Anasayfa » KIBRIS BELGESELİ

KIBRIS BELGESELİ

Yazar: yonetici
0 Yorum 165 Görüntüleyen

KIBRIS BELGESELİ

KIBRIS BARIŞ HAREKATININ SAKLANAN GERÇEKLERİ

Mehmet Ali Birand`ın Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile Ağustos 1990`da Yaptığı Kıbrıs Konulu Röportaj.

Harekat Kararı Nasıl Verildi

Mehmet Ali Birand: Kıbrıs Harekatı Türkiye`nin en önemli o-laylarından biri . Kıbrıs Harekatı bütün Cumhuriyet, tarihinde ilk defa Türk ordusunun kendi sınırlarının dışına çıktığı bir olay . Ka­rarın alınma aşamasını biliyoruz. Kararın buraya nasıl geldiğini bi­liyoruz. Fakat en Önemlisi eğer yanılmıyorsam sizin koalisyon or­tağı olarak Başbakan Ecevit Londra`ya giderken havaa/amnda as­ker/er/e yaptığınız bir konuşmadır. Ve sizin deyişinizle ilk “yeşil ışığın” yakılmasıdır. Nasıl oldu bu konuşma?

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Evet kısaca açıklayayım. Biz sayın Başbakan`ı Hasan Esat Işık ve Oğuzhan Asiltürk Bey ile birlik­te havaalanından Londra`ya uğurladık. Bu uğurlama merasiminde kuvvet komutanları , Genelkurmay Başkanı da beraberinde bulun­maktaydılar. Kendileri ile bir durum müzakeresi yapmak üzere hemen bir odaya çekildik. Bizim o zamanki Devlet Bakanımız Sayın Süleyman Arif Emre Bey de dışarıda bekliyordu. Kuvvet komutan­ları ile “Şimdi Ecevit İngiltere`ye gidiyor, durum nedir?” diye aramızda müzakere ettik . Onlar da “Siz şimdi Başbakan vekili­siniz. Bizim şu anda dahi önemli bazı hususlarda nasıl hareket edeceğimizin bize bildirilmesine ihtiyacımız vardır” dediler. Bunun üzerine vaziyeti karşılıklı müzakere ettik. Şimdi tabii o es­nada çok önemli bir konu zaman faktörünü çok iyi kullanmaktı. Samson , Âda`da ihtilal yapmış ama herkes onu hemen kabul et­memiş, Makarios taraftarları ile Samson arasında çeşitli yerlerde silahlı mücadele oluyor. İşte biz bu kargaşadan yararlanmaya ö-nem veriyorduk. Onun için bir an evvel çıkartmanın yapılmasını istiyorduk. Kuvvet komutanları da aynı arzu içerisindeydiler. Onlar da bunu takdir ediyorlardı. Ve böyle olmalıdır diyorlardı. Ancak dediler, “Bunun böyle olması için bize şimdi emir verilmesi la­zım” . Şu manada. Bakınız bizim askerimiz , ordumuz bu Kıbrıs olayları tarihinde bugüne kadar iki defa bir nevi düş kırıklığına uğramıştır. Bunlardan bir tanesi İnönü zamanında yükleyin dendi, yükledik . Sonra arkasından Johnson`un mektubu üzeri­ne hayır, geri dönün dediler. Biz götürdük askeri İskenderun`a çıkarttık. Ve böylece bir manevra görüntüsüne büründü yaptı­ğımız iş. Demirel zamanında da “yükleyin dendi, yükledik” . Tekrar bizim topraklarımıza çıkardık. Şimdi bu aynı ordudur. Bugün bu ordunun içerisinde siz bize yükleyin ve yola çıkın derseniz ve ondan sonra da yoldan geriye çevirirseniz, ondan sonra biz artık bu askeri hiçbir zaman hakiki harekatın yapıla­cağını inandıramayız. Bunun önemini dikkate alarak “Ne yapaca­ğız?” söyleyin dediler?” O an kendilerine şu suali sordum: “Şimdi şu anda farz edin ki biz hükümet olarak bu emri size verdik. En erken ne zaman Girne`ye çıkartma yapacaksınız?” Dediler ki “Bizim birtakım birliklerimiz ta İskenderun`da Niğde`de. (Komando birliği ve saire..) Bunları oralara getirip bu gemilerin hepsini yüklemek bütün her türlü silahlarla beraber. Ondan sonra da oradan hareket edip Ada`ya gitmek bütün bunların hepsi en erken Cumartesi günü sabahleyin olabilir. Eğer şimdi bu emir bize kesin olarak verilirse….”

 

M. Ali Birand: O ana kadar o emir kesin olarak verilmemiş miydi?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Hayır verilmemişti. Çünkü E-cevit İngiltere`ye gidecek. İngilizlerin ne diyeceği belli değil. Ece-vit hiçbir zaman kesin emir vermedi. Biz Milli Güvenlik Kurulu`nda konuyu konuştuk. Konuştuğumuz zaman zaten Afyon`a giderken Ecevit`e “Olay çok önemlidir, gitmeyin” dedik. Ondan sonra da biz MSP olarak Ecevit Afyon`da iken kendi Genel İdare Kurulu toplan­tımızı yaptık. Mutlaka müdahale etmek lazımdır noktasına geldik biz MSP olarak. Onun için Milli Güvenlik Kurulu`nda da MSP kanadı olarak biz hep bir an evvel müdahale edilmelidir diyorduk. Halk Partisi`nin önemli bir kısmı bu macera olur, sakın ha böyle bir şey yapılmasın, edilmesin dediği için bir oyalama oluyordu. Ve biz ne Bakanlar Kurulu olarak ne Milli Güvenlik Konseyi olarak kesin bir karar vermiş değildik. Bununla beraber olayın gecikmemesi gerek­tiği için işte orada bendeniz, “Yükleyin ve bu harekatı başlatın” dedim. Neyi düşünerek söyledim? Şunu düşünerek söyledim: “Ece­vit gelecek Perşembe günü akşamı geldiği zaman şayet çünkü ge­miler , bu hazırlıklar yapılacak , yüklenecek ancak harekat Cuma sabahı olabilecek. Şayet bir aksilik olursa yani ille de hayır yapıl­masın , edilmesin derlerse bu takdirde gemileri hareket ettirmek veya harekatı tekrar bizim kıyılarımıza çıkartmak gibi yani eski hükümetlerin yaptığının bir tekrarına dönüşür bu iş diye düşündü­ğüm için yapın bunu dedim. Ve diğer bir ihtimal de tabii Ecevit gitmeden önce İngiliz bölgesine çıkartalım gerekirse diye düşünce­leri vardı konuşmalar esnasında. Bir ihtimal olarak da onu gözetiyordum. Askerlerin bir an evvel harekatı başlatmak için istedikleri hükümet adına söz, bir nevi orada kendilerine söylenmiş oldu bu ihtiyatlar hesaba katılmak suretiyle.

 

M. Ali Birand:Siı Bülent Ecevit`în İngiltere`ye gitmesini ten­sip etmiş miydiniz?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Efendim biz başlangıçta tensip etmiyorduk. Biz Bülent Ecevit`in Londra`ya gitme teklifine muhatap olduğumuz anda bunun lüzumsuz bir şey olduğu kanaa­tindeydik. Çünkü zaman çok mühimdi. Bize zaman kaybettirecek, oyalanacaktık, bu bir. İkincisi İngilizler ile yapılacak harekat bu adanın dolaylı yoldan yine Yunanlılar`a verilmesi demektir. Biz bunları biliyoruz. Biz garantör devlet miyiz ? Biz vazifemizi yapa­lım. Biz bunun üzerinde durmuşuzdur. Biz böyle dururken onlar tereddütte oldukları için konu Milli Güvenlik Konseyi`ne geldi. Yani önce gidilsin denildi. En kısa zamanda . Bir iki gün gecikebiliriz de. Buna razı olun dediler. Biz onun üzerine razı olduk.

 

CHP`de Tereddüt

 

M. Ali Birand: Yani MSP`nin bu çıkarmadaki tutumu ne i-di?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Bu çıkarma için daha ilk günden itibaren yıllardan beri birikim içindeyiz. Şu kargaşalık es­nasında gidip Ada`ya huzuru getirmek lazımdı. Ecevit`i Afyon`a uğurladıktan sonra yaptığımız Genel İdare Kurulu toplantımızda kesinlikle bir kanaate vardık, bu kararı aldık biz. Bir an evvel bu müdahale yapılmalıdır. Bir nevi bendeniz tam yetki ile partimiz adına bir an evvel bu harekatı yaptırmanın gayreti içindeyim arka­daşlarımla beraber.

 

M. Ali Birand: Halk Partisi`nde tereddüt var mıydı? Yani abinede tereddüt var mıydı?

 

ler hareket etmeden bir dua yapsın dedik. O zaman Devlet Bakam Arif Emre Bey Diyanet İşleri Başkam`nı buldu. Mersin`e gidip bu duayı yaptırdı. Diyanet İşleri Başkanı gemiler sahilden ayrılmadan Önce gitmiş orada dua yapmıştır.

 

M, Ali Birand: Liderler toplantısında kim ne dedi?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Tabii bu çok önemli bir ko­nudur. Şu kadarını açıklayayım ki Liderler toplantısında biz hiçbir lidere – evet böyle bir şey yapılmasını arzu ediyordu önemli bir kısmı ama – bizim istediğimiz kararlılıkta görmedik. Hepsi tered­dütler izhar ediyordu. Belki ismini açıklamak doğru olmaz ama Baykal Bey de müzakerede beraberdi.

 

M. Ali Birand: Ana Muhalefet Lideri ne dedi mesela?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Efendim şimdi tabi macera olur diyorlar şimdi bunlar. Onların şeyi bu. Bir tanesi de Ameri­ka`dan yazılı muvafakat almadan bu harekata kalkışmayın diyecek kadar tekliflerde bulunmuştur. Bunları yaşadık. Biz içimizden za­ten ki bendeniz harekatı başlatmış idim. Demin söylediğim şekil­de. O hüsnü niyetle dinliyorduk bunları. Onların bu konuşmaların­da biz konuşmalarda yetkimiz olduğunu teyit etmekti asıl kastımız buydu. Bir de hakikaten teklifleri nedir görelim ve bunları böyle bir harekata hazırlayalım. Biz hep iyi ama nasıl olur müdahale et­mek gerekmez mi? Bunları hep müdahaleye çekmeye çalışıyorduk. Onlar da hep tereddüt gösteriyorlardı. Bize ihtiyatlı olun sakın haa diye tavsiyelerde bulunuyorlardı.

 

M. Ali Birand: Harekat başladı, ateşkesi nasıl karşüadı-mz?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Şimdi tabii efendim bu o-lavın çok önemli kısmı da budur. Harekatın başladığı ve o gün daha hemen akşamleyin ŞİŞKO harekat başlarken hemen hemen doğru havaalanına koşup Atina`ya gitmişti. Orada bir muhatap bulama-

 

mış akşamüzeri tekrar dönmüş gelmişti. Dönünce tabii Ecevit ile görüşmüş o gün de Birleşmiş Milletler karar almış saat:5`te ateş­kes diye . Şimdi ŞİŞKO da o karara dayanarak ve Amerikan emirle­rini bildirerek bir ara da “Ateşi kesin, olduğunuz yerde durun, daha ileriye gitmeyin” diyerek Ecevit`i sıkıştırmış. Biz orada yok­tuk onlar konuştuklarında ama Ecevit bunun üzerine Bakanlar Ku-rulu`nu topladı. Biz geldik Birleşmiş Milletler`in bu kararı üzerine asıl o zaman biz ateşkesi başlattık ateş püskürttük. Asıl o zaman biz başlattık ateşi Bakanlar Kurulu`nun içinde. Nasıl olur? Biz daha Ada`da yerleşmiş değiliz?

 

Gelen haberler o kadar tereddütlü ki. Ve o gece Yunan a-layının bir mukabil taarruza geçtiği haberi geldi bize. Acaba topyekün denize mi dökülüyoruz diye tereddüt geçirdik. Bize ge­len haberlere göre bu şartlar altında yani Ada`ya kesin olarak yer­leşmemiz belli olmayan bir noktada ateşkesin sizi denize döksün­ler demek mümkün müdür? Hararetle katiyen biz bir karar aldık. Ne o kararımız. Önce G-5 hattına kadar geleceğiz. Yani büyük bir harekat ilk önce yapılacak sonra ikinci kısım devam edecek idi. Şu anda biz G-5 hattına geleceğiz diye karar almadık mı? Bu karar daha önce niçin alındı? Şimdi bu gün gelmişsiniz -beş gün bu hare­kat devam edecek – ateşkes: “Efendim Birleşmiş Milletler karar aldı” … Birleşmiş Milletler`in aldığı hangi karara bu İsrail bugü­ne kadar uydu. Yani karar alınıyor biz uyacağız başkası uyma­yacak. Böylesine Önemli bir hayati meselede bu kararlar gözetilmez. Mutlaka yerine gelecek , dedik ve Ecevit`i ikna et­tik. Ecevit hatta MSP kanadına “Teşekkür ederim. Bizi bir ya­nılgıdan kurtardılar” dediler ve yanılmıyorsam kısa bir müddet Önce, bir gazetedeki açıklamalarında bu olayı tekrar ettiler.

 

Fakat ateşkes işi bununla bitmedi. Sabahleyin tekrar Ba­kanlar Kurulu toplandı bu haberler üzerine. Sabahki Bakanlar Kurulu`nda Halk Partili Bakanların bir kısmı susuyor fakat diğer bir kısmı görseniz bizim üzerimize nasıl geliyorlar.. Diyorlar ki ; “Gör­dünüz mü bakın şimdi. Taşucu`ndaki telsizimiz çalışmıyor. Eee işte şimdi gördünüz mü ; füzeler tükeniyor”. Kendilerine dedik ki “Si­zin verdiğiniz bilgilere inanmıyoruz. Askerin durumunu bizzat as­kerlerimizden dinleyelim.” Bunun üzerine Necdet Uruğ Paşa, Plan Prensipler Dairesi Başkam`ydı o zaman. Diğer bir general ile bera­ber Bakanlar Kurulu`na geldiler. Bakanlar Kurulu`nda: Durum ne­dir? Yani büyük bir harekat yapılmış, bize malumat verdiler. Biz buradayız, onlar burada, sonra kendilerine sualler sorduk. Dedik ki: Arkadaşlarımız Şevket Kazan Bey diğer Halk Partili bakanlara söylediği sözleri bir şey söyledi. “Dedi ki: Taşucu`ndaki telsizimiz bozulmuş doğru mu?”.   “Hayır kim söyledi bunu?” Peki dedik: “Fü­zelerimiz tükeniyormuş doğru mu?”. ” Bunun gibi 5 tane harekatı yapacak füzemiz var.” dendi. Bu esnada ismini açıklamayı uygun görmediğim bir bakan, “Askerlere politik sual soruyorsunuz ? Ben bu toplantıda bulunamam.” dedi. Biraz önce bu haberleri getiren bakan arkadaşımız içeride oturamadı, dışarıya çıktı. Fakat bu hiç bir şeyi değiştirmedi.

 

Müzakere devam etti ve bu müzakerenin sonunda bende­niz sadece bu ateşkes için değil, bilahare mutlaka harekat sonuna kadar gitmesi lazım gelmesini istediğim ve inandığım için o müza­kerede en son askerlere şu suali sordum: Dedim ki; “Şu bulundu­ğunuz yerde veya G-5`te bizim kendimizi savunmamız mümkün mü?” O zaman askerlerin verdiği cevap şu oldu: “Biz oraya götür­düğümüz birlikleri yerleştirmek isteseydik bu bahçe kadarlık yere zaten yerleştirenleyiz. Burada durmak mümkün değildir. Kaldı ki bir muhaberedeyiz. Böyle yoğun bir yerleşme halinde yoğun bir bombardımana maruz kalacak olursak çok büyük zayiat veririz. As­keri bakımdan buralarda durmak hiç mümkün değil.”. “Peki te­şekkür ederiz.” dedik. Ondan sonra bizim işimiz kolaylaştı ve o gün ikinci defa Pazar sabahı ateşkesi önledik. Ve Ecevit gitti

 

SİSKO`ya “Hedeflere ulaşıncaya kadar yapılacak bir şey yoktur.” dedi. Ancak iş gene de bitmedi.

 

İkinci günün akşamı yine Pazarı Pazartesi`ye bağlayan akşam tekrar ateşkes için geldiler. Geldikleri zaman dediler ki: “Efendim bütün dünyayı karşımıza alıyoruz . Şöyle oluyor, böyle oluyor.”. “Biz askerin durumuna bakarız.” dedik. Bizim kendi ordumuzun durumuna savunabilecek bir yere geldi mi buna bakarız. “Efendim ben askerlerle konuştum böyle bir durum olduğunu söylüyorlar.” dedi. “O halde müsaade ederseniz ben de bir konuşayım,” dedim. Bakanlar Kurulu`ndaki arkadaşlar beklerken çıktım Genel Kurmay Başkanlığı`na gittim. Rahmetli Sancar orada harekatı takip ediyor­du. Kendisinden malumat rica ettim. Kendisi o malumat esnasında dedi ki , “Biz G-5 hedeflerine vaktinden önce ulaşırız. Sizden ri­cam şudur: Ateşkesi yarın saat 5`ten önce ilan etmeyin. Çünkü bi­zim 5`te askeri bakımdan G-5 hattını tutmuş olacağız. Zaten hare­katın birinci kısmı buydu. Ondan sonrada ikinci kısmını yapacağız.” Kendine dedim ki , “Bakın sizin uzmanlarınız , generalleriniz geldi­ler, bize burada tutunamayız ilanihaye” dedi. Yeşil hatta kadar geleceğiz. Genel Kurmay Başkam`na durumun ne kadar kötü ve önemli ve kritik olduğunu izah ettim. Dedim ki; “Bakınız biz ateş­kes karan alabiliriz MSP kanadı olarak. Bu kararın alınmasına gü­cümüz yetiyor. Ama tekrar ikinci harekatın başlatılması için emir vermeye tek başımıza gücümüz yetmiyor. Onun için ben sizden as­ker olarak bir söz istiyorum. Ne yapıp ne edip ikinci harekatı de­vam ettireceksiniz.”. “Burada tutunmanız zaten mümkün değil. Size asker sözü veriyorum.” dedi. Ve eliyle çizmiş olduğu haritayı da hatıra olarak aldım, Bakanlar Kurulu`na geldim. Bakanlar Kuru­lu`nda arkadaşlara izahat verdim. Bakınız Genel Kurmay Başkanı­mız dedi ki , “Burada tutunmak mümkün değil. Daha önce düşü­nülmüş olan yeşil hatta kadar gidilmesi şarttır. Biz G-5 hudutlarına çok yaklaştık. Buralara geliyoruz. Yarın saat 5`te ateş kesilecek olursa o takdirde G-5 le ilgili planladığımız bölge tamamen kontro­lümüz altına girecektir.”. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, biz MSP kanadı olarak bu şartlarla ateşkese evet diyoruz. Şartımız şudur: Ateşkes yarın saat 5`te ilan edilecek . Biz Genel Kurmay Başka-m`ndan bilhassa rica ettik. Hem orada durduğu zaman askerlerin harekatı gevşemesin, hem de yanlış bir yerde kalma mecburiye­tinde kalmayalım. Ve arkadan ikinci harekat da en kısa bir süre i-çerisinde başlatılacak. Bu şartlarla ateşkese şimdilik evet diyoruz, dedik.

 

Ancak çok önemli bir noktayı açıklamak mecburiyetindeyim. Sayın Ecevit bilhassa gazetecilikten gelme alışkanlığıyla olacak o gün saat 5`e kadar beklemedi saat 11:00` de ateşkesi açıkladığın­dan dolayı da çok büyük bir kayba uğradı. Çünkü sonradan yapılan tespitlere göre Lefkoşe`nin tümü bugün kontrolümüzde olacağın­dan dolayı sırf erken ateşkes ilan etme yüzünden Lefkoşe`nin bir kısmını kaybetmişizdir. Hava alanını tekrar savunmaya başladılar. Ve Lefkoşe`deki TRT`yi kontrolümüz altına alacaktık. Bunları ala­madık. Erken ilandan dolayı askerlerin söylediği tavsiyeye uyulma­dı. Halbuki Bakanlar Kurulu kararında bu şart alındı. Kıbrıs olayları da maalesef Bakanlar Kurulu`nda hükümet olarak alınan kararlara sonraki tatbikatta bazı konulara uyulmadığını üzülerek görmüşüz­dür.

 

M. Ali Birand: Beyefendi MSP`nin askeri harekat sırasında harekat ite i/gi/i olarak Kıbrıs`taki hedefleri veya p/anı neydi? As­keri harekat sizce nereye kadar gitmeliydi.?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Kıbrıs`taki bu harekattaki hedefimiz bütün Kıbrıs`ın tamamını kontrolümüz altına almak idi . Ancak burada şu açıklamayı yapmam lazım. Onun için bunun bir­kaç önemli sebebi vardır. Bunlardan bir tanesi biz garantör devlet olarak bu harekatı yapıyoruz. Burada bizim garantimiz Kıbrıs`ın tümü üzerindedir. Öyleyse Kıbrıs`ın tümü üzerinde can güvenliğini sağlamamız bizim vazifemiz. Bütününü aldığımız zaman Ada`nın savunması çok daha kolaydır, bugünküne nazaran. İkincisi Rum ta­rafında da bir çok kardeşimiz var. Orada köylerde katliamlar olu­yor. Biz adanın bir kısmını kontrolümüz altına alıp öbür kısmını kontrolümüz dışında bırakırsak burada katliamlar hatta intikam i-çin daha da şiddetle devam eder. Bundan başka bizim pazarlık marjımız olacak yani biz daha o harekatı yaparken hedefimiz ada­nın tamamına sahip olmak değil. Bizim kısmı ayıralım, huzur istiyoruz. Rumlar başka yerde yaşasın, biz başka yerde yaşayalım. Ancak bunu Rumlar`a kabul ettirmek için tamamında görevimizi yapalım sonra kabul ederseniz çekiliriz. Kabul etmezseniz çekil­meyiz diyelim.

 

Hiç şüphesiz. Tamamını alması ile yarısını alması arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü dış dünya Türkiye`ye zaten hiçbir nokta­da hiçbir sebepten dolayı insaf göstermiyor ki.

 

M. Ali Birand: Bütün politikanız da bu mu oldu?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Biz tabii harekatta bunun yapılmasını istedik. Fakat coğrafi taksimatı esas aldık. Bundan do­layıdır ki ikinci harekatı başlatmayı mutlaka şart görüyorduk. On­suz olamaz idi. Ve bin bir uğraşmalarla ikinci harekatı başlattık. Ve ikinci harekat durdurulurken de biz o hedeflere ulaşılmasını ıs­rarla istedik . “En azından Larnaka mutlaka alınmalıdır.” dedik. Sonradan öğreniyoruz ki Larnaka`yı almak üzere giden bizim Kuv­vet Komutam`na bizden gizli olarak “Hayır gitmeyin, geri dönün.” diye emir verilmiş kendisine. Bunu sonradan öğrendik. Hatta “Sa­yın Erbakan bizi Larnaka yoluıdan çevirmeseydiniz çok daha iyi olacaktı.” dedi. Ecevit de oradaydı. Ben de dedim ki; “Bak işte kendisi burada. Biz çevirmedik, o çevirmiş demek ki. Bunu da bu­rada tespit etmiş oluyoruz.” dedik.

 

M.    Ati    Birand:    Siz    Cenevre    Konferansından    ne bekliyordunuz?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Biz Cenevre Konferan-sı`ndan hiçbir şey beklemiyorduk. Aman bunlarla aramızda hiçbir anlaşma olmasın diye gece gündüz uğraşıyorduk. Çünkü Cenevre Konferansı bizim milli menfaatlerimiz açısından son derece yersiz bir konferans. 2. Cenevre Konferansı yapıldı malum . Birincisi a-teşkes anlaşması. Bu ateşkes anlaşması için götürülen Rumlar`ın bizim G-5 hattından 5 kilometre geriye çekilmeleri teklifini götür­dü. Bu teklif bize hiç bir şey kazandırmıyor. Farz edin ki evet de­diler, hapı yuttuk. Neden bir müddet sonra gelecekler, bizim ma­demki G-5`i askeri bakımdan tutmanız mümkün değildi, hazırlık yapacaklar. Yunanistan`dan kuvvet getirecekler, başka yerlerden kuvvetler alacaklar bizi buradan geri püskürtecekler. Biz hem bir maceraya girmiş olacağız , hem de çok ağır zayiat vereceğiz. Çün­kü askerler bize izahat verirken demişlerdi ki” Bakınız bu askeri harekat o günkü parayla 9 milyar Liraya mal olur. Yani 500 milyon dolar harcadık haberiniz olsun.” İkincisi de en az 40 bin kişilik kuvvet ile yapılması gerekir. Bugüne kadarki denemelerde böyle bir harekatta dörtte birlik zayiatın göze alınması gerekir. Allah`ın büyük lütfudur ki bize 500 tane şehitle bu harekatı başarmak nasip olmuştur. Bu rakam ordumuzun ne derece kabiliyetli olduğunu gösteren bir rakamdır. Uzmanların fikri böyle bir harekatta dörtte birlik zayiatı göze almak lazım gelir kanaatindeydi.

 

M. Ali Birand: Çok kantoniu öneri teklifine sizin teklifiniz ne oldu?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Biz bunun tamamen Rum­lar`ın işine yarayacağını ve kısa bir süre sonra, önce Rumlar`ın sonra da Ada`nın Yunanistan`a gitmesine en rahat , en kolay yolu olduğunu düşünüyoruz. Siz kantonlara ayıracaksınız. Orada bizim muhtarlarımız olacak. Yönetim bunlarda olacak. Bu nasıl şey? Yani

 

Rumlar tanımadan hayali bir teklif idi bu. Ondan dolayı biz kesin­likle bunun karşısına çıktık, bu münakaşalarımız Milli Güvenlik Ku-rulu`na gitti. Allah`tan askerler iki deneme yanıltması arasında bi­zim tarafımızı tuttu. Böyle bir kanton çözümü bize hiçbir şey getirmez. Hiç bir şeyi kontrol edemeyiz, hiçbir şeyi muhafaza e-demeyiz. Biz fikirlerimizi açtık baktık ki askerler de aynen bizim gibi düşünüyor. Bizi desteklediler ve nitekim Cenevre Antlaşmala-n`na yanlış coğrafi taksimatın götürülmesine karar verdik dendi. Hatta o günkü   Dışişleri   Bakanı bana,   “Hiçbir pazarlık marjı bırakmıyorsunuz. Nasıl pazarlık edeceğim . Bir anlaşma umudu yok.” dedi. İçimizden aman Allah`a şükür iyi ki bir anlaşma imkanı olmasın dedim. Çünkü o günkü tekliflerden hangisine Rumlar evet dese her ikisi de bizim için doğru değildi. Çünkü onlar coğrafi tak­simatı yine de federal devlet taksimatı olarak düşünüyordu. Onla­rın götürdükleri taksimat her iki şıkkı da bizim kabul edemeyece­ğimiz bir taksimat değildi. Biz ise coğrafi taksimatı iki bağımsız devlet olarak düşünüyorduk. Kıbrıs Harekatı sırasında şunu bu fır­satla açıklamak isterim. Cenabı Hakk , bize hep Makarios ve Rum tarafı vasıtası ile yardım etti. Çünkü bizim kendi ortaklarımızın bütün bu olumsuz teklifleri oraya gitmiştir. Onlar hayır demişlerdi. Eğer bir tanesine evet demiş olsalardı ada Yunanlıların olurdu. Biz bugün de aynı kanaatteyiz. Şimdi bugünkü hükümet , bugünkü si­yasi iktidar teklifler götürüyor. Şu götürdükleri tekliflere bir evet deseler hapı yuttuk. Bu ada tekrar Yunanistan`a gider. Bağımsız Devlet Şart

 

M. Ali Birand: Siz h/ç Kıss/nger ile görüştünüz mü? Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Hayır hayır. M. Ali Birand: Harekatın sonrasında MSP`nin politikası ne idi?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: İkinci harekat da bitti. Ondan sonra bizim politikamız: Biz Kıbrıs`ta coğrafi taksimat ya­pılsın iki tane bağımsız devlet kurulsun. Zaten barış harekatı baş­larken bizim kararımız buydu. Sonunda açıkça bunu ilan ettik. Biz federe devlet , federal devlet istemeyiz. Ya ne olacak ? İkisi de aynı hudutları kesin şekilde ayrılmış iki tane bağımsız devlet ola­cak. Tabi buranın muhafaza altında bulunması lazım. Bizim tara­fımızdan ta ki burada huzur yerleşsin, kesin kararımız buydu. An­cak ortaklarımız başta olmak üzere aman efendim nasıl olur, nasıl ederiz illa federe devlet dedikleri adayı Rumlara vermektir. Biz Rumları biliyoruz tanıyoruz. Bunlar 7 senedir adam mı bıraktı? Bir araya geleceksiniz, hır gürden başka ne olacak ? Şimdi Allah`a şü­kür ki Ada`da huzur var. Bu kadar yıldan beri bu huzur ne ile te­min ediliyor? Arada kesin bir hududun bulunması ile yani bizim te­zimiz. O vakit bunun konuşulmasını bile büyük cesaret sayıyorlar. Hatta o vakit , sus, yapma, etme de dediler. Niye? Ağabeyleri hoşlanmazmış. Eee ne oldu sonra ? 10 sene geçti. “Orada bağım­sız bir devlet kurmaktan başka çare yoktur” dediler. Ondan son­ra yine de bunu göstermelik yaptılar, ciddi yapamadılar. Çünkü bunlarda milli görüş yok. Bizim bugün dahi her zaman ifade etti­ğimiz gerçek odur ki , şu Rumlar`ın peşine düşüp , dış güçlerin em­riyle onlara yalvarıp yakaran durum bir anda bırakılsa biz bilakis orada kurulmuş olan bağımsız devletin bütün Müslüman devletler tarafından tanınmasına bu gayretleri harcasak çok daha akıllıca bir iş yaparız. Ve Ada`da yaşayanların huzuru için de en hayırlı işi yapmış oluruz.

 

M, Ali Birand: Son sorum beyefendi. Kıbrıs meselesi sizce bitti mi?

 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Kıbrıs meselesi bizce bit­memiştir. Bizim Kıbrıs meselesi diye bir meselemiz yoktur. Adada iki tane ayrı bölge var. İnsanlar huzur içerisinde yıllardan beri yaşıyorlar. Kıbrıs meselesi diye bir meselemiz yoktur. Bütün bunlar dış güçlerin meyliyle bu taklitçilerin ille de kendilerine yaranmak için yaptıkları lüzumsuz , manasız gayr-i milli davranışlardır, hare­ketlerdir. Cenab-ı Hakk bize yine Rumlarla yardım ediyor, bun­larla değil. Onlar yine bu tekliflere hayır diyor. Allah`a şükür.

 



 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi