Anasayfa » İHTİLAL’DEN KURTULUŞ YOLLARI

İHTİLAL’DEN KURTULUŞ YOLLARI

Yazar: yonetici
0 Yorum 231 Görüntüleyen

NEFSİN HİZAYA SOKULMASI

 

Biz ancak Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz[1]

Rab; Kendisine ibadet ve hizmet edilen ve her türlü nimet ve medet sadece kendisinden beklenen Zat anlamına gelmektedir.

Şimdi sen, Ey nefsim!.. İnsanları Allah’a ibadet ve teslimiyetleri ölçüsünde… Yani O’nun dinine ve davasına olan himmet ve gayretleri kadar değil de; Sana olan hizmet ve hürmetleri kadar seviyor ve önemsiyorsan…

Ve yine, yakınlarının ve tanıdıklarının, maddi ve manevi her türlü nimet ve faziletlere, hep senin elinle ulaşmalarını istiyor ve bu havayı veriyorsan, Sen kendini “ilah” yerine koyuyorsun demektir.

“Şimdi sen, kendi (nefs-ü) hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü? Ki Allah onu bir ilim üzere saptırmış (yani bazı bilgi ve becerilerine kibirlenerek, onları yanlış tefsir ve tatbik ederek ve kendisini herkesten üstün görerek azıtmış), kulağına ve kalbine mühür basmış (nasihat dinlemez ve ilahi hükmü kabullenmez şekilde hidayeti kararmış) ve gözleri üstüne bir perde asılmış (Artık gerçekleri göremez şekilde feraseti alınmış)tır.”[2] ayeti senin gibi bu duruma düşenleri haber vermektedir.

Egoistlik, basitliktir. Bunlar bencil ve beleşçi tiplerdir. Riskli ve çetrefilli işlere arkadaşlarım girsin, ben yıpranmayayım. Zahmetli ve tehlikeli işleri yakınlarım yüklensin, ben yorulmayayım. Ben kıymetliyim, kerametliyim, aman hedef olmayayım, yaralanmayayım…

Herkesi kullanayım… Herkesten yararlanayım… Başkasının sırtından yaşayayım düşüncesinde olanların, zahiri sıfat ve statüleri ne olursa olsun, aslında yaptıkları egoistliktir, nefisperesliktir ve tabi teresliktir.

“İnsanların hayırlısı, başkalarına faydası dokunandır”. Hep başkalarından yararlanmaya çalışanlar ise hayırsız ve ayarsız kimselerdir.

Bunlar sürekli riyakar ve sahtekar bir tutum içindedir. Çevresindekilerden yararlanmak için onlara yaranmaya ve “herkesin iyiliğine çalışan” biri oldukları havasını uyandırmaya gayret etmekte ve samimiyetsiz bir tavır sergilemektedir. Bunlar her an anlaşılma ve yalnız bırakılma endişesi içindedir. Vicdani ayarları giderek bozulmakta ve ahlaki değerleri çürümektedir.

Ey nefsim! Makbul olmak için, kulluğa özenmelisin… Oysa sen krallık peşindesin… Unutma krallık; başkanlık arzusuyla başlar ama sonunda tanrılık davasına kadar gidersin…

Velhasıl, bu bencillik ve birincilik hevesiyle giderek fenalaşmaya ve Firavunlaşmaya sürükleneceksin.

Kuran’da kafirler, zalimler, nankörler ve müşriklerle ilgili ayetleri… Münafıkları ve fasıkları anlatan hakikatleri kendi özüne hitaben okursan… Nefsine dost değil, düşman nazarıyla bakarsan; ancak o zaman iğrenç hatalarını ve gizli hastalıklarını fark edeceksin.

Yalancılık sende, yaramazlık sende, yalakalık sende… Ve ömrün giderek tükenmekte, Ey nefsim, ne zaman düzeleceksin?!..

İbadeti ticarete çevirdin!.. Ahiret hazırlığını dünya azığına alet ettin!.. Ebedi saadetini fani servetlere değiştin… İşte bunun için dünyayı sevmekte, ölümden ürkmektesin…

Çünkü, servetin nerede ise sevgin oradadır. Yerin neresi ise, yüreğin oradadır. Dileğin ne ise, dilin oradadır. Gözün nerede ise, gönlün oradadır. Aşkın nerede ise, aklın oradadır.

Görmez misin, çoğu leylanın, azı Mevlanın peşindedir. Kimisi saltanat ve servetin, bazısı da vuslat ve cennetin derdindedir. Bütün yatırımını Mardin’e yapan, Mersin’de rahat edebilir mi? Onun gözü Mardin’dedir.

Ey nefsim!.. Servet, şöhret ve etiket gibi engellerin çoğaldıkça, Allah’ın egemenliğine girmen güçleşecektir..

Öyle ise, kendini aş ki, Rabbine ulaşasın… Benliği bırak ki, “bir” ile buluşasın!..

Muhabbetin de, nefretin de sadece Allah için olasın… Bütün mahlukata şefkat ve merhamet duyasın…

Unutma! Elinle, dilinle ve kalbinle, kime, neyi ve hangi ölçüde verirsen, o nispette sana dönecektir. Hayır veren hayra erecek… Zarar veren zarara girecek… Seven sevilecek, öven övülecek, söven sövülecektir!.. Gönül ekranını tertemiz edebilenler ise, bir ayna gibi olacak, artık herkes onda kendisini görecektir.

Sadece “iyilik edene iyilik, kötülük edene kötülük etmek” evcil mahluk mertebesidir.

İyiliğe kötülük ise, canavarlık halidir.

İnsanlığa yakışan; senden esirgeyene vermek, gelmeyene gitmek ve kötülük edene iyilik etmektir.

Ey nefsim!

Hangi yolu tutarsan, onun sonuna varılacak… Kimi Mekke’ye, kimi Moskova’ya…

Hangi kapıyı zorlarsan, o açılacak. Kimi saraya, kimi zindana…

Kim, neyi ararsa, onu bulacak. Bazısı belasına, bazısı Mevlasına ulaşacak…

Ey nefsim! Benim bildiğim gizli kötülüklerini ve kirli niyetlerini başka insanlar da bilseydi, en yakınların dahil kimse yüzüne bakmayacak ve her yerden kovacaklardı…

Ama bu halinle bile sana merhamet eden, tövbe edip düzelir diye mühlet veren Rabbine karşı, artık edepli ve dikkatli olman gerekmez mi?

Saygı ve samimiyetle Allah’a yönelmen ve kendinle mücadele etmen gerekmez mi?

Ey nefsim!

Hani iman etmiştin?.. “Hayır da şer de Allah’tandır… Rahmet de zahmet de O’ndandır… Nimet de musibet de Hüdadandır” demiştin!..

“Sevindirip güldüren de, ağlatıp üzüntü veren de O’dur. Yüceltip aziz eden de, zelil ve aciz eden de O’dur” bilmiştin…

Hani, sebepleri, vesileleri geçecektin? Hani sana iyilik ve hürmet edenin de, kötülük ve hakaret edenin de arkasında Allah’ı görecektin? Hani O’nun her türlü tayin ve taksimine rıza gösterecektin? Hani, O’nun her işinin adaletli, hikmetli ve isabetli olduğuna… Asla O’na itiraz ve isyana kalkışmayacağına söz vermiştin?

Hani, her konuda kulluk görevini ve sorumluluklarının gereğini yerine getirdikten… En güzele ve en mükemmele ulaşmak için tüm gayretini gösterdikten ve hayat boyu bu mücadeleyi kesintisiz sürdürdükten sonra, O’nun senin için takdir ettiğine üzülmeyecektin? Hani başkalarının elindekine göz dikmeyecektin? Hani senin gibi aciz ve çaresiz kullardan bir şey dilenmeyecektin?

Hani hilekarlık, sahtekarlık ve riyakarlık etmeyecektin?

Hani, yalanın, haramın ve hakkın olmayan menfaat ve makamın peşine düşmeyecektin?

Hani, hasetten, hıyanetten ve gücün yettiğine hakaretten vazgeçecektin?

Hani, kibirden, kebairden, başkalarıyla alay edip aşağı görmekten tövbe etmiştin?

Ey nefsim, doğru söyle!

İman bu ise, inkar nedir?

İslam bu ise, isyan nedir?

İhlas bu ise, nifak nedir?

İhsan bu ise, tuğyan nedir?

İrfan bu ise, küfran nedir?

Ey nefsim, bil ki;

Huzur hevada değil, Hüda’dadır. Kurtuluş boş iddialarda değil, ibadet, hizmet ve duadadır. Şeref ve onur, malda makamda değil, kutsal davadadır. Gerçek mutluluk, hayali senaryolarda değil, hakikat sevdasındadır.

 

                ŞİİR

Sevdiğimsen, övdüğümsen

Bu bağrıma sokmam gerek!

Her güzelde gördüğümsen

Hayran hayran bakmam gerek!

 

Tatlı seste, güzel sözde

Gören Sen’sin, cümle gözde

Hasretin ateştir özde

Aşkın ile yakmam gerek!

 

Ey cümle canın sahibi

Dilim kalbin, sır katibi

Dağ pınarı, sular gibi

Her an Sana akmam gerek!

 

Feryadımı Ferhat duyar

Sensiz zindandır, her diyar

Sevdanı taç diye, ey yar

Bu başıma takmam gerek!

 

Çöz ruhumdan nasırları

“An”a sığdır asırları

Hançer gibi, bu sırları

Yüreğime çakmam gerek!

 

Bitti Ahmet’in takati

Bekler Hüda’dan şefkati

Kurşun gibi, hakikati

Hep nefsime sıkmam gerek!

 



[1] Fatiha:4

[2] Casiye:23

 

 

 

 

 

 

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi