Anasayfa » MEHDİ DOĞU BATI İTTİFAKINI SAĞLAYACAKTIR

MEHDİ DOĞU BATI İTTİFAKINI SAĞLAYACAKTIR

Yazar: yonetici
0 Yorum 265 Görüntüleyen

MEHDİ DOĞU BATI İTTİFAKINI SAĞLAYACAKTIR

  

Siyonist yahudi`ler, Hıristiyan`lığı da İslam’ı da yozlaştırmak için her yolu denemiştir. Hem inanç esaslarını, hem ahlak anlayışını hem de hayat tarzlarını bozup dejenere etmiştir. Allahın dinini sadece göstermelik merasimler ve aksesuar cinsinden taklitçi gelenekler şeklinde değiştirmiştir. Özünü ve özelliğini yitirmiş, milli benliğini ve bilincini kaybetmiş, manevi ve ahlaki değerleri dejenere edilmiş, kısaca çağdaş köleler haline getirilmiş, doğulu ve batılı toplumları, Müslümanları ve Hıristiyanları, beyazları, sarıları ve siyahları, yani Yahudi ve siyonist olmayan bütün insanları, medya ve moda ile kumanda edilen canlı robotlar haline çevirmiştir.

 

 

Bugünkü batı medeniyeti ve Onun temelindeki Firavun zihniyeti, ve bunların kötü ve katı bir taklidi olan sözde cumhuriyetler, insanları “hevai nefsinin esirleri ve hayvani hürriyetin köleleri” haline getirmiştir.

 

 

Siyonizmin güdümündeki Batının geliştirdiği, bizimkilerin de heveslendiği bu özgürlük anlayışı, her türlü sorumluluk ve disiplinden kaçmayı, tamamen başıboş davranmayı, kısaca hayvani ve nefsani duyguların esiri olmayı ifade etmektedir.

 

 

Giderek batmakta ve bitmekte olan Batının hukuk ve ahlak sistemine şekil veren zalim Roma kültürüyle yozlaşmış bulunan Hıristiyanlık düşüncesi, bugünkü batılı insan tipini meydana getirmiştir.

 

 

Zaten temelde insanları “Hür ve Köle” diye ikiye ayıran ve Firavunluk düşüncesinden kaynaklanan Roma hukuku ile; İnsanın en temel ve tabii zevk ve ihtiyaçlarını bile kısıtlayan ve her türlü ilmi girişime ve hür düşünceye asırlarca paranga vuran yozlaşmış Hıristiyanlık olgusuna karşı, doğal bir tepki olarak çağlar boyu Avrupalı`nın şuur altına yerleşen ve kökleşen, korkunç bir kin ve nefret birikimi, sonunda her türlü dini disiplin ve düzene karşı şiddetli bir inkar ve isyana dönüşmüş ve bunun üzerine batılılar ve onların taklitçileri, özgürlük adına bu sefer başıboşluğun ve inkar sarhoşluğunun esaretine düşmüş vaziyettedir.

 

 

Bir başka deyişle, insanlık, maalesef “Hürriyetin köleleri” durumuna gelmiş, veya getirilmiştir.

 

 

Her türlü fuhuş ve cinsel sapıklık serbestisi… Faiz ve sömürü ticareti ve israf ekonomisi… Yaygınlaşan uyuşturucu ve AIDS felaketi… Asya ve Afrika’yı kavuran açlık, yaygın hastalık ve ahlaksızlık sefaleti… Ve bütünüyle, bugünkü küfür ve kötülük medeniyeti, işte bu özgürlük ve demokrasi jelatinine sarılmış şeytani zihniyetin, acı ve alçaltıcı meyveleridir.

 

 

Sokakta herkesin önünde sevişme… Canı çektiği erkek ve kadınla birleşme… Kafasının estiği yöne gitme… Türkçe’si, insanlık onurunu bırakıp hayvan gibi hareket etme hürriyeti..

 

 

Faiz, kumar ve rüşvet gibi haksız ve hileli kazanç yollarıyla, başkalarının emeğini ve alın terini sömürme… Ve köleleşmiş kalabalıkların sırtından, Karun gibi saltanat sürme hürriyeti..

 

 

Oysa, gerçek özgürlük ve onur, ancak; Hak`ka, yani doğru ve değerli olana teslimiyetle… Manevi doyum, vicdani huzur ve insani haysiyetle elde edilir.

 

 

Öyle ise insanlık; zahiri planda, bütün zulüm ve sömürü sistemlerinin ve siyonizmin kökünü sulayan bu gaflet ve şehvet damarları kurutulmadan… Herkesin can, mal ve namus emniyetine, din ve düşünce hürriyetine sahip olacağı… İnsanca yaşanacak ekonomik ve demokratik şartların hazırlanacağı evrensel bir adalet düzeni kurulmadan…

 

 

Kültür ve ekonomiden, sanayi ve teknolojiye kadar her sahada Avrupa ve Amerikanın etkisinden ve köleliğinden kurtulmadan…

 

 

Ahlaki sahada ise, nefse esaret ve enaniyet zincirlerini kırmadan… Özetle yaratılış gayesini kavramadan ve insan olmanın gereğini ve yurttaşlık görevini yapmadan, özgürlüğü tanıyamaz ve tadına varamaz..

 

 

İşte bunun içindir ki, inançlı insan kendisini onurlu ve huzurlu yaşamaktan geri koyan her şeyi bir engel ve esaret kabul eder… Gönül evini kirleten ve öz cevherini körleten zulüm ve kötülükten vazgeçer.

 

 

Çünkü insan için korkaklık bir esaretir… İki yüzlülük ve riyakarlık bir esarettir. Rahatına ve menfaatına düşkünlük ve kötü alışkanlıklara bağımlılık bir esarettir.

 

 

Bedeni ve nefsi duyguların, dünyevi ve şeytani kaygıların esaretinden, ancak Rabbına tevekkül ve Kur`ana teslimiyetle… Zalimlere kölelikten ise, cihat ve ciddi gayretle kurtulabileceğini… Ve ancak bu sayede huzur ve hürriyete kavuşabileceğini insanlara hatırlatacak, onları şuurlu ve sorumlu bireyler olarak teşkilat düzeninde ve disiplininde, devrim ve değişime hazırlayacak bir hidayet rehberine ve hizmet önderine, yani orijinal tanımıyla Hz. Mehdiye ihtiyaç duyulduğu kesindir….

 

 

Ve zaten tarih boyunca, bütün büyük inkılaplar, hep büyük liderler tarafından gerçekleştirilmiştir.

 

 

Kalitesini kaybetmiş ve köleleştirilmiş kalabalıkların, kendiliğinden toparlanıp, kutlu hedeflere yöneldikleri görülmemiştir.

 

 

Kur’an`ın adaleti kılıfında mahkum… İnsanımız öz vatanında mağdur… Ve tüm mazlumlar ve Müslümanlar temel hak ve hürriyetlerinden mahrum bulunurken…

 

 

Milyonlar işsiz, güvencesiz ve ümitsiz dolaşırken, hala kendini hür zanneden köleler…

 

 

Bazıları da, Karun gibi servetin… Lut kavmi gibi şehvetin… Şeytan gibi enaniyetin ve Nemrut gibi nefsaniyetin köleleri…

 

 

Açık saçık filimlerin… Genelev bülteni gazete ve dergilerin… Ve gösterişli elbiselerin esirleri ..

 

 

Haram ve hileli kazançların… Lüx ve pahalı arabaların… Konforlu apartmanların… Sosyete avratların ve kirli dolarların hizmetçileri..

 

 

Evet, ey hayvani hürriyetin köleleri Artık anlayınız ki, gerçek hürriyet hem hakkını gözetmek, hem de haddini bilmektir. Herkesi kendisinin bir parçası, kendisini de alemin bir azası görmektir. Gerçek hürriyet ve haysiyet, Yüce yaratıcıya hürmet ve tüm yaratıklara merhamet ve muhabbettir…

 

 

İşte bu olgunluk ufkuna ulaştıracak hareket ve şahsiyetin adı ve adresi: Mehdiyettir…

 

 

Hz. Mehdi Aleyhisselam, hadis ve haberlerde bildirildiği gibi, sadece İslam alemini şuurlandırıp toparlamakla kalmayacak, Hıristiyanlık alemini de siyonist saptırma ve sömürgeye karşı uyandırıp, ortak inançlar ve ihtiyaçlar çerçevesinde, Deccalizme karşı yeni bir güç birliği meydana getirecektir. Doğu ile Batının bilgi ve birikimlerinden, değer ve deneyimlerinden, maddi ve manevi dinamiklerinden yararlanarak, vahye dayanan disiplinle müsbet bilimin bir nevi sentezini oluşturarak, yeni ve adil bir düzen kuracak ve yürütecektir. İşte “Kurt ile kuzunun“, Batılı ile doğulunun, art niyet ve hakaret düşünmeden birlikte ve barış içinde yaşayacakları bir mutlu dönem gelmektedir.

 

 

Genel kanaat ve kanıtlar göstermektedir ki, Doğulu maneviyatçı, batılı maddeci ve menfaatçıdır.

 

 

Ama hem inançlı, hemde izanlı olmak gerekir.

 

 

Doğulu içten ve hasbi, batılı art niyetli ve hesabidir.

 

 

Ama hem merhametli, hem de dikkatli olmak gerekir

 

 

Doğulu duygularıyla ve metafizikle, batılı beş duyusuyla ve matematikle hareket etmektedir.

 

 

Ama hem imanlı ve insaflı, hem de planlı ve itidallı olmak gerekir.

 

 

Doğulu vefalı ve fedakar, batılı fırsatçı ve hilekar bilinir.

 

 

Ama hem yüreği yanık, hem de uyanık olmak gerekir.

 

 

Doğulu tevekkül ehli, batılı tedbirlidir.

 

 

Ama hem müdbir (tedbirli), hem mütevekkil (teslimiyetli, kanaat ehli ve geniş yürekli) olmak güzeldir.

 

 

Doğuya gönül ve ilham, batıya akıl ve felsefe hakimdir.

 

 

Ama hem vicdana dayanmak, hem de aklını kullanmak gerekir.

 

 

Doğuda din ve duygu, batıda bilim ve kurgu öndedir.

 

 

Ama dinin değerleri, bilimin verileriyle yorumlanmalı ve yürütülmelidir.

 

 

Doğulu ölüm ötesine, batılı ölüm öncesine önem verir.

 

 

Ama ahiret burada kazanılacaktır, dünya ahiretin mezrası ve mektebidir.

 

 

Doğulu sevgiye ve sadakate, batılı zevke ve hıyanete yöneliktir.

 

 

Ama sadakat gösterirken, saflığa düşmemelidir.

 

 

Aşk deyince doğuda sevda, batıda şehvet hatıra gelir.

 

 

Doğuda genellikle hikmet, batıda özellikle edebiyat üretilir.

 

 

Ama hikmetsiz edebiyat gevezelik, edebiyatsız hikmet zevzekliktir.

 

 

Doğudan din ve maneviyat geldi, Ama yobazlık ve istismarla yozlaştırıldı.

 

 

Batıdan laiklik ve demokrasi geldi. Ama dinsizlik ve ahlaksızlıkla yozlaştırıldı.

 

 

Doğudan hisler, sevgiler geldi. Ama hayalcilik ve hasetçilikle yozlaştırıldı.

 

 

Batıdan düşünme ve akıl yürütme geldi. Ama şehvet ve şeytaniyetle (hile ve desise ile) yozlaştırıldı.

 

 

Doğudan edep ve hürmet geldi. Ama şuursuz gelenek ve ruhsuz görenekle yozlaştırıldı.

 

 

Batıdan serbestlik ve medeni cesaret geldi. Ama haksızlık ve hayasızlıkla yozlaştırıldı.

 

 

Doğulu kaba ama insancıl, batılı kibar ama barbardır.

 

 

Halbuki hem insancıl hem kibar olmaya çalışmalıdır.

 

 

Doğulu “sen”cil, batılı “ben”cil dir. Ama doğrusu “biz”cil olmaktır. Yani farklı köken ve kültürden herkesi kendimizin bir parçası, kendimizi de alemlerin bir parçası görme olgunluğuna ulaşmalıdır.

 

 

Kısaca yerli düşüncenin ve milli cephenin çağdaş ve evrensel bir yorumcusu ve savunucusu konumuna ve şuuruna kavuşmalıdır.

 

 

Atatürk “muasırlaşma”yı yani çağdaş standartları yakalamayı ve tüm sorunlarımızı genel insan hakları temelinde aşmayı amaçlamışken,

 

 

İnönü, Bayar ve devamı, Atatürk`ün hayat boyu ağzına bile almadığı “batılılaşma”yı ve batıya teslim olmayı, bu millete Atatürk`ün kutsal hedefi olarak göstermiş, daha doğrusu, zorla dikte etmişlerdir.

 

 

Kendi sömürme ve sindirme düzenini, milli şefin, Kemalizm yorumuyla meşrulaştıran ve topluma dayatan masonik güçler yıllarca bu aslından ve amacından saptırılmış Kemalizm sopasıyla, önce milletimizi korkutup susturdukları gibi, sonunda aynı sopayla devleti ve devleti temsil eden kurum ve kişileri de tehdit etmeye ve hizaya getirmeye yeltenmişlerdir.

 

 

Kabul edelim ki, bugün irtica ve din sömürüsü de önemli bir problemdir. Ama daha tehli olanı “irtica istismarı” yaparak, bu kılıf altında millete ve İslamiyet’e hucüm ve hakaret edilmesidir.

 

 

Evet, doğu itaatkar ve devletçi, batı isyankar ve devrimcidir. Ama hem devleti, yani dirlik ve düzeni korumak, hem de tahrip etmeden değişim ve gelişmeyi başarmak gerekir. Gardiyan (baskıcı gaddar) devlet değil, garson (yönlendirici ve hizmetkar) devlet anlayışına dönmelidir.

 

 

Devlet, toplumun örgütlenmiş aklı ve iradesi yerindedir. Eğer, bir takım güçler devleti ele geçirirse, hipnotize edilmiş insan veya beynine virüs girmiş hasta gibi, milletin yetkisi ve tepkisi, etkisizleşir. Demokrasi ve seçim gibi şeyler de göstermelik hale gelir. Böylece ülke kaynaklarını sömürmek ve toplumu sindirmek isteyen güçlerin gizli iktidarı baş gösterir.

 

 

Bugün maalesef, devletimiz dış güçlerin ve sabataycı dönmelerin güdümündeki, “masonik merkezlerin” ve hain işbirlikçilerin kuşatması altına girmiştir.

 

 

Kapitalist patronların ve sabataist baronların, en ezici ve en etkili şeytanlığı ise M. Kemal Atatürk`ü kendi emellerine alet etmeleridir.

 

 

Atatürk`ün tasfiye ettiği Tanzimatçı, ittihatçı ve dayatmacı zihniyet, İnönü’nün yanlış Kemalizm yorumu ve yozlaştırmasıyla tekrar geri gelmiştir.

 

 

Bazı masonların ve marazlı medyanın, irtica bahanesiyle, dinimize ve milli değerlerimize yönelik tecavüzlerine, devlet kurumlarını ve hele ordu mensuplarını alet etmeye kalkışmaları ise, hıyanet ve hilekarlığın en adi örneğidir.

 

 

Öyle ise, dindar olalım, ama yobazlaşmayalım

 

 

Demokrat olalım, ama soysuzlaşmayalım

 

 

Devletimize bağlı kalalım, ama ruhumuzu köleleştirip yozlaşmayalım

 

 

Hikmet ve hakikat… İlim ve sanat… Hürriyet ve huzurlu hayat… İnananların ve insanlığın kaybettikleri ortak malıdır. Nerede bulursak alalım, sahip çıkalım. Ama asla hak yoldan sapmayalım, yalpalamayalım

 

 

Doğuya da Batıya da yanaşalım, anlaşalım… İnsani değerler ve milli dengeler çerçevesinde yüzleşelim, uzlaşalım. Danışalım, yardımlaşalım. Ama asla yalvarmayalım, yavşaklaşmayalım

 

 

Velhasıl, “Devlet, devemiz, develerimiz ise devletimizdir.” Diyen…

 

 

Yani devleti menfaat aleti gören, servet ve etiketini de devlet ve garantili ganimet zanneden haysiyet ve şahsiyet fukaraları yerine;

 

 

“Devlet, öz benliğimiz ve birliğimiz; birlik ve dirliğimiz ise devletimizdir” düşüncesine,

 

 

Yani devleti milli değerlerimizin, birlik ve dirliğimizin kutlu gücü ve güvencesi… Birbirimize ve devletimize bağlılığı ve mukaddeslerimize saygınlığı ise, varlık sigortamızın simgesi gören, olumlu ve onurlu bir zihniyete ihtiyaç vardır. Kısaca artık öz benliğimize ve milli bilincimize dönmek zamanıdır.

 

 

O halde nedir? Milli cephe, Milli şuur:

 

 

Bizi şerefli millet yapan değerlerin… Bize şanlı medeniyetler kurduran düşüncenin… Tüm insanlığa huzur ve hürriyet sağlayacak ve herkese model olacak adil ve asil bir düzenin, ortak ve orjinal tanımıdır.

 

 

Peki kimler “Milli şuur” kapsamındadır?

 

 

Yeni bir medeniyet mimarının ifade buyurdukları gibi;

 

 

A – “Kimya”sında (iç dünyasında)

 

 

1– Hak`kı üstün tutan. (yani herkesin insan haklarına saygı duyan ve sahip çıkan)

 

 

2– Maneviyatçı olan. (yani menfaatçi ve insafsız değil, vicdan ehli olan)

 

 

3– Nefis terbiyesini, hesap ve sorumluluk düşüncesini esas alan.

 

 

B – “Fizik” i yapısında (Dış dünyasında) ise;

 

 

1– Hidayet ehli olan (yani doğruyu tanıyan ve hayırdan taraf olan)

 

 

2– Feraset ehli olan (yani ayrıntıların ve sinsi hesapların farkında olan)

 

 

3– Dirayet ehli olan (yani inancının ve insanlığın hizmetinde gayret, metanet ve cesaret sahibi olan)

 

 

herkes bu tanımın içindedir. Yani yerli ve şerefli cephedendir.

 

 

Yaradan’a saygısı, yaratılana sevgisi olmayan diğerleri ise, kirli ve şerli cephedendir.

 

 

Yerlilerin müstevlileri kovacağı, millilerin kirlilerden kurtulacağı zaman gelmiştir.

 

 

Irak saldırısı ve sonrası, İnşaallah herkesin gözünü açacak, doğuyu gaflet ve meskenetten, batıyı şehvet ve nefse esaretten kurtaracaktır.

 

 

Siyonizmin ve emperyalizmin demokrasi ve insan hakları Donkişotluğunun tam bir sahtekarlık olduğu anlaşılacaktır.

 

 

Hani 91 Körfez savaşı sonrasında Kuveyt`e demokrasi götürüldü mü?

 

 

Afganistan`a insan hakları ve demokrasi reva görüldü mü?

 

 

Somali`ye ekonomik ve sosyal huzur ve hürriyet sağlanıp zulüm ve sömürü ülkeden sürüldü mü?

 

 

Umarız Irak’ın işgaliyle sonuçlanan 2003’teki bu vahşi savaş, doğu ile batının kucaklaşmasını ve siyonist sömürüye karşı ortak bir cephede mecburen buluşmasını doğuracaktır.

 

 

Daha şimdiden;

 

 

·       Müslüman ülkelerdeki dirilişi ve öze dönüşü kamçılamıştır.

 

 

·       Sağcı, solcu, İslamcı bilinen ve birbirine diş bileyen kesimleri ortak harekete zorlamış ve barıştırmıştır.

 

 

·       İslami hizmet ve hizipler arasındaki kırgınlık ve kızgınlığı yatıştırmış ve birbirine yaklaştırmıştır.

 

 

·       Siyonizme ve ABD`nin süper sömürüsüne karşı Doğu-Batı ittifakının gereğini hatırlatmış ve hızlandırmıştır.

 

 

·       Süper güç efsanesi yıkılmaya, kartondan dev yırtılmaya başlamıştır.

 

 

Irak gibi savunma gücü sıfıra indirilmiş ve halkı ambargolarla sindirilmiş bir ülke karşısında bile Amerikan, İngiliz ve İsrail güçleri ilk etapta şaşkına ve bozguna uğramıştır.

 

 

·       Ve bu savaş, İslam ülkelerindeki despotik ve masonik sistemlerin ve işbirlikçi hükümetlerin yıkılışını çabuklaştıracaktır.

 

 

·       BM ve NATO gibi kuruluşların sorgulanmasına ve dünyanın daha dengeli ve disiplinli temellere dayalı olarak yeniden yapılanmasına yol açacaktır.

 

 

Ve bütün bunlar Mehdinin marifeti, ve siyasetiyle başarılacaktır.

 

 

İbrahim Hakkı Hazretlerinin dediği gibi;

 

 

“Hak, şerleri hayr eyler

 

 

Zannetme ki gayr eyler

 

 

Arif olan seyr eyler

 

 

Görelim Mevla neyler

 

 

Neylerse güzel eyler“

 

 

 

 

Biz de bir şiirle kapatalım;

 

 

 

 

Celali, cemali gafil seçemez

 

 

Nar-ı celal, nur-i cemale düşer..

 

 

Şarlatan, şeytana kefen biçemez

 

 

Bu ancak sahib-i kemale düşer..

 

 

 

 

İnanç ve ideal, senin farkındır

 

 

Ümitsizlik küfür, kalbin sakındır.

 

 

Mehdiyet müjdesi Haktır, yakındır

 

 

İnşallah hasretler visale düşer..

 

 

 

 

Lütfunu, kahır kabında yoğurur

 

 

Sabret, her usr iki yusr doğurur*

 

 

Zulüm zirveye varınca, Ahmedim

 

 

Küfrün saltanatı zevale düşer.

 

 

 

 

 

 


 

* “Gerçekten her zorlukla beraber (iki kere) kolaylık vardır.” (İnşirah:-56)

 

 



MİLLİ ÇÖZÜM MAKALELERİ İÇİN TIKLAYINIZ…

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi