Anasayfa » Fehmi ÇALMUK HALKA VE OLAYLARA TERCÜMAN DA ANLATIYOR

Fehmi ÇALMUK HALKA VE OLAYLARA TERCÜMAN DA ANLATIYOR

Yazar: yonetici
0 Yorum 340 Görüntüleyen

 

ÇOCUKKEN DEVLETİNİ KURDU

 

Erbakan ailesi Trabzon'un Bahçecik semtinde bulunan Pertez Paşa Konağı 'nda otururken küçük Necmettin, devletinin para birimini bile belirlemişti. Alışverişler o parayla yapılıyordu. Çocuklara nüfus kağıdı çıkarılmıştı. Devlet alanında askeri talimler bile yapılıyordu. Bahçedeki tüm oyunların kuralları küçük Necmettin Erbakan tarafından belirleniyordu.

 

SİNOP Ağır Ceza Mahkemesi Reisi Mehmet Sabri Bey, Cumhuriyet'in ilânının üçüncü yılını kutlama törenlerinden evine döndüğünde, kendisini müjdeli bir haber bekliyordu. Mehmet Sabri Bey'i karşılayanlar, bir erkek çocuğu olduğunu söylediler. O da, “Adı Necmettin olsun” dedi. Dinin yıldızı anlamına gelen Necmettin'in kulağına ezan okundu.

 

Necmettin Erbakan'ın ailesi Kozanoğulları soyundandı. Adana'nın Kozan ve Saimbeyli bölgelerinde asırlarca hüküm süren Kozanoğulları Beyliği'nden 1800'lü yılların son döneminde gelip İstanbul'a yerleşen ve Sultan Abdülhamid'e yakınlığıyla bilinen Hüseyin Bey'in torunuydu. Dedesi Kozanoğlu Hüseyin Bey, İkinci Abdülhamid Han döneminde saraya yakınlığı ve bağlılığıyla tanınırdı. Kozanoğulları daha sonraları Nâzırzâde yani Bakan oldular. Bu yüzden 1934 senesinde soyadı kanunu çıktığında Nâzırzâdeler, Erbakan soyadını almayı uygun gördüler.

 

Çocukluğunun geçtiği konak, Erbakan için değişik anılarla dolu…

 

BABASI Mehmet Sabri Bey, Kayseri'ye tâyin edilince, Erbakan çocukluk döneminin ilk yıllarını Afyon ve Kayseri'de geçirdi. Altı yaşına geldiğinde yine babasının tayini sebebiyle 1932'da Trabzon'a yerleşti, ilk tahsilini Trabzon Gazipaşa İlkokulu'nda tamamladı.

 

Trabzon'da oturdukları konağın Erbakan'da ilginç ve değişik hatıraları da vardı. Pertez Paşa Konağı, Erbakan'ın bir yandan çocukluk hayallerini geliştirdiği, dini eğitim aldığı ve en önemlisi de cezalandırıldığı yerdi. Erbakan'ın annesi Kamer Hanım, çocukların yaramazlığından bıktığı zaman, konağın arka tarafındaki hamama onları hapsederek cezalandırırdı. Erbakan o günleri “Yaramazlık yaptığımızda bu hamamın yanındaki odaya girmekten çok korkardık. Cadı kadın gelecek diye ödümüz kopardı” diyerek anlatır.

 

Erbakan'ın devletine ait para, devletimizin parasından kıymetliydi…

 

KONAK geniş bahçeliydi. Bu yüzden mahallede oturan çocukların oyun alanı da bu bahçeydi. Erbakan, bu bahçede kendi kafasından yeni oyunlar icad eder, onlara kurallar koyar ve oyunları kendisi yönetirdi. Öyle ki, Trabzon'da oturduğu konağın bahçesinde çocukluğuna ait ayrı bir dünya kurmuştu. Bu dünyaya çevredeki memur çocuklarını da dahil etmeyi başarmıştı. Çocukların girdikleri bu bahçe bir anlamda küçük bir devletti. Kendi kuralları vardı. Hatta parası bile basılmıştı. Dükkânlardan alışveriş etmek için özel para almak zorundaydılar. O parayla çikolata alabilirlerdi. Dükkânların yanısıra oyun alanları ve bürokratik hizmetler de vardı. Nüfus kağıdı, hatta askeri araziler bile hazırlanmıştı. Askeri talim alanında ampul olarak nar ağacının çiçeklerini kullanıyordu. Erbakan o günleri şöyle anlatır:

 

“Biz ilkokuldayken kendi devletimiz vardı. Bütün çocuklar okul kapandığı zaman gelir, bizim devletimize bir nevi teb'a gibi kaydolurdu. Biz onlara birer nüfus kağıdı verirdik. Devletimizin maarif vekilliğinin verdiği sarı, pembe okul defterlerinden yaptığımız kendi paraları vardı. Bu paralar devletin parasından kıymetliydi. Çünkü çocuklar bu paralarla bizim bahçede alışveriş yapardı. Çocuklar devletin yüz kuruşunu verir bizim on kuruşumuzu ya da beş kuruşumuzu alırdı. Devletin yüz kuruşuyla parka gittiğimizde çikolata alırdık. Her birimizin bir ticarethanesi vardı.”

 

Erbakan Ailesi 1937 yılında İstanbul'a taşındı. Babası Mehmet Sabri Bey'in niyeti, oğlu Necmettin Erbakan'ı o yıllarda Almanya'nın dünyada gittikçe artan prestiji sebebiyle Alman Lisesi'ne kaydettirmekti. Ancak bu okuldaki öğrenim süresi hazırlık sınıfıyla birlikte yedi yıl olduğundan, Alman Lisesi yerine İstanbul Erkek Lisesi'ni tercih etti. Erbakan okulda hemen farklılığını göstermişti.

 

Lisedeyken teneffüste bile kitap okur ve sürekli ders çalışırdı…

 

ARKADAŞLARININ yarım dünya, ya da derya diye seslendiği Erbakan, teneffüslere çıkmak yerine kitap okumayı ve ders çalışmayı tercih ediyordu. Sıfırcı Avni olarak ün yapan fizik öğretmeni rahmetli Avni Kuren'den 10 puan almayı başaran ilk öğrenci de Necmettin Erbakan oldu.

 

Erbakan'ın probleminin olduğu tek ders Beden Eğitimi idi. Kasadan atlamak istemeyen Erbakan, buna rağmen dersten 10 numara alan tek öğrenciydi. Bunun sebebini yıllar sonra şöyle anlatır:

 

“İstanbul Erkek Lisesi 2000 talebesi olan bir mektep. Mektepte jimnastik dersinde hatırladığıma göre bir tek ben 10 numara almışım. Herkes birbirine bahsediyor, bir kısmı beni tanımıyor. Yahu bu nasıl bir sporcu ve başarılı bir adammış ki, meşhur Neriman Tekil'den bu numarayı almış. Bahçede, koridorlarda birbirlerine beni gösteriyorlar. Zannediyorlar ki ben o puanı spordaki maharetimden aldım.”

 

Erbakan, İTÜ'ye imtihansız girme imkanını reddeder…

 

ERBAKAN, koşmak ve yürümek arasındaki farkı ve futbol sahasının ölçümlerini bilen tek öğrenci oldu.

 

İstanbul Erkek Lisesi'ni birincilikle bitirdi, ilk üç dereceyi paylaştığı arkadaşları belki girememek ihtimalini düşünerek İstanbul Teknik Üniversitesi'nin yanısıra başka fakültelere de kayıt olmuşlardı. Oysa Erbakan sadece İstanbul Teknik Üniversitesi'ne başvurdu.

 

O dönemlerde liseyi birincilikle bitirenler İstanbul Teknik Üniversitesi'ne imtihansız giriyorlardı. Erbakan bu imkânı reddetti. Daha sonra girdiği imtihanda gösterdiği üstün başarı sayesinde İTÜ'nün ikinci sınıfından okumaya başladı.

 

Okul yıllığının başındaki TOY kelimesini İstanbul Teknik Üniversitesi ikinci sınıfa gidenler için kullanırlardı. Necmettin Erbakan böyle anıldı:

 

“Necmettin Erbakan,

 

Toylardandır, dindardır, çalışkandır. Hayatının yarısını namaz, yarısını da projeler işgal eder. Sınıfının yarısını kendisi, yarısını da arkadaşları işgal eder. Proje ve raporları geniş izahlıdır. Herkesin bir sayfada bitirdiği konuyu, o kırk sayfada hülâsa eder. Kendisine cıvata nedir diye sorarsanız, izahata demir filizlerinin naklinden başlar. O kadar uzun anlatır ki nihayet namaz vakti gelir, gider namazını kılar, gelir ve kaldığı yerden anlatmaya devam eder.”

 

ABD’nin değil, kendi teçhizatımızı kullanalım!

 

ASKERLİK döneminde, bölükteki makinelerin bakım ve onarımı da Erbakan'a aittir. Askeri teçhizatın ABD'den gelmesi Erbakan'ın hoşuna gitmemiştir. Ona göre bu işler, bölüğün atölyelerinde el emeğiyle yapılabilir ve bakımları da burada gerçekleştirilebilirdi. Türk askerinin kendi teçhizatını yapması için hemen liste hazırladı. Bu listeler, ABD'den yardım heyetinin de dikkatini çekecektir. Amerikalı Albay, bu listeyi hazırlayan kişiyle görüşmek istediğini, okul komutanı Şeref Özdilek Paşa'ya bildirir, Özdilek Paşa, ABD'li Albayı alıp Erbakan' ın yanına götürürken, biraz sonra olacak tartışmayı tahmin edemez. Söze önce ABD'li Albay başlar:

 

“Siz bu güne kadar Amerika'dan yardım olarak, gizleme ağı, kürek sapı, kazma gibi şeyler isterken, bu sene bakım bölüğü için, çeşitli parçaların imalatı için tezgâhlar istemişsiniz. Siz nasıl olur da bu tezgâhları talep edersiniz?”

 

Konuşma karşısında, Erbakan, ABD Silahlı Kuvvetleri'nin kuruluş talimatnamesi gösterir ve şöyle konuşur:

 

“Bizim yaptığımız görevi yapan Amerika'daki aynı birliklerde, bu tezgâhlar var. Bizde niçin olmasın?”

 

ABD'li Albay, bu tavır karşısında susmakla yetinir ve tezgâhları göndermekten başka çaresi kalmaz.

 

Erbakan'ın bu tavrı, 12 yıl sonra Milli Savunma Sanayii diyerek alay edilen “100 bin tank 100 bin top” iddiasını getirecektir. Asker Erbakan, böylelikle ithal savunma sanayine karşı da tavrını ilk defa açıkça ortaya koymuştur.

 

 

AĞIR SANAYİ SEVDASI

 

Erbakan, kullanılmış traktörlerin Almanya’da boyanarak Türkiye’ye satıldığını duyunca, ağır sanayi hamlesini başlatmayı kararlaştırdı

 

NECMETTİN Erbakan, Teknik Üniversite'de de farklı bir öğrenci olduğunu ortaya koydu. Makine dersini anlatırken, bir anda Almanca deyimleri tahtaya yazınca hocası sebebini sordu. Erbakan “derse Almanca çalışmıştım” dedi. İTÜ Makine Fakültesi Motorlar Kürsüsü'nde hazırladığı yeterlilik tezindeki başarısından dolayı, Üniversite, Erbakan'ı bilimsel araştırmalar yapması için Almanya'ya gönderdi.

 

Hazırladığı tez Alman bilim camiasında geniş yankı uyandırdı

 

AACHEN Teknik Üniversitesi Motorlar ve Termo Dinamik Kürsüsü'nde bir buçuk yıl kaldı ve bu süre içinde üç tez hazırladı. Bunlardan biri doçentlik tezi idi. Bu tezlerden biri dizel motorlarda püskürtülen tutuşmasının anlatımını yaptığı tez idi. Bu tez Alman bilim camiasında geniş yankılar yaptı. Yankının gerçek sebebi Sovyetler Birliği ile savaştığı yıllarda Almanya’nın aşırı soğuklar yüzünden askeri araçların donmasını önleyememesi ve yenilginin başlıca sebebinin bu sayılmasıydı. Erbakan'ın tezi üzerine Almanya'nın sanayi devi Deutz Motor Fabrikası'na çağırıldı ve Leopard tankları konusunda araştırma mühendisi olarak görev yaptı.

 

DEUTZ’da çalışmaya başlayınca imza toplayıp fabrikaya mescit açtırdı

 

DEUTZ fabrikasında çalışmaya başladığının ertesi günü, Türk işçilerini arayıp bulan Necmettin Erbakan'ın ilk sorusu “Namazı nerede kılıyorsunuz?” olmuştu. Erbakan, namaz kılınacak mescidin olmaması üzerine hemen imza toplayıp fabrikaya mescit açtırdı.

 

Erbakan'ın bu çıkışı yeni değildi. Çocuklukta aldığı bir dini terbiye vardı. “Babam beni 9 yaşında Şeyh Abdurrahman Efendi'nin kucağına verdi. İlk dersimizi oradan aldık” diyen Erbakan, “Gözümü açtığımda bir şeyhin sohbetinde buldum kendimi” sözleriyle o günleri hatırlatır. Erbakan uzun hayat çizgisinde tasavvuf sohbetlerine devam ederken, bu ilişkisinin kendisini siyasete kadar taşıyacağından habersizdi.

 

İstanbul Erkek Lisesi'nde okul yönetiminin karşı çıkmasına rağmen mescit açtırmıştı. Aynı uygulamayı Erbakan İstanbul Teknik Üniversitesi'nde de yaptı. Aralarında Turgut Özal, Recai Kutan, Fehim Adak, Korkut Özal gibi isimlerin bulunduğu öğrenciler imza toplayarak üniversitede mescit açtırdılar. Erbakan'a göre Süleyman Demirel o dönemde mescidin müdavimlerden değildi. Mescit bir anlamda eğitim merkezi de oldu. Öğrenciler ya kendilerine dağıtılan kitapları veya ders notlarını çalışarak öğrenci arkadaşlarına anlatıyordu.

 

Almanya'yı yıkık dökük görünce şaşırdı, eyvah bu şehirde mi oturacağız, dedi

 

ERBAKAN, Almanya'ya ilk gidişinde duygularını şöyle dile getirir:

 

“Biz ilk defa 1951 senesinde Almanya'ya gittik. Dünya Savaşı 1945 de sona ermiş, ama anlaşmalar vesaire derken 1947 olmuştu. Almanya'da üç dört sene evvel hiçbir şey yapılabilmiş değildi. Gittiğimiz zaman, hatta şaşırdık, eyvah bu yıkık şehirde mi oturacağız! Üniversitenin camları yok, kaloriferler çalışmıyor, profesörler paltolarıyla derslere giriyorlar, ama azimliler. Binada bir takım kurşun izleri var. Biz bu tezleri hazırlarken üniversitenin laboratuarında yer olmadığı için yakındaki bir garajı kiraladık. O garajda laboratuarı kurduk. Bugünkü Almanya o zor şartlar altında yola çıkarak bugünlere geldi.”

 

Şeyhinin isteğini yerine getirmek için ekonomik programları dikkatle izledi

 

ALMANYA'YA giderken şeyhi Mehmet Zahit Kotku ile vedalaşmıştı. Onun isteği üzerine Almanya'nın nasıl bir kalkınma modeli uyguladığına iyi bakılmalıydı. Erbakan da öyle yaptı. Şeyhine yazdığı mektuplarda Almanya'daki ağır sanayi hamlesini, ekonomik programları dikkatlice izledi. Bir gün fabrikada kullanılmış traktörlerin yeniden boyanarak Türkiye'ye yollandığını öğrenince Türkiye'ye dönmeye karar verdi. Neden döndüğünü soranlara kısa bir cevap veriyordu:

 

-Türkiye'de ağır sanayii kuracağım!

 

Erbakan dediğini yaptı. Türkiye'ye döndü. Türkiye'nin ilk motor fabrikasını kurmak için kolları sıvadı. Bunun için şeyhi Mehmet Zahit Kotku'dan görüş almaya gideceki. Çoktan beridir Kotku'nun Türkiye’nin sanayileşmesine yönelik düşüncesi vardı. İzin alınmıştı. Fabrika'nın ismi Kotku'nun hocası Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi'nin soyadından esinlenilerek konuldu. 1 Temmuz 1956'da 200 ortak toplayarak Gümüş Motor Fabrikası’nı kurdu. Tarımsal sulamada kullanılan 5 15 beygir gücünde motor ve pompaları üretmek üzere kurduğu bu fabrikanın açılışını da Mehmet Zahit Kotku yaptı.

 

Erbakan ve arkadaşları Kotku'nun isteği ve duasıyla fabrikayı kurmuşlardı ama onun “hesabınızı kitabınızı iyi yapın” sözüne pek kulak asmadılar. Fabrika iki yıl sonra ekonomik krize girdi. Krizin sebepleri arasında DSİ'nin ısmarladığı motorları almaması ve Şeker Şirketi'nin aldığı motorlarının parasını ödememesi vardı. İTÜ'den sınıf arkadaşı olan Erbakan ve Demirel arasındaki mücadele de işte o zaman su yüzüne çıktı.

 

 

Bazı gazeteler “Takunyalılar, TOB'da faaliyet gösteriyor” diye yazdı

 

GÜMÜŞ Motor, Anadolu Sermayesi için önemli bir adımdı. Erbakan bunu en büyük ticari kuruluşlardan biri olan Türkiye Odalar Birliği'ne taşımak istedi. Önce, Sanayi Daire Başkanlığı'na geldi.

 

Erbakan'ın gelişi bazı gazetelerde “takunyalılar, TOB'da faaliyet gösteriyor” şeklinde haberlere dönüşmüştü. Erbakan'ın sınıf arkadaşı Başbakan'a “TOB Başkanı olacağını” söylemesi, Demirel'e yakın çevreleri tedirgin etti. TOB Başkanı Sırrı Enver Batur ve çevresi Erbakan'ı iş başına getirmemek için büyük uğraş da verseler, Erbakan'ın TOB Genel Sekreterliği'nden Başkanlığa yükselmek için artık engel kalmamıştı.

 

“Demirel Hükümeti, Odalar Birliği seçimini Erbakan'ın kazanacağını anlayınca Anayasa ve diğer mevzuata aykırı olmasına rağmen bir Bakanlar Kurulu kararı çıkararak, kongre gündeminin seçimler maddesini ertelemek zorunda kaldı.”

 

Bakanlar Kurulu kararına, iktidar ve muhalefetin güçbirliğine rağmen Necmettin Erbakan, Anadolu tüccarının desteğiyle başkanlığa seçildi. Tartışma bu seçimle birlikte alevlendi, içişleri Bakanı Faruk Sükan, Erbakan'ın polis zoruyla Odalar Birliği'nden atılması talimatını verdi.

 

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, polis zoruyla Erbakan'ın Genel Başkanlık görevine son verdi. Ama bir sorun vardı. Erbakan, hukuk dışı yollardan Başkanlık'tan alınmak istendiğini söyleyerek direniyordu. Bu direnç Türkiye'de bir partileşme sürecinin tohumlarının atılması açısından önemliydi.

 

Erbakan için slogan atan gençler arasında Bülent Arınç da vardı

 

TOB'un Ankara Rüzgârlı Sokak'ta bulunan Genel Merkezi'nin önünde gençler toplanıyor ve “İmanlı Türkiye”, “Milliyetçi Türkiye”, sloganları atılıyordu. Bu gençlerin arasında halen TBMM Başkanı olan Bülent Arınç da vardı. Milli Türk Talebi Birliği (MTTB) öğrencileri Erbakan'ın yanında yer alıyor, onu bir bakıma koruyor ve rakiplerine gözdağı veriyordu. Erbakan'ın Başkanlık'tan alınması uzun sürmüştü. Erbakan'ın kapısı çilingir marifetiyle açıldı. Erbakan ancak zabıt tutulması şartıyla Başkanlık'tan ayrılacağını söyledi. Zaptı yazan komiser, 54'üncü sayfaya gelmişti ki Erbakan'ın son konuşmasını kesmek zorunda kaldı.

 

Sayın Erbakan bitiyor mu?

 

– Biraz daha var aziz kardeşim! Erbakan gençlerin omuzlarında Odalar Birliği Başkanlığı'ndan ayrıldı. Artık hedef siyasi mücadeleydi. Bir bakıma siyasetin alt yapısını hazırlamıştı, İstanbul başta olmak üzere birçok ilde, İslam'da Kadın, İslam ve İlim, Sanayileşme gibi konularda konferanslar verdi. Konferanslar bir bakıma AP'nin milliyetçi ve muhafazakâr tabanına karşı Erbakan'ın takdimiydi. Erbakan ve çevresi AP'ye de uzak değildi. Ali Fuat Başgil'in Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmesi AP'lilerle Erbakan'ın yakın işbirliğine sebep olmuştu.

 

İhtilalcilere Devrim Otomobili

 

ERBAKAN, 1962'de artık profesör olmuştu. Gümüş Motoru kurmasına kurmuştu ama içini yiyen “Türkiye kendi motorunu neden kendisi yapamıyor?” sorusuna cevap arıyordu, bu soruyu zamanın ihtilal lideri Cemal Gürsel’e kadar taşıdı. Zamanın Ticaret Sanayi Bakanı Şahap Kocatopcu, Erbakan'ın bu görüşmelerini yakın takip edenlerin başında geliyor. Kocatopçu o günleri; “Hem Gümüş Motor fabrikasında çalışan, hem de Makine Mühendisleri Odası Başkanı olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Devlet Başkanı Cemal Gürsel'e geliyor. Türkiye'de otomotiv sanayi kurmak üzere projeler getiriyor. Film gösteriyor ve Gürsel' i ikna ediyor” diye anlatır. Erbakan'ın Gürsel görüşmeleri Türkiye'nin ilk otomobil serüvenini gündeme getirir. Devrim otomobili için geri sayım başlamıştır.

 

Erbakan'ın bu girişimlerinden rahatsız olan Kocatopçu, ihtilalin lideri Gürsel'i fikrinden caydırmak için Avrupa'da, çeşitli otomobil fabrikalarında araştırmalar yaptı. Milli Birlik Komitesi'ne yerli ve yabancı ortaklı fabrika öneren Kocatopçu'ya, “Biz Türk şirketleri ile Türk otomobili yapacağız. Hazineden yüz elli milyon lira vereceğiz. Jip fabrikası karoseri yapacak, Gümüş Motor da, motorunu yapacak” denildi. Askerlerin kararlılığını gören Kocatopçu'ya da istifadan başka çare kalmadı. Milli Birlikçiler, Devrim otomobilinin yapılıp hareket etmesine kadar Erbakan'ı desteklediler. Benzini olmadığı için çalışmayan otomobilin, bir kaç litre benzini olsa Milli Birlikçiler ihtilalden sonra aradıkları Başbakanı ilan edeceklerdi bile… Sonradan otomobilin deposundaki benzinin, Türkiye'de otomobil üretimini engellemeye çalışanlar tarafından boşaltıldığı iddiası hiçbir zaman doğrulanmadı.

 

 

HOCA’YA ASİLTÜRK ENGELİ

 

TÜRK siyaseti, 1971 yılında laiklik karşıtı eylemleri yüzünden kapatılan Milli Nizam Partisi'nin kurucularının iki yıl sonra kurulan Milli Selâmet Partisi çatısı altında toplanarak, CHP ile koalisyon hükümeti kurmasına tanık oldu. Erbakan'ın yeniden siyasete dönmesi için askerler tarafından ikna edildiği iddiasının altında CHP'nin yıllar sonra yeniden iktidar yapılması hesaplarının yattığı hep tartışılıp durur.

 

Erbakan, siyasetin basamaklarını teker teker tırmanmayı planlıyordu. Adalet Partisi'nden milletvekili aday adayı olarak başvurdu. Bu başvuru reddedilince, Erbakan kısa süre sonra partileşme sürecine girerek Bağımsızlar Hareketi'ni Konya'nın Yunak İlçesi'nde başlattı. Refahyol iktidarında Devlet Bakanı olan Rıza Güneri'nin babası Ali Güneri ile birlikte gittiği bir düğünde ilk konuşmasını yaptı. Bir dönem Konya Büyükşehir Belediye Başkanı olan ve AKP Milletvekili Halil Ürün'ün düğününde yapılan bu konuşmada “Milli Görüş, Milli Şuur ve Milli Hamle” gibi sloganlar göze çarpıyordu. Erbakan gibi etrafındakiler de, 11 ilde ayrı ayrı bağımsız milletvekili adayı oldular. Fehim Adak da Mardin'den bağımsız milletvekili adayı olmuştu.

 

Seçime bağımsız girdi, üç kişinin alacağı kadar oy topladı

 

14 EKİM 1969 tarihinde Konya bağımsız milletvekili olarak Meclis'e girmeyi başaran Erbakan, 40 bine yakın oy almıştı. Konyalılar'a teşekkür ederken “Siz bana üç kişinin seçileceği oyu verdiniz” dedi. Artık sıra parti kurmaya gelmişti. Günlerce istişareler yapıldı. Necip Fazıl Kısakürek, Mehmet Zahit Kotku Efendi, Bayburtlu Paşa Dede Efendi başta olmak üzere birçok kişiyle yeni kurulacak parti konusunda görüştü, fikirlerini aldı. Yeni parti için 150 kişilik istişare listesi çıkarılmıştı. Necip Fazıl Kısakürek, bu sayıyı çok bularak 35'e indirdi. Necmettin Erbakan yapılan oylamada 34 oy alarak Genel Başkan seçildi. Geri kalan bir oy ise Erbakan'ındı. Erbakan oyunu Ahmet Tevfik Paksu'ya vermişti. 24 Ocak 1970 tarihinde Milli Nizam Partisi kuruldu. Milli Nizam Partisi, Adalet Partisi'nden istifa eden Hüsamettin Akmumcu ve Hüseyin Abbas Bey’lerin de katılımıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde üç sandalyeye sahip oldu.

 

12 Mart 1971 muhtırasıyla birlikte laikliğe aykırı eylemler içinde bulunduğu gerekçesiyle Milli Nizam Partisi kapatıldı.

 

MNP kapatılınca Hoca gittiği İsviçre'den “Tedavi oluyorum” haberi gönderdi

 

ANCAK, MNP Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın dokunulmazlığı olduğu için hakkında düzenlenen dosya ağır ağır işleme kondu. Bu sırada Milli Nizam Partililer, tekrar siyasal hayata geçmek için 11 Ekim 1972 tarihinde Milli Selâmet Partisi'ni kurdular. Erbakan ise MNP kapatıldıktan sonra İsviçre'ye gitti.

 

Bu arada etrafına da İsviçre'ye tedavi için gittiğini belirterek, “Ünlü bir üniversite kliniğinde ikibuçuk ay kadar tedavi gördüm. Gayet iyi neticeler elde ettim, İsviçre'deki tedaviler faydalı geldi, kalp çarpıntılarım, geceleri meydana gelen uykusuzluk ve rahatsızlıklarım dindi. Bu gezinin hiçbir siyasi yönü yok” dedi.

 

Ama tartışılan önemli bir söylenti vardı. Hava Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Muhsin Batur'un İsviçre'ye giderek Erbakan'ı yeniden siyasete dönmek üzere ikna ettiği söylentisi. Olayın ilginç tarafı, 1971 yılında laiklik karşıtı eylemleri yüzünden kapatılan Milli Nizam Partisi'nin kurucularının, bundan iki yıl sonra kurulacak Milli Selâmet Partisi çatısı altında toplanarak, CHP ile koalisyon hükümeti kurmasıdır. Erbakan'ın yeniden siyasete dönmesi için ikna edilmesinin altında CHP'nin yıllar sonra yeniden iktidar yapılması hesaplarının yattığı hep tartışılıp durur.

 

Siyasi yasaklı olarak bir müddet bağımsız çalışan Erbakan, perde arkasında Milli Selâmet Partisi'ni örgütledi ama bir türlü 11 Ekim 1972 günü kurulan MSP'ye giremedi. MSP'nin Genel Başkanlığı'na Süleyman Arif Emre getirildi.

 

İsmet İnönü'nün Ecevitçiler'i CHP içinde etkisiz hale getirmek için, Siyasi Partiler Kanunu'nda bir değişiklik yapmak üzere Meclis'e kanun teklifi vermesi MSP'yi de telâşlandırdı. Bu değişiklik teklifi kanunlaştığı takdirde Erbakan ve arkadaşları MSP'ye giremeyeceklerdi. Erbakan da heyecanlanmıştı.

 

Siyasî yasaklı 'Partiye yemden üye olamaz' tartışması

 

SÜLEYMAN Arif Emre, Erbakan'ın, telaşını şöyle anlatıyor:

 

“Bir akşam Erbakan Hoca telefon ederek Konya'da 100 kişilik kurucu heyetle Karaman'da 40 kişilik kurucu heyeti oluşturduklarını, il ve ilçe teşkilatlarının kurulduğunu söyledi. Ben gayet ciddi bir sesle Necmettin Bey size çok teşekkür ederim. Partimize yakınlık gösteriyorsunuz. Bu yaptığınız hizmetler ileride partimize girmek istediğiniz zaman, Genel idare Kurulumuz'da lehinize birer puan olarak elbette değerlendirilecektir. Yalnız sizin bir durumunuz var. Siyasi partilere girip girmeyeceğiniz münakaşalı. Bu konuda hukukçulardan mütalâa almamız lazım dedim. Hoca şaştı, Arif Bey bu ne demek? diye sordu…”

 

Erbakan, aradan fazla bir süre geçmeden iki arkadaşıyla birlikte bir basın toplantısı düzenleyerek Milli Selâmet Partisi'ne girdiğini açıkladı. Habere ilk tepki Adalet Partisi'nden geldi. Siyasi yasaklı bir kişi partiye yeniden üye olamaz tartışmaları başladı. Son noktayı Meclis Başkanı Sabit Osman Avcı koydu.

 

Nurcular engelleyince Milli Selâmet Partisinin başına geçemedi

 

ERBAKAN, MSP'ye üye olmasına rağmen bir türlü Genel Başkan olamıyordu. Erbakan'ın Genel Başkan olma isteğine partinin Nurcu kanadını oluşturan Rasim Hancıoğlu, Oğuzhan Asiltürk ve Tevfik Paksu karşı çıkıyordu. Bu iddiayı ortaya atan MSP'nin eski Genel Sekreteri Gündüz Sevilgen, bakın MSP içindeki mücadeleyi ve Erbakan'ı nasıl anlatıyor:

 

“Parti tüzüğünde lâzım olur düşüncesiyle Genel İdare Kurulu kararıyla beş kişilik kontenjan dahil edilecekti, işte bu maddeden dolayı Erbakan, Genel idare Kurulu'na girmeyi daha sonra Genel Başkan olmayı istiyordu. Genel idare Kurulu toplantısında Rasim Hancıoğlu, Oğuzhan Asiltürk ve Tevfik Paksu bu isteğe karşı çıktılar. Tepkiler üzerine Erbakan geri çekildi, isteğinden vazgeçmiş göründü. Necmettin Erbakan, bu gibi durumlarda geri çekilerek müsait zamanı kollamaya çalışırdı. Erbakan Hoca'nın bu durumunu en güzel ifade eden Malatya Milletvekili Turhan Akyol olmuştu:

 

“Hoca lastik gibidir. Basıyorsun yamyassı oluyor. Ezdim sanıyorsun ama bıraktığın zaman eski haline geliveriyor.”

 

Milli Nizam Sultanların Partisi

 

NECMETTİN Erbakan, Milli Nizam Partisi'nin kuruluşunu, “Türkiye'ye yeni bir Müslüman partisi kurulmasının lüzumunu hissederek, Milli Nizam Partisi'ni kurduk (18 Haziran 1970 günü Boyabat'ta Sümer Kahvesi'nde)” diye anlatıyordu. MNP'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'nde açılan davada ise partinin gerçek kurucuları, şöyle anlatılıyordu:

 

“Biraz önce sizlere Milli Nizam Partisi kurucuları takdim olundu. Ama sizden niçin saklayalım, niçin partimizin hakiki kurucularını bu ilk açılış gününde zikretmeyelim?.. Açıkça ilân ediyorum ki, bizim partimizin kurucuları Sultan Fatih Hazretleri, Sultan Yıldırım Hazretleri, Sultan Murat, Sultan Melik Şah, Ulubatlı Hasan, Orhan Gazi, Nizam-ül Mülk, Akşemseddin, Yavuz Sultan Selim, Kılıçarslan, Alparslan, Gelenbevi Hazretleri, Sultan Hamid'tir.”

 

(Milli Nizam Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın 18 Şubat 1970 tarihinde Ankara'da Büyük Sinema'da yaptığı konuşma)

 

Şehadet İşareti

 

ERBAKAN şunları da söylüyordu: 'Milli Nizam ile Sultan Fatih Hazretleri'nin imanı, aşkı ve azmi yeniden iktidara gelecektir. Milli Nizam'ın şehadet işaretinin manasının çok büyük olduğunu bilmeyen varsa ve yapmıyorsa öğrenince eve gidip tevbe etsin…”

 

Erbakan ifadeyle topluluğa şehadet parmaklarını kaldırtarak sözlerini tamamladı. (7 Ekim 1970 tarihinde Edirne’de Ayvazoğlu Sineması'ndaki konuşmasından)

 

Evliyaların duası..

 

ERBAKAN bir konuşmasında da “Milli Nizam”ın bir hak davası olduğunu, diğer partilerin batıl ve şer olduklarını ifade ettikten sonra, Milli Nizam işaretinin “Tekbir” olduğunu belirtmiş ve sözlerini herkesi ayağa kaldırıp, parmaklarını da, uzattırdıktan sonra “Ya Rabbi… Milli Nizam’ı evliyaların duasındaki idarenin bu memlekete gelmesine vesile kıl… Amin Ya Rabbi!.. Milli Nizam'ın bütün Sapanca'lıların ve milletimizin dünya ve ahiret saadetine vesile kıl… Amin” duası ile bitirmişti. (13 Ekim 1970 günü Sapanca'da yaptığı konuşmadan)

 

 

ANAHTAR MSP, ÇİLİNGİR ERBAKAN’DI

 

1973 Seçimlerinde partiler hükümet kurma çoğunluğuna ulaşamadı. Ancak, amblemi anahtar olan MSP, partiler arasında anahtar rolünü oynayacaktı

 

26 OCAK 1974'de kurulan CHP-MSP Koalisyonu 18 Eylül'de bozuldu. Bunun üzerine “Milliyetçi Cephe” hükümetinin kurulması için hareket başladı. Demirel'in AP, Erbakan'ın MSP, Feyzioğlu'nun GP ve Türkeş'in MHP'den oluşan dört partili MC Koalisyon Hükümeti kuruldu.

 

1973 genel seçimleri MSP için dönüm noktasıydı. Muhtıradan sonra başlayan ara rejim sona ermiş, normal siyasi hayat başlamış olacaktı. MSP seçimlerde 48 milletvekilliği ve üç senatörlük kazandı. Erbakan da Konya'dan milletvekili seçildi. Erbakan'ın başında bulunduğu MSP'nin amblemi anahtardı ve TBMM'de hükümet kurma çoğunluğuna ulaşamamış partiler arasında da anahtar rolünü oynayacaktı.

 

1973 seçimlerinde CHP 146 milletvekilliği kazanarak birinci olduğu için Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, hükümeti kurma görevini Bülent Ecevit'e verdi. Bunun üzerine Ecevit parti liderleriyle görüşmeye başladı. Ecevit, MSP'nin kapısını da çaldı. MSP Genel İdare Kurulu, Meclis Grubu ve il başkanlarıyla yaptığı toplantılar sonunda Ecevit’e “hayır” dedi. Erbakan'ın ve MSP'nin isteği Adalet Partisi ile hükümet kurmaktı. Ancak Süleyman Demirel “Millet, AP'ye muhalefet görevi verdi” diyerek MSP'nin teklifini reddetti.

 

Laiklik bekçisi CHP ile laiklik karşıtı MSP kerhen hükümet kurdu

 

HÜKÜMET kurma konusunda CHP lideri Ecevit'in zamanı giderek damlıyordu. Laikliğin bekçisi olan CHP'ye, laiklik karşıtı eylemlerden dolayı kapatılan MNP'nin devamı MSP ile hükümet kurmaktan başka çare kalmadı. MSP içindeki sert tepkilere karşın CHP ile hükümet kurmaya “kerhen” evet denildi. CHP-MSP Hükümeti, 26 Ocak 1974 tarihinde kuruldu ve 1 Şubat'ta hükümet programı Millet Meclisi'nde okunarak güvenoyu aldı. Hükümetteki bakanlıklardan başbakanlık dahil 17 bakanlık CHP'ye, 7 bakanlık MSP'ye verildi. Bundan sonra kurulacak hükümetlerin anahtar partisi MSP, çilingir ise Erbakan'dı.

 

Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan, hükümetin ilk icraatlarının arasında Suudi Arabistan ziyareti koymuştu. CHP'li Devlet Bakanı İsmail Hakkı Birler'i de yanına alarak Suudi Arabistan'a gitti. Ziyaretin gerçek amacı ticariydi. Ama Erbakan ihram giyip, kutsal topraklarda umre ibadetini yapmak istemişti. Erbakan'ın ziyareti birden gazete manşetlerine taşındı.

 

Koalisyonun küçük ortağı Erbakan, Ecevit’ten inanılmaz tavizler aldı

 

AP Bitlis Senatörü Kâmuran İnan olaya en sert gösteren kişi olmuştu: Erbakan, Atatürk ilkelerini çiğnemiştir. Devlet adamına yakışmayan kıyafetlere girmiştir. Meclis kapısından içeri sokulmamalı, hatta oracıkta idam edilmeli…”

 

CHP-MSP koalisyonu Türkiye'de ilklere imzasını atması açısından ilginçtir. Erbakan, koalisyonun küçük ortağı olmasına rağmen CHP'den inanılmaz tavizler almayı başarmıştı. Hatta, İmam Hatip okullarını bitiren öğrencilerin Harp okullarına alınması için yönetmelik değişikliği yapmıştı ama, değişiklik kıl payı uygulanmadı. RP'li Hasan Hüseyin Ceylan bu olaydan yıllar sonra Sabah Gazetesi'ne verdiği demeçte bu tavizi; “Yeni bir inin kurulması ve demokratik ihtilal” olarak değerlendirmesi dikkat çekçidir.

 

Milli Nizam'ın lider kadrosu, askeri harekât kararında önemli rol oynadı

 

BU dönemde, önemli siyasi gelişmelere imza atıldı. Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yanında askerlerin sert tavrına rağmen, geniş bir af çıkarıldı. Erbakan'ın kıvrak ve müzakereci karakteri CHP lideri Ecevit'in, çekingen tavrıyla birleşince, Türkiye, Birinci Dünya Savaşı'ndan yarım asır sonra sıcak savaş ile yeniden Ecevit-Erbakan Koalisyonu, 1963 yılından bu yana kanlı olayların yaşandığı Kuzey Kıbrıs'a yönelik askeri harekât emrini verecekti.

 

Türkiye'nin Kıbrıs Barış Harekâtı ile birlikte iç siyasette, o zamana kadar yaşanmadık ve beklenmedik bir işbirliği de göze çarpıyordu. 1970 yılında İslamî tavrından dolayı askerlerin, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasını istedikleri ve İslam'ın siyasallaşmasının da dönüm noktası olarak bilinen Milli Nizam Partisi'nin lider kadrosu, devletin en mahrem askeri harekâtıyla ilgili kararda önemli rol oynuyordu. MSP'liler, askerlerden çok memnundu. Askerlerin de MSP'lilerden geri kalır yanı olmadığını Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar ortaya koyar. Sancar, Kıbrıs çıkartmasının harekât emrini veren Erbakan' a şöyle seslendiği söylenir:

 

“Allah sizden razı olsun. 13 senedir haysiyeti Makarios tarafından rencide edilen bir ordunun komutanıyım. Bu günleri de Allah bize gösterdi. Ama Sayın Hocam, çıkartma gemilerimize hareket emri versem, onlar ancak cumartesi sabahına adaya yerleşebilirler. Çünkü eski tank motorları monte ettik. Saatte beş altı milden fazla sürat yapamazlar”

 

Ecevit, vekâletini CHP'li Bakan'a bırakınca ortaklık bozuldu

 

DÖNEMİN Devlet Bakanı Süleyman Arif Emre, askerlerin hükümetin aldığı harekât kararına karşı nezaketlerini bozmadıklarını ve bu karara karşı yön verme gibi bir eğilim göstermediklerini söyler. Emre, Orgeneral Semih Sancar'ın, “Biz askeriz. Siyasi karar verme yetkisi size aittir. Vur derseniz vururuz, dur derseniz dururuz. Adanın tamamını da alabiliriz ya da adayı şâkuli keseriz. Peygamber Efendimiz'in halasının meftun olduğu Larnaka da bizim bölgemize dahil olur ya da yeşil hatta kadar gider dururuz” sözlerini hatırlatır:

 

26 Ocak 1974'de kurulan CHP-MSP Koalisyonu 18 Eylül'de bozuldu. Sekiz aylık hükümeti Ecevit “tarihi hata” olarak nitelendirmişti. Zaten hükümetin sonunu getiren Başbakan Ecevit'in tavrıydı. Ecevit çıktığı İskandinav ülkelerine ziyaretinde vekâleti MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan yerine CHP'den Devlet Bakanı Orhan Eyüpoğlu'na vermesiydi. Yeni hükümet kurma çalışmaları da hemen başladı. Bu çalışmaların başarısız bir şekilde devam etmesi üzerine Cumhurbaşkanı Korutürk, hükümeti kurma görevini kontenjan üyesi Sadi Irmak'a verdi. Irmak Hükümeti, Meclis'ten ancak 17 oy alabildi.

 

AP, MSP, GP ve MHP’nin kurduğu MC Hükümeti 'Bitli Yorgan' diye nitelendirildi

 

BUNUN üzerine Milliyetçi Cephe Hükümeti'nin kurulması için hareket başladı. Demirel'in AP, Erbakan'ın MSP, Feyzioğlu'nun GP ve Türkeş'in MHP'den oluşan dört partili MC Koalisyon Hükümeti kuruldu. Bu hükümet daha sonra “Bitli Yorgan” diye nitelendirilecekti.

 

Milliyetçi Cephe Hükümetleri'nde Başbakan Yardımcısı olan Necmettin Erbakan, 1975'te Şanlıurfa'da bir mitingle yaptığı konuşma birden siyasi tartışmaların odağına oturdu. Yargıtay'a açılan davada Erbakan'ın siyasetten ihraç edilmesi istendi. Dolayısıyla Hoca hükümette de yer almayacaktı. Erbakan'ın tartışma yaratan konuşması şöyleydi:

 

“Siz diğer partilerin, biz de din ve vicdan hürriyetine taraftarız demelerine bakmayınız. Onların başlarında jandarma gibi biz dikilmiş duruyoruz da böyle konuşuyorlar. Eğer Mazallah bir de biz siyaset sahnesinden çekilsek, göreceksiniz onlar yine laikliği din düşmanlığı şeklinde yorumlayan politikalarına dönecekler, Allah diyenleri hapse atacaklar, ağır ceza mahkemelerine sevk edecekler, camileri de ahır yapacaklar…”

 

Yargıtay'daki yargılamaya karşı bir taraftan savunmalar devam ederken, diğer taraftan Siyasi Partiler Kanunu'nun değiştirilmesi için çalışma başladı. MSP koalisyon ortağı olmasına rağmen AP değişiklik paketini desteklemeye bir türlü yanaşmadı. Değişiklik, Meclis gündemine gelmeden Yargıtay davayı bozdu.

 

Hocanın Hükümet Kurma Hesapları

 

ERBAKAN’IN hayal dünyası oldukça genişti.Erbakan hayal dünyasının genişliğini, koalsyon ortağı olacağı hükümetlerde gösterecekti. MSP’nin eski Genel Sekreteri Gündüz Sevilgen’in bu konuyla ilgili anekdotları oldukça ilgi çekicidir:

 

14 Ekim 1973 seçimleri sonrası Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, önce CHP lideri Bülent Ecevit'e hükümeti kurma görevini verdi. Ecevit, hükümeti kuramayınca AP lideri Süleyman Demirel'e görev verildi. Demirel de bir türlü hükümet kuramayınca Necmettin Erbakan'a görev sırası gelmişti ama Cumhurbaşkanı bir türlü kendisini hükümet kurmakla görevlendirmiyordu. Buna bir çare bulmak lazımdı. Ne yapmalıydı ki, Cumhurbaşkanı hükümet kurmakta Necmettin Erbakan'ı görevlendirsin?

 

Görev beklentisi

 

Nihayet Erbakan'ın aklına dahiyane bir fikir geldi. O sırada AP’nin 149, MSP'nin 48 milletvekili vardı. Kendisine görev verilmediğine göre, belki Cumhurbaşkanı yeniden Ecevit'ten başlayacaktı. Ecevit yine başarılı olamazsa sıranın, AP lideri Süleyman Demirci'den önce kendine gelmesi gerekiyordu ki Cumhurbaşkanı, kendisini atlamasın ve görevi versin. Bunun için de MSP'nin milletvekili sayısının AP'ninkinden çok olması lazımdı. “O halde 51 milletvekili AP'den ayrılıp MSP'ye gelmeli” diye düşündü AP'nin milletvekili adedi 98'e düşmeli MSP'ninki 99’a çıkmalı, işte o zaman Cumhurbaşkanı Erbakan'a hükümet kurma görevi vermemezlik edemezdi. Necmettin Erbakan Hasan Aksay'a emir verdi:

 

-Derhal AP Balıkesir Milletvekili Cihat Bilgehan'a gideceksin. Kendisine şunu söyleyeceksin. (AP'den 50 kişi daha bulacak ve 51 kişi olarak AP'den ayrılarak MSP'ye geçecekler)

 

Aksay, bu emri alınca 'baş üstüne' diyerek hemen temaslara başladı.”

 

Sonucun ne olduğu önemli değil. Hasan Aksay, Cihat Bilgehan'la görüşüp görüşmedi mi? Görüştüyse ne cevap aldı? Bunlar hiç önemli değil. Önemli olan Necmettin Erbakan'ın; hayal gücü. Sonradan Gümüşhane Milletvekili olan Orhan Akkoyunlu çok güzel bir yorumda bulunacaktı:

 

Hoca'nın hayaline kurşun sıksan yetişmez.

 

 

CEZAEVİNDE ZORUNLU İSLAMİ HAYAT

 

Kudüs mitingleri Necmettin Hoca'nın siyasi hayatında dönüm noktalarıdır

 

Erbakan ile birlikte cezaevine giren Recai Kutan “zorunlu İslamî hayat yaşadık” dedi

 

TÜRK siyasi tarihi, siyasal İslam'la Erbakan sayesinde tanışmıştı. Siyasal İslam'ın kitlelere yayılmasını sağlayan Milli Selâmet Partisi'nin, 6 Eylül 1980 günü Konya'da büyük bir gövde gösterisiyle Kudüs mitingi yapması ihtilalin önemli sebeplerinden biri sayıldı. MSP yönetimi tutuklandı. Cezaevine konuldu. Bugünkü Saadet Partisi'nin Genel Başkanı Recai Kutan o günleri “Cezaevinde zorunlu İslami hayat yaşadık” diye anlatacaktı.

 

Birbiri ardına kurulan koalisyon hükümetleri beraberlerinde siyasi istikrarsızlığı getirirken, 24 Ocak 1980'de ilan edilen ekonomik karar Türk ekonomisinin bitiş düdüğü sayıldı.

 

Terör her gün onlarca can almaya devam ordu. Erbakan, Demirel'in kurduğu azınlık hükümeti ne kerhen evet demişti.

 

Parlamento tarihinde ilk defa bir bakan gensoruyla düşürüldü

 

KURULDUĞU günden bu yana antisemitik demeçleriyle tanınan Erbakan, Milliyetçi Cephe Hükümetleri'nde İslam ülkeleriyle sağlanan yakın dialog yüzünden dolaylı biçimde İsrail karşıtı bir siyasetçi durumuna geldi. Bu hassas döneme Adalet Parti'si bilmeden bir katkıda bulundu. AP'nin Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen'in İsrail'e yaptığı gezi MSP'nin imdadına yetişti. MSP, AP Hükümeti'ni sarsmanın yolunu Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen hakkında verdiği gensoruyla buldu. Parlamento tarihinde ilk defa bir bakan gensoruyla düşürülüyordu. MSP, AP'nin siyonizme desteğini Meclis gündemine getirerek Dışişleri Bakanı'nı düşürdü.

 

Erbakan, yıllar sonra Erkmen'in gensoruyla düşürülmesini “Siyonizme karşı milli şuurlanmanın TBMM'de zirveye ulaşması” olarak nitelendirdi. Erbakan neredeyse 12 Eylül darbesini bile Erkmen'in gensoruyla düşürülmesine bağlayacaktı.

 

MSP, Konya'da tarihinin en büyük gövde gösterisini yapmıştı. Artan terör olaylarına bir de İslami gövde gösterisi eklenmişti. İran devrimi, ABD başta olmak üzere dünyanın gözlerinin Türkiye'ye çevrilmesine sebep olmuştu. Böyle bir miting, kafalara “Türkiye ikinci İran mı olacak?” sorusunu getirdi. Mitingden altı gün sonra yapılan darbe bu bakış açısı itibariyle önemlidir. 12 Eylül lideri Kenan Evren, darbeden sonra Kudüs mitingini her fırsatta hatırlatıyor, irticanın ayak seslerinden bahsediyordu.

 

Erbakan'ın kaderine bakın ki ihtilalden 17 yıl sonra oturduğu Başbakanlık koltuğundan uzaklaşması RP'li Sincan Belediyesi tarafından düzenlenen “Kudüs'ü anma toplantısı” sebep olmuş ve Sincan sokakları bir ihtilal provasına sahne olmuştu. 12 Eylül’den 17 yıl sonra ihtilalin vazgeçilmez simgesi tanklar Sincan sokaklarında yürürken Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, gittiği ABD'de tankların yürümesini “Demokrasiye balans ayarı” olarak nitelendirmekten çekinmedi.

 

Evren'den Hoca'ya mektup: Ordu yönetime el koydu. Adresiniz, Uzunada

 

12 EYLÜL'DEN sonra ilk gözaltına alınan Erbakan oldu. Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren, Erbakan'a Konsey kararını mektupla gönderdi. 12 Eylül cuma günü sabah 04.00 sıralarında Ankara Güven Sokaktaki Erbakan'ın evinin kapısını çalan askerler Hoca'ya Evren'in mektubunu uzattılar:

 

“Sayın Necmettin Erbakan

 

Yapılan bütün uyarılara rağmen siyasi partilerin takındıkları tutum ve aşırı uçlara sempati gösterilmesi veya destek sağlanması anarşi, terör ve bölücülüğü büyük boyutlara ulaştırarak ülkemizi parçalanma noktasına getirmiştir.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmak maksadıyla, İç Hizmet Yasası'nın kendisine tevdi ettiği Cumhuriyeti kollama ve koruma yetkisine dayanarak Yüce Türk Milleti adına ülke yönetimine el koymuştur. Parlamento üyeliği sıfatınız kaldırılmıştır. (Adresiniz: Uzunada/ İzmir)

 

11 yıl Meclis'ten uzak kalan Hoca'nın partisi kitleleşip oylarını artırdı

 

MSP'LİLER, 9 Ekim 1980 Cumartesi günü askeri savcılık tarafından tutuklanmaları talebiyle mahkeme huzuruna çıkarıldılar. Mahkeme hâkimi Albay Hamdi Sevinç'in, Erbakan ve arkadaşlarını 10 saatlik sorgulamalarını yaptıktan sonra vereceği karar ileride kendinin görevinden istifa etmesine kadar gidecekti. Sevinç, “Haklarında hazırlamış olduğum soruşturma dosyasındaki işledikleri öne sürülen suç konusunda, kesin delil ve emare bulunmadığı kanısına varıldığından, askeri savcılıkça yapılan tutuklanma isteminin reddine ve sanıkların serbest bırakılmasına” şeklinde bir hükümle tahliye kararı vermişti.

 

MSP'liler için yıllarca sürecek yargılama maratonu daha yeni başlamıştı. Askeri Savcılık, bu karardan sonra bütün yurttaki sivil ve askeri savcılara defalarca genelge göndererek, MSP'li 42 yönetici hakkında 1974 yılından bu yana ellerindeki tüm bilgi ve belgelerin kendilerine gönderilmesini istedi. MSP'liler böylelikle SP Genel Başkanı Recai Kutan'ın deyimiyle “Cezaevinde zorunlu İslami hayat” yaşamaya başladı.

 

Erbakan, 11 yıl Meclis'ten uzak kaldı. Genel Başkanı olduğu Refah Partisi kitleselleştikçe oyları arttı. RP'nin yerel seçimlerde gösterdiği başarı, beraberinde darbe tartışmalarını da getirdi. Erbakan bu iddiaların hepsine “Refah Partisi demokratik yollardan hür seçimle iktidara gelip, yine demokratik yollardan ve hür seçimle iktidarı devretmeyi deklare ediyor” cevabını verdi. 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra MSP'liler siyasetin nabzını yayın organları niteliğindeki Milli Gazete ile tutmaya devam ettiler. MSP'nin önemli isimlerinin siyaset yapması mümkün değildi. Yasaklıydılar. Ama Erbakan boş durmadı, ihtilal yorgunu kadrolarını Yukarı Ayrancı'daki evindeki İman, Cihad ve Sabır sohbetlerinden geçiyordu. Erbakan, yeni partileşme sürecini yine evinde organize etti.

 

MSP döneminde aktif olmayan isimleri yeni parti kurmakla görevlendiriyordu.

 

Koymayı düşündükleri 'Doğruyol Partisi' ismini AP'lilere kaptırdılar

 

KIZILAY Karanfil Sokak'ta kurulan büroda yürütülen çalışmalar sonunda Doğruyol Partisi adı altında bir partinin kurulmasına karar verildi. Fikir Erbakan'a iletildi, istişareler sürerken Adalet Partililer Doğru Yol Partisi altında bir partinin kuruluş dilekçesini içişleri Bakanlığı'na verdiler. Olay üzerine yapılan araştırmalar sonucu istihbaratçı olduğundan şüphelenilen ve partinin hizmetine bakan kişi işten çıkarıldı.

 

Avukat, Ali Türkmen'in Milli Güvenlik Kurulu tarafımdan veto edilmesi üzerine Genel Başkanlık görevine Ağrılı Avukat Ahmet Tekdal getirildi. Tekdal'ın Doğulu oluşu, MSP'nin Güneydoğu bölgesindeki gücünün etkisinden faydalanılarak teşkilat çalışmalarının hızla başlamasını sağladı. 1983 seçimlerine sokulmayan Refah Partisi, 1984 yılının mart ayında yapılan mahalli idareler seçimlerinde oy oranını yüzde 4.4 ile 778.822'ye getirebildi. Refah Partisi seçimlerde Urfa ve Van gibi önemli iki ilin belediye başkanlığını alırken Batman'da da seçimi kazandı. Batman o zaman ilçeydi.

 

Anavatan Partisi'nin iktidarı ve Refah Partisi'nin seçime girmemesi MSP'nin büyük oy oranının ANAP'a geçmesine sebep oldu.

 

Korkut Özal ağabeyi gibi Nakşibendi idi. Parti kurulurken bazı İslami cemaat önderleriyle görüşmeler yapmıştı. Bu konuda etkin olan cemaatlerden biri de İskender Paşa Dergâhı olmuştu. MSP ve RP'nin örgütlenmesini sağlayan İskender Paşa Dergâhı, ANAP'ın kuruluşunda da etkin rol oynamıştı. RP'nin Genel Başkanı Ahmet Tekdal ise Coşan'ın müridiydi.. Cemaatin önde gelen isimlerinden eski ANAP Milletvekilinin anlattığına göre, ANAP varken, neden RP kuruluyor? sorusuna karşı İskender Paşa Şeyhi Prof. Dr. Esad Coşan'ın öngörüsü şuydu:

 

“ANAP, milli değerlere saygılı bir parti olacak. Zamanla partiler de insanlar gibi yıpranır. RP, iyi icraatlarında ANAP'ı destekler. Kötü icraatlarında muhalefet eder. ANAP halk desteğini kaybedince yerine RP geçer.”

 

Coşan'ın bu öngörüsü siyasette o kadar da pratik işlemedi. RP'nin en sert muhalefeti ANAP'a ve dolayısıyla Turgut Özal'a olacaktı.

 

Hoca: Ordudan emekli olan Refah Partisi'nde muhafazakâr olur

 

RP'NİN 1987'nin Ekim ayına kadar geldiği süreç etkin bir siyasi parti görünümü vermekten uzaktı. Partinin ikinci büyük kongresi, Erbakan'ın 12 Eylül sonrası yeniden siyasete dönüşünü sağladı. Erbakan artık parti kapılarını emekli askerlere açmanın vaktinin geldiğini biliyordu. Erbakan geliştirdiği yeni strateji gereği partisiyle askerler arasında bir diyalog ortamı hazırlamak istiyordu. Ona göre, Ordudan emekli olan, RP'de muhafazakâr olurdu. 27 Mart 1989 seçimlerinde RP büyük bir patlama yaptı. Konya, Şanlıurfa, Van, Sivas, Kahramanmaraş belediye başkanlıklarını kazandı. RP'nin seçim sloganı İstiklal Harbinin yeniden yapıyoruz şeklindeydi. Yazar İsmet Özel bu dönemde herkes yerini alsın başlıklı yazısında buna şöyle vurgu yapar:

 

“Herkes yerini belli etsin: İstiklâl Harbi'ne muavenette mi bulunmalı, yoksa İstiklâl Harbi'ne muhalefet mi etmeli? Türkiye iktisadi, sosyal ve kültürel istiklâl için hazırlık içindedir. Bu hazırlıklara ters düşenler, yarın ne çok şey kaybettiklerini anlamakta geç kalmış olabilirler.”

 

İslâm'ın siyasallaşması sürecinde 25 yıl büyük mesafeler katetmiş olan Milli Görüş hareketi 11 yıldır Meclis'e girememesinin taban ve tavan olarak sıkıntısını çekiyordu. 1991 seçimleri bunun için de önemli bir fırsattı. RP 1991 seçimleri öncesi zorlu bir sürecin içinde kendisini buldu. Aydınlar Ocağı'nın girişimleriyle sağda İslamî slogan ve literatürleri kullanan üç partinin seçim ittifakıyla TBMM'ne girmesi öngörülüyordu. Bu program teoriden eyleme geçecekti. İslami medya bu girişime büyük destek verdi. RP, MÇP ve IDP seçim ittifakı yaptı. Hareketin tabandan destek bulması için İnananların Birliği denildi. ABD Haberalma Teşkilatı (CIA)'nın Ortadoğu Dairesi sorumluluğunu yapmış Graham Fuller, RP'nin önünde duran seçim ittifakını şöyle dile getirir:

 

“Artık Türkiye bu bakımdan kendisiyle barışmalıdır. Eğer siz İslâm'a dayalı olduğunu belirten siyasi partileri daha fazla siyasileştirmeyi ve parlamentoya katabilmeyi gerçekleştirebilirseniz, tartışmaya açık bir platform yaratabilirsiniz. Bu daha çok değerli olur.”

 

Kışla cami rekabetinin rövanşı

 

20 EKİM seçim sonuçlarına bakıldığında ittifakın beklediği oya ve milletvekiline ulaşamadığı görüldü. Yüzde 16 oy alan RP 63 milletvekilliği kazanıyordu. Beklenildiği gibi Güneydoğu bölgesi ittifaka karşı tavrını açık ve net olarak ortaya koymuş, RP'ye cevabı sandıkta vermişti. MÇP ittifakla adaylarından 19'unu Meclis'e sokabilmiş, IDP ise 3 milletvekili çıkarabilmişti. Ülkücülerin seçim çalışmalarında “Oylar Refah'a ülkücüler Meclis'e” şeklinde propagandaları seçim sonuçlarının Yeni Düşünce Gazetesi'ndeki manşetle şekilleniyordu. Necdet Sevinç MÇP'lilerin Meclise girmelerini “Bozkurtların 2. Ergenekon çıkışı” olarak yorumladı.

 

27 Mart seçimlerine Türkiye medyanın büyük kamu araştırmalarıyla giriyordu. Yapılan anket sonuçlarına göre seçim sonucu tam anlamıyla sürpriz olmuştu. 27 Mart seçimlerinden sürpriz bir sonuç çıkınca herkes şaşırdı. RP'nin ezici çoğunlukla 25 il belediye başkanlığını alması, seçimde RP patlamasını gündeme getirdi.

 

RP'NİN kitleselleşmesinin dönüm noktası 27 Mart 1997 yerel seçimleri olarak bilinir. Yerel secimler, laik, anti laik ayrımının kesin hatlarıyla çizilmeye başladığı önemli bir seçim olmuştur. Kamuoyunda İstanbul ve Ankara dahil Türkiye'nin üçte birinde RP'nin belediye başkanlığını kazanması “Kışla cami rekabetinin rövanşı” olarak takdim edildi.

 

RP'nin kitleselleşmesiyle birlikte “RP iktidara gelirse, askeri darbe olur” sözü başta Erbakan olmak üzere tüm RP kurmaylarını rahatsız etmekteydi. RP'nin 1994 yılında yapılan yerel seçimlerde ortaya çıkan başarısı laik, anti laik tartışmasını gündeme getirmişti. Erbakan bu iddialara karşı “RP demokratik yollar ve hür seçimle iktidara gelip, yine demokratik yollar ve hür seçimle iktidara devretmeyi deklare ediyor” cevabını veriyordu. Olayı kızıştıran siyasiler de vardı. DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Fransız Le Figaro gazetesiyle yaptığı röportaj'da Batı'nın Türkiye'ye yardım etmemesi halinde “Avrupa'nın kapısına dinci rejimler yerleşir. Barış için tehdit oluşturabilir” diyordu. Çiller ordunun müdahalesi ihtimaline karşı şunu söylüyordu:

 

“- Ordu demokratik tercihle gelen bir partiye karşı koymaz.”

 

Erbakan: Korku ve vehim hainlerin işidir

 

12 EYLÜL 1980 askeri darbesiyle öbür siyasal partiler gibi kapatılmanın yanında parti genel başkanı ve genel idare kurulu üyesi 33 kişi hakkında Sıkıyönetim Komutanlığı Bir Numaralı Askeri Mahkemesi’nce laikliğe aykırı davrandığı gerekçesiyle dava açıldı.

 

MSP'nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan, darbeye ilişkin görüşlerini şöyle dile getirmiştir:

 

“Bir gemi, hepimizin içinde bulunduğu bir gemi… Şimdilik karada, güvertede kim var, niçin var, makine dairesinde dümende olan nedir? Bunları ayrıntılı olarak ele atmaya gerek yoktur. Bütün mesele, bu geminin yüzmesi, menzili maksuduna ermesidir. Batarsa hepimiz batacağız, salâh ve sükûna ererse yine bizler canlı kalacağız… Türkiye zor günler geçiriyor. Bu zorlukları milletçe göğüslememiz, hiçbir gayrimilli inanç, örf, âdet ve yaşayış hasreti duymadan birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için…

 

Korku ve vehim hainlerin işidir. Biz bu topraklar üzerinde doğduk ve yaşıyoruz…”

 

(Milli Gazete 16 Eylül 1980)

 

 

RP’ YE ASKER ENGELİ

 

SEÇİMDEN önce RP'nin iktidara gelmesini askerler istemiyor yorumları, karşılığını bulmuştu. Erbakan, asker baskısıyla RP'nin hükümete alınmamasına kızmıştı, ama yılmadı. Cumhuriyet tarihinde az görünür ince bir hesapla hükümeti yıkmayı başardı. Başbakan olmak için artık önünde hiçbir engel kalmamıştı.

 

1995 yılının eylül ayında siyasi kulislerde seçim tartışmaları başlamıştı. Başbakan Çiller'in önerdiği tarih 24 Aralık 1995'di. Bu seçimler Türk siyasetinde önemli bir süreç olarak tarihe geçecektir. Siyasi partilerin, seçim propagandalarını laiklik ve RP üzerine yapmaları ister istemez bütün gözlerin Erbakan'a ve dolayısıyla partisine çevrilmesine sebep oldu.

 

Erbkan, 30 yıllık mücadelesinin sonunda birinci parti olmayı başarmış, başarısını partisinin ilk Meclis grubunda dualarla kutlamıştı.

 

ANAP’ın il ve ilçe teşkilatlarının yarısı seçimde MSP’de görev aldı

 

İSLAMCl Parti olarak demokratik yolla iktidarı zorlayan RP, seçimlerde gösterdiği başarının zafer sarhoşluğuyla koalisyon ortağını tespit etmişti bile… RP tabanı ANAP'ı istiyor mesajları parti kulislerinde yoğunlaşmıştı.

 

MSP'de Erbakan'ın, hükümeti kurma görevi alır almaz ilk işi, ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın kapısını çalmak oldu. Yılmaz'a ne diyeceğini önceden kararlaştırmıştı.

 

“Mesut Bey'e ANAP'ın kurucusu Turgut Bey'in bizim MSP İzmir adayımız ve kırk senelik arkadaşımız olduğunu söyleyeceğiz. Milli Güvenlik Konseyi'nin RP'yi seçimlere katmaması sebebiyle MSP'li arkadaşlarımızın Türkiye'nin dört bir yerinde ANAP teşkilâtlarını kurduğunu, bu partiden aday olduğunu hatırlatacağız. Bakın ANAP'ın il ve ilçe teşkilâtlarına… Yarısının MSP'de görev aldığını görürsünüz”

 

Medya başta Erbakan'lı bir hükümete karşıydı. ANAP lideri Yılmaz'ın RP'li hükümete ilişkin sözleri gazetelerde çarşaf çarşaf yer almaya başladı. DYP lideri Çiller'in Türkiye'yi karanlığa götürme şeklindeki sözlerini manşetten yer veren gazeteler artık taraftılar. ANAP Lideri Yılmaz ilk defa Erbakan' a, kamuoyunda tartışılan konuyu aktardı:

 

” Size bu dönemde ve gelecek dönemde Başbakanlık şansı verilmeyecek. Size dönüşümlü Başbakanlığı öneriyorum. İlk dönem Başbakan ben olayım, gelecek döneme kadar vatandaşı ve bazı kurumları sizin Başbakanlığınıza alıştırırız, ikinci dönem Başbakanlığı da siz yaparsınız.”

 

Bu teklif Erbakan'ın hiç beklemediği teklif idi. Erbakan söylenen sözler karşısında biraz durakladı ve cevabını şöyle verdi:

 

“Kim bunlar. Rantiyeciler ise bizi etkilemez. Önemli değil. Ama askerler diyorsanız, hemen Genelkurmay'a heyet gönderelim.”

 

TBMM Başkanı Mustafa Kalemli'nin askerler RP'li hükümet istemiyor şeklindeki mesaja aracılık yaptığı belirtiliyordu. Olayın özü şuydu… Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Cumhuriyet Gazetesi'nde Prof. Dr. ilhan Arsel'in 8 Ocak 1996 tarihinde yazdığı “Yeryüzü cehennemi olmayacağız” başlıklı yazısını okumuştu. Arsel, RP'li bir hükümetin neden kurulamayacağını şöyle belirtiyordu:

 

“Türkiye'de Refah' in iktidarını engelleyecek güçler (TSK'yi kastediyor) var. Eğer oyların yüzde 79’unu temsil eden partiler bu amaçta birleşmeyecek olurlarsa, onları bu doğrultuda birleştirecek olan gücün ne olduğunu sanırım herkes çok iyi bilmektedir.”

 

Bu yazı ilk önce askerler tarafından Cumhurbaşkanı Demirel’e gönderildi. Demirel yazıyı “Sayın Yılmaz' ın dikkatine” diyerek ANAP liderine gönderdi. Askerler, bununla da kalmayıp Arsel'in yazısını kesip daha sonra Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'ye göndererek Genelkurmay Başkanı Karadayı'nın şu mesajını ilettiler:

 

“Ben bu yazının altına imzamı atarım. Lütfen bu yazıyı sayın Yılmaz'a okutun.”

 

Karadayı'nın 'imza atarım” sözü “emir” telâkki edilip “RP'siz bir hükümete imza atarım” diye algılanınca, ANAP ister istemez Erbakan'ın partisinden uzaklaştı.

 

Yılmaz'a göre, RP'siz hükümet için “Müdahale değil, temenni vardı”

 

BAŞBAKAN Yılmaz'a göre, RP'li bir hükümet kurulmaması konusunda, “Müdahale değil, temenni vardı.”

 

Temenni de şu şekilde dile getiriliyordu:

 

“Bütün bunlar olurken Ramazan Bayram'ı sebebiyle siyaset tatile girdi. Ama tatil yapmayanlar da vardı. Bayram tatilini Uludağ'da geçiren DYP lideri Tansu Çiller'in bayramın son gecesi beklenmedik bir misafiri vardı, iddiaya göre Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı bayram ziyareti bahanesiyle Çiller'i ziyaret etmişti. Ziyaret vesilesiyle şu mesaj iletiliyordu:

 

“Hanımefendi, sayın Yılmaz ile anlaşın. Gerekirse taviz verin. Bırakın, Başbakanlık makamına ilk o otursun. Zaten ANAP' in aldığı oylar DYP' den fazla. Olmazsa üçüncü bir isimde uzlaşın. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hükümetsizliğe tahammülü kalmadı artık.”

 

Erbakan: Ordumuzun bu işle yakından uzaktan bir alâkası yok

 

TARTIŞMALARA son noktayı YDH lideri Cem Boyner koydu: “ANAYOL Hükümeti, silah zoruyla kurulan bir Çankaya hükümetidir”

 

ANAREFAH'ın Yılmaz'ın bayramda sis nedeniyle Rize'ye gidemeyip Ankara'da kalması üzerine bozulduğunu da belirten Erbakan, “Mesut Yılmaz'ı bayramda zehirlediler. Şimdi attan indi, merkebe binmeye çalışıyor. Ne demiş? Kendilerine emir veriliyormuş. Öncelikle bu noktada kesinlikle ifade ediyorum, bu işle ordumuzun uzaktan yakından hiçbir alâkası yoktur” diye konuştu.

 

Hoca, kendi üslubuyla Yılmaz'a şöyle sesleniyordu:

 

-Kim bu zehiri içirdi de, tabanın RP'yi isterken emirle hareket ediyorsun?

 

RP'nin Rize Milletvekili Şevki Yılmaz, İslami camiada büyük saygı duyulan İsmailağa Cami imamı ve Nakşibendi Şeyhi Osman Ustaosmanoğlu'nun bir rüyasıyla Erbakan'ı uyarmıştı bile…

 

MAHMUT Hoca, gördüğü rüyayı anlatıyor, “Bu hükümeti kurmak hayırlı değil. Duamızda yok. Zaten sis görünüyor” diyordu. Rüya, Erbakan'a iletildi. Erbakan bir yorum yapmadı. Zaten sis yüzünden ANAP lideri Yılmaz, Rize'ye gidememişti.

 

DSP'nin çekimser kalması, Erbakan'ın elini kuvvetlendiriyordu

 

ERBAKAN'ın Balgat'ta bulunan evinin kapısını çalan Kahramanmaraş Milletvekili Anayasa Profesörü Mustafa Kamalak, Erbakan'a ilginç bir tespitini anlattı. Erbakan, ilkönce olayın farkında olmadı. Kamalak, DSP'li Mümtaz Soysal'dan başlayarak bazı Anayasa profesörlerine ANAYOL Hükümeti'nin güven oylaması tartışmasını açtı. DSP'nin Meclis'e gelerek çekimser kalması RP'nin elini güçlendiriyordu. Erbakan, harekete geçin talimatı verdi, îlk önce Meclis Başkanlığı'na başvurdular. Sonuç olumsuz çıkanca Erbakan, Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkemenin, güven oylamasını Anayasa'ya aykırı bulacağını kimse hesaba katmıyordu. Erbakan'ın, seçimlerde ele geçiremediği Başbakanlığın rövanşını alacak tarihi bir fırsat eline geçmişti.

 

RP'nin bu çabalarının yanında DYP lideri Çiller hakkında verdiği soruşturma önergelerinin etkisi büyüktür. Mal varlığı, TEDAŞ, TOFAŞ soruşturma komisyonları çalışmalarını sürdürdü. Çiller, ANAP'ın kendini arkadan bıçakladığını ve dönüşümlü Başbakanlık'ta ısrar eden Yılmaz'a güvenmediğini her beyanında açıkça ortaya koyuyordu. Çiller, RP'nin müracaatına “denize düşen yılana sarılır” sözüyle eşdeğer bir mantıkla sarıldı. Hükümetten çekileceklerini belirtti.

 

Cumhuriyet tarihinin ilk İslamcı Başbakanı Erbakan oldu. Bir yârenlik sohbetiyle kurulan Refahyol Hükümeti'nin yakasını irtica tehlikesi hiç bırakmadı, iktidarın üçüncü ayında başlayan tartışmalar ve RP kurmaylarının üst üstüne kamuoyunu tedirgin eden açıklamaları ve eylemleri Türkiye'nin gündemine bir postmodern muhtırayı getirecekti. Anayol'un yıkılma ihtimali Erbakan'ın gözünü DYP'ye dikmesine sebep olmuştu. Erbakan, DP'li Aydın Menderes ekibinden Gürcan Dağdaş'ı odasına çağırdı. Konuya hemen girdi:

 

“Sayın Dağdaş, bu hükümet yıkılacak. Anayasa Mahkemesi'nden iyi sinyaller alıyoruz. Niyetimiz DYP ile hükümet kurmaktır. ANAP ile yaptığımız görüşmelerde birçok hata yaptık. Bunun bir daha yaşanmasını istemiyorum. Onun için sizi seçtik. Gidin niyetimizi onlara bildirin.”

 

Dağdaş, Erbakan'ın dediğini yaptı. DYP'li Ağar teklifi sıcak karşılamadı başta. Ama hükümetin dağılması gündeme gelince dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ağar'ın söyledikleri Refahyol'un kurulmasının şifresiydi. “Sayın Dağdaş o yârenliği bir daha yapsana…”

 

Erbakan, dönüşümlü Başbakanlık için Ağustos 1996 da yapılacak Yüksek Askeri Şûra toplantısını gerekçe gösteren Çiller'e inanılmaz bir sürpriz hazırladı. Erbakan, 14 Haziran 1996 günü Çiller ile yapacağı görüşmeden iki gün önce askeri çevrelere yakınlığıyla tanınan iki gazeteciyi nabız yoklamak için Genelkurmay'a gönderiyordu. Gazeteciler, askerin nabzını yoklamak için Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ikinci adamı Orgeneral Çevik Bir'in kapısını çalıyordu.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri hükümet oluşumuna hiçbir zaman karışmaz

 

YÜKSEK Askeri Şura'ya Erbakan'ın Başkanlık etmemesi için Çiller'in üç ay için Başbakanlık istediği konusundaki iddialara ilişkin askerlerin cevabı merak ediliyordu. Orgeneral Bir, iki gazetecinin merakını gidererek şöyle dedi:

 

“Askeri Şura'ya gelecek konular zaten aylar öncesinden belirlenir. Bu yılı geçtiniz, gelecek yıl Erbakan Başbakan olmayacak mı?”

 

Erbakan'a ulaşan ikinci mesaj da daha keskin ve rahatlatıcıydı: “Türk Silahlı Kuvvetleri kesinlikle hükümet oluşumuna karışmaz. ANAYOL'un boşluğunu, asker gövdesiyle doldurmaya kimse kalkmasın.”

 

Adresimiz TBMM

 

NECMETTİN Erbakan, ANAYOL kurulurken kendisini Fransız Devlet adamı Charles De Gaulle'e benzetmişti. Erbakan, “Bekleyip anahtarı teslim edeceksiniz” diyordu. Öyle de oldu…

 

İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransa'yı yeniden imara kavuşturmaya çalışan General De Gaulle'e karşı diğer siyasi partilerin ittifak yaptığını hatırlatan Erbakan, “Aynen buradaki gibi, birtakım partiler entrikalar yaptı. De Gaulle yeni hükümetin kurulması üzerine; “Filanca adreste oturuyor ve bekliyorum. Siz hiçbir şey yapamayacaksınız ve hükümetin anahtarını bana teslim edeceksiniz” dedi. Sonra, hükümeti De Gaulle kurdu. Şimdi biz de diyoruz ki, hiçbir şey yapamayacaksınız! RP'nin adresi de belli… İşte RP'nin adresi: TBMM. Buyurun bakalım.

 

 

POSTMODERN DARBE

 

MGK tarihinin en uzun toplantısını Erbakan döneminde yaptı. Askerler, hükümeti irtica için daha etkin olmaya, radikal kararlar almaya zorladı. Hoca direndi, ancak 28 Şubat Kararları’nın alınmasını önleyemedi

 

ERBAKAN, iktidara gelirken sadece askere elçi göndermedi. ABD'nin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Peter Tarnoff, en güçlü Başbakan adayı Erbakan ile Balgat'ta bulunan evinde gizlice bir görüşme yaptı. “ABD; RP'nin iktidarına ne diyordu?” Görüşmede bu sorunun cevabı arandı. Erbakan, partisinin İslamcı çizgisini diğer ülkelerdeki radikal üslûptan ayırarak bir konuşma yaptı. Demokratik bir mücadelenin diğer İslam ülkelerindeki hareketlere örnek olabileceğini, şiddetin ortadan kalkacağını belirtti. Uzun konuşmalar sonucunda Tarnoff ayağa kalktı ve Erbakan'a uzattığı eliyle birlikte şöyle dedi: “Sizinle çalışmak zevk olacak sayın Erbakan!”

 

Bu görüşmenin hemen akabinde Beyaz Saray sözcüsü herkesi hayrete düşürecek ve sadece askerlerin altını çizdiği önemli bir açıklamada bulunacaktı. “Türkiye ile ilişkinin sürmesi için laikliğin zorunlu olduğunu asla söylemedik!”

 

DYP ile görüşmeleri Diyanet ve İçişleri Bakanlığı konuları kitledi

 

DYP ile görüşmeler hızlı bir şekilde gidiyordu. Ama görüşmeler aynı ANAREFAH görüşmeleri gibi Diyanet ve İçişleri Bakanlığı konusunda kilitlendi. Görüşme trafiğinin önemli ismi Gürcan Dağdaş, pürtelâş Erbakan'ın evine gitti:

 

“Hocam görüşmeler, Diyanet ve İçişleri Bakanlığı konusunda tıkandı”

 

Erbakan önemli bu iki yerin verilmesine yanaşmıyordu. Bir ara bunların verilemeyeceğini söyledi ama Dağdaş'ın şu sözüyle direnmekten vazgeçti:

 

“Hocam, 54'üncü Hükümet siyasi tarihimizde ne diye anılacak? Erbakan Hükümeti diye… Bunun için iki bakanlık değil 36 bakanlık verseniz ne olur?”

 

Erbakan evet demişti ama iki bakanlık konumunda pazarlığın Çiller ile baş başa görüşmede yapılmasını istiyordu. Nihayet o da gerçekleşti, iki taraftan bakan adaylarından bazı isimleri sildi. RP, Turan Tayan'ın Milli Eğitim Bakanlığı'nı, DYP ise Temel Karamollaoğlu'nun Bakanlığı'nı engelledi. Erbakan, Cumhuriyet tarihinin ilk “İslamcı Başbakanı” olarak tarihe geçti.

 

PKK gibi, köktendinci gruplar da Türkiye için büyük tehlike yaratıyor

 

27 AĞUSTOS 1996 günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu' nün gündeminde irticai konular olmamasına karşı Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, PKK'dan bahsederken sözü birden irticaya getirecekti:

 

“Bağımsız bir Kürt devleti kurmak isteyen PKK gibi aşırı dinciler de Türkiye için büyük bir tehlike yaratmaktadırlar.”

 

Erkaya, irticanın gündeme alınmasını istedi. Cumhurbaşkanı Demirel ise bunu kabul etti. Bu toplantıdan sonra RP'nin her adımı irticayla mukayese edilir hale gelmişti. Yüksek Askeri Şura toplantılarında RP tabanından gelen namaz kılan subaylar ordudan atılıyor iddialarına Genelkurmay Başkanı sert cevap veriyordu:

 

“Sayın Başbakan, her namaz kılan ordudan atılsa, şu anda toplantısını yaptığımız Askeri Şûra'ya üye bulamazdık. Bu kişiler namaz kılıyor diye ordudan atılmıyor.”

 

Türkiye'nin bunaldığı bir dönemde 3 Kasım 1996 gecesi Susurluk'a giden bir Mercedes'in kamyona çarpması RP'nin can simidi olacaktır. RP'nin sisteme yönelik yıllardır sürdürdüğü söylev, kirli ve gizli alışverişlerin belgelere dönüşmesini sağlayacaktı. Hoca'nın eline tarihi bir fırsat geçmişti. RP'liler Erbakan'dan bir işaret beklediler. Ama işaret gelmedi. Susurluk protestosu Refahyol'a tepkiye dönüşünce Erbakan “Fasa fiso” demekten kendini alamadı.

 

O dönem eleştirilen Erbakan sonunda haklı çıktı. Susurluk davasından yargılananlar sayısı iki elin parmaklarını geçmedi.

 

Erbakan, MNP'de olduğu gibi partisinin gerçek sahibi olduğunu belirttiği cemaat önderlerine iftar yemeği verdi. Ağladı. Yemek bir anlamda iade-i itibardı. Tarikat iftarına bir de Sincan'da yapılan Kudüs'ü Kurtarma Gecesi eklenince RP hakkında kapatma davası açıldı. 28 Şubat'ta Erbakan'ın önüne tabanının kabul etmeyeceği radikal kararlar konunca parti içinde isyanın ilk kıvılcımları görülmeye başlandı.

 

Sincan'ın Refahlı Belediye Başkanı Bekir Yıldız 1 Şubat 1997 Cumartesi gecesi Türkiye'de yeni bir dönemin başlamasına sebep olacak bir toplantı düzenliyordu. Sincan'ın ortasına Kudüs'teki Kubbet-üs Sahra Camii'ni andıran çadırda düzenlediği Kudüs gecesi, Türkiye'de bir anlamda taşları yerinden oynattı. Çadırın içinde Hizbullah ve İslam-i Cihat örgütünün liderlerinin posterlerinin asılı olması gecenin tesirini daha fazla arttırdı. Posterler, programın başlamasından bir saat önce İran'lı temsilciler tarafından getirilmişti, İran'ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri kendisini alkışlayan RP'lilere “Size fundemantalist (Kökten dinci) denmesinden korkmayın” diyordu. Belediye Başkanı Bekir Yıldız'ın “Şeriatı bir ilaç gibi şırınga edeceğiz” diye gazetelere yansıyan konuşmasını yaptı.

 

4 Şubat sabahı günün ilk ışıklarıyla birlikte 15 tank, 20 kariyer, askeri cip ve Reo'lardan oluşan konvoy Etimesgut’tan Sincan'a doğru yola çıktı.

 

Güzergâh, Sincan geçildikten sonra Dördüncü Ana Jet Üssü yanındaki tatbikat alanıydı. Askerler emir vermişti:

 

” O çadır yerlebir edilecek.”

 

Başbakan Erbakan hükümete gelişinden bu yana ilk defa tedirgin olmuştu. Erbakan, bunalımı şu sözleriyle yükseltti:

 

“Cami yapılacak diye kuduruyorlar! Bu gulu gulu dansının hiç kimseye yararı olmaz.”

 

Erbakan’ın Sincan'dan geçen tanklar için yorumu da oldukça ilginçti:

 

“29 Ekim' de daha fazla geçiyor…”

 

Ama Erbakan gibi düşünmeyenler de vardı. ABD'de Türkiye'de radikal İslam tehlikesinden dem vuran Orgeneral Bir'in Sincan sokaklarında yürüyen tanklar konusundaki açıklamaları oldukça ilginçti. Askerlerin, yıpranan demokrasiye ayar yaptığını öne süren Orgeneral Bir, baklayı ağzından çıkarttı:

 

“Demokrasiye balans ayarı yaptık.”

 

8 yıllık kesintisiz eğitim tartışması Erbakan ile Erdoğan'ın yollarını ayırdı

 

ERBAKAN ve kurmayları askerlerin 28 Şubat günü yapılacak MGK toplantısı için hazırlıklı geleceklerini biliyordu. Ama ortakları DYP'nin Genel Başkanı Tansu Çiller, MGK Genel Sekreteri ile yaptığı görüşme konusunda ortağını bilgilendirmedi. Tarihinin en uzun toplantısına imza attı. Tartışmalar sonucu tarihi MGK kararları ortayı çıktı. Askerler hükümeti irtica konusunda daha etkin olmaya, radikal kararlar almaya zorluyordu. Erbakan direndi. Kendisine göre yorumlar yaptı. Toplantıda birkaç kararın yansımasını engelledi. Ama ortaya çıkan kararlar bile İmam Hatip okulları, Kur'an kursları, vakıflar gibi önemli kurumların yapılandırmaya sokulmasını, diğer bir anlamda kapatılmasını öngörüyordu.

 

Erbakan daha fazla 8 yıllık kesintisiz eğitim üzerinde durdu. Erbakan'ın niyeti tasarıyı Meclis'e getirmek ve reddetmekti. Erbakan MGK kararlarını zamana yayarak sulandırmak isteğindeydi. Ama RP grubu 8 yıllık kesintisiz eğitim konusunda inanılmaz bir direniş gösterdi. Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan RP Grubu'na katılarak, “8 yıllık kesintisiz eğitim tasarısı yavrusunu kediye boğdurmaktır” dedi. Erbakan ile Erdoğan'ın yollarını ayıran bu tartışmada Erbakan, “Kabadayılık yapmayın” uyarısında bulundu.

 

Öte yandan DYP lideri Tansu Çiller, Başbakanlığın kendisine geçmesini istiyordu. Böylelikle askerlerle arayı iyi tutup iki partinin iktidarda kalmasını sağlayabilirdi. Diğer taraftan ise Çiller, kendisi hakkında RP tarafından götürüldüğü soruşturma komisyonlarından birer birer aklandı. RP Milletvekili Bülent Arınç bu aklanmayı siyasi kırılma olarak nitelendirmişti.

 

Erbakan, DYP lideri Tansu Çiller'e, Başbakanlığı devretmesi nedenlerini sıralarken Çiller’in 30 Ağustos'ta yapacağı operasyonu gündeme getirdi. Erbakan 17 Haziran 1997 günü Başbakanlık devrini, iki uçağın havada ikmal yapılmasına benzeterek kamuoyuna şu mesajı verdi: “TBMM'de daha güçlü bir hükümet kuracağız. Havadan ikmal yapacağız. Uçuş devam edecek.”

 

Erbakan, 18 Temmuz 1997 günü akşam saatlerinde görevini iade ederken, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e iki aşamalı deklarasyon götürüyordu. Erbakan, Çiller' in Başbakanlığında kurulacak REFAHYOL veya azınlık hükümetinin modelinin TBMM'de çoğunluğu olduğunu belirtti. Çankaya Köşkü'ne çıkarken bir dönemin bittiğini de ilân ediyordu. Refahyol'un resmen bittiğini istifa mektubuyla Demirel'e uzatan Erbakan 40 yıllık eski dostu Demirel'in istifa karşısında ne diyeceğini merak ediyordu. Erbakan istifasını verdi. Demirel, zarfı hiç açmadan, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz'ü çağırarak ona verdi. Yaklaşık 10 dakika sonra Seçkinöz, istifanın kabul edildiğine dair resmi yazıyı Demirel'e imzalattı. Demirel, ellerini masada birleştirerek eski dostuna şöyle seslendi:

 

Neden istifa ettiniz Necmettin Bey?

 

Erbakan, Demirel' in sorusuna kısa cevap verdi:

 

Ülkede gerilim oldu.

 

Genelkurmay medyaya irticayla ilgili geniş bir brifing verdi

 

REFAHYOL'UN son dönemlerinde Genelkurmay Başkanlığı'nda yargı üyeleri başta olmak üzere, medya mensuplarına ve işadamlarına irtica brifingi verilmeye başlandı. Askerler, Refahyol'un sivil bir insiyatifle iktidardan uzaklaştırılmasını istiyorlardı. Diğer bir taraftan RP'nin kapatılması için Yargıtay Başsavcısı tarafından açılan dava da sona doğru yaklaşmıştı. Erbakan tarafından yapılan savunmalar bitmiş, karar artık Anayasa Mahkemesi'ndeydi. Cumhurbaşkanı Demirel, Erbakan'ın önerdiği havada ikmali kabul etmedi. Yeni hükümet kurulması görevini ANAP lideri Mesut Yılmaz'a verdi. Böylelikle, Refahyol Hükümeti sona erdi.

 

Refahyol'un yıkılmasından 7 ay sonra Anayasa Mahkemesi, Refah Partisi'ni kapattı. Erbakan ile birlikte Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Hasan Hüseyin Ceylan, İbrahim Halil Çelik, Şevki Yılmaz, Şükrü Karatepe siyasi yasaklı oldular. Erbakan, partiyi bir komutan edasıyla müdafaa etti. Son kale düşene kadar ser verdi sır vermedi. Dinin yıldızı manasına gelen ismine rağmen 4 yıldızlı generallerle girdiği yıldızlar mücadelesinde yenik düştü. Ama 1998 yılında Almanya'ya yaptığı gezide “Türkiye'de yaşanan insan hakları ihlallerinde Kemalizm'in ve Türk Silahlı Kuvvetlerin payı olmadığını” vurgulamayı ihmal etmedi. Erbakan'ın siyasi yasağı 5 yıldı. Erbakan 5 yılını, hakkında açılan davalarda savunma yaparak geçirdi. 22 Ocak 2002 günü siyasi yasağı biten Erbakan yeniden siyaset sahnesinde yerini almak için kollarını sıvadı.

 

Erbakan Ağladı

 

ARTIK askerler, Batılıların “Türkiye Cumhuriyeti'nin İslamcı Başbakanı” olarak nitelendirdikleri Erbakan ile birlikte gün geçtikçe gelişen irtica tehdidini izlemek ve değerlendirmek istiyorlardı, Erbakan, 11 Ocak 1997 Cumartesi günü Başbakanlık Konutu'nda tarikat liderleri ve dini cemaat önderlerine iftar yemeği verdi. Kamuoyunda yemek tarikat iftarı diye takdim edilmişti. Erbakan o gün partinin asıl sahibi dediği ve kamuoyuna sivil toplum örgütü olarak takdim edilen kabul ettirdiği dini cemaat önderlerinin karşısında önü ilikli, dokunsan ağlayacak bir üslûpla konuşmaya başladı. Erbakan ağlıyordu. Ağlarken de söylediklerinin de ileride Başbakanlığı kaybetmesine kadar gideceğini kimse hesaba katmamıştı.

 

“Bediüzzaman Said-i Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan, Mehmet Zahid Kotku, Mahmut Sami Ramazanoğlu, Muhammet Raşit Erol gibi birçok İslam büyüğü ve sizin çalışmalarınızla bugünlere geldik. Allah-u Tealâ'nın yardımı, sizlerin himmetiyle Başbakanlık'ta size hizmet vermek mümkün oldu.” Erbakan'ın bu sözlerinden sonra kürsüye gelen İsmail Ağa Cemaatinin Şeyhi Mahmut Ustaosmanoğlu, “Allah'a şükreden topluluklara Allah teşekkür eder. Sayın Erbakan'ın Başbakanlığa gelmesi bu şükrümüzün bir sonucudur” diyordu. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kapatılan tekke ve zaviyelere karşı Erbakan 70 yıllık rejimin sınırlarını zorlayarak Başbakanlık makamına taşıması, bir bakıma cemaatlere iade-i itibar verilmesi anlamı taşıyordu. Erbakan'ın vefa borcunu ödemesi, Türkiye'nin birinci partisi olmasına rağmen RP’nin Anayasa Mahkemesi'nin hışmına uğramasına engel olamayacaktı. Erbakan'ın siyasi yasaklı olmasının birinci nedeni tarikatlara verilen yemekti.

 

İftar yemeği sadece askerlerin değil, parti içinde aktif görevde bulunan insanların da tepkisini çekmişti. Refahyol'un Devlet Bakanı Gül, RP'nin kapatıldığı gün, Reuter ile yaptığı mülaakatında, “RP yazılı kurallara uymadığı için kapatıldı. Biz gizli Anayasa'nın kurallarını çiğnedik. Ben olsam bu kuralları çiğnemezdim. Tarikat liderlerine yemek vermezdim. Bu siyasi hataydı” diye değerlendirme yaptı.

 

Hoca'dan Ürküten Projeler

 

ERBAKAN'IN İslam Ortak Pazarı Projesi'nin ilk adımı olan D-8'ler ABD'nin hoşuna gitmeyen bir çalışmaydı. Özellikle Erbakan'ın D-8'lerin içinde yer almamasına rağmen Libya'ya yapacağı gezi, askerlerin sert tepkisiyle karşılaştı. Kaddafi'nin konuşmalarında PKK'ya olan desteği ve ABD'nin terörist ülkeler listesinin başına aldığı Libya'ya gezi, İran programıyla birleşince Hoca'nın arı kovanına çomak soktuğu ortaya çıktı.

 

Erbakan Hükümeti kamu açıklarını birarada toplamak için havuz sistemini hayata geçirdi. Devletin bütün gelirleri bir havuzda toplanıyor, ödemeler bu havuzdan yapılıyordu. Erbakan diğer taraftan denk bütçe çalışmalarına başladı. Niyeti denk bütçeyle birlikte bütçedeki delikleri kapatmak, kaynak paketleriyle de gelirleri artırmaktı. Ama parti içinden yapılan konuşmalar, parti teşkilatların eylemleri Erbakan'ın yakasını bırakmadı.

 

Milli Güvenlik Kurulu'nun 28 Şubat'ta yapacağı toplantı bir anlamda kamuoyunda sivil muhtıra beklentisini gündeme getirdi.

 

 

 25.04.2003-01.05.2003, Fehmi ÇALMUK, Halka ve Olaylara TERCÜMAN

 

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi