Anasayfa » Hoca'nın mirası

Hoca'nın mirası

Yazar: yonetici
0 Yorum 202 Görüntüleyen

Biliyoruz ki, “Hoca'nın mirası” dendiğinde, akıllarına malum altınlardan başka bir şey gelmeyecek hödüklerin sayısı hiç de az değildir. Bu, onların basitliklerine de yorulabilir, kifayetsizliklerine de… Aynı zamanda bu densizliği, kötü kalpli oluşlarına yormak da mümkündür.

Ancak biz işin o tarafında değiliz. Kuruşu kuruşuna hesabı verildiğine göre, mirasçılarına helal hoş olsun.

Bazılarının anlamaları zor olabilir; ancak Hoca'nın manevi mirası maddi mirasından daha değerlidir. Altınların akıbeti, mirasçılarının bileceği iştir; lakin manevi mirası bütün Ümmet-i Muhammed'indir; kurda kuşa yem edilemez.

Milli Görüş markadır

Hoca'nın 85 yıllık ömrünün hâsılası olarak geride bıraktığı her ne var ise, bütün bunları sanırım 'Milli Görüş' üst başlığı altında toplamak mümkün olacaktır. Milli Görüş, daha çok 'siyasaya ait' bir adlandırma gibi algılansa da, esasen ekonomik, siyasi ve hatta ilmi alanları da ihtiva eden bütünlüklü bir yapıya ait genel ya da üstel bir markadır. Daha iyi anlaşılması için bir örnek vermek gerekirse; Ülker markası altında, nasıl onlarca, yüzlerce alt markalar varsa… Ve hepsi de Ülker adı altında piyasaya sürülmüş ürünler ise… Milli Görüş de böyle bir marka değeri taşımaktadır.

Öte yandan, Milli Görüş'le Erbakan isimleri özdeşleşmiştir. Hoca'yı tek kelime ile anlatmak ve özetlemek ancak Milli Görüş'le mümkün olabilir.

Milli Görüş'ün altı ya da arkası olmayan basit, derinliksiz bir propaganda malzemesi ve kuru bir slogan olduğu da söylenemez. Başarılı bir marka olmanın yanı sıra, başarılı bir propaganda aracı olduğunu da inkâr edecek değiliz. Ancak Türk siyasetinde bunun kadar içi doldurulmuş, dört başı mamur bir sistematik ortaya konulmuş mudur? Hoca'nın kılı kırk yaran ilim adamlığı hassasiyeti Milli Görüş sistematiğinin en ince ayrıntısına kadar sinmiştir.

Bu propagandadan ibaret kuru bir söylem bile olsa, kabul etmek lazımdır ki, halkta karşılığı vardır; yoksa başka türlü Milli Görüş markasının tutması mümkün olabilir miydi? Şu kadarı söylenebilir ki, bu söylem, Türk halkını can evinden yakalamıştır. Dahası aklı karışıklara bile, “İşte meselenin özü” dedirtmektedir.

Hoca Türklerin genetiği ile oynanmasına müsaade etmedi

Hoca'nın miras olarak bıraktığı Milli Görüş sistematiğinin önemini daha iyi anlamak için biraz tarihi arka plan çalışmaları yapmakta yarar vardır. Şöyle ki: Hayım Nahum planları ile Türk halkının bin yıllık özü değiştirilmek istenmiştir. Osmanlı'nın yıkılması ile birlikte bir parantez açılmış: Türk halkının adeta genetiği ile oynanmaya başlanmıştır. Milli, manevi ne kadar değeri varsa, hepsi tedavülden kaldırılmaya çalışılmıştır. Kılık kıyafetinden tutun, diline, dinine varıncaya kadar… Daha ötesi var mı?

Şükür ki, Osmanlı'nın yıkılması ile açılan bu parantez, tez kapanmıştır. Bu milletin özünü yitirmemesi, kendi olması veya kendine dönmesi için olağan üstü çabaların olduğu inkâr edilemez elbette. Nice zahmetlere katlanılmış, nice fedakârlıklarda bulunulmuş ve nice canlar yitirilmiştir… Allah, isimli, isimsiz hepsinden razı olsun. Fakat bu çabaların kimi, pansuman tedbir mesabesinde kalmıştır. Kimi aspirin yerini tutmuştur. Kimi ağrıyı dindirmiş ama hastalığı tedavi etmemiştir.

Milli Görüş dünyaya meydan okumadır

Milli Görüş DNA'larıyla oynanan bu millete en anlamlı müdahale olmuştur. Hem teşhis vardır, hem tedavi… Üstelik bu bir meydan okumadır. Batı medeniyetinin sorgusuz sualsiz kesin bir imana dönüştüğü bir yüzyılda ekonomik, sosyal, kültürel bütün meselelere Milli Görüş reçetesi yazmak, her şeyden önce dünyaya bir meydan okuma değil midir? Bunun sahici bir meydan okuma olduğu şuradan da bellidir ki; Hoca bu reçeteyi lokal olarak Türkiye'ye değil, bütün İslam alemine yazmaktadır. Topyekûn bir kurtuluş için, sadece Türkiye'nin kurtuluşunun yetmeyeceği bilinci muazzam bir ufuktur.

Tanzimat'tan bu yana bütün cephelerde silahlı silahsız tüm savaşlardan yenilgi ve hezimetle çıkmış bu ümmetin çocuklarına özgüven aşılamak kolay değildi; Hoca Milli Görüş'ü zihinlere ve ruhlara kazımakla, bunu başarmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı bile, sadece Rumların değil, adeta ümmetin makûs talihinin yenilmesi değil midir?

Hoca, Tanzimat aydınlarının iğreti ve emanet dilini reddetmiş, hiç yüksünmeden, kompleks yapmadan tamamen kendine ait, milli, yerli bir dil tutturmuştur.

Hoca'nın 'Hoca' sıfatında hem Müslümanlığı hem ilim adamlığını meczetmesi bile o kadar anlamlıdır ki… Maksatlı olarak beyinlere kazınan “İslamlık, modernleşmeye, gelişmeye, bilim ve teknolojiye engeldir” aforizmasının üfürükten başka bir şey olmadığını ispatlamış… Bilimsel gerçeklik gibi kakalanan genel bir kabulü yerle bir etmiştir. Dindarlıkla ilmin çatışmayacağı/bir arada olabileceği, Hoca'nın mücessem halinde numuneleşmiştir. Demek ki, dini hassasiyetler gözetildiğinde geri kalmak mukadderattan değilmiş… Demek ki gelişme ve kalkınma için dinden vazgeçme mecburiyeti yokmuş…

Hoca, gerek şahsıyla, gerekse patenti kendisine ait olan Milli Görüş sistematiği ile 200 yıllık bir tartışmayı ve kafa karışıklığını sonlandırmıştır: Hayır! Geri kalmamızın sebebi Müslümanlığımız değildir.

İslam dünyasındaki ayaklanmalar, isyanlar, hem her tarafa yayılma kabiliyetine ve potansiyeline sahip oluşu, hem de hâlâ 'bıçak sırtı' hali sebebiyle büyük önem taşımaktadır. İslam diyarlarına musallat olmuş hiçbir despot yarınından emin olarak başını yastığa koyamaz artık. Bu milleti uyandırmak, deveye hendek atlatmaktan zor sanırdık. Hele, Arap dünyasının böyle yangın yerine döneceğine hiç ihtimal vermezdik. Oysa bu yangın öylesine aniden sardı ki her yanı, şimdi sadece İslam dünyasındaki tiranların, zorbaların geleceği değildir söz konusu olan; bu topyekûn kıyam, umulur ki, Batı emperyalizminin de sonu olsun.

Kıyamın Hoca'nın mirasına ihtiyacı var

Hoca bir ömür, İslam dünyasının uyanışı ve yeniden şahlanışı için canla başla çalışmıştır. Bu kıyamın akıbetinin nereye varacağını görmeye ömrü vefa etmedi ama hiç değilse ümmetin kıyam ettiğini gördü; bu bakımdan gözünün açık gitmediği söylenebilir.

Fakat tam da burada Hoca'nın mirasına ihtiyaç vardır. Türkiye'de olduğu gibi İslam dünyasının yakın geçmişlerinde de parantezler açılmıştır. Şimdi İslam âlemi kıyam ediyor; ne ki bu bir uyanışa ve şahlanışa mı karşılık gelecektir, yoksa halk yığınlarının şuursuz sokak hareketlerine mi? Açılan parantezler, bu ayaklanmalarla kapanacak mı, kapanmayacak mı?

İslam dünyasının bu kıyamı, dışarıdan estirilen rüzgârlarla şekil ve yön değiştirmezse, doğal seyrini takip ederse, bu parantezin mutlaka kapanacağına şüphe yoktur. O zaman sadece İslam dünyasının sahte yarı tanrıları değil, küresel hegemonlar da başlarını rahatça yastığa koyamayacaktır.Milli Görüş reçetesinde, küresel hegemonların karşısına, İslam dünyasının bütün unsurlarıyla küresel bir güç olarak çıkartılması tasavvuru vardır. İslam Birliği'nden, İslam NATO'suna kadar her bir şey düşünülmüş, sistemde hiçbir boşluğa mahal verilmemiştir.

Model olan Hoca'nın mirasıdır

Milli Görüş, kıyam halindeki İslam dünyası için hem yol haritası olabilir, hem de moral gücün de ötesinde, en etkili silah… Aslında, İslam Dünyası'nın yeni yeni seslendirmeye başladığı, ancak bastırılmış ya da gizlenmiş bir duygu olarak öteden beri zihinlerinin altında yatmakta olan Türkiye'nin modelliği konusu ilginçtir. Bana kalırsa, Türkiye'nin modelliği denilerek, Hoca'nın ve Milli Görüş'ün modelliği kastedilmektedir. Veya Türkiye'den 'Model ülke' olarak bahsedildiğinde, anlaşılması gereken esas budur.

İlk anda, anlaşılması güç ve kuru bir iddia gibi görünse de, işin aslının bu olduğu açıktır; ispatlanması da zor bir şey değildir.

Sorarım size, İslam Dünyası Türkiye'nin modelliğinden dem vurmakla Türkiye'deki melez laikliği ve yarım yamalak demokrasiyi mi amaçlamaktadır? Kabul etmek lazım ki, Batı demokrasisi Türkiye'ye nazaran daha oturmuş ve mütekâmildir. İslam dünyası (a) kalite bir demokrasi varken, niçin alt liglerde yer aldığı besbelli olan Türk demokrasisini hedeflesin ki? Onların hiç mi aklı yok; niçin böyle bir aptallık etsinler! Üstelik Türk demokrasisinin melez ve ne idüğü belirsiz laiklik algısı ile başı fena halde derttedir. Türkiye'ye musallat olmuş bu hastalıklı hal, hem devlet-millet kaynaşmasının, hem de demokrasinin kemâle ermesi ve rüştünü ispatlamasının önünde engel olmaya devam etmektedir…

Laiklik elbisesi Hüsnü Mübarek'e bile uymamıştır

Hayım Nahum planının, İslami hisleri köreltilmiş, adeta hadım edilmiş pelte Müslümanları hedeflediği ve bunu İslam dünyasına model yapmak istediği sır değildir. Ancak gelinen noktada kıyam halindeki İslam dünyasının Hayım Nahum Türkiyesini model almadığı besbelli değil midir? Şu kadarını söylemek, hakkaniyete uygun olacaktır; İslam dünyasının tiranları bile Türkiye'deki Hayım Nahum projesinin katı ve nobran laiklik anlayışını aşırı bulmaktadır. Yani lafın özü şu: Sizin laiklik elbiseniz, Hüsnü Mübarek'e bile uymamıştır. Şimdi, tam da şafak sökerken İslam âleminin Türkiye'nin rüştünü ispatlamamış kör topal demokrasisini ve laiklik olmayan laikliğini örnek aldığını düşünmek saçma değil de nedir!

Erdoğan'ın bir dakika dur dediğine, Hoca bir ömür dur demiştir

Model alınmak istenen, özüne dönme sinyalleri veren Türkiye'dir. Yani Erbakan'dır. Tayyip Erdoğan 'one minute' demiştir doğru; lakin Erdoğan'ın bir dakika dur dediğine, Hoca bir ömür dur demiştir. Ve o bir dakikalık refleksi ile Erdoğan ancak Milli Görüş'ü hatırlamış/hatırlatmış olmaktadır. İslam Dünyasında müthiş bir dalgalanma meydana getirmesi bundandır. Dahası bir de Mavi Marmara olayımız vardır; ki, bu da Milli Görüş'ün, “Milli bir duruşa” dönüşmesinden başka bir şey değildir.

Bu iki küçük hadisenin bile İslam Dünyasında dalgalanmalar meydana getirmesi, esasen Milli Görüş'ün aranan kan olmasındandır.

Bunu daha başka delillerle ispatlamak mümkünse de fazla söze hacet yok; maksat hâsıl olmuştur. Konunun asıl can alıcı noktası ise başkadır. Küresel hegemonlar, İslam dünyasındaki kıyamın Erbakan Hoca'nın ruhu ile buluşmasını istemezler. İslam âleminin ayaklandığı bir dönemde, Hoca'nın Hakk'ın rahmetine kavuşması onlar adına iyi olmamıştır. Devrimin basit sokak hareketleri ile sınırlı kalmayıp, Erbakan ruhu ile buluşması, Batı açısından düşünülen en kötü senaryonun gerçekleşmesi demek olacaktır. Bu haliyle kalsa, belki bastırılabilir, belki yönü değiştirilebilir, belki Batı'nın çıkarları doğrultusunda yine kullanılabilir. Ama Milli Görüş bayraklaştırıldığında, yol haritası yapıldığında, dünyanın kaderini etkileyecek devrimin fitili ateşlenmiş olacaktır.

Hoca'nın mirası, asıl bu yönleri hesaba katıldığında büyük ve anlamlıdır. Kanımca, bu durumun önüne geçmek adına bazı meş'um planlar sahnelenecektir.

Şöyle düşünmek çok mu komplocu bir yaklaşımdır acaba?

En etkili üretim, 'değer' üretimidir. Bunun bir parçası da gerçek değerlerin değersizleştirilmesidir. Batı,  kavramlar üzerinden zihinleri ve hatta kalpleri kuşatarak hegemonyasını sürdürmektedir. Bunun için bazen yeni yeni kavramlar/değerler üretirken, bazen de anlamsız kılmak ve tedavülden kaldırmak adına, değerlerin içini boşaltmaktadır.

Milyonların Hoca'nın cenaze namazına koşmasını halkımızın vefasına ve kadirşinaslığına yormak gerekir; ki, bu durum, her türlü şükran ve takdirin üzerindedir. Ancak hırlısı hırsızı herkesin de 'Hocacı kesilmesine' ne diyeceğiz? Bunun altında bir Çapanoğlu aramayacak mıyız? Bu da kafa karışıklığının bir başka şekli değil mi?

Hoca, Nasrettin Hoca'nın 2000 versiyonu değildir

Herkes metheder gibi yaparak kendi Erbakan'ını anlatmaya ve lanse etmeye çalışmaktadır sanki. Bu durumda, Milli Görüş'ü, içini boşaltarak anlamsızlaştırma çabaları sizce de sırıtmıyor mu? “Erbakan çok zekiydi, çok espiriliydi, çok hoşgörülüydü…” Bu söylenenlere kalırsa, gelecek kuşaklar Nasrettin Hoca'nın 2000 versiyonu ile karşı karşıya olduklarını düşünmeyecekler midir?

Daha ciddi -yoksa sinsi mi demeliyim- analiz yaptıklarını düşünenler ise, Hoca'yı sistemle hiçbir sorunu olmayan biri gibi göstermenin derdindedirler. Onların dediklerine bakılırsa, Hoca'nın en büyük başarısı, sistemin dışındaki rijit unsurları sisteme dahil etmesiymiş…

Bunları dinledikten sonra, Hoca'nın devrimciliğine, kim inanır! Sen bir ömür pelte Müslümanlardan muzdarip ol, lakin öldüğünde, sünepe İslam'ın temsilcisi gibi gösteril, olacak iş mi bu? Bunu diyenler, Müslümanların sisteme entegrasyonu için illa bir Hoca figürü bulma/icat etme niyetindeler ise, başka kapıya! O figür Erbakan değildir, ancak başka Hocalar bulmaları mümkündür.

Çok mu komplocu yaklaşıyorum derken bunu kastetmiştim. Hoca'nın en büyük başarısı, kendini sistem dışı olarak gören muhalifleri sisteme entegre etmek olarak görülür ve gösterilirse, korkacak bir şey kalmaz. Türkiye'nin müteahhitleri mücahit olarak lanse edilir ve 'model' olarak kakalanabilir. Son tahlilde, İslam dünyasındaki kıyam, küresel sisteme entegre olacaksa, Batı'nın ne Mübarek derdi olur ne Kaddafi…

Batı, kıyam halindeki İslam dünyası için, Hoca'nın Milli Görüş mirasını tam bir felaket olarak görür. Ancak “sistem dışı kalmış fanatizmin sisteme entegresi”ne indirgenen ve dönüştürülen müsteşriklere özgü Hoca yorumu, bırakın korkmayı, Batı için 'kurtuluş reçetesi' bile olabilir.

Tunus'u, Mısır'ı, Libya'sı sisteme entegre olsa fena mı? Zaten bütün mesele de bu değil mi?

Hoca'nın boş methiyelere ihtiyacı yoktur

İslam Dünyasının yol çatındaki hali pürmelâli, Hoca'nın mirasına sahip çıkmanın önemini daha da artırmaktadır. Şimdi hemen herkes sureti Hak'tan gözükmekte; yılışık, boş, methiye üstüne methiyeler düzmektedir. Hoca'nın boş ve anlamsız methiyelere ihtiyacı yoktur. Bu tür lüzumsuzluklar, ne Hoca'yı yüceltmeye ne de onun haklılığını ispatlamaya yarayacaktır. Üstelik bu çarpıtma, tarihe ve hakikatlere karşı saygısızlıktır. Ciddiye alınacak bir yanı yoktur; zira büyük maskaralıktır.

Bu miras, çocuklarına bıraktıklarına göre çok daha değerlidir; çünkü topyekûn kurtuluş reçetesi gizlidir; o bakımdan sahip çıkmak, hepimizin boynuna borçtur.

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi