MUTLAK BUTLAN’DAN, HORTLAK KAOSA!
Demokrasi, toplumların kendi hür iradesi ve özgür tercihi ile beğenip seçtikleri ve gönül tensibi ile oy verdikleri kimseler eliyle ülkenin yönetilmesidir. Erbakan Hocamızın ilginç tabiriyle “Demokratur Sistemi” ise, halkların ve muhalefet kanadının aldatılıp mecburi yönlendirilmeye tâbi tutularak, zalim ve hain güçlerin kendi sömürü ve iktidar saltanatlarını oluşturma hilesidir. Zorbalığa dayanan bu fırsatçı ve fesatçı kafalara göre en büyük tehlike; halkın uyanması ve muhalefetin rağbet kazanması halidir. Bu nedenle muhalefeti parçalamak ve halka umut olmaktan çıkarmak için çeşitli tuzaklar tertiplenir. Kur’an-ı Kerim böyle zalim, hain ve hileci iktidarları FİRAVUN REJİMİ olarak bildirmektedir.
Kasas Suresi 4. ayetinde:
“Hakikaten Firavun, yeryüzünde (içinde bulunduğu ülkede) yücelik taslayıp başkaldırmış (insanları kendisine mecbur ve mahkûm bırakıp rahat yönetmek ve karşıt muhalefet cephesi oluşturmalarını önlemek için) oradaki (kendi) halkını da çeşitli fırkalara ayırıp parçalamıştı. (Bu şekilde tebaasını; yönettiği toplum tabakalarını bölük pörçük edip) Onlardan rakip gördüğü bir taifeyi, zayıflatarak ezmek istiyor; (böylece güçten düşürmek üzere erkek) çocuklarını boğazlıyor ve kızlarını hayatta bırakıyordu. Çünkü (Firavun) gerçekten o (fırsatçı) fesatçılardan (Hak düzeni ve halkın dirliğini bozanlardan)dı…” buyurup bu demokratur diktatörlere dikkatimizi çekmektedir.
Günümüzde ve ülkemizde de; kendileri dış güçlerin güdümünde, Siyonist ve emperyalist merkezlerin dümeninde hareket eden, ama içeride hiçbir rakibe ve ciddi muhalefet ekibine tahammül edemeyen… Bu nedenle muhalefeti parçalayıp güdükleştirmek isteyen çağdaş Firavunlar, Erbakan Hoca’nın tabiriyle “Demokratur” kafalar, Türkiye’mizin en sıkıntılı problemidir. Dikkatinizi çekerim, bu politik çelmeler ve siyasete olan güvensizlik sonucu, anketlerde “Kararsızların, tarafsızların ve umutsuzların” toplamı yüzde otuza yaklaşmış ve en büyük parti halini almış vaziyettedir. Bu nedenle ısrarla diyoruz ki artık “Milli Mutabakat” son ve tek çaredir!..
21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinde, yani ilgili istinaf mahkemesinde ve hiç umulmadık bir süreçte ve enteresan bir şekilde CHP’ye yönelik verilen MUTLAK BUTLAN kararı, sadece CHP’yi değil bütün ülkeyi karıştırmış ve dengeleri sarsmıştı. Hatırlayınız, daha önce Özgür Özel Saray’a çağrılmış ve önüne -muhtemelen- Ekrem İmamoğlu’nun İngiliz Büyükelçisiyle irtibatlarının ve bazı karanlık icraatlarının bilgi ve belgeleri olan dokümanlar kendisiyle paylaşılmış ve bir nevi uyarılmıştı. Anlayacağınız; Ekrem İmamoğlu’nun İngiltere CFR’si sayılan Chatham House bağlantıları ve devletin bu husustaki kaygıları Özgür Özel’e aktarılmıştı. Bu dış bağlantılı Ekrem İmamoğlu’nun, Özgür Özel üzerinden CHP’yi kuşattığı ve Cumhurbaşkanı olması durumunda geleceğimizi ve güvenliğimizi riske atacağı kulağına fısıldanmıştı.
Bu süreçte, Özgür Özel’in birkaç kere, “Müesses sistemle görüşmeler yaptık ve mutabık kaldık…” anlamında cümleler kurdukları hatırlanmakta, ama sonradan yine Chatham House’un çekim alanına kaydıkları anlaşılmaktadır.
Kılıçdaroğlu, Devlet adına mı konuşmaktaydı?
Sn. Kemal Kılıçdaroğlu, Kurban Bayramı sürecinde CHP Genel Merkezinde yaptığı konuşma metninde: “Bugün burada CHP’nin tarihsel namus ve haysiyetini, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik güvenliğini ve devlet aklının geleceğini konuşmak üzere bulunmaktayım” ifadeleri devlet adına hareket ettiğinin itirafı ve kanıtıydı.
Sn. Kılıçdaroğlu’nun, eline tutuşturulan metne sadık kalarak yaptığı konuşmada: “Mesele sadece kurultay meselesi değil; Türkiye’de siyasetin millet iradesi üzerinden mi, yoksa aparatlar (dış güçlerin figüranları) üzerinden mi şekillenip yürütüleceği meselesidir!” çıkışlarında; Ekrem İmamoğlu’nu, onun arkasındaki dış odakları ve bunların güdümüne giren Özgür Özel takımını hedef aldığı açıktı. Aynı konuşmasında; “Dışarıda iktidar arayanlar, kapalı kapılar arkasında dış mihraklardan medet umanlar…” tespitleriyle de yine aynı şahısları kastettiği sırıtmaktaydı. Soru şuydu: Kemal Bey’e arka çıkan devlet miydi, iktidar mıydı?
Bu arada Devlet Behçeli’nin: “Yargıtay Mutlak Butlan’la ilgili kararını bir an evvel vermelidir.” çıkışı üzerine, Sn. Erdoğan’ın talimatıyla, İçişleri ve Adalet Bakanlarının, ellerindeki kalın dosyalarla Bahçeli’yi ziyaret etmeleri de enteresandı. Acaba o dosyalarda neler vardı ve Devlet Bahçeli nasıl karşılamıştı? Yakında kokusu çıkacaktı!.. Ve Saray bu gelişmelerden niçin tedirgin ve telaşlıydı?
Eski CHP Ankara Milletvekili ve Kılıçdaroğlu’na yakın Bülent Kuşoğlu’nun Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda:
“2023 seçimlerinin, (devlet tarafından) Erdoğan lehine manipüle edildiği biliniyor!..”
“Erdoğan sonrası ülkeyi bir kaos bekliyor; şimdi devlet buna çareler arıyor!..”
“Özgür Bey de, Mansur Bey de CHP’nin Cumhurbaşkanı olabilir” diyor ama Ekrem İmamoğlu’nu söylemiyor!..
“Atatürk Cumhuriyetinin yaşatılması gerekiyor, ama uyduruk post Kemalizm tehlikesinin de fark edilmesi ve engellenmesi icap ediyor!..”
Şeklinde anlaşılmaya ve yorumlanmaya müsait ifadeleri üzerinde de dikkatle durmak lazımdı…
Hatırlayalım; Erbakan Hoca bir Meclis konuşmasında: “‘Biz daha önce, Atatürk yaşasaydı, Milli Görüşçü olacaktı!’ demiştik… Bakın Atatürk döneminde:
1- İngiliz ve ABD mandasına kesinlikle karşı çıkıp, bağımsızlık aşkına Samsun’a çıkmışlardı.
2- Yerli malı haftası kutlanırken, dış borçla değil, yerli ve milli imkânlarla kalkınmamız gereğini hatırlatmıştı.
3- O dönemde Kayseri Uçak Fabrikası açılmıştı.
4- Kabotaj Bayramı ile, milli ve güçlü deniz taşımacılığına öncülük yapmıştı.
5- Hiçbir ülkeye dış ziyaret yapmamış, yabancılara zaafiyetimizi ve onlara ihtiyaç hissettiğimizi göstermekten sakınmıştı.
Biz de bugün bütün bu amaçlar için çırpınmaktayız. O nedenle ‘Atatürk yaşasaydı, Milli Görüşçü olacaktı!’ sözümüz kuru bir iddia sanılmasındı!.. Bu vesileyle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni herkes bir daha okumalıydı.” buyurmuşlardı.
Şimdi O Atatürk’ün kurduğu CHP; asli kodlarından ve Milli duyarlılıklarından koparılıp İngiltere CFR’si Chatham House’un güdümüne sokulmaya uğraşılmakta; bu gizli kuşatma ise Ekrem İmamoğlu üzerinden başarılmaya çalışılmaktadır.
Siyonizm’in ABD ekolünden, yani AKP’den bıkıp usanan halkımızı şimdi Siyonizm’in İngiltere Ekolü Chatham House’un güdümüne sokmaya çalışmak, bilmeden yapılıyorsa gaflet ve cehalet, yok bilerek yapılıyorsa hıyanet sayılır.
Daha önce bu gaflet ve hıyaneti; Erdoğan’ın yerine Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı yapalım diyen malum kişiler ve partiler yapmışlardı.
…
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

