KİRALIK MEDYA MI, MÜNAFIK KOMEDYA MI?1
“Trump’la görüştü”, “Aynı masayı bölüştü…”, “Fikir ve önerileri örtüştü”, “Fotoğrafta Trump’ın yanına düştü…”, “Trump kendisini övmüştü…” başlıklarıyla haberler yaparak ve uyduruk yorumlar yazarak ne büyük bir şahsın şarlatanları olduklarını kanıtlamaya çalışmışlardı!? Bu zavallı zırvacılar, Filistinlileri çıkarıp Gazze’yi kumar ve tatil cenneti yapacağını söyleyen Trump’ın daha önce sövdüğünü ise unutmuşlardı!.. Bu omurgasız tavır, küçük ve düşük insanların, basit ve fasit figüranları kutlama ve kutsama seanslarıydı… Ve bunların hepsi, Trump Gâvurunun ve Kuduz Netanyahu’nun bütün soysuzluk ve suçlarına, ve yine bu acı ve utandırıcı sonuçlarına ortaklardı… Bunların kiralık medyası da, böylece “münafık komedyasına” dönüşmüş durumdaydı.
Sahi bu NATO denen Siyonizm güdümlü Haçlı Ordusunun, İngiltere E. Başbakanı Bayan Thatcher’den beri, düşman olarak İSLAM’ı seçtiği nasıl unutulmaktaydı?!
Maalesef, Hakk’tan ve halklardan uzak bir sürü küçük kalemli düşük adam, dış güçlerin sayesinde güçlü ama kiralık ve küçük adamların yanında.
Halkın sorunlarını, samimiyetle gündeme getirmediklerinden; erimede ezilenlerin feryadı, onların göstermelik isyanlarının yapmacık çığlığında.
Ölümle kol kola gezinirken iniltili yoksulluk, aydınlık kentlerin karanlık sokaklarında.
Bu yalaka yazar ve yorumcu takımı; barış havarilerini oynamadalar her biri, bol mezeli kristal avizeli salonlarda.
Oysa, bak ne durumda bugün; adalet, barış, kardeşlik… Halktan uzak küçük adamların küçük dünyasında!
Ama Allah’a Müslüman, Kur’an’a tercüman olan yiğit ve yetkin şair ve yazarlar; at koştururlar, fikrî ve siyasi cihad meydanında.
Bu münafıkların ve Din istismarcıların sayesinde kavramlar yozlaşmış ve kurumlar yoldan çıkmıştı;
Adalet: “Güçlü küçük adamların dikenli iktidar bahçelerinde göstermelik suni bir çiçek.”
Hürriyet: “Küflü zindanların afişleşen duvarlarına, duyulmaz çığlıklarla kazınan bir istek.”
Kardeşlik: “Buruk kalplerin idam mangaları önünde, insanlık adına fısıldadığı son dilek.” halini almış durumdaydı.
Unutmayın; baskıcı ve din istismarcısı totaliter rejimler, zaafa uğramış toplum bünyelerinin parazitleri konumundaydı… Eğer halkları ebediyen aldatmak mümkün olsaydı, saltanatlar yıkılmaz, tahtlar boş kalmazdı.
İman şuuruna ve ibadet huzuruna erdinse eğer;
Mezar misali zindanlar bile, meydandır sana!..
Yok gaflete girdin, gönlünü günaha verdinse eğer;
Saray misali villaların, cehennem;
Ev halkın ve arkadaşların bile; Şeytandır sana!..
Zindanlarda ve zindana dönmüş vatanlarda, zordur hayat; günleri yaşayan, geceleri aşan olmaz.
Hançer kesilir zaman, ama heyhat, feryatlarını duyan, imdatlarına koşan olmaz.
Orda Hakk’ın dostluğunu kazanan huzur bulur; kula kul şifa olmaz.
Değil mahpus, hür de olsan, gerçek kurtuluş imandadır; İslamiyetsiz ve ümitsiz coşan olmaz!..
En kalabalık veya en ıssız yerde ve en çaresiz bir vaziyette de olsan Allah’ın dostluğunu ara. Allah’a dost olmayana bütün dünya dost olsa, dostluklarının bir hayrı; ama Allah’a dost olana bütün dünya düşman olsa, düşmanlıklarının bir zararı dokunamaz. Çünkü takdir Allah’ındır; kul, takdiri bozamaz.
Artık, Erbakan çizgisinde Milli Çözüm’e ihtiyaç vardı!
Çağlayangil’in İbretlik Erbakan Anısı: ABD, Türkiye’nin Şartlarını Kabule Nasıl Yanaşmıştı?
1974 Şanlı Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ABD’yle yaşanan gerilim ve Türkiye’nin geri adım atmadan ABD’ye şartlarını nasıl kabul ettirdiğiyle ilgili Youtube’a düşen video, ABD’ye karşı nasıl duruş gösterilmesi gerektiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktaydı. 1975-1977 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenen İhsan Sabri Çağlayangil’in, Kıbrıs Harbi sonrası ABD’ye yaptığı ziyaretle ilgili hatıraları yeniden gündeme taşınmıştı. Youtube’a yüklenen videoda, Necmeddin Erbakan Hoca, Çağlayangil’in o zamanki Bakanlar Kurulu’nda yaptığı açıklamaları anlatmaktaydı.
Bilindiği gibi 1974 Kıbrıs Savaşı sonrası ABD, Türkiye’ye yaptırım kararı almıştı. Bunun üzerine Milli Selamet Partisi’nin öncülüğünde Türkiye, ülkedeki bütün ABD üslerini kapatınca ilişkiler oldukça gerilmiş durumdaydı. Böyle bir ortamda ABD’ye gitmeye hazırlanan Dışişleri Bakanı Çağlayangil, seyahat öncesinde Erbakan’la bir toplantı yapmıştı. Erbakan’dan iki sayfalık bir liste alan Çağlayangil ABD’ye yollanmış ve bu şartları kabul ettikleri takdirde ABD ile anlaşabileceklerini vurgulamıştı. Hatta ABD’lilere; “Sizin Senatonuz işlerinizi zorlaştırabilir ama bizim başımızda da Milli Selamet Partisi var ki sizin Senato vız gelir.” hatırlatmasını yapmıştı.
Yurda dönünce Çağlayangil Erbakan’a teşekkürlerini sunmuşlardı. Bunca yıldır ABD’ye gidip geldiğini, Erbakan’ın direktifleri sayesinde ilk defa böyle onurlu bir tecrübe yaşadığını ve ABD’yi nasıl dize getirdiklerini anlatmıştı.
25 Temmuz 1975 tarihinde, Türkiye’deki 21 ABD Üssü’nün kapatılma kararı, Koalisyon Ortağı ve Başbakan Yardımcısı Rahmetli Erbakan Hoca’mızın bastırması sonucu alınmıştı ve Başbakan Süleyman Demirel (31 Mart 1975 – 21 Haziran 1977) buna uymak zorunda kalmıştı. Daha önce Bülent Ecevit’in Başbakanlığı döneminde (26 Ocak 1974 – 17 Kasım 1974) ve yine Erbakan’ın cesaret ve dirayetiyle başlatılıp başarılan ve kahraman Ordumuzla destanlar yazılan 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı üzerine Amerika bize ambargo uygulayarak sıkıştırmaya çalışmıştı! O dönemin Dışişleri Bakanı ise İhsan Sabri Çağlayangil olmaktaydı. ABD’nin başında ise Gerald Rudolph FORD bulunmaktaydı. Ondan sonra Amerika Jimmy Carter’ın yönetimine kalmıştı.
Demirel, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’i, ABD’ye ambargoyu kaldırmak için yalvarmaya gönderiyorlardı.
Ama Çağlayangil; “İlk kez ERBAKAN sayesinde Bakanlık zevkini tattım.” itirafında bulunmuşlardı.
Bundan sonrasını, İhsan Sabri Çağlayangil’den dinleyelim…
Amerika’ya gittim, Başkan Jimmy Carter’dan 10 dakikalık bir randevu için 20 gün bekledim, nihayet randevu alabildim. Odasından içeri girdiğimde Carter, odasında elleri arkasında, ayakta ve camdan dışarı bakıyordu… Selam verdim, dönüp bakmadı bile; anlaşılan azarlanacaktım, bana yüzünü bile dönmedi ve ben cesaretimi toplayarak daha önce ezberlediğim kısa metni konuşmaya başladım.
“Sayın Carter, malumunuz uyguladığınız ambargo ekonomik olarak bizleri son derece zor durumda bıraktı, bunun kaldırılmasını istirham ediyoruz” diye sıraladım.
Carter hiç oralı değil ve ben son derece tedirginim; o sırada Carter’ın masasının üzerinde duran 10 kadar telefonun, kırmızı renkli olanı çaldı. Telefonun kırmızı renkli olması bana önemli bir hat olduğunu hatırlattı.
Carter telefonu aldı, ahizeyi kulağına götürdü birkaç saniye sonra yüzünde hayret ve endişe ifadeleri yer almıştı. Telefonu kapadı ve bana doğru dönerek ve gülümseyerek;
‘Sayın Çağlayangil, böyle önemli bir konu ayaküstü konuşulmaz, isterseniz bunu akşam yemeğinde görüşelim’ deyince şaşırdım.
Ben hemen anladım ki; Türkiye’de bizim lehimizde ve bunların aleyhinde bir durum yaşanmıştı.
Carter’a; “Ne oldu sayın Carter, demin hiç yüz vermiyordun, beni adam yerine bile koymuyordun, şimdi de akşam yemeğine davet ediyorsun?..” anlamında bakınca, Carter dedi ki; “Sizin geçimsiz ortağınız Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve arkadaşları Bakanlar Kuruluna baskı yaparak, ABD’nin Türkiye’deki tüm üslerine el koydular!”
…
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..