Anasayfa » TÜRKİYE BAYRAM CENNETİ VE İSRAF CİNNETİ

TÜRKİYE BAYRAM CENNETİ VE İSRAF CİNNETİ

Yazar: yonetici
0 Yorum 114 Görüntüleyen

TÜRKİYE BAYRAM CENNETİ VE İSRAF CİNNETİ

 

 

 

 

Ülkemizin geri kalmışlığında, sistemin tükenip tıkanmışlığında, bürokrasinin ve adaletin hantallığında; bizdeki gereksiz ve yararsız bayram ve kurtuluş günü bolluğunun; bu bayramlara haftalar, hatta aylar öncesinden yapılan hazırlık ve prova yoğunluğunun ve bu maksatla harcanan ve toplamı trilyonları bulan imkân, elaman ve zaman israfı şuursuzluğunun çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Diktatörlükle yönetilen otoriter ve totaliter devletler dahil, dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir bayram-seyran savurganlığına rastlayamazsınız. Bu anlamsız ve yararsız bütün kurtuluş günlerinin artık bırakılması, yerel televizyonlarda bir anma programıyla kutlanması, milli bayramların da ZAFER BAYRAMI ve Çocuk Bayramı dışında hepsinin kaldırılması lazımdır. 30 Ağustos Zafer bayramımızın ise, şanlı tarihimizdeki pek çok büyük zaferin, hikmeti ilahi Ağustos ayında nasip olması nedeniyle, toplu bir ZAFERLER BAYRAMI olarak kutlanması ve Mustafa kemal’in komutasındaki Büyük taarruzla taçlandırılması daha kapsayıcı ve kucaklayıcı olacaktır. Üstelik bu zafer kutlamaları yüzde yüz yerli üretim savaş uçaklarımız, ANKA’larımız, tanklarımız, zırhlı araçlarımız ve teknoloji harikalarımızın gösterileriyle ve kahraman askerlerimizin cesur ve onurlu geçiş merasimleriyle yapılırsa bir anlamı ve caydırıcı mesajı olacaktır. Yoksa, ABD malı jetler, Fransız yapımı helikopterler, Güney Kore markalı kamyonetler, Japon imali taksilerle yapılan resmi geçitler ve gösteriler, sadece yüzümüzü kızartmakta ve ülkemizi gülünç duruma sokmaktadır. Bunlar bize “elin atına binen, rezil olup iner” atasözünü hatırlatmakta ve rahmetli Erbakan Hocamızın asil ve milli tavrına hayranlığımızı artırmaktadır.

 

 

23 Nisan Çocuk Bayramı ise; katılımcı bütün ülkelerde, daha önce teşvik ve tertip edilen özel programlarla, az da olsa Türkçemizi, milli kültür ve faziletlerimizi öğrenen çocuklar arasından seçilerek çağrılıp ağırlanmalı; böylece ülkemizin dünyada tanıtılmasına, toplumlararası yakınlaşmasına ve dayanışma ruhunun sağlanmasına çalışılmalıdır. Öyle ki, bu çocuklar ülkelerine döndüklerinde gönüllü ve etkili Türkiye elçileri gibi davranacaktır. Ancak bundan önce, gezip görecek olan herkesi hayran bırakacak; temel insan haklarını güvenceye almış, ekonomik kalkınmasını sağlamış, modern ve mükemmel şehircilik ve çevrecilik anlayışıyla görkemli bir seviyeye ulaşmış ve halkı da gerçek ve örnek bir Milli Eğitim sayesinde her yönden olgunlaşmış bir Türkiye’yi ortaya koymalıdır.

 

 

Bazı kutlamalar sadece 10 yılda, gerekirse 50, hatta 100 yılda bir yapılmalı, ama bütün dünyayı hayran bırakıp yıllarca konuşulmalıdır.

 

 

Bu amaçla rahmetli Erbakan Hocamızın hazırlık yaptığı, ama malum ve melun odaklarca akamete uğratıldığı “Osmanlı’nın Kuruluşunun 700. Yıl Kutlamaları” kaçırılan tarihi bir fırsattır.

 

 

19 Mayıs’la ilgili MEB Genelgesine gelince:

 

 

AKP hükümeti ciddi ve cesaretli adımlar atmak ve ülkeyi gereksiz külfetlerden kurtarmak yerine, sadece suni gündem oluşturmak ve halkımıza: “Bakınız ne kadar büyük işler yapmak istiyoruz, ama fırsat vermiyorlar” dedirterek bedava kahramanlıkla puan toplamak amacındadır.

 

 

Marazlı Muhalefet ise; “Aman devrimler elden gidiyor, yobazlar her şeyi ele geçiriyor, gericilik hortlatılıyor” diye tepinerek, hem kendi tabanının gazını almakta, hem de AKP’ye mazeret ve meşruiyet kazandırmaktadır. Yani sırıtan bir danışıklı dövüşle halkımız oyalanıp aldatılmaktadır.

 

 

Bir 19 Mayıs Bayramı için il, ilçe ve beldelerdeki ortaokul ve lise çağındaki bütün çocuklarımızın

 

 

1-        En az 2 ay öncesinden, derslerini ve özel girişimlerini mecburen ihmal ederek çeşitli provalarla uğraştırılması

 

 

2-        Bu bayram için özel kıyafetler, aksesuar ve ayakkabı yüzünden zaten geçim sıkıntısı çeken ailelerin ekstra masraflara uğratılması

 

 

3-        Bu gereksiz ve göstermelik prova ve hazırlıklar sırasında çok ciddi sakatlanma ve yaralanmaların yaşanması

 

 

4-        Gençlerimizin soğuk ve yağmur nedeniyle çeşitli hastalıklara yakalanması

 

 

5-        Böylesine geri kalmışlık kıskacı ve borç batağı içinde kıvranan ülkemizin, toplamda milyarları bulan faydasız harcamalar ve kurtuluş törenleriyle yüzlerce günü bulan zaman israfları ile oyalanması yazıktır, haksızlıktır.

 

 

Atatürk’ün dönemindeki özel şartlar ve ihtiyaçlar çerçevesinde gerekli görülen bu bayramları ve hele Atatürk’ten sonra tamamen hedefinden saptırılarak, faşist ve komünist ülkelerdeki, “liderlere tapınma törenlerine ve toplu halde rejimi kutsama ayinlerine” çevrilen uygulamaları.. Hatta geçmiş 19 Mayıslarda olduğu gibi, gencecik kızlarımıza, kasıklarına kadar çıplak bacaklarla yaptırılan şovlarla statları şehvet karnavalına döndürme gibi şaşkınlıkları, hala inatla sürdürme çabaları iyi niyetten ve milli gayretten uzaktır.

 

 

Peki, 700. Yıl’ın kazası olmaz mıydı?

 

 

Aslında iki sene gibi kısa bir zaman kalmıştı; Türkiye’nin yeniden tarih sahnesine çıkmasına… Refah Partisi iktidardaydı. Erbakan başbakandı. Türkiye rekor üzerine rekor kırıyordu.

 

 

·         Denk bütçe yapılmış,

 

 

·         Yeni kaynak paketleri açıklanmış,

 

 

·         Çalışanın ve üretim yapanın hakkını aldığı müthiş fırsat kapıları aralanmış,

 

 

·         Kendi uçağımızı, kendi helikopterimizi üretmek için kollar sıvanmış,

 

 

·         Maddi ve Manevi kalkınma seferberliği başlatılmış,

 

 

·         Terör durma noktasına taşınmış,

 

 

·         800 milyon nüfusa sahip D8’lerin kurulması başarılmış,

 

 

·         Türkiye inanılmaz bir hızla kutlu ve mutlu hedeflere koşmaktaydı.

 

 

1999 yılında Osmanlı’nın 700. yılı da şanına yakışır bir şekilde kutlandı mı artık bu milleti kimse tutamazdı. Tarihi fırsat kapıdaydı; Dünya çapında ses getirecek bir kutlama bozuk dünya dengelerinin taşlarını yerinden oynatacaktı. Gerisini söylemeye gerek yok, yeni ve adil bir dünyanın temelleri atılacaktı. Günümüzde yaşanan ve adına “Arap Baharı” denen süreçten çok daha kuvvetli bir etki doğacaktı. Yeniden tarih yapan bir millet olacaktık. Ama maalesef, ABD Yahudi Lobiler tertipli 28 Şubat süreciyle işlere ve işleyişe müdahale edilip Erbakan Hükümetinin çarklarına çomak sokmuşlardı. Yürüyen sistem tıkanmıştı.

 

 

Aradan iki yıl geçmiş, ilk seçimlerde MHP iktidar fırsatını yakalamıştı. Üç Hilal’li Osmanlı Bayrağı’nı amblem olarak kullanan parti bu bayrağın ağırlığını taşıyamamıştı. Osmanlı’nın 700. yılını görmezden gelip, kafalarını kuma sokmuşlardı. Kendi devr-i iktidarlarına denk gelen bu tarihi yıl dönümü, milletimize müthiş bir fırsat sunuyordu. Osmanlı coğrafyasında bulunan topluluklar da beklenti içerisindeydi. Ne yazık ki değerlendirilemedi. Bugün mağdura yatan 28 Şubat mağrurları da uzak durdu atalarından. Ulusalcıların Batı çalışma grubu Batıya ve batıla çalışıyordu. Çünkü;

 

 

·         “Amerikan rüyası”nın sonuna gelindiği,

 

 

·         AB’nin dağılmaya yüz tuttuğu,

 

 

·         Batı sisteminin çökmekte olduğu görülemiyordu.

 

 

Ne garip bir tecellidir ki, bu ülkede gerçek anlamda Batıcı da yoktu aslında… Yani, daha iyi anlaşılsın diye şöyle ifade edelim;

 

 

Türkiye’de ABD’yi dost bilen, AB’yi canı gönülden isteyen hatırı sayılır, dişe dokunur bir kesim bulunmuyordu. Peki, biz niye kendimiz olmuyoruz da başkalarının bize uygun gördüğü sahte rollere bayılıyorduk? Bizi ikircikli davranmaya hangi sebepler itiyordu? Birbirine taban tabana zıt görünen farklı anlayışları benimsemiş olan gruplara, hiziplere, cemaatlere, partilere mensubiyeti bulunanlara münferiden sorduğumuzda herkes “bize ne başkalarından, biz kendimiz olalım” diyordu. Yani anlayacağınız, küreselcilikten geçinen, maddeperest bir azınlığın dışında kimse Batı’dan yana görünmüyordu. 300 yıllık Batıcılık gayreti de işe yaramıyordu. İşte buyurun, tek, tek inceleyelim…

 

 

·         Milli Görüşçüler Batı’ya karşıydı.

 

 

·         Ulusalcılar Batı’ya karşıydı.

 

 

·         İktidar Partisi’nin ve tabanının kahır ekseriyeti Batı’ya karşıydı.

 

 

·         Cemaatler Batı’ya karşıydı.

 

 

·         Aleviler Batı’ya karşıydı

 

 

·         Askerler Batı’ya karşıydı.

 

 

Üstelik, Milletimizin ezici çoğunluğu, “toplumda ve ülke yönetiminde söz sahibi olanların, yalandan Batıcı göründüğüne” inanıyordu. Yani bir nevi takiye yapılıyordu. Somut bir örnek verelim: Askerlerin siyasete müdahale etmesi, toplumun geniş kesimini hep rahatsız ediyordu. 100 yıllık bir paranoya’ya dönüşmüş olan “irtica ile mücadele” başlığı altındaki uygulamalarla halk üzerinde bıraktıkları sevimsiz izlenim nefrete dönüşüyordu. “Muasır medeniyet”, “Batı çalışma grubu” gibi yaklaşımlarıyla da kendilerine duyulan nefret artıyordu. Bütün bu olumsuz uygulamaları, askeri bürokrasinin Batıcı olduğu anlamına gelmiyordu.

 

 

O halde problem nereden kaynaklanıyordu?

 

 

Öyle ya, bu değerlendirmeden yola çıkıldığında, anlaşılıyor ki, kimsecikler Batıcı değildi. Evet, değildi…

 

 

Problem şurada:

 

 

Darbeci askerler “dindar insanların yönetimdeki ağırlığı artmasın” diye kendi akıllarınca bir takım tedbirler alıyorlar ve sırtlarını Batı’ya yaslıyorlar; bir nevi dindarlıktan kaçıp Batı’ya sığınıyorlardı.

 

 

Dindar yöneticiler de (Milli Görüşçüler hariç) “darbeci askerler”i sınırlamak için çözümü Batı’da arıyorlar ve Batı’cı görünüyorlardı. (Milli Görüşçüler her zaman doğal çözümden yana olmuşlardır.)

 

 

Şimdi “ayıkla pirincin taşını” sözü işte burada çok anlamlıydı. Hele pirincin taşı da pirinç gibi “AK” ise… Her şey kilitlenip kalıyordu.

 

 

Bir kısım “darbe meraklısı asker” kendi işine baksa, kendisini halkın inancının karşısında konumlandırmak yanlışlığından kurtulsa; siyasetçi de doğru olanı uygulasa, yani Milli ve yerli çözümlere sarılsa problem kalmayacaktı. En önemlisi, herkes kendisi olacak, herkes ikiyüzlü, takiyeci konumuna düşmekten kurtulacaktı.

 

 

Görülüyor ki, birileri diğerini alt etmek için Batıcı görünme yarışındaydılar. Bu inatçı rekabet uğruna, neredeyse, egemenliğimizi Batı’ya devretme noktasına gelmiş bulunuyorlardı. Peki, Batılılar boş mu duruyorlardı? Görünen odur ki, toplumun dinamik kesimlerinin kafasına ayrı ayrı çuvallar geçirmiş, keyifle kendi programlarını uygulatıyorlardı.

 

 

Oysa, 700. yıl kutlaması -etnik kökenini önemseyenler dahil- herkesi kendine getirir ve “ben”i “biz” yapardı.”[1]

 

 

Ama Erbakan iktidarını yıktıran gâvurlar ve uşakları, başlarına geleceklerin farkındaydı.

 

 

Konuyu toparlarsak;

 

 

19 Mayıs’ın spor bayramı olarak kutlanması, Atatürk’ün kendi özel talebi ve talimatı olmayıp, 1935 yılında İstanbul’daki spor kulüplerinin arzularıyladır, (Bak. 19 Mayıs 1935 Tan ve Cumhuriyet) ve 1936 yılında resmiyet kazanmıştır. O güne kadar, bazı illerde Mason ve Sabataist Selim Sırrı’nın işgüzarlığıyla Mayıs’ın ikinci yarısında “idman şenlikleri” yapılmaktadır. Samsun’daki 19 Mayıs törenleri ise sadece bu ilimizle sınırlı kalmaktadır. Üstelik “İdman Bayramı” Cumhuriyetten önce 29 Nisan 1916’da İstanbul Kadıköy’de “İTTİHAT SPOR KULÜBÜ” tarafından kutlanmıştır. Şimdi kalkıp sanki, “Atatürk, işini gücünü bırakmış ta, ilk fırsatta, kendini tabulaştırmak üzere 19 Mayıs’ın bayram olmasını kararlaştırmıştır” gibi bir algı oluşturmak yanlıştır, yanılgıdır.

 

 

AKP iktidarının tavrı da, muhalefetin tarzı da, sadece istismardır, samimiyetten uzaktır ve sahte kahramanlıktır.

 

 

AKP’li Ali Babacan’ın TÜSİAD toplantısındaki: “Biz bu bölgede (Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve Balkanlar’da), ülke sınırlarının anlamsızlaşmasını, sermaye ve üretimin serbestçe dolaşımını ve artık halkların kaynaşmasını istiyoruz. Bu maksatla Afrika’ya açılıyoruz.” (18.01.2012)

 

 

Sözleriyle Türkiye’yi de parçalamayı amaçlayan BOP hedefine ve Siyonist sermayenin dünya hâkimiyetine hizmet ettiklerini resmen açıkladığı bir dönemde, AKP’li Milli Eğitim Bakanı’nın kalkıp “19 Mayıs Bayramının statlarda değil okullarda kutlanacağını” duyurması, küreselleşme kılıflı köleleşme hıyanetlerini gizleme çabasıdır.

 

 

 

 

 

 


 

[1] Sadrettin Karaduman / Milli Gazete

 

 

 

 

 

KAYNAK:

http://www.millicozum.com/mc/nisan-2012/turkiye-bayram-cenneti-v

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi