Anasayfa » HZ. ADEM DEN DÜNYA HAKİMİYETİNE

HZ. ADEM DEN DÜNYA HAKİMİYETİNE

Yazar: yonetici
0 Yorum 169 Görüntüleyen

                          HZ. ADEM DEN DÜNYA HAKİMİYETİNE  

Tarihin Kesintisiz Akışı

 

“…Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O’ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır.”[1]

 

Evrenin başlangıcından günümüze kadar olan tarihi, dogmatik evrimci anlayışın dışında, tarafsız bir gözle incelediğimizde çok önemli bir gerçekle karşılaşırız: İnsanlık tarihi, önceden takdir edilmiş bir düzene göre, belirli sebepler ve amaçlar doğrultusunda ilerlemektedir. Bu tarihi süreçte tesadüflerin, kaosun asla yeri yoktur.

 

Materyalistlerin ve Darwinistlerin çarpık tarih anlayışına göre ise tarih, belirli bir plana göre değil, başıbozuk bir şekilde ilerlemektedir. Bu yanlış düşünceye göre olayların belirli bir amacı ve sebebi yoktur. Tarihsel materyalizm yanılgısı, olayların meydana gelişinin sadece maddesel koşullara bağlı olduğunu öne sürer. Elbette farklı şartların olayların gelişimi üzerinde etkisi vardır, ancak bu, materyalistlerin iddia ettiği gibi tesadüflerin neticesinde oluşan bir etki değildir. Dini de benzer bir yanlış mantık örgüsüyle değerlendiren materyalistler, dini inancın tarih içinde bazı zorunluluklar neticesinde ortaya çıktığını iddia ederler.

 

Materyalistlerin bu iddialarının aksine gerçekte bütün insanlık tarihinin merkezinde Hak Din bulunmaktadır. Olaylar Yüce Allah’ın belirlediği kusursuz düzene göre gelişmekte ve yaşanmaktadır. Tarihe geçmiş tüm savaşlar, barış anlaşmaları, afetler, çöken imparatorluklar ve kurulan yeni devletler, ideolojiler, yapılan keşifler, tüm bu olaylarda rol oynayan insanlar ve saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok sayıda detayın hepsi Yüce Allah’ın kontrolündedir ve Onun mükemmel yaratışının bir parçasıdırlar. Hiçbir hadise başıboş değildir, tesadüfen gerçekleşmez. Her şey bir hikmetle yaratılmıştır. Dış görünüşte her bir olay bir başka olayın sebebi veya sonucu gibi görünebilir, ama bu durum, tüm yaşananların Allah’ın bir takdiri olduğu gerçeğini değiştirmez. Ancak olaylar arasında kurulabilen sebep sonuç ilişkileri kimi insanları aldatabilmekte ve onların tarihin işleyişi ile ilgili çarpık düşünceler taşımalarına neden olabilmektedir.

 

Öte yandan tarihin her döneminde aslında neredeyse birbirinin kopyası olarak nitelendirebileceğimiz tarzda benzer gelişmeler yaşanmaktadır. Bu, Allah’ın insanlık ve kâinat için belirlediği kaderin (Sünnetullah’ın) bir gereğidir. Tarihi olayların sebeplerini, sonuçlarını ve bu olaylardan alınabilecek dersleri, Kuran ayetlerinin ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerinin ışığında bulabiliriz.

 

Geçmişte yaşanmış, günümüzde yaşanan ve gelecekte yaşanacak tüm gelişmeler Yüce Allah’ın izni ve bilgisi dâhilinde olup henüz dünya yaratılmadan önce takdir edilmiş olan bir kaderin parçası olan ayrıntılardır. Bu kaderin önemli bir parçası da, İslam ahlakının yeryüzü hâkimiyetidir.

 

Bu yazımızda dünyanın tarihini ele alacak ve tarihin aslında Allah’ın yarattığı bir kader olduğunu, geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe tüm tarihsel olayların bu kadere göre kesintisiz bir şekilde ilerlediğini Kuran ayetleri ve hadisler ışığında inceleyeceğiz. Bu akışın en müjdeli aşamalarından birisi olarak haber verilen “Altın Çağ” ve bu çağa dair alametleri de ayrıca inceleyecek ve sonuç olarak evrimci tarih anlayışının geçersizliğinin delillerini ortaya koyacağız.

 

Şunu unutmamak gerekir ki, insanoğlu sahip olduğu şuur, akletme, düşünme, karar alma gibi tüm özelliklerini bizleri yaratan Yüce Rabbimiz’e borçludur. Beynindeki milyarlarca hücrenin saniyenin binde biri kadar kısa bir zamanda birbirleriyle haberleşerek beyne ilettikleri vesilesiyle yaşamsal fonksiyonlarını devam ettirebilir. Böylesine aciz ve muhtaç varlıklar olan insanların, Allah’ın dilemesi dışında hiçbir şeye güçleri yetmez. İnsanı ve yapmakta olduklarını yaratan Yüce Allah tarihi de en güzel biçimde takdir etmiş ve bir kader içinde yaratmıştır.

 

İnsanlık Tarihi ve Hak Dinin Başlangıcı

 

İnsanlık tarihi Hz. Âdemle başlamıştır Yüce Allah Kuran-ı Kerimde Hz. Adem’in ilk insan olduğunu, yeryüzünde bir halife var etmek üzere[2] onu “Ol” emri ile topraktan yarattığını,[3] isimlerin hepsini kendisine Öğrettiğini[4] bildirmiştir. Hz. Adem’in yeryüzüne inişi ve onun soyundan insan neslinin çoğalmasıyla beraber hak din de hep var olmuştur. Hz. Adem’den günümüze kadar geçen süre boyunca yaşayan peygamberler ve elçiler hak dinin esaslarını kavimlerine tebliğ etmişlerdir. Her elçi gönderildiği toplumu bir olan Allah’a iman etmeye, ahiret gününden korkup sakınmaya, iyi ve güzel davranışlarda bulunmaya davet etmiştir.

 

İnsanlık tarihinin bir başlangıcı olduğu gibi elbette bir sonu da olacaktır: KIYAMET…

 

Hadislerde kıyamete ilişkin pek çok alamet haber verilmekte, bu bilgiler dünyanın yakın tarihi ve günümüzde yaşananlarla karşılaştırıldığında pek çok alametin gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmekte olduğu görülmektedir. Dünya genelindeki ahlaki bozulma, fitne ve savaşlar, zulümler hadislerde haber verilen olaylardandır. Bu olayların yaşanması ise, yine Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği bir müjde olan Hz. İsa ve Hz. Mehdinin gelişinin delillerindendir. Öyleyse kâinatın ve insanlığın tarihi belli bir yöne doğru akmaktadır ve tüm gelişmeler de bu akışı destekler niteliktedir. Bu, Yüce Allah’ın bizler için yarattığı kusursuz kaderin işleyişidir. Evrenin yaratılışından bu yana geçen süre boyunca bu kader, kusursuz ve kesintisiz bir biçimde işlemektedir. İnsanlar, sebepler, ülkeler, olaylar, şartlar bu kaderin birer parçasıdırlar. Ahir zaman veya son zaman dediğimiz günümüzde de, tüm bu faktörlerin özel bir dönemin hazırlayıcısı konumunda olduklarını görürüz.

 

Günümüzde Müslümanlar arasında gerçek anlamda bir birliğin olmayışını, ahlaksızlıkların artışını, materyalist ve Darwinist ideolojilerin insanlarda meydana getirdiği maddi manevi tahribat birbirinden bağımsız ve kendiliğinden ortaya çıkmış durumlar olarak değerlendirmemek gerekir. Enam Suresinin 59. ayetinde haber verildiği üzere Rabbimizin izni olmadan bir yaprağın dahi düşmesi söz konusu değilken, Onun yaratmış olduğu varlıklar olan insanların kendi başlarına karar alıp eylemlerde bulunarak savaşları, dejenerasyonu, materyalist ideolojileri meydana getirdiklerini iddia etmek akıl ve mantık dışıdır.

 

Geçmişte, yaşanmış, günümüzde de yaşanan ve gelecekte de yaşanacak tüm gelişmeler yüce Allah’ın izni ve bilgisi dâhilinde olup henüz dünya yaratılmadan önce takdir edilmiş olan bir kaderin parçası olan ayrıntılardır. Bu kaderin önemli bir parçası da İslam ahlakının yeryüzü hâkimiyetidir.

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), kıyametten önce gerçekleşecek olan alametleri bundan 1400 yıl öncesinde hadis-i şeriflerinde detaylı olarak tarif etmiştir. Buna göre; savaşlar, anarşi, fakirlik, dejenerasyon artacak; doğal afetler sıklaşacak; insanlar güzel ahlaktan uzaklaşacak; sahte peygamberler ortaya çıkacaktır. Tüm bunların ardından, dünya tarihi Allah’ın yarattığı kadere göre kesintisiz şekilde ilerleyecek ve Allah ahir zamanda zuhur edecek olan Hz. Mehdi ve ikinci kez yeryüzüne gelecek olan Hz. İsa’yı, Altın Çağ’ın yaşanması için gerekli olan şartların oluşmasına vesile kılacaktır.

 

Peygamberler Tarihi ve Elçilerin Tebliği

 

Peygamberler tarihini ayetler Işığında incelediğimiz de en dikkat çekici noktalardan birinin kesintisiz tebliğ olduğunu görürüz. Bir başka deyişle, Kuran’da ismi geçen peygamberlerin yanı sıra Allah’ın elçi olarak gönderdiğini bildirdiği pek çok kutlu şahıs da, tarih boyunca kesintiye uğramayan bir süreç dâhilinde, aralıksız bir biçimde insanlığa tebliğ yapmışlardır. Öyle ki aynı dönemde yaşamış, aynı bölgelerde tebliğ yapmış (Hz. İbrahim-Hz. Lut, Hz. Musa-Hz. Harun gibi) peygamberler dahi bulunmaktadır. Tüm bu elçiler Allah’ın seçtiği mübarek şahıslardır. Elçilerin içinde yaşadıkları topluma tebliğde son derece kararlı bir tutum sergilemeleri, tüm insanlığın ibret alacağı olayları yaşamaları Allah’ın onları seçip görevli kılmasıyla ilgili bir durumdur. Rabbimiz, tüm varlıklar için olduğu gibi elçileri için de bir kader belirlemiş, onları birbiri ardınca insanlığa göndermiş, başlarından geçen olayları tarih boyunca anlatılıp aktarılacak şanlı ve büyük olaylar kılmıştır. Kuran’da bu konuya dair pek çok haber verilmektedir. Bu haberlerden bazıları şöyledir:

 

Hz. Muhammed (sav)

 

“Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir, bilendir.”[5]

 

Yüce Allah, mübarek Peygamberimiz (sav) ve beraberindeki mümin topluluk için çok çeşitli imtihan ortamları yaratmış, çeşitli vesilelerle onları denemiştir. Ayetlerde haber verilen pek çok olay Hz. Muhammed (sav)’in ve beraberindekilerin Rabbimizin çok büyük bir koruması altında olduklarının açık delillerindendir. Gaybın anahtarları elinde bulunan Yüce Allah, Arabistan yarımadasından başlayıp ileride tüm dünyaya yayılacak olan İslamiyet için her bir detayı planlı ve kontrol altında bulunan böyle bir süreci, kaderde takdir etmiştir.

 

Enfal Suresinin 42. ayetinde yer alan “…Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı)…” ifadesi de bu gerçeğin delillerinden biridir. Yüce Allah, Peygamberimiz (sav) ve yanındaki müminlerle diğer topluluğu tam olması gerektiği anda karşı karşıya getirmiş ve kaderde takdir edilmiş olanı gerçekleştirmiştir.

 

Hz. Musa

 

“Hani kız kardeşin gezinip; “Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?” demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni ‘esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik’. Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa. Seni Kendim için seçtim”[6]

 

Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı gibi Hz. Musa’nın başından geçen tüm olaylar Allah’ın belirlediği kader üzerine gelişmiştir. Sepet içinde ırmağa bırakılmasından onu Firavunun eşinin bulmasına, annesinin bakımını üstlenmesinden sarayda geçirdiği yıllara, Allah ile konuşmasından İsrailoğullarının Firavundan kurtulmasına vesile olduğu tüm süreç aslında Yüce Allah’ın yarattığı kaderin çeşitli aşamalarıdır. Bu aşamalar boyunca yaşadığı hiçbir detay tesadüf değildir. Her ayrıntı bir hikmetle yaratılmıştır. Örneğin ırmağa bırakıldığı anda sepetin bulunması anı da yaratılmıştır. Irmağa bırakıldığı sepetin dayanıklılığı, bırakılma zamanı, ırmaktaki akıntının hızı ve yönü, onu bulan kişinin sepetin oradan geçtiği dakikada orada bulunması gibi pek çok detay bu mükemmel kaderin bir parçasıdır. Eğer sepet kimse tarafından bulunmasaydı sonraki sürecin hiçbir aşaması yaşanmayacaktı diye düşünmek büyük bir yanılgı olacaktır. Yüce Allah tüm olayları bir bütün halinde yaratır ve bu planda olayların başlangıç ve sonuçları belirlenmiştir.

 

Hz. Yusuf

 

“Bir yolcu-kafilesi geldi, sucuların, (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. “Hey müjde… Bu bir çocuk.” dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ‘ticaret konusu bir mal’ olarak sakladılar. Oysa Allah yapmakta olduklarını bilendi.”[7]

 

Ayette bildirilen olay, Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya bırakılmasından sonra gerçekleşen ve ilk bakışta yolcu kafilesi açısından önem arz etmeyen bir hadisedir. Ancak aynen Hz. Musa’nın yaşadığı olaylarda olduğu gibi burada da Yüce Allahın Hz. Yusuf ile ilgili olarak belirlediği bir kader bulunmaktadır ve olaylar bu kader dâhilindeki bir plana göre hiç bir aksamaya uğramadan gelişmektedir. Yolcu kafilesi de bu planda kendisine düşen görevi yapmaktadır. Görüldüğü gibi, yaşanan her olayda olduğu gibi, Hz. Yusuf’un hayatında da hiç bir başıboş, amaçsız gelişme bulunmamakta, olaylar sonuçlarını yalnızca Allah’ın bildiği, takdir ettiği ve yarattığı bir biçimde ilerlemektedir.

 

Kader, Allah’ın yalnızca insanlar için takdir ettiği ve sadece insanın kim olduğunu, nasıl şartlarda hayatını sürdürdüğünü, yaşamında karşılaştığı temel olayları kapsayan bir yazgı değildir. İnsanların dışında, tüm canlıların, Güneş’in, Ay’ın, dağların, ağaçların, eşyaların kısacası evrendeki her varlığın, ideolojilerin ve dünyayı saran akımların da Allah Katında belirlenmiş bir kaderi vardır.

 

Hz. İsa

 

“Hani Allah, İsa’ya demişti ki; “Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.”[8]

 

Hz. İsa’nın ahir zamanda yeryüzüne ikinci kez geleceğinin en önemli delillerinden biri olan bu ayetten de anlaşılacağı üzere, Rabbimiz Hz. İsa ile ilgili takdir etmiş olduğu bir kader doğrultusunda ona tuzak kuranların tuzaklarını bozmuş, onu koruyarak Katına yükseltmiştir. Bu örnek bize Allah’ın tüm olayları nedenleri ve sonuçları ile birlikte bir blok şeklinde yarattığını, binlerce yıllık bir süreç içinde gerçekleşecek olayları tüm aşamaları ile tek bir anda tüm yönleriyle bildiğini gösterir. Biz gelecekteki olayları, zamana bağımlı olduğumuz için henüz yaşanmamış, dolayısıyla bilinmeyen olaylar olarak algılarken, zaman ve mekândan münezzeh olan Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim’de bize göre gelecekle ilgili olan olayları yaşanmış bitmiş hadiseler olarak haber vermektedir. Kıyamet gününe ilişkin tasvirler, yeniden diriliş, hesap günü, cennet ve cehennemdeki yaşamla ilgili olarak ayetlerde yer alan bilgiler hep bu yöndedir.

 

Tüm insanlar ve varlıklar gibi, tarih boyunca aralıksız bir şekilde Allah’ın bildirdiği üstün din ahlakını tebliğ eden elçilerin de, önceden takdir edilmiş bir kaderi vardır. Tüm elçiler tarih boyunca bu kader dâhilinde tebliğ yapmış ve bu kader dâhilinde nesilden nesile aktarılacak şerefli birer yaşam sürmüşlerdir.

 

Tarihi Olayların Sebep ve Sonuçları

 

Kavimlerin Helakı

 

“Hiçbir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce Biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azapla azaplandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır.”[9]

 

“Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun ‘varlık ve güc sahibi önde gelenlerine’ emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.”[10]

 

Firavun ordusu, Ad, Lut, Semud, Nuh kavimleri ve daha niceleri. Kimine bir yıldırım isabet etti, kimi suda boğuldu, kimi şiddetli bir fırtınaya tutuldu. Ortak noktaları Allah’ı inkâr etmeleri, sapkınlıklarda bulunmaları, bozgunculuk çıkarmalarıydı. Onlara isabet eden azap ise yaptıklarının karşılığı olarak, Yüce Allah’ın takdiri ve emriydi. Tufan olayı sıradan bir doğa olayı, bir tesadüf olmadığı gibi, Allah’ın dilediği zamanda ve dilediği yerde ‘Ol’ emri ile gerçekleşmiş bir helaktı. Elbette ki Allah tufanı yaratırken sebepleri vesile kılmıştır. Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken helakı meydana getiren sebeplerin de bir kader çerçevesinde meydana geldiğidir ki, şüphesiz bu sebepler de Yüce Allah’ın yaratmış olduğu detaylardandır. Allah, “bulutları gönderir” ve yağmuru yaratır. Denizin sularının çekilmesini diler, deniz ortadan ikiye ayrılır. Sonsuz güç sahibi Allah gölgeyi yaratır, güneşi ona bir sebep kılar.[11] Tüm bunlar Allah için çok kolaydır.

 

Bunun yanı sıra, kavimlerin helak edilmesinin pek çok tarihi sonucu da bulunmaktadır. Örneğin Firavun ordusu suda boğulmuş ve bu sayede Hz. Musa ve beraberindeki İsrailoğulları Firavun’un zulmünden kurtulmuş ve başka bir bölgeye yerleşmek üzere yola koyulmuştur. Daha sonraları Kudüs’e ulaşan İsrailoğulları, burada pek çok tarihi olay yaşamış ve pek çok olaya şahitlik etmişlerdir. Aynı şekilde, Hz. Nuh ve beraberindeki müminler de tufanın helak ettiği ülkeden kurtulmuş, böylelikle Hz. Nuh’un soyundan birçok peygamber daha dünyaya gelmiştir.

 

Tüm bunlar bize gösterir ki, tarihte yaşanan en önemli olaylardan olan kavimlerin helakları da Allah’ın bir sünnetidir:

 

“Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık.

 

Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca ‘bir keredir’.

 

Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?

 

Onların işlemiş oldukları her şey kitaplarda yazılıdır.

 

Küçük, büyük her şey satır satır (yazılı)dır.”[12]

 

İdeolojiler Tarihi ve Batıl Dinler

 

Ateizm, komünizm, faşizm, Darwinizm, ırkçılık, sömürgecilik… Putperestlik, budizm, hinduizm, şintoizm, karma… Tüm sapkın ideolojiler ve batıl dinler -ortaya çıkış şekilleri, sebepleri, zamanları her ne olursa olsun- Kuran ayetlerinde bildirildiği üzere apaçık bir kitapta yazılı bulunan, Yüce Allah’ın kuşatması ve denetimi altındaki durumlardır. Örneğin Darwinizm fikrinin ve bu temele dayanan tüm zararlı ideolojilerin ortaya çıkışı Allah’ın dilemesiyledir. Böylelikle sünnetullah gerçekleşmekte, iman edenlerin karşılarında fikri mücadele yürütecekleri bir sistem de yaratılmış olmaktadır. Zaten safsatadan ibaret olan evrim teorisiyle ilmi mücadele için gerekli olan bilgilerin edinileceği bilim ve teknolojik gelişmeler de bu kaderin bir ayrıntısı olarak ayrıca yaratılmıştır. Nasıl ki, Hz. Musa döneminde büyücülük yaygın kılınmış ise bununla birlikte Hz. Musa’ya büyücülerin kendisine tabi olacakları bir ilim de verilmiştir. Aynı şekilde Darwinist ve materyalist ideolojileri etkisiz hale getirmek için gerekli olan ilmi imkânlar da, bu safsatalarla bir arada yaratılmıştır.

 

Hz. Âdem ile başlayan insanlık tarihi, Yüce Allah’ın takdir etmiş olduğu kader dahilinde belli bir yöne doğru akmaktadır. İnsanlar, sebepler, ülkeler, daha önce yaşanmış, şu an yaşanan ve gelecekte yaşanacak olan tüm olaylar, kusursuz ve kesintisiz bir şekilde işleyen bu kaderin parçası olan ayrıntılardır.

 

Tarihin Her Döneminde Yaşananlar Sünnetullah Gereğidir

 

İyilerle kötülerin daimi bir fikri mücadele içinde oldukları Kuran ayetlerinde haber verilir. Tarihin her döneminde iyilik yapan, iyiliği tavsiye eden, imana ve hayra çağıran bir topluluk bulunmuş, bu topluluğun karşısında ise kötülüğü örgütleyen, yeryüzünde bozgunculuk ve fitne çıkaran, şerre çağıranlar olmuştur. Bu iki kutup arasındaki ilmi mücadele Hz. Adem’den bu yana var olmuştur ve kıyamete kadar da devam edecektir. Tarihte anlatılıp aktarılan tüm olayların çıkış noktası da aslında budur; iyilerle kötülerin fikri mücadelesi… Her çağda bu sahne yeniden canlanmış, Allah’ın izni ve yardımıyla galip gelenler her zaman Allah’ın taraftarları olmuştur:

 

“Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece Biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun.”[13]

 

Dünya kurulduğundan beri süregelen bu sahneler tarihin kesintisiz akışının ve Allah’ın belirlediği kaderin (Sünnetullah’ın) bir gereğidir. Unutmamak gerekir ki, zulmeden, adaletsizlik yapan, sebepsiz kargaşa ve çatışma çıkaran şer odaklarının varlığı, yaptıkları planlar, işledikleri fiiller de yine Allah’ın izniyledir, onlar da tarihin kesintisiz akışı içinde Allah’ın takdiriyle gerçekleşmiş olan olayların sebeplerini oluşturmaktadırlar. Bu durum bir Kuran ayetinde şöyle haber verilir:

 

“Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye -oranın suçlu- günahkârları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.”[14]

 

İyilik konusunda ittifak edenlerin, Allah’ın yoluna uyanların her zaman galip gelecekleri ise Yüce Allah’ın kullarına bir vaadidir:

 

“Allah, yazmıştır: Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de. Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.”[15]

 

“Kim Allahı, Resulünü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.”[16]

 

Günümüz dünyasına dikkatlice bakıldığında ise şu gelişmeleri gözlemleyebiliriz; dünya tarihinin finali olarak da nitelendirebileceğimiz ahir zaman başlamıştır, kıyamet alametleri birbiri ardınca görülmeye devam etmektedir, Deccaliyetin yaygın olarak yaşandığı sistem Allah’ın izniyle büyük bir hızla çökmeye ve zararlı etkisini kaybetmeye başlamıştır. Tüm dünya halklarının yepyeni bir çağı karşılamaya hazırlanmasının zamanı gelmiştir: ALTIN ÇAĞ

 

Ahir Zaman ve Altın Çağ

 

Buraya kadar hep geçmişteki olayları inceledik. Şimdi ise henüz gerçekleşmemiş bir dönemin alametlerine bakalım. Bu dönem, hadislerde detaylı olarak haber verilen “Altın Çağ” dır. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Altın Çağ ahir zamanın kargaşa, zulüm ve haksızlıklarla dolu olan ilk döneminin hemen arkasından gelecektir. Bu kutlu zamanda her türlü bolluk, bereket yaşanacak, insanlar arasında barış, huzur ve neşe hâkim olacaktır. Allah ahir zamanda ikinci kez yeryüzüne gelecek olan Hz. İsa’yı ve ahir zamanda zuhur edecek olan Hz. Mehdi’yi bu Altın Çağ’ın yaşanması için gerekli olan şartların oluşmasına vesile kılacaktır.

 

“Ümmetimden Mehdi çıkacaktır. Allahü Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi, insanlara eşit şekilde bol bol mal dağıtacaktır.”[17]

 

Sonuç

 

Gerçekte tarih, yalnızca Allah’ın belirlediği kadere (Sünnetullah’a) göre işler. Allah bu gerçeği “…Sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın”[18] buyurarak bildirir. Tarihin bir amacı vardır ve tarih, Allah’ın dilediği gibi ilerler. Allah’ın dileği ise, nurunun tamamlanmasıdır:

 

“Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.”[19]

 

Allah’ın izniyle 21. yüzyılda tüm din ahlakına uygun olmayan ideolojiler birer birer fikren yok olacak ve din ahlakı tüm dünyaya hâkim olacaktır.[20]

 


 


[1] Sebe: 3

 

[2] Bakara: 30

 

[3] A-li İmran: 59

 

[4] Bakara: 31

 

[5] Enfal: 42

 

[6] Taha: 40-41

 

[7] Yusuf: 19

 

[8] Al-i İmran: 55

 

[9] İsra: 58

 

[10] İsra: 16

 

[11] Furkan: 45

 

[12] Kamer: 49–53

 

[13] Müminun: 44

 

[14] Enam: 123

 

[15] Mücadele: 21

 

[16] Maide: 56

 

[17] El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf: 26

 

[18] Fatır: 43

 

[19] Tevbe: 32

 

[20] İlmi Mercek / Nisan–2006

 



 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi