, diyen putçu müşriklerle, sözde dindar geçinen ama dengesiz ve desbotik düzeni destekleyen kesimler, O`na karşı ittifak edecektir.

Hz. Mehdi, milletimizin zahiren birbirine karşı gibi görünen ama sürekli perde arkasında işbirliği halinde hareket eden iki tehli istismarcıdan kurtulmalarına önem verecektir.

a.       Din istismarcılarından ve bozuk düzenin kiralık hocalarından.

b.       Kemalizm istismarcılarından ve devrim yobazlarından.

Maalesef, Atatürk’ten sonra gelenler, kendi yorumladıkları ve yozlaştırdıkları yanlış ve yararsız bir “Kemalizm” anlayışıyla ülkemizin başına bela kesilmişlerdir. Masonik merkezler ve dış güçler kendi sömürme ve sindirme düzenlerine uygun, ama Atatürk’ün zihniyet ve hedeflerine tamamen aykırı, Kemalizm diye uydurdukları ve çarpıttıkları bozuk ve barbar bir dayatma ile önce milletimizi sonra devletimizi korkutmaya ve devre dışı bırakmaya yeltenmişlerdir.

Atatürk Millet iradesine dayalı, katılımcı ve kalıcı bir demokrasiyle hazırlık dönemini başlatmış iken, İnönü ve sonrakiler, Almanya’daki Nazist, İtalya’daki faşist uygulamaları aynen kopya edip, CHP programı olarak yeni bir parti diktatörlüğü yürütmüşlerdir.

Atatürk Mason localarını kapatmış, İnönü ve Bayar, dönme ve sabataistlerin siyasi ve ekonomik saltanat kapılarını açıvermişlerdir.

Atatürk 24 Nisan 1923 te (TBMM açılışından bir gün sonra) Meclis gizli oturumunda, Irak ve Suriye ile konfederasyon türü bir ortak dayanışmanın önemini ve gereğini vurgulamış, Batı emperyalizmine karşı Rusya ve Asya ittifakını arzulamış, ama sonra gelenler bir nevi “Doğuya düşmanlık, Batıya uşaklık” felsefesini benimsemişlerdir.

Atatürk, ne 3 ciltlik Nutukta, ne diğer konuşma ve yazışmalarında, ne kendisiyle ilgili ciddi ve tarafsız araştırma ve hatıralarından, “Batılaşma” kelimesini asla ağzına almadığı, sürekli “ Muasırlaşma”yı, yani çağdaş ihtiyaç ve standartlara ulaşmayı ve aşmayı kullandığı halde, sonra gelenler, körü körüne batılılaşmayı, Avrupa ve Amerika’ya köle olmayı, mukaddes bir hedef haline getirmişlerdir.

Atatürk bizi Osmanlı’dan değil, Tanzimatçı ve ittihatcı bir dayatma ve despotluk zihniyetinden kurtarmış, ama İnönü ve sonrakiler, koyu bir Osmanlı–İslam düşmanlığını Atatürkçülüğün gereği gibi göstermiş ve resmileştirmişlerdir.

10- Hz. Mehdi bir ayna gibi olacak, herkes onda kendisini görecektir. İyi niyetli ve istikametli kimseler, kendi gönül güzelliklerini O’nda görecek ve O zatı samimiyetle sevip destekleyecektir. Haset ve Hıyanet ehli kimseler ise kendi çirkinliklerini onda görecek ve bu yüzden hakaret ve nefret edeceklerdir.

Bir emekli albay dostumdan dinlemiştim:

Yüzbaşılık dönemimi Elazığ’da geçirdim. Fırsat kollayarak ve sivil olarak, (Kadiri şeyhlerinden ve gönülleri şenlendirenlerden Tayyar Baba’yı (Rh.a) kastederek) Efendi hazretlerini ziyarete giderdim. Her nasılsa bu durumu öğrenen bazı arkadaşlarım; ‘’O istismarcı sahtekarda ne buluyorsun?’’ şeklinde yüreğimi yaralayıcı hakaretler ettiler. Ağızlarının payını vermek istedim. Ama şartlar aleyhimeydi, vazgeçtim.

Oldukça canım sıkılmış ve moralim yıkılmış bir vaziyette, yine ilk fırsatta Efendi Hz.lerinin sohbetine gittim. Ben bu konuyu açmadığım halde, O zat yüzüme bakıp şunları söyledi:

Üzülme evlat.. Bir sa (Hakka vuslat yolcusuna) en az kırk gafil ‘’sahtekar’’ demedikçe.. Ve o salik , öveni de, söveni de Hak’tan bilmedikçe, imanı kamil olamaz ve tevhit ehli sayılmaz?.’’

11- Kur`anı ve sünneti asli özelliklerine ve asrın gereklerine uygun, yeniden yorumlayacak, İslam’ı bütün insanlığın ortak değeri ve düzeni haline getirecektir. Siyasi ahlaki, ilmi ve iktisadi konularda yeni ve yeterli kurum ve kavramlar geliştirecektir.

12- O`na sadakat gösterenler, sade ve samimi Müminler olacak, ama; Allah katında kendilerine çok yüksek rütbeler verilecektir. O`na ilk tabi olanların genellikle gençler, fakirler ve ezilenler olduğu görülecektir.

13- Muteber hadis ve haberlerde, Hz. Mehdiyi gerçek hüviyetiyle tanıyacak ve tabi olacak, ve onun haklı fikirlerine sahip çıkacak sadık yardımcılarının ve samimi bağlılarının genellikle aynı bölge insanlarından oluşacağı ve bunların Araplardan olmayacağı ve de Arapça konuşmayacakları hususu da oldukça dikkat çekicidir.[2] Bundan anlaşılıyor ki Mehdi Arap olmayan önemli bir Müslüman kavimden zuhur edecektir. Bu konudaki hadis ve haberler ve bugünkü hakikatler, hep Türkiye’yi göstermektedir.

14- Beklenen Zat`ın alameti farikası özellikle “Cihat ve Biat” olacak, dünyanın en organizeli ve disiplinli sivil örgütlenmesini gerçekleştirecektir.

15- Sonunda yeryüzündeki zulüm ve sömürü saltanatını yıkarak ekonomik, siyasi, askeri ve ilmi yönden İslam birliğini sağlayacak, Hakkı ve adaleti bütün yeryüzüne yerleştirecektir. Bunun anlamı, “Bütün insanlar Müslüman olacak ve tüm ülkeler İslam devletine katılacak…” demek değildir. Ancak evrensel kurum, kavram ve kurallar tamamen İslam adaletine, ilmi ve insani prensiplere uygun şekillenecek ve yürütülecektir.

Dünyadaki Siyonist saltanatı yıkılmadan, tüm Müslümanları ve mazlumları bu zillet ve sefaletten kurtarmadan ve İslam’ın izzet ve hakimiyetini sağlamadan, herhangi bir şahsiyet hakkında bu “Beklenen Mehdidir” iddiası ispat edilemeyecektir. Ama özel bir iman feraseti ve Allah`ın inayetiyle onu tanıyan ve tabi olan çok az sayıdaki insan, bu zatın kim olduğunu önceden bilecektir.

16- İnsanların çoğu kendi hayal laboratuarlarında geliştirdikleri ve olağanüstü kılıflar geçirdikleri bir kurtarıcı beklediklerinden, kendi aralarından çıkacak ve o günkü genel şartlara ve standartlara uygun kıyafet ve hareketler içinde bulunacak dava önderlerine iltifat etmemektedir.

Halbuki Mehdi (as) ilk başta ganimete değil hizmete, servete değil külfete davet edecektir. Böyle olması hem imtihanın, hem de sünnetullahın gereğidir.

Maalesef, Müslümanlar mehdi olarak; emrinde zahmet ve hizmet yüklenecekleri ve Allah yolunda gayret edecekleri… Rahatlarından ve menfaatlerinden fedakarlık gösterecekleri bir “dava komutanı” değil, bir okuyup üflemekle süper güçleri devirecek, herkesi bedavadan nimet ve servet sahibi edecek bir “masal kahramanı” beklemektedir. Bu konuyu bir misalle açıklayalım;

Öyle anlatılır. Dervişin biri Hızır (as)`ı görmeyi çok istiyor. Bu arzusunun kabulü için, Allah`a dua edip duruyor. Bu arada, kendi hayal stüdyosunda Hızır (as)`a bir şekil uyduruyor; “Orta boylu, ak sakallı, beyaz tenli, uzun asalı, gür kaşlı, şahin bakışlı… birisi zannediyor.” Ve bu tahmin ve tahayyülüne göre bir kağıt üzerine onun resmini çiziyor. Ve derken duası kabul ediliyor, ve bir çeşme başındaki ağaç gölgesinde uyurken Hızır (as) çıka geliyor… Ve kendisini uyandırarak;

Ey derviş Ben yıllardır beklediğin Hızır’ım ve işte karşındayım. Söyle bakalım ne istiyorsun? diye soruyor.

Bunun üzerine O derviş cebinde taşıdığı ve kendi çizdiği resmi çıkarıp, bir Hızır (as) ın yüzüne, bir de kendi uydurduğu resmine bakıyor ve;

“Haydi yoluna git be ihtiyar, benimle gönül mü eğliyorsun? senin hiç bir tarafın bu resme benzemiyor ki, sen Hızır değilsin…” diyerek başından savıyor.

Bugün de herkesin Mehdisinin, kendi kafasında ve kendi ayarında olduğu gözleniyor. Bu yüzden de pek çok sahte Mehdiler çıkıp müşteri bulabiliyor.

Bütün bu esaslar; Ayeti kerimelerden, Hadisi şeriflerden, ulemanın sözlerinden ve evliyanın işaretlerinden çıkardığımız ve anladığımız tespitlerimiz ve kendi samimi kanaatlerimizdir.

 

 

 Çağdaş alimlerden BEDİÜZZAMAN Hazretleri, eserlerinde “siyaset dairesinde çok hayırlı ve hakikatli hizmetlerin yapılacağını sezdiklerini” ve kendilerini önce bu vazifeyle görevli zannederek İttihat Terakki partisine girdiklerini, ama sonradan, “asıl görevlerinin Risale-i Nur yoluyla İmanı tahkik hizmetini yürütmek olduğunu fark ettiklerini ve ileride siyaset aleminde yapılacak mutlu ve muhteşem gelişmelere zemin hazırlamakla istihdam edildiklerini” beyan eden üstat Hz.leri “Müslümanlar arasında tefrika çıkaracak, zalim yöneticilere kuvvet katacak ve din istismarıyla makam ve menfaat sağlayacak” şeytani bir siyasetten, özellikle CHP’nin tek parti diktatörlüğü döneminde uzak durmuş ve “Euzübillahi mineşşeytani ve siyaset – şeytani siyasetten ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” sözünü kendisine düstur edinmiştir.

Ancak 1950 den sonra Demokrat partinin işbaşına gelmesi üzerine Üstat Bediüzzaman, Menderes ve hükümetine açıkça sahiplik etmiş, bizzat başbakana çeşitli mektuplar yazarak tebrik ve temennilerini iletmiş, çevresine ve talebelerine de Demokrat partiyi desteklemelerini özellikle öğütlemiştir.

Hatta bu Mektuplarında Menderes’e “Ezanı Arapça aslına dönderdikleri gibi, Ayasofya`yı yeniden ibadete açmalarını, Dini eğitim kurumlarını çoğaltmalarını, Milli ve manevi değerlere sahip çıkmalarını” önemle tavsiye etmiş, aksi halde “ırkçılarla halkçıların birleşip kendi başını yiyeceklerini” söylemiş ve bu dedikleri aynen zuhur etmiştir.[3]

Üstad Bediüzzaman Hz.leri “Ümmetçe beklenen O zatın “siyaset aleminde” görev yapacağını[4] haber vermiş ve “(İman ve İslam) öylesine kökleşmiş ki inşallah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz. Ta ahir zamanda hayatın geniş (siyaset) dairesinde asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirdleri, Cenabı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” demiştir.[5] Bu zatın siyasete bakış açısını ileride ayrı bir başlıkta anlatmaya çalışacağız.

Bu konuda Üstat Mevdudi`nin, şu önemli görüşlerini aktarmakta da yarar görülmektedir.

“Tam manasıyla dini ihya edecek, her alanda devrim yapacak ve tam bir başarı kazanacak, kamil bir müceddid, maalesef şimdiye kadar dünyaya gelmemiştir. Fakat hem akıl ve mantık, hem tabiat kanunları ve dünyanın gidişatı, böyle bir önderin doğmasını gerektirmektedir. Bu lider ister şimdi, ister bir kaç yıl sonraki süreçte doğsun. Ama mutlaka doğmalıdır, ve inşaallah doğacaktır. İşte bu liderin sıfatı “El İmam-ul Mehdi” olacaktır ki, bu hususta Hz. Peygamber (sav)`in açık ve sahih hadisleri vardır. Bugün bazı bilgisiz kimselere göre, vaat edilen ve beklenen bir “Mükemmel önder” veya “Kamil müceddid” düşüncesi Müslümanlara olumsuz etki yapmış ve onların pasif ve hareketsiz kalmalarına yol açmıştır. Bu sebeple bazıları, cahil insanları yanlış düşüncelere sevk eden ve hatta hiç bir şey yapamaz hale getiren bir inancın büsbütün ortadan kaldırılmasını savunmaktadırlar. Ve tabii aldanmaktadırlar. Aynı kimseler bütün dinlerde görülen “Gaipten gelecek bir kurtarıcı” inancının pek ciddiye alınmaması gerektiğini savunurlar. Fakat mehdi ile ilgili hadislerin, sadece eski dinlerde de benzeri fikirlerin bulunduğu gerekçesi ile bir yana bırakılacak cinsten olmadığı kanaatindeyim. Son peygamber Hz. Muhammed (sav) insan ırkının ortadan kalkmasından veya kıyametin kopmadan önce, bütün dünyanın bir defa daha İslam’ın adaletiyle huzur bulacağı ve kötülerin hazırladıkları “İzm”lerin başarısızlığından sonra, insanlığın yeniden Allah`ın dinine sığınacağı ve bu mutluluk döneminin peygamber tarzında çalışacak ve İslâm’ın adaletini gerçek anlamıyla ve çağdaş kurumlarıyla bütün yeryüzüne yayacak büyük bir önder sayesinde elde edileceğine” dair bir bildirimde bulunmuşsa, bunun yadırganacak bir tarafının olmadığı kanısındayım. Pek mümkündür ki, mükemmel ve kamil müceddid fikri, eski peygamberlerin haberlerinde de yer almış, ancak sonraki toplulukların cehaleti yüzünden zamanla bunun etrafında evham ve hurafeler ağı örülmüştür.

Daha önce işaret ettiğim gibi peygamberlerden başka hiç kimse Allah tarafından belli bir görevle geldiğini iddia edemez. Zaten peygamberlerin dışında kimse nasıl bir görevle dünyaya geldiğini iyice kestiremez. Doğrusu şu ki; Mehdilik iddia ile değil işi başarmakla elde edilir. Bir kişi sadece iddia etmek suretiyle Mehdi olamaz. Bence bu gibi iddialarda bulunanlar gibi, bunlara inananlar da kendi bilgisizlik ve akılsızlıklarını ispatlamış olurlar.

Mehdi’nin; çalışmalarının niteliğine gelince;

Mehdi’nin yapacağı işler hakkındaki görüşüm de, klasik beklentilerden çok farklıdır. Ben imam Mehdi’nin çalışmalarında keramet, akıl almaz davranışlar, murakabe, gaipten bilgiler, kehanetler müritlik ve mürşitlik gibi şeylerin de yeri olmadığını bildirmek isterim. Kanaatim odur ki, her devrimci liderin dünyada karşılaştığı engel ve güçlüklerle, İmam Mehdi de karşılaşacaktır. Bu önder ve lider, temelde ve özde İslam olan, yeni bir düşünce ekolü ve hareket tarzı belirleyecektir. O`nun başlattığı hareket ve düşünce akımı, kafaları ve insanların yaşantılarını temelden değiştirecektir. Başlattığı hareket öylesine büyük ve geniş kapsamlı olacaktır ki, hem siyasi hem de kültürel nitelikler taşıyacaktır. Cahiliye bütün gücüyle O`nu yıkmaya çalışacaktır. Ama zafer Mehdi’nin olacaktır. O öylesine muazzam ve muhteşem bir İslam medeniyeti kuracaktır ki, bir yandan manevi değeri ve niteliği çok yüksek olacak, bir yandan da maddi, bilimsel ve teknolojik kalkınması en üst düzeyde olacaktır. Hadiste de bu noktaya temas edilmiştir. “O`nun (Mehdi’nin) hükümetinden hem göktekiler, hem yerdekiler razı olacaklardır. Gök olabildiğine bereketlerini yağdıracak, yer de içindeki bütün hazinelerini açığa çıkaracaktır…Bir gün İslamiyet’in, bütün dünyanın medeniyet merkezlerine, ilim ve kültürüne, sistem ve siyasetine hakim olacağı yolundaki beklenti doğru ise (ki doğrudur) o halde mükemmel önderliğinde bu görkemli devrimin yapılacağı “Büyük liderin” doğuşu da şarttır ve yakındır. Böyle bir liderin ortaya çıkma ihtimaline şüphe ile bakanların aklına şaşarım. Bu dünyada Lenin ve Hitler gibi cahil ve sapık liderler doğup, bütün insanları hakimiyetleri altına almayı düşünebiliyorlarsa, Hak yolda gidecek ve insanlığı barışa ve refaha götürecek bir dünya lideri neden çıkmasın?[6]

Hz. Mehdinin kılık kıyafet tarzı ve yaşam standartları bakımından da, çıktığı toplumun genel yapısına aykırı ve farklı bir görünümü olmayacağını… O’nun fantezi, şekilcilik ve farazi bilgiçlikle uğraşmayacağını… Pansuman tedbirler yerine, köklü ve özlü programlar uygulayacağını… Bu yüzden yobazların ve istismarcıların hücumuna uğrayacağını…

Ve yine Hz. Mehdi’nin, ahlak ve maneviyatla beraber, refah ve kalkınmayı da öne çıkaracağını… Siyaset ve strateji kadar ekonomiden ve teknolojiden de anlayacağını… Ve böylece rakiplerinin her türlü hazırlık ve tuzağını boşa çıkaracağını ve hedefine ulaşacağını söyleyen Mevdudi, bu konuya önemli bir açıklık ve isabetli bakış açısı kazandırmaktadır.

Evet bütün bu müjde ve mesajlardan anlaşılıyor ve özellikle Üstat Bediüzzaman`ın kesin ve net sözlerinden ortaya çıkıyor ki, şu an Mehdiyetin manevi gölgesi altında bulunuyoruz.

Ve bu çok mutlu ve kutlu dönemin içerisinde ve çevresinde yaşıyoruz. Bu bakımdan daha bir hızlı ve daha heyecanlı çalışmamız ve hazırlanmamız gerektiğine inanıyoruz.

İçinde bulunduğumuz dönemde Hıristiyanların Hz. İsa`yı, Yahudilerin Mesih`i Müslümanların ise Mehdi`yi beklemeleri, zafer ve galibiyet tarihi olarak da 2001 ve sonrasını göstermeleri, sadece bir tesadüf değildir.

Bu konuda Harun Yahya’nın “Mehdi ve Altın Çağ” kitabının giriş bölümündeki şu önemli tespitleri aktarmamız da yararlı olacaktır:

Dani, Seleme b. Züfer`den şu rivayeti aktarır:

“Bir gün Huzeyfe’nin yanında Mehdi’nin çıktığı söylendi, O dedi ki: Eğer Sizin aranızda Muhammed`in (sav) ashabı olduğu halde o çıkarsa, felah buldunuz demektir. Halbuki Müslümanların, karşılaştıkları şerler sebebi ile gaibin (Mehdi`nin) kendilerine insanların en sevgilisi olmadıkça çıkmayacaktır”[7]

Rivayetin başlangıç kısmı, peygamberimiz (sav) vefatından hemen sonra, yani sahabeler devrinde bile Mehdi’nin beklendiğini gösteriyor. Çünkü eğer, O çıkarsa sahabelerin felah bulmasına sebep olacak bir gücü Cenab-ı Allah ona vermiş, Sahabe-i Kiram o devrede dahi onu özlemle beklemiş, onun başlarına geçip kumandanları olmasını arzu etmişlerdir. Ayrıca rivayetin başlangıç kısmı, eğer şemaili ve şartları uygunsa, bir şahsı Mehdi zannetmenin mahsurlu olmayacağına da işaret ediyor. O devirde bile Müslümanlar Mehdi çıktı zannederek bir şahsa güzel zanda bulunuyorlar, tabi sonra onun beklenen Mehdi olmadığı anlaşılıyor, ama sahabelere bu düşünce bir zarar vermiyor, gene şevkle heyecanla o şahsı bekliyorlar.

Sahab-i Güzin devrindeki Müslümanların hapsi Mehdi ili ilgili rivayetlerin tamamını duymamış olabilirler. Bu rivayetlerin bir kısmını duyan bir kimse, sadece duymuş olduğu birkaç rivayetin işaretine uygun gördüğü diğer mübarek bir Müslümanı Mehdi zannetmiş olabilir, bunda bir mesuliyet yoktur.

Peygamberimizden sonra sahabelerin naklettiği ayrı ayrı rivayetler, alimler tarafından bir araya getirildikçe, Mehdi’nin özellikleri, çıkış zamanı ve alametleri hakkındaki bilgiler de genişlemiştir. Şimdi şu zamanda, bu bilgilerin hepsi elimizdedir, birçok alimin topladığı hadisler bir araya getirilebilmektedir. İşte bu bilgilerin böyle bir zamanda çok faydalı olacağını ve Mehdi konusunda sıhhatli bir bilgi edinmemizi kolaylaştıracağını söyleyebiliriz.

Esasında Hz. Huzeyfe de, Mehdi’nin “şerli fitnelerin sıklaştığı bir zamanda çıkacağını” söyleyerek, bazı sahabenin zannettiği gibi o şahsın Mehdi olmadığını dolaylı yoldan açıklamış oluyor, zira verdiği bilgi bunu gösteriyor.

Mehdi ve onun önderliğinde İslam’ın dünyaya hakim olma meselesi, peygamberimizin (sav) vefatından sonra kıyamete kadar sürecek olan hadiselerin en önemlisidir. Sahabelerin Mehdi konusunda çok duyarlı olmalarının bir sebebi de budur. Çünkü bu haberlerde bütün dünya Müslümanlarına büyük bir müjde vardır. Onların sevindirilmesi ve gayrete getirilmesi söz konusudur. Çünkü O’nun çıkması ve dünyaya hakim olmasıyla birlikte ümmet zulüm ve zilletten kurtulacak, refaha ve bolluğa kavuşacaktır. Kısaca ikinci bir asrı saadet dönemi yaşanacaktır. Peygamber Efendimizin hakkında birkaç yüzü aşkın hadis bildirmesi, O’nun da Mehdi konusuna verdiği önemi göstermektedir.

Ebu Said El Hudri` den, Peygamber efendimiz şöyle buyurdular;

“Sizi Mehdi ile müjdeleyeyim mi? O ümmetimin içinde ihtilaflar ve sarsıntılar baş gösterdiği zaman gönderilir”.[8]

Abdullah b. Mesud` dan Resulüllah (sav) şöyle demiştir;

“Mehdi ile müjdelenin. O Kureyşten ve Ehl-i Beytimden bir kişidir”[9]

Bediüzzaman Said Nursi de “ümmetin her bir asırdaki sıkıntı ve ümitsizlik anında, Müslümanların Mehdi manasına muhtaç olduğunu ve bu sebeple Mehdi ile müjdelendiğini” izah etmektedir.

“Her bir asır (daki) me`yusiyet (üzüntü ve ümitsizlik) vaktinde, kuvve-i maneviyelerini (morallerini) teyid edecek (güçlendirecek) bir nevi Mehdiye veyahut “Mehdi’nin onların imdadına o vakitte gelme ihtimaline” çok ilgi ve ihtiyaç duyulduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde, belki her asırda, bir nevi Mehdi (görevi yapan şahsiyetler) al-i beyt`ten çıkmış.”[10]

Yukarıdaki müjdelerle dolu hadisler göz önünde bulundurulduğunda, Mehdi konusunun kimilerinin dediği gibi saklanması, örtbas edilmesi gerekmez; bilakis gündeme getirilmesi, bu müjdenin özellikle verilmesi, hatta bu konudan haberi dahi olmayan Müslümanların bilgilendirilmesi gerekmektedir. Yoksa kitabın ileriki bölümlerinde göreceğimiz gibi, günümüzdeki bazı olaylara tam bir uygunluk gösteren bunca hadisin söylenmesinin ne anlamı kalacaktır?

 

 

* * *

Bundan sonra konuyla ilgili bazı önemli hatırlatmalarda bulunmak istiyoruz…

Mehdi Dabbetül Arz, Duman, Hazreti İsa, Deccal gibi genellikle kıyamet alameti olarak bilinen hadisler, sadece sahih hadislerin derlendiği kitaplarda ve sınırlı sayıda yer almışlardır. Bu konulardaki diğer rivayetler ise, hadis kriterlerine göre çoğunlukla “zayıf hadisler” olarak nitelendirilmiştir. Fakat bu durum, onları delil olarak kullanamayacağımız anlamına gelmemektedir.

Zayıf hadislerin bir çoğunun gerçek anlamının ve zamanının anlaşılması imkansız gibidir. Ancak bunların içinde gelecekten haber veren, kıyamet alametleri ile ilgili hadisler de durum değişir. Çünkü o rivayetle haber verilen durum, ileride aynen tarifteki gibi gerçekleştiğinde, artık o zayıf rivayetin doğruluğu anlaşılmış olur, yani Sahih Hadis haline gelmiş olur. Bundan dolayı ahir zaman ile ilgili hadislerin zayıf veya sahih olmalarının büyük bir önemi yoktur. Çünkü o hadisin doğru veya uydurma olduğu, zamanı gelince anlaşılacaktır. Ve hele hadis ve haberlerdeki gibi aynen gerçekleşen durumlar, Efendimizin bir mucizesi sayılacaktır.

Yakın zamanımız da dahil, tarihin çeşitli dönemlerinde Mehdilik iddiaları ile karşılaşılmıştır. Bunların bir kısmı safiyane iddialar olmakla beraber; din istismarına yönelik kötü niyetli iddialar da olmuştur. Bu da Mehdi konusunda hem iddia sahibinin, hem de onu kabul edenlerin meseleyi yeterince kavrayamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Öncelikle bilinmelidir ki, gerçek Mehdi hiçbir zaman Mehdilik iddiasında bulunmayacaktır.

“Sen Mehdi`sin dediklerinde o inkar edecek”[11]

Bu hadis bizlere bu gerçeği bildirmenin yanında, aynı zamanda şimdiye kadar Mehdilik iddiasında bulunmuş olanların beklenen gerçek Mehdi olmadıklarını da göstermektedir. Bu konudaki iddialar, ancak kendisi hakkında inen vahyin bir kutsal kitapta yer alması ile kesinlik kazanabilir. Peygamberleri tanımamız, onların kitapta bildirilmeleri esasına dayanır, biz bu sayede onları tanıyor ve iman ediyoruz. Mehdi ise vahy almayacağına ve yeni bir kutsal kitap da gönderilmeyeceğine göre, Müslümanların Mehdiyi kesin tanıma şartı ortadan kalkmaktadır. Dolayısıyla hiç kimse bir şahsın Mehdi olduğuna inanmak ve kabul etmek zorunda değildir. Bunu göz önünde bulunduran İslam alimleri, Mehdi konusunun bir akide (inanç) konusu olmadığını bildirmişlerdir. Ancak uygun sıfatları taşıyan bir zat, başkalarına şart koşmadan kendini Mehdi zannedebilir, veya Müslümanlar böyle bir şahsa Mehdi zannıyla bakabilir, bunlarda bir mesuliyet olmaz. Müslümanların Mehdiyi tanımaları kendi ferasetlerine bırakılmıştır. Hadislerde anlatılan mehdiye biat (bağlılığı bildirme) konusu ise herkesin onu Mehdi olarak kabul edeceği anlamında söylenmemiştir, fakat bütün Müslümanlar ona, halife namıyla biat edecektir.

 

 

* * *

Bir başka mesele de birçok safi kalpli Müslümanın mehdi hakkında söylenen asılsız haberlere kolayca inanmasıdır. Bu birbirinden çelişkili garip haberler, Mehdi’nin neredeyse olağanüstü bir kişilik olarak tasavvur edilmesine sebep olmaktadır. Hiçbir hadise dayanmayan bu söylentiler, zamanla dinsizlerin eline koz olarak geçmekte, onlar da bir kurtarıcı önderin beklenişini efsane şekline sokarak, Mehdi’nin geleceğine inanan Müslümanlarla alay etmektedir.

Esasında Mehdi’nin bu söylentilerdeki bekleniş şekillerinin tamamı adetullaha aykırıdır, ve herkesi inanmaya mecbur edecek türden beklentilerdir. Allah-u Teala bu dünyada herkesi eşit şartlarda ve hiçbir kimseye hazır üstünlükler vermeden imtihan eder, aksi takdirde imtihanın anlamı kalmaz. Mehdi dahi, normal yaratılışta bir insandır. O da burada imtihan edilecektir. Üstelik Peygamberlerden sonra insanların en üstünlerinden bir olduğu için, On’un imtihanı pek şiddetli, zorlu ve sıkıntılı olacaktır.

Eğer mehdi çıktığında herkes onu tanısa ve yapacağı bütün işler hep harika bir şekilde oluşsa, bu durum herkesin dikkatini çekecek ve bütün yoğun ilginin üstünde toplanmasına sebep olacaktır. Bu ilgi ve sıkı gözetim Mehdi’nin yapacağı çalışmaları zora sokacaktır. Başlangıçta belki Mehdi dahi kendisini bilmez. İsa (as)ın nüzulünde de bu böyledir. Ancak nur-u imanın dikkati ve ferasetiyle bilinir, yoksa herkes bilemeyecektir. Fakat zamanla halk onu fark etmeye başlayabilir.

Bediüzzaman Said Nursi de, Mehdi’nin çıktığı vakit “herkesin onu tanıyacağının” zannedildiğini, fakat bunun mümkün olmadığını bildirmektedir.

“Hem de o eşhasın (Mehdi’nin) şahsi manevisine veya temsil ettiği cemaate de ait asar-ı azimeyi (büyük eserleri, işleri) o eşhasın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, ama ihtiyarı elinden alınmaz”[12]

Bediüzzaman`ın da işaret ettiği gibi Mehdiyi herkes açıkça tanımayacak, ancak hadiste bildirilen küçük bir gurup onu tanıyacak mücadelesinde ona destek olacaktır.

Hatta Mehdi’nin çıkış öncesinde, tarifi yapılan alametler zuhur edecek halk bunların Mehdi’nin zuhur alameti olduğunu dahi bilemeyecektir. Halkın olağanüstü alametler beklemesi sebebiyle aklın ihtiyarını elinden almayacak bir şekilde gerçekleşen (ateş , yıldızın doğuşu, ay ve güneş tutulmaları gibi) alametlere hep şüphe gözüyle bakılacak, insanların çoğu tereddüt içinde olacaktır. Böylece Mehdi’nin çıkmış olduğuna kanaat getirenlerin ve onu tanıyıp uyanların sayısı az olacaktır.

“Mehdi Bedir Savaşındaki askerler gibi 313 kişinin kumandasını elinde tutarak etrafa meydan okuyacaktır.”[13]

“Hz. Mehdi`ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir.”[14]

Eğer Mehdi çıktığı zaman herkes tarafından hemen tanınsa, çıkış alametleri bütün Müslümanlar tarafından anlaşılarak tartışmasız kabul edilse, herhalde ona uyanların ve ilk biat edenlerin sayısı bu kadar az (313 – 314 kişi) olmazdı.

Dünya bir imtihan yeridir. Bu sebeple iman ve teklif ancak ihtiyar dairesinde (insanlara seçme hürriyeti verilerek) yapılabilir. İnsanların imtihan edilecekleri her şey, onların muhakkak kabul etmek ve inanmak mecburiyetinde kalacakları bir açıklıkta yaratılmaz. Çünkü ihtiyar kalmazsa teklif olmaz. Nitekim Allah teala rahmetinin ayrı bir tecellisi olarak, ömürde ölme vaktini, ramazan ayında kadir gecesini gizli bıraktığı gibi, Mehdiyi de, çeşitli hadislerde şekli, boyu, yaşı vs. bile tarif edilmesine rağmen “Velilerim gök kubbem altında saklıdır” kutsi hadisine uygun olarak gizli bırakmıştır. Ta ki insanlar daima uyanık ve hazır bulunsunlar, nasıl olsa Mehdi gelecek deyip tembel davranmaktan vazgeçsinler.

Mehdi hakkında kimileri “cemaattir” veya “şahs-ı manevidir” iddiasında bulunmaktadır. Bize göre isabetsiz olan bu düşünce sahiplerine şunları hatırlatmak istiyoruz:

Peygamberimiz (sav) Mehdi ile ilgili hadislerinde tek bir kişiden bahsetmekte; Onun boyunu, rengini, dişini, kaşını, vs. kısacası vücuduna ait bütün tanıtıcı özellikleri bildirmektedir. Bir cemaatin boyu, yaşı, rengi vs. olmadığına göre, vücudun tarifi yapılması ise imkansızdır. Mehdi`nin bir şahs-ı manevisi veya cemaatı bulunabilir, fakat kendi şahsı ayrıdır. Belirtilen şekil ve şemali ona aittir. Bu konuda lüzumsuz ısrarda bulunmak ve aksini ispata çalışmak boşuna bir gayrettir.

Mehdiye “Kur`an-ı Kerim’dir” diyenler için de yukarıda söylediklerimiz geçerlidir.[15]

Sözün özü, Mehdiyet müjdesi kesindir ve inşaallah çok yakında gerçekleşecektir

17- Mehdiyet hareketinin bir özelliği de, çeşitli dönemlerde sıkıntı ve sarsıntılara dayanamayan… Servet ve etiket hırsıyla davasından cayan zayıf karakterli pek çok insanın dökülüp döneceği… Ve teşkilatındaki basit kusurları ve aksaklıkları büyültüp bahane edeceği haber verilmektedir.

Harun Yahya’nın Mehdi ve Altınçağ Kitabı 1989 baskısı sh.123’te “Kıyamet Alametleri”nden aktarılan şu hadise oldukça ilginçtir:

Haklı hizmet yolundan ve Mehdiyet kervanından ayrılan (şöhretli bir) kişiye denilecek:

“Yazıklar olsun sana Allah üzerine (şerefli) bir gömlek giydirdi. Ama sen onu çıkarıp attın?”

 

 

             BOZUK

Ne hakkına sahip çıkan halk kaldı

Niyet bozuk, gayret bozuk, dil bozuk..

Ne edep utanma, ne ahlak kaldı

Başörtüsü naylon bozuk, şal bozuk..

 

 

Buğday gitti, meydan kaldı darıya

Hainin hizmeti kime yarıya?

Çiçek yasak, şerbet verir arıya

Dalak suni, maya bozuk, bal bozuk..

 

 

Toplum yüz çevirdi kutsal emirden

Nurdan kaçıp medet umar kömürden

Bilezik olur mu paslı demirden

Usta napsın, maden bozuk, mal bozuk..

 

 

Bazı mürşit dönmüş ruhsuz kütüğe

 

 Karışma der sen etliğe sütlüğe

Böyle devran, her gün döner kötüğe

Cahil sanır, talih bozuk, fal bozuk..

 

 

Riyayla maskeli yüzlere lanet

Yalanla bezeli sözlere lanet

Allah’a varmayan izlere lanet

Derya derin, dümen bozuk, sal bozuk..

 

 

Haram mala herkes kaşık daldırır

Vekil hıyanete parmak kaldırır

Hayret, itler sahibine saldırır

Çünkü ona yedirdiği yal bozuk..

 

 

Mert mümin hedefe vuruşur gider

Kaypaklar kenardan savuşur gider

Münafık makama kavuşur gider

Kısrak topal, eğer bozuk, nal bozuk..

 

 

Soygun düzenine laik korkuluk

Ne doğallık kaldı, ne de doğruluk

Seksenine gelmiş, seks arar moruk

Sağlam bozuk, sağır bozuk, lal bozuk..

 

 

Niye ödü patlar Milli cepheden?

Çün Amerkan pilli, zilli cepheden

Vazgeçmez bir türlü kirli cepheden

Kalbi kara, sütü bozuk, çal bozuk..

 

 

Görünüşü sahte, gülüşü sahte

Bin fesat düşünür, bir tek saatte

Hep tahribat yapar, hak siyasette

Meyvesi ham, kökü bozuk, dal bozuk..

 

 

Ölçü yanlış, el hırsız, sistem çürük

Yamulup yozlaştı, şehirli yörük

Ateşe havayı basmıyor körük

Tartı bozuk, ayar yok, çuval bozuk..

 

 

Bu deccal fitnesi, bir Mehdi gerek

Müslüman şuuru ve cehdi gerek

Yakında bir devrim müjdesi gerek

Devran bozuk, Düzen bozuk, Hal bozuk

 

 

Cihat diye ortalığı yıkardın

Kovboy gibi sağa sola sıkardın

“Şimdi milli gömleğini çıkardın”

Artık kirli Frakınla kal bozuk

 

 

Fos ampüller güneş doğana kadar

Hak gelip batılı kovana kadar

Ahmedim sarımsak soğana kadar

Hormon bozuk, derman bozuk, yol bozuk..

 


 

[1] Suneni Ebu Davut. C.5, Hadis no 4282, Kitabül Mehdi) Tırmizi = Kitabül Fiten, Babül Mehdi, hadis no=2231)

[2] Kıyamet Alametleri. Allame Muhammed b. Resul El-Hüseyni. (Tercüme, Naim Erdoğan) sh. 159-187

[3] Tarihce-i Hayat sh. 512-515 Sinan Matbaası 1960 İstanbul

[4] Sikke-i Tasdiki Gaybi sh. 42

[5] Bediüzzaman Aynı Eser sh. 140-141

[6] Mevdudi Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi. 1. Cilt. Sh. 381-384

[7] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 27

[8] Mehdilik ve İmamiye, 206 (İkdü’d Durer’den)

[9] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 13

[10] Şualar, 496

[11] El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar

[12] Sözler 319

[13] El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 22

[14] Kıyamet Alametleri, 160

[15] Harun Yahya, Mehdi ve Altın Çağ

 

 

MİLLİ ÇÖZÜM MAKALELERİ İÇİN TIKLAYINIZ…

 

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi