Hz. Peygamberimizin İlk Zorlu Sınavı ve Çabası:
VAHİY HAKİKATİNE ÖNCE KENDİSİNİ İNANDIRMASIYDI!..
Bir kutlu davaya kendisini inandırmayı başarmış bir insanın; artık başkalarını ikna etmeye ihtiyacı kalmamıştır. Ancak başkalarına yapmaya devam ettiği tebliğ ve tavsiye gayretleri, insanlara iyiliği dokunmak ve Allah’ın rızasını kazanmak amaçlıdır.
Şuurlu mü’minin, dünyadaki bütün sorunlardan kendisini sorumlu tutması, Allah’ın halifesi makamında yaratılmasının icabıdır. Bu nedenle ADİL bir DÜZEN kurmak ve herkesi huzura ve refaha kavuşturmak, onun vicdani amacıdır…
“Resul (Hz. Peygamber SAV), Rabbinden üzerine, ne indirildiyse ona (önce) Kendisi iman etti; (ardından) mü’minler de (iman getirdi…)” (Bakara: 285) ayetinin açık beyanına göre, Efendimizin en zorlu dönemi; iman hakikatine ve vahiy hikmetine önce Kendisini inandırma çabası ve başarısıdır. Hz. Cebrail’in gelişi ve söyledikleri, Rahmani müjde ve mesajlar mıdır, yoksa şeytani kurgular ve nefsani kuruntular mıdır? sorularının doğru ve doyurucu yanıtlarını bulmak ve sonunda huzur ve itminana kavuşmak; belki de peygamberliğin en çetin aşamasıdır. Evet, ihtimaller ve şüpheler girdabından sıyrılıp gerçek imana, tam ve sağlam bir itikada ulaşmadan, Kur’an’a tercüman olmak ve âleme meydan okumak imkânsızdır. Çünkü sürekli endişeler ve vesveselerle değişip duran düşünceler HAK olamazlar, zira HAK asla değişmeyen hakikatlerin kaynağıdır. Sürekli “ihtimal ve zann” konumundaki inançlar, hâlâ iman hüviyeti kazanamamıştır.
Resulüllah’ın Vahye Hazırlık Süreci!
Resulüllah (SAV) kırk yaşına gelmişti. Hira Mağarası’nda kendi nefsi ile baş başa kalarak bu kâinatı ve bu kâinatın Yaratıcısını hep tefekkür ederdi. Hira Mağarası’ndaki ibadeti geceler boyu sürerdi. Yiyeceği tükendiğinde evine dönerek başka geceler için hazırlığını yapar[1], tekrar Hira’ya dönerdi. Ramazan ayının pazartesi sabahı Hira Mağarası’nın içine Cebrail (AS) ilk defa geldi. Buhari, Sahih’inde Aişe (RA)’nın hadisini nakletmektedir. (Buhari; sahih hadis kitaplarının, sünen kitaplarının, mesanid ve tarih kitaplarının en önemlisidir.) Hz. Aişe (RA)’nın şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Resulüllah (SAV)’e gelen ilk vahyin başlangıcı uykuda gördüğü sahih rüyalar idi. Gördüğü her rüya sabahın aydınlığı gibiydi.” Sonra Ona halvet sevdirildi. Hira Mağarası’nda halvete girerdi. Ailesine dönmeden gecelerce orada ibadet ederdi. Sonra da Hz. Hatice’ye döner, hazırlığını yaparak tekrar oraya giderdi. O, Hira Mağarası’nda iken Ona Hak geldi. Melek geldi ve Ona:“Oku”dedi. O: “Ben okuma bilmem.” dedi.
Resulüllah (SAV) şöyle bildirmişti:
Melek, beni tutup takatim kesilinceye kadar sıktı, bıraktı ve “Oku” dedi. “Ben okuma bilmem.” dedim. Melek, ikinci defa tutup takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve “Oku” dedi. “Ben okuma bilmem.” dedim. Üçüncü defa tekrar beni tutup takatim kesilinceye kadar sıktı, sonra bıraktı ve şöyle dedi:
“(Her şeyi ve sürekli yoktan) Yaratan (ve her an varlıkta tutan) Rabbinin adıyla oku! (Tüm helâl ve hayırlı işlere besmele ile başlanmalıdır ki, tüm kâinat harikaları ve Kur’an hakikatleri anlaşılıp anlatılsın.)
(Ki) O (Rabbin), insanı (kadın erkek arasındaki ‘alâka=ilgi’ ve ilişkiden ana rahmine yapışıp asılı duran bir hücre topluluğu olan embriyodan) alak’tan yaratandır.
(Kâinat kitabını, Kur’an’ın kelâmını ve hitabını ve kendi bedenindeki harika organları devamlı ve dikkatle düşünüp) Oku! (Anla ve anlat ki) Rabbin en büyük kerem sahibi (olandır).
Ki O, kalemle (yazmayı ve ilmi kayıt altına almayı ve yazılan kitapları okuyup anlamayı) öğretip (talim buyurandır).
(Böylece) İnsana bilmediği (hayat ve şeriat gerçekleri)ni talim (ve terbiye) edip (öğrenme ve eğitilme imkânı sağlayandır.)” (Alak: 1-5)
Resulüllah (SAV) kalbi titrer, endişeler içinde terler bir hâlde o ayetlerle Hz. Hatice’nin (RA) yanına geldi: “Beni örtün, beni örtün.” dedi. Bunun üzerine Onu örttüler. Ondan korku ve endişe gittikten sonra Hz. Hatice’ye (RA) durumu anlattı: “Ben kendimden korkuyorum.” dedi. Hz. Hatice (RA): “Hayır, Allah’a yemin olsun! Allah, Seni asla bırakmaz! Sen sıla-i rahimde bulunur, akrabanı kollarsın. Zayıf, yetim ve çoluk çocuklara infakta bulunur, herkesin yardımına koşarsın. Başka insanlara yanında bir şey bulamayanlara verirsin, misafir ağırlarsın, felakete uğrayanlara el atarsın.” diyerek teselli etmeye çalıştı. Bununla da yetinmeyerek zevcesini yanına alarak amcaoğlu Varaka İbni Nevfel İbni Esat İbni Abduluzza‘nın yanına götürdü. Varaka İbni Nevfel, Cahiliye Devrinde Hristiyanlığı kabul etmiş birisiydi. İbranice yazabiliyordu. İncil’den Allah Teâlâ’nın istediği kadar İbranice yazabiliyordu. Gözlerini kaybetmiş yaşlı bir adamdı.
Hz. Hatice (RA): “Ey amcamın oğlu! Kardeşinin oğlunu dinle.” dedi. Bunun üzerine Varaka: “Ey kardeşimin oğlu! Sen ne görüyorsun?” diye sordu. Resulüllah (SAV) bütün gördüklerini anlattı. Varaka: “Bu Hz. Musa’ya vahyi getiren meleğin ta kendisidir. Senin kavmin, Seni buradan çıkardıklarında keşke ben o zaman genç ve kuvvetli olsaydım! Keşke ben o zaman sağ olsaydım.” dedi. Resulüllah (SAV), “Niye? Onlar Beni buradan çıkaracaklar mı?” deyince Varaka: “Evet, Senin geldiğin şeyle gelen her adama düşmanlık yapılmıştır. Eğer o güne yetişirsem çok güçlü bir şekilde Sana yardım edeceğim.” dedi. Sonra çok geçmeden Varaka vefat etti. Ve vahiy gecikti. Annemiz Hz. Aişe’nin bu hadisi düşünüldüğünde, bir araştırmacının, Habib-i Mustafa (SAV)’in sireti ile ilgili önemli bazı meseleleri çıkarması mümkün olmaktadır. En önemlilerinden bazıları şunlardır:
Salih Rüyaların Önemi
Hz. Aişe (RA)’nın hadisinde, vahiyde ilk başlanan şey salih rüya‘dır. Zaman zaman ona sadık rüya da denilmiştir. Burada sadık rüyadan maksat, kalbin ona açıldığı, ruhun onunla hoşnut olduğu; güzel, müjdeli ve eğitici rüya demektir.[2] Allah Teâlâ’nın Resulüne rüya ile vahye başlamasındaki hikmet şudur ki, eğer rüya ile başlamasaydı ve melek aniden ona gelseydi -ki daha önce meleği görmemişti- korku ve endişeden bazı psikolojik sıkıntı ve sarsıntılar Onun başına gelebilirdi. Dolayısıyla melekten vahiy alma gücüne takat getiremeyecekti. Bu yüzden Allah Teâlâ’nın hikmeti, vahyin ilkin Ona rüya şeklinde gelmesini istedi ki, Onun eğitimi kemâle ersin ve Ona alışıversin.[3] Hadis-i Şerif’te geldiği gibi, salih ve sadık rüya peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır.[4] Âlimler şöyle demektedir: “Salih rüyanın süresi altı aydır.” Beyhaki bunu bu şekilde zikretmiştir. Kur’an’dan hiçbir şey rüyada Resulüllah (SAV)’in üzerine inmemiştir. Bilakis tamamı uyanıkken nazil olmuştur. Salih rüya dünya hayatında müjdelerden bir beşaret ve işarettir. Resulüllah (SAV)’den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Ey insanlar! Müslümanın göreceği veya Ona gösterileceği salih rüyadan başka, artık peygamberliği müjdeleyen hiçbir şey kalmış değildir.”[5]
Resulüllah (SAV), Hz. Cebrail’in Hira Mağarası’nda Ona vahyi getirmesinden önce çok güzel rüyalar görüyordu. Gönlü açılmış, ferahlamış, sevgi dolu ve hayattaki bütün iyilik ve güzelliklere karşı ruhu hoşnut ve açık bir vaziyette uykudan kalkıyordu.[6] (Vahyin başlangıç) Hadisinin bütün rivayetleri, Resulüllah (SAV)’e gelen ilk vahyin sadık ve salih rüya olduğunda birleşmektedir. Rüyayı gördüğü zaman, rüyada gördüğü şeylerin aynısı, daha açık ve daha net bir şekilde uyanıkken oluşuyordu. Ondan hiçbir şey kaybolmuyordu. Sanki kalbine ve aklına nakşoluyordu. Annemiz Hz. Aişe (RA) -ki o Arapçayı en fasih konuşanlardandır- Resulüllah (SAV)’in uykudan uyandıktan sonra Onun gördüğü rüyaların açıklığını, gece karanlığından ayrılan sabah aydınlığının açıklığına benzetmektedir. Bu tasvir, Arap dünyasının fesahatin zirvesinde olmasına rağmen ondan daha güzelini getiremeyeceği bir edebi tasvirdir.
…
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…
