Anasayfa » MÜSLÜM GÜNDÜZ’ÜN UTANMAZLIĞI!

MÜSLÜM GÜNDÜZ’ÜN UTANMAZLIĞI!

Yazar: yonetici
0 Yorum 317 Görüntüleyen

MÜSLÜM GÜNDÜZ’ÜN
UTANMAZLIĞI!

CNN Türk’te 32.Gün
programına çıkarılan ve Sabataist zihniyetli Mehmet Ali Birand’la, bir birine
iltifatlar yağdıran Müslüm Gündüz’ün tavırları ve Erbakan’la ilgili mesnetsiz
iddiaları, tam anlamıyla mide bulandırıcıydı. Mehmet Ali Birand’ın güya “tarafsız
yayıncılık ve herkese söz hakkı tanımacılık” kılıfıyla:

     I.       a)Aslında kendi işlerine gelen ve hedeflerine uygun düşen iddiaları, Müslüm
Gündüz’ün ağzıyla topluma aktarmak

    II.       b)Ilımlı İslamcı ve Siyonist Yahudi JİNSA’dan madalyalı Recep T. Erdoğan
iktidarını meşrulaştırmak ve tahribatlarını kolaylaştırmak

   III.       c)Ve tabi asıl amaç olarak, şeytanların ve şarlatanların ortak düşmanı
Rahmetli Erbakan’ı karalamak üzere Müslüm Gündüz’ü programa çağırması ve pas
veren sorularla coşturması, bunların gerçek niyetini ve tıynetini ortaya
koymaktaydı.

Müslüm Gündüz:

“Erbakan’ın
Kemalizm’le ve Kapitalizmle hiçbir davası ve çatışması söz konusu değildir.
Zaten kendisi de kapitalistti. Erbakan makam ve mevki düşkünü bir kimseydi ve
bu koltuk zafiyetiyle O’na her türlü yanlış yaptırılabilirdi”.

Derken, gerçekte
kendisini anlatmaktaydı. Rahmetli Erbakan’ın bu sıfat ve saptamalardan ne kadar
uzak ve yüksek bir şahsiyet olduğunu, O’nun azılı düşmanı Siyonist Yahudiler
bile defalarca itirafa mecbur kalmışlardı.

“İşte Yahudi
stratejist ve ABD Derin Devletinin en etkin ve yetkin kişilerinden Alan
Makovski’nin 1997’de “Middle East Quarterly” dergisindeki makalesinde
yazdıkları, Müslüm Gündüz gibi “utanmazsan, istediğini yapabilirsin” hikmet
sözünün muhatabı zavallı figüranları yalanlamakta ve tabi Erbakan’ın müşterek
düşmanı olduklarını da ortaya koymaktaydı.

Bu yazı hala aynı
sitede durmaktaydı ve İngilizce aslına herkes internet üzerinden kolaylıkla
ulaşırdı.

Erbakan’ın ABD’ye
meydan okuması, Siyonistlerin uykularını kaçırmıştı!

28 Şubat soruşturma ve tartışmaları,
post modern darbenin ABD’de planlandığını bir kez daha açığa çıkarmıştır. İşte
Müslüm Gündüz de bu küresel Siyonist senaryonun sıradan ve basit bir parçası ve
ucuz bir kahramanıdır. 15 yıl önce gerçekleşen ve Türkiye’nin önceki klasik
darbelerinin aksine ‘silahsız kuvvetlerin’ gerçekleştirdiği post modern darbe
28 Şubat’ın yol haritasını, ABD Savunma Bakan Baş Danışmanı Alan Makovsky’nin
çizdiği kesinlik kazanmıştır. Milli Görüş lideri Prof. Dr. Erbakan’ın sık sık
vurgu yaptığı
 ‘Refah-Yol’un
yıkılması kararı Washington’da alındı’
 sözleri bu bilgi ve
belgeler ışığında artık ispatlanmıştır. 1997 Middle East Quarterly’de, Alan
Makovsky tarafından yayınlanan makale“Erbakan İle Nasıl Mücadele
Etmeli”
 başlığı altında
sermaye-medya-siyaset-yargı ve BÇG’nin bu süreçte yaptıklarının yol
haritasıdır.

“Erbakan Türkiye’yi
İsrail’den Koparıyor Kuşkuları”

54. Hükümetin Havuz Sistemi uygulamasına
vurgu yaparak, Refah Partisi’nin halkı memnun eden ekonomi politikalarının
engellenmesi gerektiğini kaydeden Alan Makovsky,
 “Refah Partisi’ne
hiçbir şekilde uluslararası ekonomi kuruluşlarından yardım yapılmasına izin
verilmemeli”
 sözleriyle, Türkiye’deki 28 Şubatçıların
haricinde uluslararası mason biraderleri de uyarmaktadır.

“Bir ideolog olarak Erbakan,
Türkiye’yi Batıdan ve Yahudi Devleti İsrail’den koparmaktadır. Bu Amerikan
menfaatlerine çok aykırıdır”
 diyen Makovsky, 28
Şubatçıların ABD işbirlikçiliğini açığa çıkaran:
 “Laik Türkler
(Yani Sabataist ve Mason kesimler) gizli olarak ABD’ye Türkiye’yi Erbakan’ın
eline bırakmaması için yalvarıyorlar.”
İtirafıyla Erbakan
korkularını açığa vurmaktadır.

Alan Makovsky’i iyi
tanımak lazımdır!

Makovsky, Neo-Con düşünce kuruluşu
olarak bilinen
 Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nde Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin
başında yer almıştır. Amerika’daki Yahudi lobisinin en önemli kuruluşlarından
biri olan
 Middle East Forum için de makaleler kaleme alan Makovsky’nin kurmuş olduğu Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin (TAM) başında şu anda
Türkiyeli Sabataist
 Soner Çağaptay bulunmaktadır. Amerikan Kongresi Dış İlişkiler Komitesi’nde (Siyonist CFR)
çalışan Makovsky, ABD dış politikasının İsrail’le örtüşmesi gerektiğini savunan
makaleler yazmıştır. ABD Savunma politikalarının belirlenmesinde önemli bir
danışman olan Makovsky’nin kurmuş olduğu TAM’da, Türkiye’den daha önce 9.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve 2003 yılında ise şimdiki Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül konuk olmuşlardır. Makovsky, 1997’de “Erbakan’la Nasıl
Mücadele Edilmeli” makalesini yayınlamıştır. Makovsky; Refah-Yol
iktidarında ABD ve İsrail adına Türkiye’deki sermaye, medya ve darbeci diğer kişi
ve kuruluşlarla irtibat sağlayan kişi olarak da tanınmaktadır.

İşte, Erbakan’a karşı Süleyman Demirel’in Batı yanlısı laik bir güvence
olarak açıkça zikredildiği, daha sonra Abdullah Gül’e konferans verdirildiği
Washington Enstitüsü Uzmanı Alan Makovsky’nin Türkiye’deki ortaklarına hedef
koyduğu makalesinden ilginç bazı başlıklar:

·        Mevcut Milli Güvenlik Kurulu üyeleri arasında tek İslamcı Erbakan’dır.
Süleyman Demirel ve Tansu Çiller’in laik Doğru Yol Partisi’nin diğer üç üyesi
de askerle aynı şekilde Batı yanlısı ve laik bir politikadan yanadır.

·        Refah Partisi’nin üyelerinin ve liderlerinin mezun olduğu İmam Hatiplere
büyük bir ilgi vardır ve insanlar kayıt için sıradadır.

·        Türklerin birçoğu Refah Partilileri dürüst ve azimli görürken, laik
politikacıları ise Milli Görüşçüleri dinci ve tehlikeli saymaktadır. Eğer laik
politikacılar daha iyi çalışmazlarsa, Batı yanlısı Türkiye radikal bir şekilde
İslam dünyasına kayacaktır.

·        Siyonizm’i ve Yahudileri kınayan Erbakan ve partisi, Türkiye’nin Batı ile
entegrasyonunu savunan Türkleri de “taklitçi Batıcılar olarak” tanıtmaktadır.
Bunun yerine ise Türkiye’nin İslam ülkeleriyle birlikte İslam NATO’su, İslam
Serbest Pazarı ve İslam Birleşmiş Milletleri’ni kurmasını arzulamaktadır.

·        Erbakan bu şekilde G-7 ve D-8’in yeniden bir araya gelerek ‘İkinci Yalta’
konferansında yeni bir dünya düzeni kurulmasına çalışmaktadır.

·        MGK tarafından kontrol edilse bile Başbakan olarak Erbakan, Amerikan
menfaatlerine ve Türk Amerikan işbirliğine açıkça meydan okumakta ve bizim
çıkarlarımıza aykırı girişimlerde bulunmaktadır. Erbakan’ın hükümette olması
Amerikan ve Avrupa yönetimlerinin işini zorlaştırmaktadır.

·        En tehlikelisi, Erbakan bir ideolog olarak Türkiye’yi Batı’dan
uzaklaştırmak istiyor, bu ise Amerikan menfaatlerine tamamen ters bir
politikadır.

·        Laik Türkler ABD’ye gelip “Türkiye’yi Erbakan’ın eline
bırakmaması”
 için yalvarmaktadır.

·        Amerikan yönetimi Erbakan ve arkadaşlarından ziyade laik bakanlar ve yüksek
bürokratlarla çalışmalıdır.

·        Erbakan’ın ‘ABD, PKK’ya destek veriyor’ iddialarına maalesef ABD yönetimi
yanıtsız kalmıştır. Washington bunları kesin bir şekilde yalanlamalı ve özür
dileyip Türklerin gönlünü almalıdır.
[1]

Müslüm Gündüz’ün
şarlatanlıkları!

Fetullah Gülen’i mazur
göstermek için “Amerika’da esir tutulduğunu ve normal şartlarda O’nun asla razı
olmayacağı sözlerin O’nun adına uydurulduğunu” vurgulayan Müslüm Gündüz Mavi
Marmara olayında “İsrail’i haklı gösterdiği ve otorite kabul ettiği için”
Fetullah Gülen’i kınarken; daha bir hafta öncesinde
 “NATO güçlerinin ve Batılı askerlerin Libya’da ne işi var?” diye horozlandığı halde, ardından ABD’den talimat gelince İzmir’i üs olarak
kullanan Haçlı NATO çeteleriyle birlik olup Libya’ya saldıran, 97 bin
Müslümanın canına kıyan, ülkenin tamamen tahrip edilip ikiye ayrılmasına
taşeronluk yapan Recep T. Erdoğan’ı övüp göklere çıkarmakta ve şöyle yalakalık
yapmaktaydı:

“Muhterem
Başbakanımız tam bir vatan evladıdır. Fakir fukara babasıdır… Ve Kemalizm’i
yıkacak adamdır!..”

Oysa aynı günlerde
AKP’nin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Türkiye’de hiçbir sosyal
güvencesi bulunmayan ve asgari ücretin yarısının altında sefil bir hayat
yaşayan 8 milyon 472 bin aile reisinin (yaklaşık 36 milyon nüfusa denk gelir)
tespit edildiğini; bunlardan 5 milyon 855 bininin ise, yani yaklaşık 25 milyon
kişinin aylık 295 liradan aşağı bir gelirle can çekiştiğini açıklamaktaydı.

Müslüm Gündüz’ün
“Gönüllü figüranlık” itirafı:

Mehmet Ali Birand’ın
“Sizi 28 Şubat sürecinde bazı odakların kullandığı” iddialarına ne
diyeceksiniz? Sorusuna:

“Bizim
(Aczimendilerin) içimizde de devlet memurlarının, emekli veya halen görevli
subayların da bulunması tabiidir. “O süreçte asker bizi, biz ise askeri
kullandık” sözümüz iyi düşünülmelidir. Askerlerin ihtilal yapma ve Refah-Yol’u
yıkma heves ve hesaplarından yararlanıp, bizi Erbakan iktidarı aleyhinde
kullanmalarına müsaade etmişizdir. Böylece davamızı milyonlara duyurma
fırsatını değerlendirmişizdir.”
 Şeklindeki sözleri
bunların ayarının aynasıdır. Yani Erbakan iktidarını yıkmak ve Milli Görüş’ün
kökünü kurutmak isteyen şeytani merkezlerin, basit ve fasit figüranlığını,
“Nurculuk davasına hizmet imkânı” diye yorumlayıp yutturmaya çalışan bu adam
“yükseklere tükürdüğü
balgamın dönüp yüzüne düşeceğinin”
 bile farkında olmayan
bir şarlatandı.

Fadime Şahin
rezaletine, Şeriat Kılıfı:

Allah’ın peşin bir
cezası olarak bütün Türkiye’ye rezil ve rüsvay kıldığı “Fadime Şahin’le
basılma“ olayının sorumluluğunu, bir yandan iblise bile pes dedirtecek bir
tavırla Erbakan’ın sırtına vurmaya çalışan Müslüm Gündüz, bir yandan da suçunu
kaderi İlahiye yükleme çabasındaydı.

“Bu olay, kaderin bir
cilvesi ve programıydı. Ve bana böyle bir imtihan süreci yaşatmıştı.”
 Sözleri bu maksatlıydı. Oysa Kur’an: “Size isabet eden
her musibet, kendi ellerinizle kazandığınız (kötülükler) yüzündendir. Pek
çoğunu (Allah) affetmektedir”
 (Şura:30)
buyurmaktadır.

Müslüm Gündüz Fadime
Şahin olayını şöyle anlatmıştı:

“Fadime Hanım, bir
arkadaşımızdan telefonumu alıp beni aradı. Çok büyük bir bunalıma düştüğünü ve
hatta intiharı düşündüğünü söyleyip, bana sığındı. Ben de dayanamayıp hemen
Elazığ’dan İstanbul’a gidip O’nunla nikâh kıydım. Ama elimi bile sürmeyip,
şefkatli bir baba muamelesi yaptım. Çok geçmedi, ben banyoda iken, Fadime Hanım
bulunduğum odaya daldı ve ardından polis ve medya mensupları baskın yaptı”

İyi de, Mehmet Ali
Birand’ın sormadıklarını biz soralım:

     I.       1.Böyle her sıkıntıya düşene nikâh mı
kıymak lazımdı?

    II.       2.Hiç tanımadığı, aslını astarını
araştırmadığı genç ve güzel bir kadın, nasıl bir iki günde “hanım” yapılırdı?

   III.       3.Fadime Şahin, sahte şeyh Ali
Kalkancı’dan henüz yeni ayrılmıştı. Müslüm Gündüz, boşanan bir kadının “3
hayız–3 ay” geçmeden, yani “iddet” beklemeden bir başkasıyla
nikâhlanamayacağını bilmeyecek kadar cahil ve gafil bir insan mıydı, yoksa
hazır fırsatı değerlendirmek isteyen şehvetinin kölesi bir din istismarcısı
mıydı?

Oysa, Bakara: 228 ve
Talak Suresi 4. Ayetlerinin hükmü kesin ve açıktı.

     I.       4.Müslüm Gündüz, bazı odakların Erbakan
ve İslam aleyhindeki tertip ve tezgâhlarında beşinci sınıf bir piyon olarak
kullanıldığını anlamayacak kadar ahmak mıydı?

    II.       5.Kaldı ki, İslam’da nikâh öyle gizli
saklı değil, herkesin duyup haberdar olacağı bir aleniyet-resmiyetle ancak
makbul sayılırdı.

   III.       6.Hani bir zamanlar kendisini mübarek ve
muhterem zannederek, evinin gündelik hizmetleri için gönderilen bir kızcağıza,
yine dini gerekçeler ve vaatlerle yaklaşıp namusuna göz koyan ve ailesini
utancından savcılığa başvurmak yerine başka vilayete göçe mecbur bırakan, sözde
“Dini hizmet erbabı ve gönül adamı” sahtekârla, işte böylesi şarlatanların
İslam’a verdikleri zarar, fasıklarınkinden çok daha fazlaydı.

   IV.       7.Müslüm Gündüz, Fadime Şahin’le
basılırken, İstanbul’da kaldığı evin sahibi ve eski Akit yazarı Hüseyin Üzmez’e
de, övgüler yağdırmıştı. Çünkü ikisi de aynı yolun yolcularıydı. Aynı
karakterdeki insanlardı.

    V.       8.Öz evlatları, yakınları ve müridan
takımı, bin türlü sıkıntı ve perişanlık içinde kıvranırken ve Müslüm Gündüz
bunları kendisine dert edinmezken, Fadime Şahin’in bir acıklı telefonuyla hemen
şefkati mi kabarmıştı, yoksa şehveti mi azmıştı?

   VI.       9.Müslüm Gündüz’ün: “Haçlı gavuru AB’nin
dayatmasıyla “zinayı suç sayılmaktan” çıkaran kanunu Meclisten geçiren
Başbakana övgüler dizmesini de aslında doğal ve normal karşılamalıydı!..

İşte bu tiyniyetsiz
tiplerin, Erbakan aleyhinde kin kusmaları ve 27 İslam ülkesinin parçalanmasını
amaçlayan BOP’un eş kâhyası Recep Erdoğan’a övgüler yağdırmaları, Rahmetli
Hoca’nın büyüklüğünün ve iftiracılarının düşüklüğünün en açık ispatıydı.

Müslüm Gündüz Oğuzhan
ve Şevket Kazan gibi, ne mal olduklarını, hangi maksatla Milli Görüş’e
sokulduklarını ve Hoca’nın niye bunlara katlandığını 30 yıldır konuşup
yazdığımız kişilerin bazı tutarsız beyanlarını bahane ederek Erbakan’a
saldırması da, ayrı bir sahtekârlıktı.

Yahudi Kafalı Din
İstismarcıları!

Ve zaten Kur’anı
Kerim’de geçen
 “Beni İsrail” ile “Yehud” kelimelerinin aynı manaya geldikleri sanılsa da, aslında farklı
kavramlardır. Beni İsrail; İsrail oğulları kavmini anlatır. Ancak “Yahudi”:

     I.       a)İnandığını söylese ve Kitap ehli bilinse de, aslında dünyaya tapınan,
ahiret hazırlığını gevşek tutan

    II.       b)Dünya rahatı ve menfaati için, her türlü haram ve haksızlığa başvurup
bunlara dini fetva uyduran

   III.       c)Şöhret, şehvet ve servet kazanmak; makam ve mansıp sahibi olmak için
dinini ve kutsal değerlerini istismar edip riyakârlık yapan herkesi kapsayan
bir sıfattır.

Yani bir kişi veya
kesim görünüşte Müslüman, Hıristiyan, putperest veya ateist de olsa, sağcı ve
solcu da tanınsa; haham, rahip, şeyh, hoca gibi sıfatlar da taşısa, Nurculuk,
Süleymancılık veya tarikatçılık ta yapsa; bunlar gerçekte Yahudi kafalıdır. Hz.
Peygamber efendimizin bazı hadislerinde
 “Ümmetimin Yahudileri” tanımını kullanması da oldukça manidardır.

Kur’an’da bu
kelimelerin geçtiği ayeti kerimeler ve ilgili hadisi şerifler bir araya
getirilip dikkatle incelendiğinde, sibak ve siyakleri (öncesi ve sonrası
ayetler ile münasebetleri) düşünülüp değerlendirildiğinde; her Beni İsrail’in
Yahudi sıfatı taşımadığı ve yine her Yahudi kafalının da Beni İsrail’den
olmadığı anlaşılmaktadır.

Oldukça dikkat çekici
ve hayret verici şekilde, farklı din ve kültürden, ayrı kavim ve partiden,
kendisini tanıyan tüm “Yahudi kafalıların” Erbakan düşmanlığında müşterek
davrandığı ve ona karşı derin ve fıtri bir kin ve husumet taşıdığı ortaya
çıkmaktadır. İşte biri birinden çok farklı inançların ve aykırı yaşam
tarzlarının mensubu olan, Müslüm Gündüz’le M. Ali Birand’ı birbirine ısındıran,
iltifatlar yağdırtan, reklâmını yaptırtan gizli müşterekleri, Yahudi sıfatları
ve Erbakan düşmanlıklarıdır.

“İnsana bir zarar ve
felaket dokunduğu zaman (çaresiz kalıp) bize dua etmektedir; sonra katımızdan
Ona bir nimet ve fazilet ihsan ettiğimizde; “Bu bana, kesinlikle bilgim (ve liyakatim)
sebebiyle verildi” demektedir. Hâlbuki (o bilgi ve sezgi, onu denemek için
sadece) bir fitnedir. Ancak çoğu (insan bu gerçeği) fark etmemekte (ve haddini
bilmemektedir)” (Zümer:49)
 ayeti bu tiplerin
tiyniyetini ve zihniyetini ne güzel açıklamaktadır.

Kur’an’ı Kerim’de
“Beni İsrail”in bir kavmiyet, ama “Yahud” kelimesinin bir şeytani zihniyeti
haber verdiği belli olduktan sonra:

“Yemin olsun ki,
mü’minlere en şiddetli ve tehlikeli düşman olarak YAHUDİ’leri ve müşrikleri
bulursun” (Maide:82)
 ayetinde “Beni İsrail” değil “YAHUD” kavramının geçmesinin hikmeti daha iyi anlaşılmaktadır.

Müslüm Gündüz’ün,
Mehmet Ali Birand’a:

“Müslüman kapitalist
olmaz. Gerekirse sosyalistlerle yoldaşlık yapar, ama kapitalistlere yanaşmaz.
Sn. Birand, sizin de sosyalist olduğunuzu biliyorum”
 iltifatlarıyla yoksa kendi ifadesiyle “Süleyman Demirel
eliyle Nurcuları kapitalistleştirip kullandılar, Turgut Özal eliyle Nurcuları
Kemalistleştirip kullandılar, şimdi de benim (Aczimendilerin) eliyle Nurcuları
sosyalistleştirip kullanın. “Ben böyle bir hizmete hazırım” mesajını mı
aktarmaktaydı?

Artık şu ayeti okumak
ve teselli bulmak lazımdı:

“De ki “Rabbimiz
(hesap günü mutlaka) bizi bir araya toplayacak, sonra da hak ile aramızı
ayıracaktır (veya sadıklara fetih ve zafer kapılarını açacaktır) O (Hak ile
batılın, sadıklarla sahtekarların arasını ayıran ve galibiyet yollarını)
açandır (Fettah’tır) ve (her şeyin mahiyetini ve herkesin niyet ve gayretini
hakkiyle) bilen (gerçek Alim olan)dır” (Sebe:26)

“İşte böyle; biz her
ümmete-taifeye kendi amellerini-hareketlerini ziynetli-kıymetli göstermişizdir.
Sonra hepsinin nihai dönüşü Rab’lerinedir ve O bütün yaptıklarını (ve
maksatlarını) onlara haber verip (hesaba çekecektir)” (En’am: 108-son kısım)
ayetinin hükmünü beklemek zamanıydı.

Üstat Bediüzzaman
Hz.lerinin:

“Ey bu vatanın
gençleri (ve yöneticileri)! (sağ eline batıl ve hastalıklı bozuk bir felsefeyi,
sol eline faiz, fuhuş, içki gibi haram zevkleri mubah sayan marazlı bir
medeniyeti alan, şu Haçlı) Avrupalıları (Fen ve teknolojide değil, ahlak ve
ideolojide asla) taklit etmeye çalışmayınız! (İmani ahlaki, iktisadi, içtimai
ve siyasi yönden sizi eritip bitirecek olan Avrupa birliğine kuyruk olmayınız)
Avrupa’nın size yaptığı sayısız zulüm ve saldırıdan (tam 19 Haçlı hücumundan,
şimdi Irak ve Libya katliamından) ve besledikleri bunca derin düşmanlıktan
sonra, acaba, hala hangi akıl ve vicdanla onların batıl fikirlerine, haram
zevklerine (ve yalan vaatlerine) aldanıp peşlerine takılmaktasınız? Hayır,
hayır! Haram zevkleri ve dünyalık beklentileri için (Siyonist Yahudi ve
emperyalist Hıristiyan kültürünün bileşimi olan) Barbar Batıyı taklide
çalışmakla (ve Avrupa Birliğine girmek için çırpınmakla); aslında sadece onlara
tabi olmakla kalmıyor, hatta şuursuz ve onursuzca onların safına katılıp, hem
kendinizi, hem kardeşlerinizi hem de milletinizi (manen) idam (ve intihar)
ediyorsunuz!’ Artık uyanın, siz ahlaksızca ve ahmakça Avrupa’ya uydukça (ve
AB’ye kuyruk oldukça) hamiyet (milli gayret ve dini hassasiyet) iddianızda da
yalan söylüyor, sahtekârlık ve riyakârlık yapıyorsunuz! Çünkü onlara
(Avrupa’ya, Amerika’ya, NATO’ya ve Siyonist odaklara) tabi olmak (ve bunların
27 İslam ülkesini parçalayıp zayıflatıp Büyük İsrail hedefini gerçekleştirmek
üzere hazırladıkları BOP’un eş kahyalığına atanmak) suretiyle, aslında hem Dininizi,
hem milliyetinizi hafife alıyor ve milletle alay ediyorsunuz!..”
 (Bak.17 Lem’a beşinci not’a son kısım. Ahmet Akgül Hocamız’ın izahlı
sadeleştirmesiyle)

Uyarılarının tam
aksine, bu konudaki nice ayet ve hadislerin açık hükümlerine rağmen, D-8’ler gibi
İslam Birliğini bırakıp AB’yi hayatının gayesi yapan ve Batılı güçlere tapınan
ve Siyonist merkezlerce boyunlarına cesaret (esaret) madalyası takılan şu Sn.
Başbakan ve Cumhurbaşkanını kutlayıp kahramanlaştıran Müslüm Gündüz’ün,
Risale-i Nura teslimiyet ve temsiliyet noktasındaki tutarsızlık ve sahtekârlığı
da açıkça sırıtmaktadır.

Velhasıl..

Dünyayı kana bulayan
ve Recep Erdoğan’ın da boynuna “cesaret madalyası” takan Siyonist şeytanlar
Erbakan’a hasımdı…

Morrison Süleymanlar,
mason solcular, mafyacı sağcılar, Erbakan’a karşıydı…

Ucuz ve uyuz
kahramanlar, din istismarcısı münafıklar, şehvet ve şöhret budalası
şarlatanlar, hepsi Erbakan’a düşmandı..

Ya Rabbi sana sonsuz
şükürler olsun.. Ya bütün bunlar, Erbakan’a dost olsalardı!?

“(Hakkın hâkimiyeti,
inkârcıların ve münafıkların hezimetiyle sonuçlanacak) Gerçek olan vaad
yaklaşmıştır. İşte o zaman (Hak davayı ve başındaki kutlu şahsı) inkâr
edenlerin gözleri yuvalarından fırlayıp (şaşkınlık ve perişanlığa uğrayacak)
“biz bundan tam bir gaflet (ve hıyanet) içindeydik belki de (yazıklar olsun ki)
bizler zalim kimselerdik” (diyerek rezil ve zelil duruma
düşeceklerdi)”(Enbiya:97)

“Gerçekten,
kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın, (sadece zan ve
kuruntularıyla bilgiçlik taslayıp) Allah’ın ayetleri (sakın Yahudi ve
Hıristiyanları dost ve rehber tutmayın, faizci ve fuhuşçu hainlere destek
çıkmayın gibi ilahi hükümleri) hakkında mücadele edip (indi ve hevai tevillere
girişenlere) gelince; onların göğüslerinde, asla ulaşamayacakları boş bir gurur
ve kibirlenmeden başkası yoktur.” (Mümin:56)

“Resulleri (Hak dava
elçileri) kendilerine apaçık belgeler (ve Kur’ani hükümlere uygun proje ve
hedefler) getirdiği zaman, onlar (şeytan kafalılar ve marazlı münafıklar)
yanlarında olan (azıcık) ilimden dolayı böbürlenip şımardılar (ferahlandılar)
da, (bu yüzden) alay (ve hakaret) konusu edindikleri şey, (Sonunda) onları
sarıp kuşatıverdi” (Mümin:83)

“(Artık) Allah’ın
laneti, bütün yalancıların (münafık yorumcu ve yağcıların) üzerine olsun”
(Amin) (Ali İmran:61)

 

 

 

 


 

[1] Milli Gazete / 27
Nisan 2012 / Ahmet Yavuz-Ankara

 

KAYNAK:

http://www.millicozum.com/mc/haziran-2012/muslum-gunduzun-utanma

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi