Anasayfa » 4 Kitaba Göre Atatürk'ün ve AKP'nin Yaptıkları

4 Kitaba Göre Atatürk'ün ve AKP'nin Yaptıkları

Yazar: yonetici
0 Yorum 180 Görüntüleyen

“Efendim insaf et, görmüyor musun bunların eşleri türbanlı, göğüsleri
imanlı…”

E Atatürk’ün de eşi Latife Hanım Türbanlıydı!

“Tamam da Atatürk namaz kılmazdı, içki masasından kalkmazdı…”

Öyle mi, şimdi getirin başta Kur’an, 4 kitabı ve 40 müçtehit
imamı soralım:

1- Allah ile kendi arasındaki mesele olan ve şahsi bir ibadet sayılan
namaz kılmamak mı daha büyük günahtı? Yoksa bir yandan namaz kılıp, öte
taraftan Haçlı Emperyalist Avrupa Birliğine katılmak ve Türkiye’yi AB’nin
eyaleti yapmak için çırpınmak mı? Avrupa’nın fiilen bir parçası olacaksak,
Çanakkale ve Kurtuluş Savaşını niye yapmıştık?

2- Soralım: İçki içmek mi daha büyük günahtır, yoksa PKK’ya meşruiyet ve
siyasi resmiyet kazandırıp ülkemizin parçalanmasına taşeronluk yapmak mı?

3- Soralım: İngiliz’i, Fransız’ı, İtalyan’ı, Yunan’ı velhasıl Yahudi’si
Hıristiyan’ı, Mustafa Kemal’e kurşun sıkarken şimdi bunlara niçin madalya
takıyorlardı?

4- Atatürk Mason Locasını kapatırken bunlar baş Masonların ayağına gidip
elini niye öpüyorlardı ve bunun 4 kitaba ve 40 mezhep imamına göre hükmü ne
olacaktı?

5- Atatürk bağımsızlık benim karakterimdir derken, şimdi nice mübarek ve
muhterem efendiler Amerika’nın koltuğu altına nasıl ve niçin sığınıyorlardı?

6- Atatürk Libya’yı Batı istilasından ve gâvur talanından kurtarmak için
gidip canı ve rahatı pahasına savaşırken, şimdi bunlar aynı Haçlı-Siyonist
NATO’ya taşeronluk yapıp aylardır Libya’yı bombalıyorlardı.

Şimdi sormak gerekmez mi, eğer Atatürk bazılarının iddia ve iftira
ettikleri gibi Deccal ve hain ise, ya bunlar hangi şeytani sıfata layıktı?

Çorapçı Hacı Efendi: Yahudi’nin madalyalı yamağı “EVLİYA” ise, ben de
“ENBİYA”yım!

   Küçük el tezgahında
pamuk ipliğinden ve merserizeden çorap örüp sattığı için kendisine “ÇORAPÇI
BABA” dediğimiz dobra ve sağlam karakterli, ibadet ve istikamet ehli bir
amcamız bize aktarmıştı:

Bir seçim ortamında, o dönemde sağcı, Nurcu ve Süleymancı
diye reklam edilen şimdilerde Ulusalcı geçinen meşhur bir siyasi figüranın
milletvekili adayları, bizim de hazır bulunduğumuz kalabalık bir sohbet
sırasında Şeyh Mazhar Efendiyi ziyaret için uğramışlardı. Ellerindeki iri
hediye paketlerini yere koyup, hangi partiye oy istediklerini ve güya dindarlık
yönlerini belli etmek üzere Şeyh Efendiye sormuşlardı:

   “Acaba bizim mübarek ve muhterem
genel başkanımız ve Başbakanımızla, maneviyat aleminde, hiç buluşmanız var
mıydı?!”

   Bunun üzerine
gözünü yumup boynunu eğen Şeyh Efendi bir müddet sessiz durduktan sonra başını
kaldırıp:

   “Evet, o zatla, âlemi manada
birkaç defa evliya sıfatıyla görüşüp tanışmıştık. Ona siyaset dairesinde, bana
ise tarikat hizmetinde görevlendirme yapıldı”
yanıtını verince, ben bu sahtekârlık senaryolarına daha fazla dayanamayıp
ayağa kalktım ve oradaki cemaate:

   “Beyler, şimdi size önemli bir
sırrı açıklıyorum, haberiniz olsun o kişi “evliya” ise ben de “Enbiya”yım (yani
peygamberim)”
deyince herkes şaşırmış ve “Bu adam ya
aklını kaçırdı veya Şeytana kapılıp dinden çıktı” kanaatiyle beni susturup
oturtmaya kalkışınca, şu açıklamayı yapmıştım:

   Yahu, sizler beni tanıyorsunuz.
Öksüz ve yetim büyüdüğüm halde on yaşından beri namazımı kıldığımı, rızkımı
helalinden çalışıp kazandığımı, kıt kanaat birikimlerimle çok şükür Haccımı
yaptığımı ve mümkün mertebe günahlardan ve haramlardan sakınıp hayır işlere
çabaladığımı biliyorsunuz. Şimdi izan ve insafla düşünüp söyleyin: Eğer
Başbakan olacak Amerika’nın kâhyası, Masonların yamağı ve şeriat düşmanı olduğu
halde din istismarcılığıyla oy avcılığı yapan o adam EVLİYA ise, bana -hâşâ-   ENBİYALIK bile az sayılmaz mı? Siz böylesi
safsatalara ve uydurma reklamlara nasıl inanırsınız? Allah affetsin, benim
maksadım, bu şok iddialarla sizleri uyandırmak ve aklınızı başınıza
toplamaktı!..”

   Ahirette kimin evliya, kimin
eşkıya olduğuna sadece Allah karar verecektir. Burada Hindistan ve Nepal’daki
gibi milyarlarca insanın ineğe ve maymuna tapınması, bu hayvanları değil tanrı,
insan seviyesine bile eriştiremeyecektir. Yani insanların birilerini veli,
birilerini deli bilmeleri O’nun Allah katındaki değerini değiştirmeyecektir.

   Elazığ ulemasından İmam Efendinin:“Ahiret, hayret âlemidir. Herkesin gerçek yüzü ve değeri ortaya çıktığında,
mahşer halkı şaşkınlığa düşecektir” sözleri çarpıcı bir gerçeğin ifadesidir.

   İktidardakiler sık sık “Efendim,
bize güvenip inanın, aleyhimizdeki propagandalara kanmayın” demektedir.

   Şimdi, Türkiye’miz dâhil 27 İslam ülkesinin resmen olmasa da fiilen
parçalanıp, Dinimizi de laytlaştırıp Büyük İsrail’e ve ABD’nin dünya
hâkimiyetine hazırlık planı olan BOP’un kâhyalığını yaptığınızı 35 yerde itiraf
ettiğinizi; gazete haberleri ve görüntü CD’leriyle ispatlayıp mahkemeye
verdiğimiz, böylesine yabancı ve yıkıcı bir projede eşbaşkanlık yaparken, hadi
bazen doğru söyleseniz bile size nasıl inanacağız?

   Şaibeli imajla ve şüpheli ortamda, doğrular da söylense
yanlış anlaşılır!

   Gardıropta tren bekleyen mobilya
ustası!

   Bizim Elazığ’da
yaşanan şöyle trajikomik bir olay anlatılır:

Oturdukları mahalledeki tanıdık mobilyacıya bir elbise
dolabı yaptıran evin hamını ustalara telefon açarak:

   Herhalde vidalarının iyice
sıkılmadığını veya montesinin eğri yapıldığını, çünkü dolabın sürekli sallanıp
gıcırtılı sesler çıkardığını”
söyleyip bunların
düzeltilmesini hatırlatmış, ama yapılan bütün kontrollere rağmen sorun
aşılamamıştır. Artık şikâyetlerden usanan usta, bu sefer çırakları yerine,
bizzat kendisi ilgili yere giderken, evin tam önünden demiryolu geçtiğini
görüp, “acaba tren gelip giderken meydana gelen sarsıntı yüzünden mi elbise
dolabı sallanıp gıcırdamaktadır?” düşüncesiyle ev hanımına:

  “Şimdi ben dolabın içine girip
kapısını örteceğim ve biraz sonra tren geçerken, o yüzden mi sarsıldığını
kontrol edeceğim”
diyerek gardıroba saklanmıştır.

    İşte tam o sırada, acil bir yolculuk
nedeniyle, aniden eve gelen evin beyi, elbise değiştirmek üzere yatak odasına
girip dolabın kapısını açtığında içindeki mobilyacıyla karşılaşmış, zaten
olaydan haberi olduğu için hiç şaşırmamış, ama şaka yollu çok kızmış numarası
yapınca, mobilya ustası, baskına uğramış bir şaşkın telaşıyla:

   “Vallahi ağabeyim, her ne desen
haklısın.. Çünkü ben bu dolapta tren beklediğimi söylesem de bana
inanmayacaksın!”
diye korkudan titremeye başlamış, ama
kalender yapılı ve olayın aslını bilen ev sahibi:

   “Ulan bari “yenge hanımla göz
yummacılık (Elazığ’da saklambaca böyle denir) oynuyorduk” desen daha uygun bir
mazeret olurdu!” diyerek gülmeye başlamış ve ustayı yatıştırmıştır.

   Cenaze istismarı!

   Doksanına yaklaşmış anne vefat ediyor. Allah kendilerine ve hepimizin
geçmişlerine rahmet eylesin! Yalaka medya öyle bir duygu istismarına başlıyor
ki haftalarca:

Yok, Sn. Erdoğan şöyle karalar bağladı.

Yok, Başbakan şöyle ağladı, gözyaşları şuralarından aktı…

Yok, her gün Karacaahmet’e uğradı.

Yok, hayatının en büyük acısını yaşadı.

İyi de bunların desteği ve duası nedeniyle Irak’ta gencecik
yaşta katledilen insanlar ve ırzına geçilen anaların hesabını kim soracaktı?

Hem Atatürkçülük hem Masonluk sahtekârlıktır!

   Ergenekon’un
İslamcı kanadı diye yandaş medyada günlerce karalama ve gerçekleri karartma
operasyonu dolayısıyla tutuklanıp Konya’ya götürüldük. Çevresindekilerin
“Müdürüm” deyip saygı göstermelerinden yetkili olduğunu sezdiğimiz birisi bana:

   “Kime güvenip de, Başbakanı, AKP
iktidarını ve hatta Cumhurbaşkanını böylesine tenkit ediyorsunuz?”
diye sorduğunda onlara Allah’ı kastederek şu yanıtı vermiştik:

   “Sizin Fetullah Hocanızın ve
iktidarınızın güvenip sığındığı Amerika’nızdan çok daha güçlü bir arkamız var!”
deyince adam bayağı afallamıştı.

   Orada bize: “Hiç inkâra kalkışmayın, elimizde sizin
Ergenekon tutuklularıyla önemli ve gizli bir toplantıya katıldığınızı
belgeleyen MİT’in video çekimleri var!”dediklerinde:

   “Öyleyse artık başka ifade
vermiyoruz, MİT’in o çekimleri bizim savunma belgemizidir.”
yanıtını vermiştik.

   Çünkü bahsedilen o
toplantıya, şimdi Türkiye dışında bir üniversitede rektörlük yapan –başı
ağrımasın ve haksız hücuma uğramasın diye ismini vermiyorum-  çok vicdanlı ve milli duyarlı solcu bir
profesörümüzün:

   “Hocam, bağımsızlığına
kavuşan Türki Cumhuriyetlerin samimi heyecanını ve ihtiyacını istismar eden,
Vahhabi ve Taliban kafalı dini yayınların ve oyunların tuzağına düşmemeleri
için, oralardaki Milli Eğitim müfredatına koyulmak üzere yetkililerce bizden
istenen gerçekten ilmi, İslami ve insani bir özet program hazırlama hususunda
size güveniyoruz, bize bir doküman hazırlayıp yardımcı olur musunuz?” teklifine
severek evet demiştik.

Milli Çözüm’e Ergenekon yaftası

   Milli Çözüm ekibiyle birlikte tarihi Pera Palas Otelinin konferans
salonuna, biraz da gecikerek girdiğimizde, Prof. Kemal Alemdaroğlu divan
başkanı, Prof. H.B. divan üyesi seçilip toplantı başlamıştı ve Rauf Denktaş ise
onur konuğu olarak konuşmasını yapmaktaydı. Sn. Denktaş bizim dinlediğimiz
konuşma kısmının tamamını başörtüsüne ayırmış: “Kur’an’da başörtüsü emri bulunmadığından, Türbanın bir İslami ve
siyasi simge olarak takıldığından, böyle giderse gericilerin önünün
alınmayacağından ve AKP’nin bu nedenle Cumhuriyet için en büyük tehdit
sayıldığından”
dem vurması bizleri şaşırtmıştı. Çünkü yukarıda bahsettiğim,
Türki Cumhuriyetlere kültürel yardım konusunun tartışılması için çağrılmıştık.

  Ardından Kemal Alemdaroğlu da sözü
alıp yine “Başörtüsünün tehlikelerinden ve en keskin tedbirlerle önlemesi
gerektiğinden”
bahsedince artık dayanamayıp, söz hakkı
istemek için el kaldırmıştık. Ancak, Alemdaroğlu’nun kasıtlı olarak bizi
görmezden geldiğini fark eden Prof. H.B.’ın “Ahmet Akgül Hocamızın
söyleyecekleri var!” uyarısı üzerine söz verince kürsüye çıkmıştık.

   Önce Sn. Rauf
Denktaş’ın, “bu yaklaşımını kendisine yakıştıramadığımızı, Din konusunda uzman
olmayan kişilerin böyle fetvalar vermesinin yanlışlığını, AKP’nin maddi ve
manevi tahribatlarını ve din istismarını anlatmak yerine başörtüsüne
sataşmanın, dindar halkımızı AKP’nin tuzağına kaydırdığını; ve nihayet yıllarca
Kuzey Kıbrıs’ta yetkili ve etkili makamlarda bulunmasına rağmen, manevi eğitime
gereken önemi ve desteği vermediği için, yetişen nesillerin nasıl yozlaşıp
Türkiye’ye karşı Avrupa hayranlıklarını en iyi Sn. Denktaş’ın bilip başörtüsü
konusunda daha duyarlı ve tutarlı davranmasının beklendiğini” anlattık.

   Rektörlerden,
profesörlerden, emekli generallerden, meşhur gazetecilerden ve önemli
siyasilerden oluşan seçkin davetliler arasında bize karşı homurdanmalar
başladı. Yaşar Nuri Öztürk’ün Partisinin Bursa İl Başkanı ayağa kalkıp sataştı.

Bu sırada Prof Kemal Alemdaroğlu da “Başörtüsünün siyasi amacından ve AKP’nin şeriat hazırlığından” tekrar
bahsedince herkesin huzurunda kendisine:

   “Sn. Alemdaroğlu, siz şu anda
İstanbul Rotary Kulüpler Genel Başkanısınız. Sizden önceki aynı Rotary Kulüp
Başkanı ise, AKP İstanbul kurucu üyelerinden filan şahıstı. Rotary Kulüpleri
Küresel Siyonizm’in ülkelerdeki karakolları olan Mason Localarının ortaokulu,
Lions’lar ise Masonluğun lisesi konumundaydı. Şimdi o şeriatçı diye
sataştığınız AKP’nin de en önemli adamları masonlardı, sizin gibiler de
Masonların Rotary çırağıydı. Mason Localarında birlikte olduğunuz AKP ile İslam
Dini ve başörtüsü üzerinden yürütülen bu kayıkçı kavgasının dindar kesimlerde
AKP’ye mazeret ve meşruiyet kazandırdığını anlamamanız imkânsızdır. Üstelik
Mason Localarını “Kökü dışarıda fesat ocakları” olduğu gerekçesiyle 1935’te
bizzat Atatürk kapatmıştır. Şimdi hem Atatürkçü hem de Mason olmanız kafa karıştırıcıdır
ve samimiyetten uzaktır?”
deyince, davetliler de şaşırmıştı.

   Bu açıklamalarımızı
yapıp kürsüden indikten sonra, bir emekli Paşamız gibi bazıları bizi tebrik
edip arka çıkmış, bir kısım insanlar da bizi bu toplantılara fesat çıkarmak
için katılmakla suçlamış, hatta fiili saldırıya yeltenenler çıkmıştı.

  Ve tabi bizzat MİT görevlilerinin tespit ettiği bu
konuşmaları izleyen bir savcının bizleri derhal serbest bırakması ve
takipsizlik kararı alması doğaldı.

  Özetle; Milli birlik ve
dirliğe, asgari müştereklerde ve temel ülke meselelerinde dayanışma içine
girmeye her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz bir süreç yaşanmaktadır.

  “Ermenilerin ve destekçilerinin
soykırım iddialarına karşı tarihi gerçeklerin ve milli haysiyetimizin
korunması”, “Kıbrıs davamıza sahip çıkılması ve AB hayaliyle Rumlara
bırakılmaması”, “Üniter yapımızın bozulması ve Türkiye’nin parçalanması
girişimlerine karşı halkımızın uyarılması” gibi milli konularda yapılacak her
türlü yararlı ve duyarlı toplantıya bugün de katılırız ve bunları
tertipleyenlerin solcu, sağcı, İslamcı veya ulusalcı olduğuna bakmayız. Ve tabi
doğru bildiklerimizi her fırsatta ve her platformda haykırmaktan da geri
durmayız. Velhasıl, yularları Siyonist ve emperyalist odaklara ve içimizdeki
ajanları olan Masonlara bağlı bulunan, solcu da olsa, sağcı da olsa, ulusalcı
da takılsa, İslamcı da takılsa, bunların horoz kavgalarına aldanamayız.













BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi