Anasayfa » FİLİSTİN SORUNU VE AKP’NİN KONUMU

FİLİSTİN SORUNU VE AKP’NİN KONUMU

Yazar: yonetici
0 Yorum 176 Görüntüleyen

Batı, acaba Arap Baharı denen ve demokratikleşme kılıfı geçirilen gelişmelerde ne kadar samimidir?

 

 

Çünkü çözümün temeli Filistin sorununda düğümlenmektedir. ABD ve AB, gerçekten bağımsız bir Filistin Devletini tanıyacak ve İsrail işgalini ve vahşetini desteklemekten vazgeçecek midir?

 

 

ABD kongresinde konuşturulan Netanyahu 18 dakikada 28 sefer alkışlanıyor ve önünde saygıyla sıraya geçiliyorsa, “ABD’yi Siyonist Yahudi Lobilerinin yönettiği” tezleri güçlenmektedir.

 

 

“Batı Şeria- Gazze’de Filistin Devleti kurulsun” diyen Clinton’a bir gün sonra geri adım attıran ve tükürdüğünü yalatan hangi güçlerdir?

 

 

İsrail Türkiye’den özür dilemez, dilemeyecektir. Çünkü o kendisini üstün ve seçkin ırk görmekte, zulüm ve katliamların hakları olduğu inancını gütmektedir. Üstelik Türkiye’den özür dilerse, ardından Filistinlilerden özür dileme mecburiyeti gündeme getirilecektir.

 

 

Hem Osmanlıya ve İslam coğrafyasına ilk hıyanet dalgasını başlatan İngiliz ve ABD siyonist yönetimlerinin tabii ve değişmez işbirlikçisi olduğu bilinen Suudi yönetimine niye hiç müdahale edilmemekte, Hicaz halkına niye demokrasi reva görülmemektedir? Aylardır her gün 30–40 kişinin katledildiği Yemen’de niye ABD kendi kuklası olan yönetimin değişmesine izin vermemektedir?

 

 

Recep T. Erdoğan’ın “Gazze’ye gitme planımızı, Mısırlı yetkililerle görüşüp duruma göre karar vereceğiz” sözleri topu taca atmak ve sorumluluğu Mısır’a bırakmak içindir. Çünkü Mısır’ın Filistin ve Gazze kahramanlığının Türkiye’nin eline geçmesine razı olmadığını bilmekte ve ucuz bir politika izlemektedir.

 

 

Ya hu, Siyonizm güdümlü BM ve NATO üyesi ve AB heveslisi bir AKP Türkiye’sinin İsrail’e zarar verecek ciddi tedbirlere tevessül edebileceğini düşünmek saflık alameti değil midir?

 

 

Mavi Marmara saldırısında İsrail tamamıyla haksız ve Türkiye iddiasında bütünüyle haklı olduğu, ama Recep T. Erdoğan’ın bu konuda ciddiyet ve cesaretten uzak, sadece tribüne oynayan halkı avutucu bir tavır ortaya koyduğu halde, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun çıkıp İsrail ağzıyla sözde muhalefet yapması, AKP’nin en önemli şansı değil de nedir?

 

 

Üstelik Sn. Cumhurbaşkanı Gül’den Başbakan Recep Bey’e ve Hüseyin Çelik gibi AKP sözcülerine kadar hepsinin aynı mahfillerce eğitilip öğretilmiş gibi, ikide bir çıkıp:

 

 

“Bizim kızgınlığımız İsrail devletine ve Yahudi milletine değil, Netanyahu hükümetinedir. İsrail’le diplomatik ve stratejik ilişkilerimiz devam etmektedir” yollu açıklamaları, siyonist ve saldırgan İsrail’e meşruiyet kazandırmaktan başka ne ifade etmektedir? Oysa asıl sorun bu hükümet değil, bölgemize bir çıbanbaşı gibi yerleştirilen ve tam bir terör şebekesi gibi hareket eden gayri meşru İsrail Devletidir.

 

 

Akif Emre ve Ali Bulaç gibi AKP yalakası İslamcı yazarların bile, ara sıra okurların gazını almak ve doğruculuk taslayıp başka yamukluklarını rahat yutturmak amacıyla:

 

 

“İslam dünyasına rağmen, aynı Batı bloku içinde yer alan ve aynı ABD ve AB safında bulunan Türkiye ve İsrail’in, bazı konularda bozuşmaları ve karşılıklı atışmaları, temelli ve köktenci değişimlerin işareti değil, görsel ve yüzeysel didişmelerin alametidir” anlamındaki tespitleri de yerindedir.

 

 

Unutmayalım, Gazze’ye 1967’ye kadar Mısır sahipti. Yani Mısır için Gazze hem iç hem dış meseledir.

 

 

Yakın bir tarihte Camp Davit anlaşmasının bir maddesi İsrail tarafından kaldırılarak, Sina’da Mısır’ın asker bulundurmasına izin verilmiştir.

 

 

“İsrail’in yalnızlaştığı, güvenliğinin zayıfladığı” yolundaki yorumlar boş ve kof avuntulardır. İsrail bölge ülkelerine değil ABD ve AB’ye dayanarak Filistin’de kalabilecek şekilde yola çıkmıştır.

 

 

Recep T. Erdoğan, “Gazze ve Filistin’e sahip çıkan kahraman ve İsrail’e kafa tutan başbakan” rolüyle, ABD’nin ılımlı İslam’ını İslam dünyasına taşıma taşeronu yapılmaktadır.

 

 

Gazze’de 1,5 milyon insan yaşıyor. Yarıdan çoğu dışarıdan gelen Filistinli mültecilerden oluşuyor.

 

 

Türkiye’nin Ortadoğu’ya “rol model” olacağı söylemi de havada kalıyor. Çünkü kendi milli modeli olmayan, anayasasını bile tartışmaya açıp ortaya ne koyacağı ve nasıl bir rejime kayacağı belli olmayan bir AKP Türkiye’si nasıl model sayılıyor?

 

 

Şu anda Ortadoğu yıkılmış devlet enkazlarıyla doludur. Irak’ta, Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta, Yemen’de ve Suriye’de eskileri yıkılmış yenileri konulamamış bir harabe devletler yığınını andırıyor.

 

 

Biz Başbakanın Mısır’la başlayan Kuzey Afrika ülkeleri ziyaretine hazırlık aşamasında, “Gazze’ye de gidebileceğini” açıklaması üzerine, arkadaşlarımızdan;

 

 

“Recep Bey Gazze’ye asla gidemez. Çünkü kendisini önce kahraman, sonra başbakan yapan ve boynuna madalya takan güç odaklarına karşı gelemez, İsrail’e rağmen bu işe girişemez. Ancak bu korkaklığının suçunu “Güvenlik gerekçesiyle münasip görmediler” diyerek, Mısır’ın üzerine yıkmak için bahaneler üretecektir dediğimde, önce katılmayanlar, sonunda haklı çıktığımı itiraf etmişlerdi.

 

 

Füze savunma sistemleri İran ve Suriye’ye karşı konuşlanacaktır. Füzeler Akdeniz’deki NATO ve ABD gemilerinden fırlatılacaktır. Komuta merkezi Almanya’da bulunacak ve Malatya’da kurulacaktır.

 

 

Asıl amaç İsrail’in güvenliğini sağlamak, İsrail’e yönelik muhtemel saldırıları karşılamak ve Türkiye ile İran’ı kapıştırmaktır.

 

 

Önce “Libya’da NATO’nun ne işi var? Libyalı kardeşlerimize saldıranların yanında olamayız” diyen AKP, sonunda Fransa ve ABD’nin kuyruğuna takılmaktan sıkılmamıştır.

 

 

Şimdi ise, “Batılılar Libya’nın zenginlik kaynaklarının peşinde” diyerek, ortak olduğu suçtan ve sorumluluktan kurtulmaya çalışmaktadır.

 

 

Filistin’i tanımak dünyanın vicdan borcudur

 

 

“Filistin, Yaser Arafat zamanında veya sonrasında kaç kere tanındı bunu hatırlayan var mı? Bu tanınmalar, hep heyecan uyandırdı, ancak sonuç alınamadı. Bugün görülüyor ki onlar, ‘tanıma’ değil tiyatro oynamakmış. Her defasında Filistinli hüsrana uğradı. Ardından büyük zulümler yaşadı. Filistin, insanlık için kanayan bir yaradır.

 

 

İnşallah, bu defa 20 Eylül 2011 tarihinde BM’de tiyatro oynanamayacaktır. Bu defa Filistin, eşit bir dünya devleti olarak tanınacaktır. Bu defa mazlum ve çilekeş Filistin milletini ivazsız ve garezsiz olarak destekleyen 80 milyonluk bölge lideri Türkiye vardır. Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 19 Eylülde BM 66. genel kurul toplantısında üye devletlerin diplomatlarına ve onların şahsında da dünyanın vicdanına seslenecek,  o vicdanları sarsacaktır. Başbakanımız, hedefe yüklenerek tavizsiz, riyasız ve cesur bir konuşma ortaya koyacaktır. Diyebiliriz ki o gün, BM’nin 66 yıllık mazisinin en muhtevalı ve en kararlı konuşması yapılacaktır. Böylece Doğunun gamsızlarıyla Batının insafsızları Somali’yle kara kıtanın aç insanları için uyandırılmaya ve utandırılmaya çalışılacak, Palmer Raporunun bizim zaviyemizden gündeme dahi alınmayacak kadar ciddiyetten mahrum olduğu bir kere daha anlatılacaktır. Terörde ise yüzlere ayna tutularak Türkiye’nin çalınmış yıllarına işaret edilerek teröristlere destek veren ülkelerin canı acıtılacaktır.”[1] Diyenler bir kere daha hayal kırıklığına uğramıştı.

 

 

Yüzde 75 Filistin’i tanıyor

 

 

Tanımayan Cephe

 

 

ABD

 

 

AB Ülkeleri

 

 

İsrail

 

 

Japonya

 

 

Tanıyan Cephe

 

 

Rusya

 

 

Çin

 

 

İran

 

 

Türkiye

 

 

Suriye

 

 

Hindistan

 

 

Brezilya

 

 

Venezüella

 

 

Dünyada son durum

 

 

BM’ye üye 193 ülkeden 126’sı Filistin’i bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanıyor. Bu ülkelerin toplam nüfusu 5,2 milyarı geçiyor ve dünya nüfusunun yüzde 75’ine denk geliyor. Tanınma için, BM Genel Kurulunda üçte ikilik bir çoğunluğun lehte oy kullanması gerekiyor. Bu da 128 ülkeye karşılık geliyor. Filistin’in bağımsızlığını 6 ülkenin daha tanıması bekleniyor. Bu durumda ABD’nin karşı oyu işe yaramıyor.

 

 

Haritada dikkat çeken noktalar:

 

 

·         Harita, dünyanın Filistin konusunda, Kuzeybatı ve Güneydoğu şeklinde iki ayrı kutba bölündüğünü çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bu bölünme dünyada Suriye, Libya ve birçok konudaki cepheleşmeye de ışık tutuyor.

 

 

·         Türkiye’nin komşularından Filistin’i tanımayan birkaç ülke arasında Ermenistan, Yunanistan ve İsrail bulunuyor.

 

 

·         ABD’nin Latin Amerika’daki sadık müttefikleri Meksika ve Kolombiya Filistin’i tanımazken, Venezüella cumhurbaşkanı Huga Chavez’in öncülüğünde sol ve sosyalist hareketin adım adım iktidar olduğu diğer ülkeler Filistin’i tanıyor.

 

 

·         ABD’nin uzak Asya’da vazgeçilmez müttefikleri Japonya ve Güney Kore Filistin’i tanımazken, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) ve Çin Filistin’i tanıyor.

 

 

·         Kara kıta Afrika’da Filistin’i, -Kamerun haricinde- tanımayan tek ülke, batı baskısıyla Sudan’dan koparılan Güney Sudan oluyor.

 

 

ABD, bir yandan Filistin devletini onaylayan ülkelerin sayısını 128’in altında tutmaya çabalarken, diğer yandan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın BM’ye başvurmasını engellemeye çalışıyor.

 

 

ABD yine İsrail’i kolluyordu

 

 

Amerikan yönetimi bir yandan Filistin’i bağımsız devlet olarak tanıyan ülkelerin sayısının 128’e çıkmaması için çabalarken, diğer taraftan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın BM’ye başvurmasını engellemeye çalışıyordu. Üçte ikilik bir çoğunluk sağlandığı anda, ABD’nin karşı oyu işe yaramıyordu. Bu nedenle ABD yönetimi, Rusya ile Çin başta olmak üzere birçok ülkenin girişimlerini engellemek amacıyla, yeni bir diplomatik hamleye hazırlanıyordu. New York Times gazetesinin haberine göre, Obama yönetimi, İsrail ile Filistin yönetimi arasındaki barış görüşmelerinin tekrar başlaması için bir öneri geliştiriyordu. Washington görüşmelere yeniden başlanması halinde, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın, Filistin devletinin tanınması isteğini BM’ye götürmekten vazgeçeceğini umuyor. Ancak “çok geç kalmış” olabileceklerini de kabul ediyordu.

 

 

Veto tehdidi çaresizlik göstergesi sayılıyordu

 

 

Amerikan yönetimi, Filistin devletinin ancak İsrail ile yapılacak görüşmeler sonunda tanınmasını istiyor ve konunun Güvenlik Konseyi’ne gelmesi halinde, veto yetkisini kullanma tehdidinde bulunuyordu. Ancak ABD’nin BM Genel Kurulu’nda Filistin devletinin oy hakkı olmayan devlet olarak tanınmasını engelleme gücü yoktu. Oy hakkı olmayan devlet statüsü, Filistin yönetimine BM kuruluş ve toplantılarında temsil edilme olanağı sağlıyordu. Obama yönetiminin, Filistin devletine karşı çıkmak zorunda kalması halinde, Arap dünyasında esecek Amerikan aleyhtarı havadan kaygı duyduğu da anlaşılıyordu.

 

 

Baskı için özel elçi gönderiliyordu

 

 

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Başdanışmanı Yaser Abed Rabbo, “ABD’nin baskıları bizim BM’ye başvurmamıza engel olamaz” diyordu. Rabbo, Beyaz Sarayın David Hale ve Dennis Ross adlı iki elçiyi bölgeye yolladığını ve İsrail ile Filistin arasında yeni barış görüşmeleri yapılması ve Abbas’ın BM’ye başvurudan vazgeçmesi için baskı yaptığını belirtiyordu. Ayrıca, İsrail’in Filistin’deki Yahudi yerleşimcilere silah dağıttığını vurguluyordu.

 

 

Bağlantısızlar tanıyordu

 

 

Mısır Dışişleri Bakanı Muhammed Kemal Amr, Bağlantısızlar Hareketinin, BM Genel Kurulunda Filistin Devletini tanıyacağını ve tanınmasına destek vereceğini açıklıyordu. Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Yeremiç de ülkesinin Filistin konusunda görüşünün açık olduğunu ve bu ülkeye her türlü desteği verdiklerini ve vermeye devam edeceklerini söylüyordu.

 

 

Çin’den destek geliyordu

 

 

Çin, Filistinlilerin bağımsız devlet kurmasını desteklediğini açıklıyordu. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Cian Yü,”Filistin’in bağımsız bir devlet kurmanın vazgeçilmez bir yasal hakkı olduğunu” vurguluyordu.

 

 

Ankara, muhtemel İsrail senaryolarına hazırlanıyordu

 

 

İsrail’in Mavi Marmara baskını dolayısıyla özür dilememesi karşısında hukuki ve diplomatik tedbirler içeren B planını devreye sokan Türkiye, bundan sonraki süreçte muhtemel senaryolara da hazırlık yapıyordu.

 

 

Ankara’nın kanaatine göre İsrail er ya da geç Türkiye’den özür dileyecek ve tazminat ödeyecekti. Bu süreçte İsrail, Türkiye’nin açıkladığı 5 önemli yaptırımdan geri atım atmasını isteyecekti. Bunların arasında Tel Aviv yönetimi açısından en önemlisi İsrailli asker ve yetkililer aleyhine açılan davaların iptaliydi. Zaman’a konuşan bir Türk yetkiliye göre, İsrail “Özür ve tazminata hazırım. Ama ilişkilerin normalleşmesini istiyoruz. Açıklanan yaptırımlara artık gerek kalmadı” diyordu. Kısaca AKP iktidarı, ABD’nin ve Yahudi Lobilerinin baskısıyla, İsrail’le yeniden uzlaşmak için bahane arıyordu.

 

 

 

 

 


 

[1] Türkiye Gazetesi / 7 Eylül 2011

 

 

 

 

 

KAYNAK:

http://www.millicozum.com/mc/kasim-2011/filistin-sorunu-ve-akpni

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi