Yazar: yonetici
0 Yorum 33 Görüntüleyen

İSRAİL’İN (SİYONİST EMPERYALİZMİN);
KİRALIK HAÇLILAR ve İSTİSMARCI İSLAMCILARLA,
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ YIKMA ÇABALARI!

 

Papa’nın Ziyareti, Bartholomeos’un Hıyaneti!

“Melhame’nin İlk İşareti ve Türkiye’nin Sırrı” paylaşımının şöyle düzeltilmesi lazımdı:

Dünya bugün, tarihin binlerce senedir sakladığı bir kapının önünde bekliyor. Orduların sesinden çok metinlerin fısıltısı duyuluyor. Devletlerin hamlelerinden çok (Bâtıl) dinlerin gölgeleri sahnede dolaşıyor. Ve o gölgelerin en büyüğü, 1700 yıldır uyuyan bir merkezde İZNİK’te yeniden belirmiş bulunuyor.

HAÇLI Papa, istismarcı İSLAMCI Erdoğan iktidarı himayesinde İznik’e geliyor. Bazıları bunu sadece bir ziyaret sanıyor… Oysa bu ziyaret, BİZANS kılıflı Siyonist projenin son aşamasını oluşturuyor.

Bu, Melhame-i Kübra’nın (Büyük Kapışma’nın) dinî zeminindeki ilk büyük kıpırdanmasıdır… Bu, üç Semavi dinli dünyanın tek bir sahneye çağırıldığı “ilk perde”nin son halkasıdır. Dünya bir süredir askeri, siyasi, ekonomik bir savaşın hazırlığını izlediğini sanıyordu. Oysa savaşın en karanlık perdesi dini zeminde açılıyordu, Şeytanın Dini Siyonizm, Türkiye’deki son darbesine hazırlanıyordu!

Bu yüzden Siyonizm’in güdümündeki Papa’nın İznik ziyareti tarihi hesaplaşmanın en önemli adımı sayılıyordu.

“Kapıya Vuran Saat: Beklenmeyen Anın Eşiğindeyiz.”

Papa üç gün boyunca aynı ayeti okuyordu: Aynı kelimelerle, aynı vurguyla ve aynı titreşimle…

“Ev sahibi hırsızın hangi saatte geleceğini bilseydi, evinin soyulmasına izin vermezdi. Hazır olun. Çünkü insanoğlu (yani Siyonist kışkırtmalı Haçlı orduları) beklemediğiniz saatte gelecektir.”[1]

Dünya, bugüne kadar yaşadığı hiçbir krize benzemeyen, çok katmanlı, çok yönlü ve kontrol edilemez bir döneme giriyordu. Bu ister savaşla tetiklenir ister ekonomiyle ister teknolojiyle… Ama sonucu aynı olacaktı: Mevcut dünya düzeni ayakta kalamayacaktı!..

Ben geleceğin kırılma çizgisini sizlere defalarca anlatmış “kapıya yaklaşan sessizlikten” bahsetmiştim. İşte Papa şimdi o çizgiyi ve şeytani hedefi sadece isimlendirdi. Bu önemliydi. Bakın, İngiltere “Türkiye yoksa ben de yokum” dedi…

Yunan’ı, Kıbrıs Rum’u hepsi aynı şeyi tekrar etti. Kısaca Avrupa’nın bütün savunma mimarisini çöpe çevirmişlerdi!

SAFE programı: 150 milyar euroluk dev savunma paketi oluyordu!

Avrupa Türkiye’yi bu yapıda istiyordu. (AB Haçlı oluşum kapısında Türkiye’ye bekçilik yaptırıyordu!) Almanya, İngiltere, Fransa tek tek devreye giriyordu. Canla başla Türkiye’yi bu programa (AB çatısına değil, Avrupa Savunma yapısına) almak için ikna çabaları yoğunlaşıyordu. Ama iki (küçük) ülke “Hayır” diyordu. (Yunanistan ve Güney Kıbrıs…) Türkiye ise ve her nedense; “Ben yokum.” diyordu. İşte kriz burada patlıyordu!..

Ve o cümle Avrupa’nın çimentosunu çatlatıyordu. Almanya’nın telaşı görülmeye değerdi, şaşkınlığını gizlemiyordu. Fransa’nın sessizliği, hazırlıksız yakalanmış bir ordunun nefesi gibi soğuktu.

Ve İngiltere!? Bakın orası daha ilginç bir tavır takınıyor ve “Türkiye yoksa biz de yokuz.” diyordu…

Bu cümle, Avrupa haritasında bir fay hattı kırıyordu. Çünkü masadaki çıplak gerçek şuydu: SAFE programı kâğıt üzerinde 150 milyar euroluk “güvenlik kalkanı” paraya değil, Türkiye’nin sahadaki ağırlığına dayanıyordu!..

Avrupa Türkiye’yi (kiralık ucuz koruyucusu olsun diye) istiyordu. NATO’nun güney hattı, enerji damarları, göç baskısı, Karadeniz-Doğu Akdeniz dengesi bunu gerektiriyordu. Hepsinin kilidi Ankara’nın elinde bulunuyordu. Ama ne oldu? Yunanistan dedi ki “Olmaz!..” Kıbrıs Rum’u dedi ki “Asla!..” İki küçük ülkenin kompleksi, koca kıtanın stratejik aklının önüne geçtiği sanılıyordu.[2] Oysa Yunanistan ve Güney Kıbrıs, İsrail’in güdümünde hareket ediyordu. Çünkü İsrail Türkiye’ye başka rol biçiyordu!

Şu anda dünyanın en kalabalık Ortodoks topluluğu Rusya’da bulunuyordu ve Putin de kendisini aynı zamanda Ortodoksların siyasi ve ruhani lideri olarak konumlandırıyordu. Ancak Evangelistlerin, Trump’ın ve Katolik Vatikan’ın motivasyonu ile Rusya’yı ve Putin’i yok sayarak tüm Ortodoksların temsilciliğine soyunan ve bu konuda giderek küstahlaşıp cüretini arttıran İstanbul Fener Rum Patrikhanesi Başpiskoposu I. Bartholomeos Papa ile birlikte İstanbul ve İznik’te Katoliklerle Ortodoksların tekrar Tek Kilise çatısı altında birleştirilmesi anlamına gelen Ekümenik ayinleri gerçekleştiriyordu.

Günümüzde Ermenistan, Bulgaristan, Gürcistan, Yunanistan, Romanya, Rusya, Sırbistan ve Ukrayna’daki Ortodoksların birer ulusal patrikliği vardı. Pew araştırmasına göre Yunanistan ve Ermenistan hariç diğer ülkelerdeki Ortodokslar arasında, kendi ulusal patriklerini Ortodoks dünyasının en yüksek dini otoritesi olarak görenler daha fazlaydı.

Örneğin Bulgaristan’da Ortodoksların %59’u milli patriklerini Ortodoksluğun en yüksek dini otoritesi olarak gördüğünü belirtirken, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi Başpiskoposu Bartholomeos’un en yüksek otorite olduğuna inananların oranı sadece %8 civarındaydı. Ermenistan’da Moskova patriğini en yüksek otorite görenler daha fazlayken, Yunanistan’da ise çoğunluk İstanbul Patriğini Ortodoks kilisesinin en yüksek otoritesi olarak görüyorlardı. Geçmişte Sovyetler içinde yer almış, Kazakistan, Belarus, Estonya, Litvanya ve Moldova gibi ülkelerde ise genellikle Moskova Patrikliği’ni en yüksek dini otorite sayıyorlardı.

Atatürk’ün İslami duyarlılığı ve Haçlı faaliyetlerine karşı tutarlı tavrı!

Bursa Amerikan Kız Mektebi’nde Amerikalı 3 misyoner öğretmenin 4 kız öğrenciyi Hristiyan yapması üzerine Atatürk bu okulu kapatmış ve telkin sonucu Hristiyan olan kızlara din âlimlerini yollayıp İslamiyet’i anlatarak tekrar Müslüman olmalarını sağlamıştır.

Bugün Kemalist geçinen bazı CHP’lilerin, din istismarcısı AKP’lilerin ve diğer muhalefetin; Atatürk’ü Batıcı ve AB yanlısı gösterme çabaları tam bir saptırmaca ve sahtekârlıktır. Çünkü Atatürk, Aziz Milletimizin yüksek fıtratının saf İslam mayasıyla olgunlaşıp onurlu ve huzurlu bir hayat yaşayacağının farkında ve inancındadır.

 

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

Yorum Yap

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi