Anasayfa » MASONLUK, SİYONİST EMPERYALİZMİN ŞUBELERİDİR

MASONLUK, SİYONİST EMPERYALİZMİN ŞUBELERİDİR

Yazar: yonetici
0 Yorum 171 Görüntüleyen

MASONLUK, SİYONİST EMPERYALİZMİN ŞUBELERİDİR

 

 

 

 

Masonlar, Localarını kapatan Atatürk’ten intikam almak üzere yemin etmişlerdir.

 

 

Ferit kılıç “Atatürk Mason muydu?” adlı kitabında (Bak: Kalipso yy.) tarihi gerçekleri çarpıtarak ve laf kalabalığıyla yanlışlarla doğruları harmanlayarak “Mustafa Kemal’in ve ekibinin, Masonların aydınlanmacı felsefesi ve hedefleri doğrultusunda hizmet verdikleri” kanaatini oluşturma gayreti gütmektedir.

 

 

“Atatürk, kendisinin yazdığı demokrasi öğretisi ve ders kitabı olarak orta öğretimde 1930-1942 yılları arasında okutulan “Medeni Bilgiler” kitabında “Hürriyet” başlığında vicdan hürriyeti, basın hürriyeti, toplanma hürriyeti ve dernek kurma hürriyetini vazgeçilmez demokrasi şartı saymaktadır. Demokrasiyi kamunun örgütlenmesi olarak gören Atatürk’ün dernekler konusundaki bu hürriyetçi öğretisine karşı 1935’te Mason Locaları’nın çalışmalarını durdurmasını istemesi, özel şartların sonucunda olduğunu gösterir.”

 

 

“Ben olayı incelerken Masonik bir düşünceden çok, bir tarihçi metodunu kullandım. Bir tarihçi gözüyle, Türkiye’nin 1930’lu yıllardaki özel şartlarının ve dünyanın aynı yıllardaki genel şartlarının ülkede istikrar sağlanabilmesi için bazı geçici önlemleri gündeme getirdiğini gözlemledim. Gerek anayasa, gerekse eğitim, demokrasi ve insan hakları esaslarına dayandırılırken, iç ve dış baskıların özel önlemleri gündeme getirdiği görülüyordu. Bu şartlar altında 1935 kararının yalnızca Masonlukla ilgili gösterilmesi, Atatürk’ün Masonluğa karşı olduğu imajını vermek isteyenlerin bir taktiğidir.” (sh: 198-199)

 

 

“Türk Masonluğunun 1935 yılında Atatürk’ün isteği üzerine çalışmalarını durdurarak uykuya geçişi, bugüne değin spekülasyonlara yol açmıştır. Masonluk düşmanları bunu fırsat bilip, Türk ulusunun büyük önderinin bu kararını, Masonluk düşmanlığı için bir dayanak yapmışlardır. Atatürk’ün Türk Ocaklarını ve benzer kuruluşları kapattırdığı, Masonik çalışmalarıysa durdurttuğu göz ardı edilerek, Masonlukla ilgili karar, Atatürk’ün Masonluğa düşman olduğu gibi temelsiz suçlamalara ve saldırılara kadar götürülmüştür. 1935 yılının; hem bu yönden iyi bir analizini, hem de Masonluğun kendisi açısından değerlendirilmesini yapmaya çalışacağım. Türkiye’de Masonluğa düşman olanların büyük bir kısmı, bu konuda düşmanca ve önyargılı yayınlar yapanların hemen hepsi, gerçekte Atatürk’ün düşünce sistemine ve onun eseri olan “Laik Türkiye Cumhuriyetine de” düşmandırlar.” (sh: 194)

 

 

İddiaları, ya koyu bir cehaletin veya Masonluk melanetini meşrulaştırıp reklâm etmenin bir göstergesidir.

 

 

“Öte yandan, birçok Hıristiyan ve Müslümanın günümüzde de sürdürmekte oldukları ve o dönem Hıristiyan âleminde kök salmış bir düşünüşe göre Kabala’nın gizeminin ardında daha farklı gerçekler vardır. Bu görüştekilerin ileri sürdükleri iddia, Kabala’nın, Yahudiliğin temeli olan Tevrat’tan da önce var olan, Tevrat’ın Musa’ya gönderilmesinden sonra Yahudiliğin içinde yayılan, ‘pagan’ kökenli bir öğreti olduğudur.

 

 

Yahudi mistisizmi olan Kabalacılık tümüyle panteisttir. Vahdet-i vücut anlayışı ile tasavvufta da panteist olgu benimsenmiştir. Ezoterizmi, bu toplulukların “dejenere olmayanlarını ve halen aydınlanma çalışmalarını sürdüren toplulukların işlevlerini, yani inisiasyonu daha iyi kavramak için Hermetizm, Neoplatonizm ve Panteizm gibi temel öğretilerden beslendiğinin altını çizmek gerekir.” (sh: 44)

 

 

Sözleriyle gerçekleri çarpıtan ve İslam tasavvufunu Masonlukla aynı tutan yazar, her nedense Siyonizmle Masonluk ilişkisinden tek kelime olsun bahsetmemektedir.

 

 

Resmi ve siyasi Masonluğun İngiltere’de 1717 yılında kurulmasından çok kısa bir süre sonra, 1721 yılında, İstanbul’da Fransız Masonları tarafından ilk loca kurulmuş olmakla beraber, Türkiye Büyük Locası’nın 1909 yılında, Meşrutiyetin ilanından sonra ancak kurulabilmiş olmasıyla, bu tarihe kadar olan devirdeki Masonluk eylemleri genellikle dış kaynaklı belgelerden öğrenilmektedir.

 

 

Sultan Abdülhamit özellikle V. Murat’ın ölümünden sonra Masonlara karşı tutumunu sertleştirmiştir. Bu olaya bağlı olarak 1905 yılından itibaren locaların İstanbul dışında ye özellikle Makedonya’da (Selanik) açıldığı bilinmektedir. Makedonya’da kurulan locaların başında İtalyan Obediyansı’na bağlı “Macedonia Risorta” ve “Veritas” Locaları gelir. Bu iki locanın üyeleri arasında önemli siyaset, devlet adamları ve komutanlar dikkat çekmektedir. Kazım Özalp Paşa, Sadrazam Mehmet Talat Paşa, Mithat Şükrü Bleda, Mehmet Cavit Bey, Manyasizade Refik Bey, Kazım Nami Duru, Bahriye Nazırı Cemal Paşa, Faik Süleyman Paşa, İsmail Canbulat Bey, Hoca Fehmi Efendi, Osman Adil Bey, Mehmet Servet Bey, Fazlı Necip Bey ve Emanuel Karasu Efendi’nin bu locaların üyelerinden oldukları çeşitli kayıtlarda belirtilmektedir. Bu hemen tamamı Sabataist (Yahudi dönmesi) olan Masonların bir kısmının Atatürk’e yönelik İzmir suikastına katıldıkları için idam edildiklerini de unutmamak gerekir.

 

 

Birinci ve İkinci Meşrutiyet’in, Jön Türklerin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurulması ve eylemleri bu kişilerin gayretiyledir. Aynı zamanda İttihat ve Terakki yöneticileri olan bu kadro, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nda Dünya Siyonizminin şubeleri olan Masonluğu kurmak için harekete geçmişlerdir.

 

 

Mason Localarının Atatürk tarafından kapatılması tarihi bir gerçektir

 

 

Atatürk, aynı zamanda Mason olan dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ile görüşür ve ondan Masonların üst düzey yöneticilerine genel durumu açıklamasını ve yasaya gerek olmadan kendi kendilerini tatil etmeleri mesajını iletmesini ister. Sonunda 10 Ekim 1935 günü Mason yöneticileri tarafından imzalanmış bildirge Anadolu Ajansı tarafından yayınlanır:        

 

 

“Mes’ul ve maruf imzalar altında ajansımıza verilmiştir. Türk Mason Cemiyeti memleketimizin sosyal tekâmülünü ve günden güne artan muazzam terakkilerini dikkate alarak ve Türkiye Cumhuriyeti’nde hâkim olan demokratik ve cidden laik prensiplerin tatbikatından doğan iyilikleri müşahede ederek faaliyetine, bu hususta hiçbir kanun olmaksızın nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketimizin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan Halk Evleri’ne teberruu muvafık görmüştür.”

 

 

Ayrıca Şükrü Kaya hükümet adına kamu oyuna yaptığı resmi açıklamada; “Türk Masonları kendi ideallerinin hükümetin esas programına dahil olduğunu görerek, kendi teşkilatlarını kendileri feshetmişlerdir. Hükümetin bu iş üzerinde hiçbir teşebbüsü ve alakası yoktur” diyerek durumu belirtmiştir.” (sh: 103)

 

 

ABD Mason Üstadının Atatürk’e gönderdiği mektup, önemli bir belgedir

 

 

Aşağıdaki, ABD’deki Skoç Riti Masonlarının başı olan John Cowles’ın Atatürk’e yolladığı mektup ilginçtir. Bu mektup Atatürk’ün eline geçmemiştir. Mustafa Kemal dönemin şartları ve koşullarını göz önüne alırsak muhtemelen 1907-1909 yılları arasında çok kısa bir süre Mason İttihat ve Terakkiye girip sonra terk etmiştir. Bu teşkilata o yıllardan sonra bir daha dönmemiştir. Mektubu yazan ABD Mason Üstadı bizzat Atatürk’ün Mason olmadığını özellikle belirtmektedir.

 

 

Sayın Mustafa Kemal Paşa

 

 

Türkiye Cumhurbaşkanı

 

 

Ankara-Türkiye

 

 

 

 

Sayın Ekselans,

 

 

“En çok tekdir ettiğim hatırasını bir hazine gibi muhafaza ettiğim nazik olayların başında, Kahire’de bulunduğum bir sırada, ülkeme dönmeden önce Türkiye’yi ziyaret etmem hususunda tarafınızdan davet edildiğimin Mısır’daki Türkiye Büyükelçisi tarafından bana bildirilmesi gelir. O zamanlar büyükelçiniz kendisinin Mason olduğunu, ancak sizin Mason olmamanıza rağmen Türkiye’de Masonluğun koruyucusu olarak tanındığınızı bana söylemişti. İstanbul’daki Mason yöneticileri de, bana Türkiye’ye gelen (Yahudi) göçmenlerin durumunu geniş ölçüde iyileştiren yardımları dolayısıyla ABD halkına teşekkür ettiler.

 

 

ABD’deki Türkiye Büyükelçisi Ahmet Muhtar Kardeşi (Mollaoğlu) çok iyi tanımış ve sevmiştim. O, Türkiye Yüksek Şurası’nın aktif bir üyesi ve sadık bir Mason ve tanıdıklarım arasında en sağlam karakterli kişilerden biriydi. ABD’de bulunduğu sırada sık sık toplantılarımıza katılır, zaman zaman Masonik konularda konuşur ve ABD’deki münasebetleri itibariyle bütün yabancı temsilci ve milletlerce çok iyi tanınırdı. Bunu da Masonlukla olan bağlantısına borçluydu. Kulağıma gelen söylentilere göre Türkiye’de Masonluğa yapılan itirazın sebebi, bunun milletlerarası olması ve yabancı ülkelerdeki Mason kuruluşlarla bağlantılı bulunması olmuş.

 

 

Bundan daha büyük bir yanlışlık olamaz. Masonluk üyelerine vatansever olmayı, dürüst davranmayı, bağlı bulundukları veya doğdukları yahut oturdukları ülkedeki hükümetin kanunlarına itaat etmeyi öğretir. l.’den 33. dereceye kadar olan bütün Mason Kardeşler ilk görev ve mükellefiyetlerinin kendi vatanlarına karşı olduğunu kesinlikle bilirler.

 

 

ABD’de halen 3 milyon civarında Mason vardır ve hepsi milletimizin en güzide şahıslarıdır ve bunlardan sadece biri vatan haini olarak mahkemeye gönderilse dahi, üyelerinin hain olduğundan bahisle Masonluk aleyhine bir harekete geçilmesi kesinlikle söz konusu olamaz.

 

 

ABD başkanlarının on dördü (şimdiki dahil) Masondurlar ve hepsi temayüz etmenin örneklerini vermişlerdir.

 

 

ABD halkı, Türk milletini kardeşçe ve samimiyetle sever ve Masonluğun Türkiye’de yasaklanması çok kötü bir propaganda olur.  

 

 

Ben Dünyadaki Skoç Riti Ana Yüksek Şurası’nın başkanıyım. Bu unvanın sebebi, kurulmuş olan ilk Yüksek Şura oluşumuzdur, yoksa benim Türkiye Yüksek Şurası üzerinde her hangi bir otoritem yoktur. Samimi dostum Bay Suhami vefat etmiştir. Fuat Hulusi Kardeş’in halen hayatta olup olmadığını bilmiyorum. Geçen yaz Avrupa’da Dr. Fuat Süreyya ile karşılaştım ve kendisiyle birkaç dakika konuştum.

 

 

Muhterem Başkanım, muntazam Masonluğun bulunduğu her memleketteki Masonik kuruluşun hâkim ve müstakil bir kuruluş olduğunu, kendine üstün her hangi bir kuruluşu tanımadığını size temin ederim.”

 

 

Atatürk’ün, “kökü dışarıda bulunan fesat ocakları oldukları” gerekçesiyle Türkiye’deki Mason Localarını kapattığı, ABD Mason Üstadının bu sözlerinden de anlaşılmaktadır.

 

 

“ABD’nin Bağımsızlık Beyannamesini imzalayanlar arasında Masonların sayısı bir hayli kabarıktır. ABD’nin anayasasını hazırlayanlar, kendi şehrimizi, devletimizi ve milli hükümetimizi yönetenler Masonik kardeşliğin üyeleriydi ve halen de öyledir.

 

 

Son Kongremizdeki Temsilci ve Senatörlerden yarısından fazlası Mason kardeşlerdir. Bunlardan biri bile diğer Kongre üyelerinden hangisinin Mason olduğunu bilmez, böylece muntazam Masonluğun politika ile uğraşmadığı kesindir.

 

 

Bunun gibi Masonluk dinle uğraşmaz; sadece Evrenin Ulu Mimarı’na inanmayı arar. Aşağı yukarı beş yılda bir defa, Skoç Riti Yüksek Şuraları milletlerarası bir konferansta buluşurlar, bu konferansların maksadı Skoç Riti’nin gayeleri çerçevesinde düşüncelerimizi birleştirmeyi ve beşeriyetin hayrı ve mutluluğu uğruna çalışmaya devamı sağlamaktır. Bu sade ve basit bir konferanstır.

 

 

Türk Masonluğunun yöneticileri ile vaki muhaberattan ve diğer kaynaklardan öğrendiğim veçhile, hepsinin memleketlerine ve ülkenizin başı olarak size sadık ve dürüst kişiler olduklarını biliyor ve kendilerinden çekinmek için sebep bulunmadığı, aksine onların samimî destek ve tasviplerini daima yanınızda bulacağınız hususlarında size teminat verebildiğimi zannediyorum.

 

 

Böylece memleketinizdeki Kardeşlerimizin ve Türkiye’deki Masonik müesseselerin iyilikseverlik, yardım, vatanseverlik ve genellikle insanlığın tekâmülü için çalışmaya devam etmelerine müsaade olunmasına delâlet etmeniz için size başvuruyorum.                              

 

 

Hâkim Büyük Amir John H. Cowles – 11 Aralık 1935”

 

 

Niye acaba, Atatürk’ten sonra Cumhuriyetin mahiyeti mi değişti ki, Mason Locaları tekrar faaliyete geçmiştir?

 

 

1946 yılında yeni Cemiyetler Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle, Masonlar da yeniden faaliyete başlamış ve 1948 yılında İstanbul Vilayeti’ne verilen dilekçeyle Türk Mason Derneği’ni kurmuşlardır. Aynı yıl İzmir ve Ankara şubeleri açılmıştır.

 

 

İşte burada sormak lazımdır:

 

 

Eğer Masonluk “Kökü dışarıdaki Yahudi merkezlere bağlı fesat ve hıyanet ocakları oldukları” gerekçesiyle Mustafa kemal tarafından kapatılmamış ta…

 

 

Masonların iddia ettikleri gibi “zaten Atatürk ve ekibi, beynelmilel Masonluğun bütün gereklerini yerine getirdiği ve hedeflerine hizmet ettiği için, ayrıca Mason Localarına ihtiyaç kalmadığı” bahanesiyle kendi kendini feshedip “uykuya yatmış”sa?!..

 

 

Peki, o zaman, Atatürk’ün şaibeli ölümünden sonraki İsmet İnönü ve diğer Cumhuriyet hükümetleri “Masonluğun prensip ve projelerinden vazgeçip, milli ve manevi hedeflere mi yönelmişlerdi” ki, mecburen uykuya yatan Masonlar, yeniden ve resmen ortaya çıkma mecburiyeti duymuşlardır?

 

 

Bu bahanelerin sahteliği açıkça sırıtmaktadır ve Sabatasit masonlardan İshak Alaton, vaktinde kendi Localarını kapatan Atatürk’ten intikam alacaklarını açıklamıştır.

 

 

Daha sonra, Ankara’daki localar birleşerek 1955 yılında kendi Büyük Localarını oluşturup, İstanbul ve İzmir’deki locaları bu Büyük Locaya katılmaya çağırmıştır. Aynı yılın sonunda, Merkez Ankara’da olmak üzere, Türkiye Büyük Locasını kurmuşlardır. Böylece Türk Masonluğu, evrensel ilke ve kurallarına aykırı olmayan bir şekilde, loca üyelerinin özgür iradeleriyle, dünyadaki diğer benzerleri gibi faaliyete başlamıştır. Bu tarihten itibaren, Türkiye Büyük Locası kendi obediyansı (uluslararası bütünlük ve milli hükümetlerden özgürlük) içinde, ülkede kendisine eşit veya üstün bir güç tanımayan tek bir merkezi yönetim şeklinde teşkilatlanmıştır.

 

 

Önceleri, Türk Masonluğu bazı yabancı Büyük Localar tarafından tanınmakla beraber, “Düzenli Masonluk” olarak tanımlanan ve önderliğini İngiltere, İskoçya ve İrlanda Büyük Localarının yaptığı obediyanslar tarafından, kuruluşundaki usulsüzlük nedeniyle tanınmamaktaydı. Bu nedenle bu obediyanslarla tanışma ve iyi ilişki kurma (yani uluslararası Siyonizme bağlanma ve küresel güçlerin Türkiye şubesi gibi davranma) çalışmaları başlatılır. Hollanda, ABD, Almanya, İsviçre ile bu tanınma işleminin nasıl olabileceğine değin temaslar yapılır.

 

 

Bu arada Türkiye Mason Yüksek Şurası’nın tanınma girişimi başarıyla sonuçlanır. ABD’nin 1861 yılında tanımış olduğu Osmanlı Yüksek Şurası’nın devamı olduğu kabul edilerek patent hakkı tanınır. Bu olayın etkisiyle, 1962 yılında New York ve İskoçya Büyük Locaları, Türkiye Büyük Locası’nı tanımıştır. Türkiye Büyük Locası’nın diğer Büyük Localar tarafından tanınmasını sağlamak için, İskoçya Büyük Locası, Türkiye Büyük Locası için bir Konsekrasyon (Tahsis) Töreni yapmıştır. Bu törenden sonra, Türkiye Büyük Locası’nın, yabancı obediyanslar (Evrensel Masonluk Merkezleri) tarafından tanınmasında büyük artış yaşanmıştır.

 

 

Türkiye Büyük Locası’nın, İngiltere ve İrlanda Büyük Locaları tarafından tanınma işlemlerinde de sonunda başarıya ulaşılır. İngiltere Büyük Locası 1970 tarihinde bundan 1 ay sonra da İrlanda Büyük Locası Türkiye Büyük Locası’nı tanımıştır. Böylece Türkiye Büyük Locası ile dünya Düzenli Masonluk obediyansları arasındaki tüm engeller ortadan kalkmıştır.

 

 

Bu tarihten itibaren Türkiye’de Masonluk hızla gelişmeye başlamıştır. 1987’de İsrail’de Türkçe konuşan “Nur” Locası ve 1990’da Almanya-Frankfurt’ta Türkçe konuşan “Türkay” Locası açılmıştır. Washington “Nur”, Bükreş “Işık” ve ayrıca 1991’de Bodrum, 1993’te Antalya, 1995’te İstanbul-Yakacık, 1995’te Eskişehir, 1996’da Marmaris, 2004’te Adana binaları hizmete başlamıştır.

 

 

Günümüzde Düzenli Türkiye Masonluğu’nu temsil eden kuruluş, Türkiye Büyük Locası veya Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği olmaktadır. İstanbul Kadıköy ve Yakacık, Ankara, İzmir-Alsancak ve Karşıyaka, Bursa, Adana, Antalya, Bodrum, Marmaris ve Eskişehir’deki binalarında 193 locası ve 13.000 üyesi bulunmaktadır.

 

 

Ülkemizin meşhur Sabataist-Yahudi Masonlarından Jak Kamhi’nin İsrail’de Türkçe çıkardığı “HABER” adlı gazetenin 6 Aralık 1991 tarihli nüshasındaki:

 

 

“Türkiye’deki 500. Yıl Vakfı faaliyetlerinin asıl amacı, Siyonizm ve Masonluk karşıtı olan Erbakan ve arkadaşlarının etkilerini azaltmaktır.”

 

 

İtirafları, hem Atatürk’ten sonra Türkiye’yi hangi gizli güçlerin yönettiğini ve bu Siyonist Masonik şebekenin Erbakan Hoca’dan niye bu denli ürktüklerini açıkça ortaya koymaktadır. Ve hayret verici diğer bir nokta; Harun Yahya müstear ismiyle yayınlanan YENİ MASONİK DÜZEN kitabının önceki bütün baskılarında, “Bölüm Notları 1. Bölüm 37. Madde”de bu gerçek yazıldığı halde, sonraki baskılarından Adnan Oktar tarafından, her nedense çıkarılmıştır.

 

 

Atatürk Masonlar tarafından mı zehirlendi?

 

 

Aşağıdaki yazı Atatürk’ün ölümüyle ilgili olarak ilginç bilgiler içermektedir. Bu yazıdaki bilgiler bir iddia niteliğinde olup, yazıyla ilgili karar okuyucunun yorumuna bırakılmıştır.

 

 

Atatürk Masonlar tarafından zehirlenerek ölüme terk edildi!

 

 

“Gazi Mustafa Kemal’i Türkiye Mason Cemiyeti’ni kapattığı için Yahudi Masonlar zehirleyip ölümünü hazırladı. Plan Kremlin’deki Siyonist ve komünist Yahudilerce yapıldı, Türkiye’de uygulandı…        

 

 

Yıl 1935… Atatürk, eski Adliye Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’u çağırarak, Masonluğun kuruluş, örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin bilgiler içeren dosyayı verip, Ona şunları söyledi: “Bunu güzelce mütalaa et (oku, sonra), bir takrirle (önergeyle) Halk Partisi Grup Başkanlığı’na ver. Grupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet (öncülük) et, senin de bu işte şeref payın olacaktır.” Bunların ardından Anadolu Ajansı, 10 Ekim 1935 tarihinde abonelerine şu önemli haberi geçiyordu: “Türkiye Mason Cemiyeti, memleketimizin sosyal tekâmülü ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak, faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan Halkevlerine teberruu muvafık görmüştür.”

 

 

Balkanların tanınmış kıdemli komünisti ve Varnalı Bulgar Yahudilerinden 33. dereceli Farmason Avram Benaroyas, Yunan komünistlerin yayın organı Laiki Foni (Halkın Sesi) Gazetesi’nin 1 Ağustos 1948 tarihli nüshasında yazdığı anılarda şöyle diyordu: “1937 yılının ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir Doktor Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi. Etrafında çember meydana getirdiğimiz Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti.”

 

 

Ankara merkezli olmak üzere İç Anadolu Bölgesinde yayın yapan Anayurt Gazetesi, 66 yıldır açığa çıkmayan müthiş iddiaları gün yüzüne seriyordu:

 

 

Yunan Gazetesinin itiraf etikleri

 

 

Yunanistan’da yayımlanan Laiki Metopo (Halk Cephesi) Gazetesi’nde yayımlanan dizi yazıda “Dr. Abravaya ve Fiessinger cidden bu işte fedakârca çalıştılar” deniliyordu. Bahsi geçen Abravaya, Prof. Dr. Samuel Abravaya Marmaralıdır. Abravaya, İzmir doğumlu olup, Paris’te tahsil görmüştür. Atatürk’ün ölümünden sonra Niğde Milletvekilliği yapmıştır. Prof. Dr. Fissinger, hükümet tarafından Paris’ten getirilmiştir. 8 Eylül 1938 tarihinde bir gün önce yaptığı muayeneye göre Prof. Dr. Ömer Neşet İrdelp ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra ortaya çıkmıştır. Fissinger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda, diğer doktorlarla aynı görüşteymişçesine yazılmıştır. Muhtemelen Paris’ten getirilen ilaçların temin yeriyle de ilgisi vardı.”    

 

 

Evet, Masonluk; zulüm ve sömürü düzeni olan SİYONİZM’in, bütün ülkelerdeki gayrı resmi şubeleridir. Masonluk; farklı din ve kökenden insanları, ırkçı emperyalizmin gönüllü ve yeminli hizmetçileri yapmak üzere tüm dünyayı şeytani bir ağ gibi saran, gizli ve kirli bir şebekedir. Rotary Kulüpler Masonluğun ilk mektebi, Lionslar orta mektebi yerindedir. Bugün ülkemizde hem Kemalist hem Mason geçinenler tam bir sahtekârlık örneğidir. Çünkü Atatürk, “kökü dışarıda fesat ocakları ve Yahudi uşakları” oldukları gerekçesiyle Mason Localarını resmen kapatan şahsiyettir.

 

 

 

 

 

KAYNAK:

http://www.millicozum.com/mc/nisan-2012/masonluk-siyonist-empery

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi