Anasayfa » İSLAM HAYAT DİSİPLİNİ Mİ, YOKSA BAYAT TAKLİTÇİLİK Mİ?

İSLAM HAYAT DİSİPLİNİ Mİ, YOKSA BAYAT TAKLİTÇİLİK Mİ?

Yazar: yonetici
0 Yorum 236 Görüntüleyen

Şeytanın, batıl ve bozuk ta olsa, yeni ve orijinal bir din ve düzen uydurma yeteneği bulunmamaktadır. Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların yaptığı; Hak Dinleri bozup yozlaştırmak, şirk katıp saptırmak, nefsi arzularla ilahi kuralları harmanlamak suretiyle Batıl bir hayat tarzı oluşturmaktır. Görünüşte Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi kalanların çoğu; ya katılaştırılarak veya ılımlaştırılarak, yani içini ve özünü boşaltıp, biçimiyle uğraştırarak; ama mutlaka aslından uzaklaştırılarak uydurulmuş bu taklitçi dine tabi olmaktadır.

 

 

Maalesef, insanların birçoğunu, kendileri farkında olmadıkları halde etkisi altına almış batıl bir din anlayışı vardır. Bu, kendini açıkça tanıtmayan, “gizli bir din” konumundadır. Hiçbir yazılı kuralı bulunmamaktadır. Adı bile konmamıştır. Fakat insanların davranış ve tavırlarını, düşünce ve amaçlarını kontrolü altına almaktadır. Pek çok kimse şuurunda dahi olmadan hayatları boyunca bu dinin kurallarını uygulamakta, bu dinin emir ve yasaklarına göre yaşamaktadır. Bu din, Müslümanlık, Hıristiyanlık veya Musevilikten başkadır. Bu dine uyan kimseler sorulduğunda belki, “Ben Müslümanım” ya da “Ben Hıristiyanım” demelerine aldanmamalıdır. Bazı kişiler de dinsiz hatta ateist olduğunu söylese de durum aynıdır. Yani her biri, aslında bu gizli dinin mensuplarıdır; nefsi istismar ve suiistimallerine, İslam kılıf olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda Marksizm’e İslam sosyalizmi kılıfı geçiren Ali Şeriati taklitçilerinin, istismarcı, hatta inkârcı tavırları da böyle okunmalıdır.

 

 

Bu din, başlangıçta insanların önüne bir bütün olarak konulup kendilerine teklif yapılmamıştır. İnsanlar bu batıl dini, dünyaya geldiklerinden itibaren aldıkları uzun telkinler sonucunda benimsemiş durumdadır. Bu nedenle, hareket, düşünce, tavır, hatta mimiklerinin bile bu dinden kaynaklandığının farkında bile olunmamaktadır.

 

 

Bu din, kendisine bağlananlara hedef olarak “adam olma”yı gösterir. “Adam yerine koyulmak”, bu dinin değer yargılarına uymak, kurallarını, yasaklarını ve davranış standartlarını uygulamak, bu batıl hayat tarzının karakter özelliklerini üzerinde taşımak demektir. Toplumda kabul görmek, benimsenmek, belirli bir yere gelebilmek için “adam olmak” gerektiği sürekli öğütlenir. Bu din sonuç olarak “insanların rızasını kazanma ve topluma tapınma” dinidir. Adamlık dini, insanları samimiyetsizliğe, yapmacık ve zorlama tepkilere yöneltir. Bu dine tabi olan kimseler, çoğunlukla içlerinden geldiği gibi rahat ve doğal değildir. İçinde bulundukları ortama uygun olduğunu düşündükleri davranış biçimleri, konuşma şekilleri, yüz ifadeleri sergilenir, hemen her durumda rol yapma gereği hissedilir. Buna karşın, kendilerinin son derece doğal ve normal bir yaşam sürdüklerini zannetmektedir.

 

 

Bu din, sonuçta, kendine karşı bile samimi olamayan, yapmacık, sahte bir kişiliğe sahip insan modelleri üretir. Her yönden sıkıntı ve azap verici olan böyle şeytani bir dinin toplumun bütün kesimlerini etki altına almasının en önemli nedeni, az önce belirttiğimiz gibi, adının konmamış oluşunda, şahsi çıkarları ve kolaycılığı öne çıkarışında gizlidir. Bu dinin mensupları dinlerini gözden geçirmeyi, terk etmeyi ya da değiştirmeyi akıllarının ucundan bile geçirmemektedir. Çünkü içinde bulundukları sistemin bir din olduğundan hepsi habersizdir. Tabi oldukları sistemi, “hayatın gerçekleri, değişmez gerekleri” olarak görmek de bir erdem zannedilmektedir. Bu tiplerin, İtalya’da olsa Katolik, İsrail’de olsa Yahudi, Türkiye’de olsa Müslüman, Hindistan’da Budist, Çin’de Ateist olacağı kesindir..

 

 

İnsan, içinde bulunduğu bu durumu bırakmadıkça, yani bu sahte, adamlık dininden kopup ayrılmadıkça İslam’ı kavraması ve yaşaması mümkün değildir. Çünkü İslam’ın temel şartı samimiyet ve bilinçli tercihtir. Bir insanın İslam’ı yaşaması ve dolayısıyla gerçek mutluluk ve kurtuluşa ulaşması, ancak Allah’a, kendine ve diğer insanlara karşı son derece samimi olmasıyla mümkün olabilir. İman, ancak samimiyet zemini üzerine geçerlidir. Adamlık dininin etkisinden kurtulmak içinse, öncelikle bu dini teşhis ve tarif etmek gerekir. Bu batıl ve bozuk din; bencil ve beleşçidir, şahsi menfaat ve şehvet merkezlidir.

 

 

Oysa İslamiyet ferdiyet değil, cemiyet Dinidir. Bedeviyet değil, medeniyet dinidir. Hatta “Medeni” ve “Medine” kelimeleri bile “Diyn” kökünden türemedir. Bu nedenle İslam, adil ve asil bir hayat düzeni ve ahlak disiplinidir. İslam’da, yani Kur’an-ı Kerimden ve sünnet denen Hz. Peygamberin hayat sisteminden kaynaklanan insani yaşam tarzında; fert ile cemiyetin, millet ile sistemin, din ile devletin, ibadetle ticaretin, vicdani kanaatle siyasetin ayrı düşünülmesi mümkün değildir; Çünkü bu münafıklık demektir. Yakın çevresinin içinde yaşadığı cemiyetin, hatta mensubu bulunduğu insanlık bünyesinin bütün fertlerini, kendi vücudunun azaları saymayan ve onların acılarını dindirmeye çalışmayan ve bu maksatla yapılması emredilen “cihat” yani zulmü ve sömürüyü yıkıp, adalet ve merhameti hâkim kılma gayretine katılmayan insan, imanın özünden ve İslam gerçeğinden nasipsizdir.

 

 

İslam’ı; komünist bir felsefeyle, ubudiyet, ruhaniyet ve ahiret düşüncesinden uzak, sadece maddi ve dünyevi bir “sosyal adalet ve eşitlik” prensipleri olarak görmek ne denli tehlikeli ve tahripçi bir zihniyetse, ibadetlerin ve dini ritüellerin sadece şeklini tekrarlayıp, asıl özünden ve hedefinden uzaklaşmak ta o denli taklitçi ve tahrifçi bir “gelenekçilik”tir.

 

 

İslam ümmetine musallat olan şekilcilik, bencillik ve beleşçilik gibi ruhi rezaletlere vurgu yapması, dinimizin oldukça önem verdiği sosyal adalet kavramını, dayanışma ve bağış yapma ahlakını öne çıkarması; servet, şöhret ve şehvet taparlık için dinin araç olarak kullanılması gibi konularda haklı eleştiriler ve hayırlı öneriler getiren: “Allahperest sosyalistlerin piri” ve İran devriminin Wolteri kabul edilen, Paris’te geçirildiği Marksist formasyonun etkisiyle, Kur’an ayetlerini, Marks’ın “insanlık tarihi, sınıfsal mücadeleden ibarettir” tezini; “Tarih Habil’le Kabil’in mücadelesidir” şeklinde tevil eden ve hatta daha ileri gidip:

 

 

“Marksizm’i bilmeden, tarihi ve siyasi olayların doğru tahlil edilemeyeceğini” söyleyen,[1] ama ardından, Marksistlerin Allah’ı ve yaratılışı inkâr ettikleri için eleştirip çelişkiye düşen Ali Şeriati’nin, bütün Ehli Sünnet âlimlerinin, Ebu Zer Gıfari gibi pek az zatlar dışında bütün sahabelerin ve selefi salihinin, dolaylı biçimde; yanlış yaptıkları ve dini yozlaştırdıkları gibi bir algıya sebebiyet vermesi de elbette kabul edilir değildir. Fıtratı, maneviyatı, imtihan sırrını ve Ezeli Kader Programını göz ardı ederek, her şeyi maddi sebep ve sonuç ilişkisine indirgemek, İslam’ı ahiret ve ubudiyet düşüncesinden koparıp dünyevileştirmektir.

 

 

Tefsirli Materyalizm ve birkaç reformist temrini

 

 

K. Mete Tiryaki’nin güzel tespitleriyle:

 

 

‘Hz. İsa çarmıha gerildi, öldürüldü’ demek Müslüman’ın değil, Hıristiyan’ın bozuk akidesidir.

 

 

Türedi reformcunun imanı da, Hz İsa’nın Yahudiler tarafından öldürüldüğü şeklindedir.

 

 

Bu konuda söyledikleri muharref İncil’den kopyadır.

 

 

Kur’an’a göre Hz. İsa öldürülmemiş, Allah tarafından katına çekilmiştir. Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın öldürüldüğü kanaatindedir. Türedi yeni yetmeler de onları taklit etmektedir.

 

 

Neden?

 

 

Çünkü onlara göre ‘mucize diye bir şey yoktur’, ‘Namaz dinin direği değildir.’

 

 

Sonra öyle şeyler anlatır ki, muhatabın zihninde: “Namaz önemsiz ve gereksizdir” fikrini yerleştirmektedir.

 

 

“O, sıradan, hayatın dışındaki bir ritüeldir… Namaz kılmakla ne bu dünyaya, ne de ötekine dönük bir hayır beklenmelidir. Namaz sadece bir nüsüktür, ayindir.” Bunlar imansız ve ibadetsiz bir İslam peşindedir.

 

 

Kurban: Şamanizm’e ait bir ibadetmiş!?

 

 

“Kurban Şamanizm’e ait bir ibadettir. Bırakın kurban kesmeyi. Gidin şuradan pirzola, buradan sucuk alın, et alın. Kavurma yapıp yiyin.”

 

 

Yeni Abduh’ların, Kurban’a yaklaşımı üç aşağı, beş yukarı böyledir.

 

 

“Kurban Bayramı’ndaki kurbanlar et sektörünü olumsuz etkiliyor!”muş…

 

 

“Bu kadar hayvanı bir seferde keserek piyasanın dengeleri bozuluyormuş… Yani Sosyalizm safsatasına ve Marks’ın sapkınlıklarına aykırı her şey “İslam’ın özünü bozuyor”muş…

 

 

“Orucu, keyfi gıcır olanlar tutsun”muş…

 

 

“Orucu da aklına esen, işine gelen tutsa yeter” demeye getiriyorlar.

 

 

“Kendini iyi hissedenler, sıcaktan şikâyet etmeyenler tutsun” diyorlar.

 

 

“İşi ağır olanlar tutmasın”mış…

 

 

“Karnı ağrıyanlar ve kafası bozulanlar” bu ibadetten muafmış…

 

 

“Allah’ın, peygamberin başka işi yok, kuluna aç dur” demesi akıl dışıymış…

 

 

Zekât yok; devir, teslim varmış…

 

 

‘Zekât verin’ diyor! Ama “neyiniz var, neyiniz yok hepsini harcayın. Özel mülkiyet hırsızlıktır. Gidin, malınızın size fazla geleninin tamamını dağıtın” diye yorumluyor.

 

 

Kendi aklına estiği gibi söylüyor. Sağdan soldan öğrendiklerini tekrarlıyor.

 

 

Dünyaya kan kusturan materyalist yaklaşım..

 

 

Bunlara göre: Akıl var, mucize yokmuş…

 

 

Klasik pozitivizm, aydınlanma replikleri var, apaçık ayetler yokmuş…

 

 

Ayın yarılması yokmuş… Miraç diye bir şey hiç yokmuş… Musa’nın asayı yılana çevirmesi, Ashab-ı Kehf’in uyuması, Süleyman peygamberin karıncalarla, kuşlarla konuşması… Hiç biri yokmuş…

 

 

Çünkü bunlar pozitivizme, deneye uymuyormuş, laboratuarda ispatlanamıyormuş…

 

 

İmamı Rabbaniler, Gazaliler, Ebu Hanifeler, Şafiiler hepsi yanılıyormuş… Bildiğimiz o büyük sahabeler, müfessirler İslam’ı hep yanlış anlamış ve yanlış anlatıyormuş!..

 

 

Kendi dinlerini mi kuruyorlar?

 

 

Kendi dinini yapıyor veya kitabını yazıyor denilmez. Çünkü anlattıkları hep intihal, yani Ali Şeriati gibilerden alıntı ve çalıntı… Şuradan buradan araklamayla dolu yazdıkları.

 

 

Kur’an ve hadislerden de ufak tefek intihaller var, ama aldığı bütün ayet ve hadisleri tahrifata uğratıyorlar. Yorumlarken veya direk alırken de tahrif ediyor. İşine, felsefesine nasıl uyarsa öyle uyduruyorlar. Yapmaya çalıştıkları, kabaca ve yarım yamalak ‘tefsirle komünizm,’ ‘hadisle solculuk’ gibi bir şey oluyor.

 

 

Dinin özü sayılan ne kadar emir varsa yok sayıyorlar. Parça pinçik öğretisine yamamaya uygun bulduğu bütün ayet ve hadislere, yeni yetme solcu sloganı havası veriyorlar. Kur’an’da, insan aklının ve gücünün ötesinde ne varsa hepsini tersliyor; Mucize, keramet olamaz diyorlar. Çünkü, bir kalpte her şeye gücü yeten Allah inancı ve ahiret kaygısı yoksa, işte insanlar böyle sapıtıyor ve din istismarcılığı yapıyorlar.

 

 

Okuyucuya düşen, taklitçilik ve sahtecilik dininin özelliklerini incelerken kendini de tartması ve gözden geçirmesidir. Çünkü her ne kadar kimse üstüne alınmak istemese de, bu uyduruk dinleri ve solculuk özentileri herkesin üzerinde belirli bir etki yaratmış olabilir. İnsan hayatının her anına müdahale eden bu karanlık dinden kurtulmak için de, dikkat ve samimiyet çok önemlidir.

 

 

Hakka Tapınma Yerine, Halka Yaranma Dini!

 

 

Peygamber Efendimiz, Kendisine yöneltilen “din nedir?” sorusuna karşılık olarak “gittiğiniz yoldur” cevabını vermiştir. Bu cevap, konuyu en hikmetli biçimde özetlemektedir. Din, bir kulun ve dolayısıyla insanlardan oluşan toplumun tüm değer yargılarını, ahlak kurallarını ve yaşam tarzlarını içerir. Bir insan ya Kur’an’ı ve Resulüllahı esas alıp Rabbinin yolunda gidecek, veya kendi nefsini ve heveslerini esas alıp Şeytanın peşine düşecektir. Örneğin Yusuf Suresi’nin 76. ayetindeki “din” kelimesi bu anlamdadır:

 

 

Böylece (Yusuf) kardeşinin yükünden önce onların yüklerini (yoklamaya) başladı, sonra onu (saklanan kabı) kardeşinin yükünden çıkardı. İşte Biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde kardeşini (yanında) alıkoyamazdı…”[2] Yani Mısır Firavunlarının kanunları ve hayat kuralları “DİN” olarak belirtilmektedir.

 

 

Kuran’da inkâr edenlerin de bir dinin mensubu oldukları gerçeği çeşitli ayetlerde haber verilir. Örneğin Firavun, Hz. Musa hakkında kavmine şöyle demiştir:

 

 

… Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi (mevcut hayat sisteminizi) değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.[3]

 

 

Başka ayetlerde de kâfirlerin, resulün getirdiği hak dine karşı eski batıl dinlerine bağlılık gösterdikleri şöyle bildirilir:

 

 

İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kâfirler dedi ki: “Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür. (Bütün) İlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey.” Onlardan önde gelen bir grup: “Yürüyün, ilahlarınıza (Batıl dini kurallarınıza ve din adamlarınıza) karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur” diye çekip gitti. “Biz bunu, diğer dinde (gelenek ve göreneklerimiz içinde) işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir.”[4]

 

 

Buraya kadar da anlaşılacağı gibi her insanın bir dini vardır. Allah’ın dinine uymayanlar, hatta kendini ateist olarak tanıtanlar bile, gerçekte “dinsiz” değildir, sadece batıl bir dinin peşindedir. Bu dinlerin bir kısmı, günümüzde “din” olarak tanımlanmıyor olabilir. Ancak Kuran’da belirtildiği gibi hepsi de birer dindirler. Örneğin Marksizm de batıl bir dindir, çünkü bu ideoloji bir kısım insanların “gittikleri yol” hükmündedir. Marksistler, Marks’ın ürettiği düşünce sistemini benimsemiş, onun düşünce yöntemini kabul etmişlerdir. Dünyayı onun koyduğu kıstaslara göre değerlendirirler. Nasıl var olduklarını ve ölümün ne olduğunu da Marks’ın (ve Engels’in) mantıklarına dayanarak açıklama gayretindedir. Kısacası Marksizm’e inanmışlardır ve hayatlarını da ona göre yönlendirir, olayları ona göre değerlendirirler. Bunun gibi Kapitalizm, Sosyalizm, Liberalizm gibi sistem ve hayat felsefeleri birer batıl din yerindedir. Bunlara benzer yüzlerce farklı din (yani felsefe, düşünce sistemi vs.) sayılabilir. Marksizm’e tamamen zıt olan ideolojiler de birer dindir. Tabii tüm bu dinler, “batıl” dinlerdir ve temelde insanları Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla üretilmişlerdir.

 

 

Burada vurgulanması gereken asıl önemli nokta şudur: Dünya üzerinde, ideolojisi, felsefesi, dünya hedefi ne olursa olsun ya da isterse hiç olmasın, hak dinden uzaklaşmış kişilerin istisnasız tabi oldukları tek bir ortak din vardır. Bu din de girişte adını koyduğumuz ve ana hatlarını çizdiğimiz “adam yerine koyulma ve toplumda rağbet kazanma dini”dir. Ve şeytanın, insanları hak dinden saptırma ve uzaklaştırma çabasında kullandığı en sinsi ve en etkili silahıdır.

 

 

Zahirde Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi olsa da, İncil, Tevrat veya Kur’an okusa da; sağcı veya solcu bir partiye mensup bulunsa da: hayata bakış açıları, nefsanî yaşam kuralları ve BM, NATO, AB gibi kurumları, “demokrasi, özgürlük, küreselleşme” gibi suiistimal kavramları hep aynıdır.

 

 

Bu sahte dinin mensupları, müftüsünden ateistine, şeyhinden müridine, entelinden cahiline hemen hepsi: insanlara ahlakına ve takvasına değil, parasına göre; topluma hayırlı ve yararlı olmasına değil, makamına göre; ilmi ve insani fazilet ve fedakârlığına değil, kendilerine sağlayacak çıkarına göre davranmakta, ona göre ikram ve iltifatta bulunmaktadır. Çünkü bunlar Allah’a değil, dünya hayatına tapınmaktadır. İslam ve Kur’an, bunların istismar aracıdır.

 

 

Taklit Dinindeki Ortak Psikoloji ve Davranış Biçimleri

 

 

Adamlık dininin yaşam felsefesi ve kuralları, Kuran ahlakının tamamen tersi olan bir yaklaşımın eseridir. Bu inanış kişinin tüm yaşantısına hâkim olan, toplumda da doğal ve geçerli görülen bir zihniyettir. Kuran’ın pek çok yerinde “kötü ahlak modeli” olarak tarif edilen tavır ve hareketler, adamlık dinini yaşayanlar tarafından çoğu zaman meziyet olarak kabul edilir.

 

 

Bu din, gösterişçi kuralcılığın ve toplumda itibar kazanmanın hâkim olduğu bir hayat felsefesidir. Toplum, büyük kısmı atalarından miras kalmış birtakım kurallara sahiptir. Bu kuralları ise, “… Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine uymuş kimseleriz”[5] diyen inkârcı toplumlara benzer şekilde, adeta İlahi bir hüküm gibi sahiplenilmektedir.

 

 

Bu kuralların dışına kolay kolay çıkılmaz. Yemek yeme adabından, yatma vakitlerine, sevgi ve saygı gösterme şekillerinden, arkadaş seçimine, misafir ağırlamaya kadar, hep daha önceden belirlenmiş ruhsuz ve şuursuz kurallara göre yaşanır. Bu dini tercih eden ve bu dinin adamı olma yolunda ilerleyen her kişi, toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul gören ortak bir üslubu ve tavrı benimsemek zorundadır. Hatta bu tavırların ustalıkla icra edilmeleri bir üstünlük ölçüsü olarak kabul edilir. Tercihler Allah’ın rızasına göre değil, adamlık dininin koyduğu ölçülere göre yapılır. Bu çarpık anlayış, adamlık dinine tabi olanlarda geniş çaplı karakter ve davranış bozukluklarına sebep olmuştur. Aşağıda, bunların en belirgin olanlarını ana başlıklar altında inceleyeceğiz.

 

 

1- Yapmacık Tavır ve Hareketler

 

 

İslam dinindeki samimiyet, doğallık ve içtenlik yerine, şekilcilik ve göstermelik dininde, samimiyetten tamamen uzak, her biri özel olarak ayarlanan ve zaman içinde kişinin karakterinin bir parçası haline gelen suni tavır ve davranışlar vardır.

 

 

Taklit dini mensubu, çarpık anlayışının sonucu olan bu yapmacık hareket ve mimikleri, riyakâr üslubu ile daha ilk bakışta kendisini belli eder. Bu sahte tavır ve davranışların her biri, mesaj vermek, ilgi çekmek, farklı ve çekici görünmek, menfaat gözetmek, vs. gibi belli amaçlara yönelik olarak sergilenir.

 

 

a) Mesaj Vermek

 

 

Taklit dininde, duyguların çoğu zaman konuşma yoluyla değil de, bakış ve tavırlarla ifade edilmesi esastır. Bunun sebebi, kişinin hissettiği birçok duyguyu açıkça belli etmeyi gururuna yedirememesidir. Bu yüzden duygularını ima yollu tavır ve davranışlarla belli eder. Avami lisanda “tavır yapma” şeklinde ifade edilen bu davranış bozuklukları adamlık dini insanının temel kişilik yapısını oluşturur. Kızma, bozulma, kıskanma, özenme, hayranlık gibi hisler kimi zaman böyle dolaylı şekillerde dışa vurulur.

 

 

Sinirlenince kapıları çarparak kapatma, kızdığını belli edecek bakışlar atma, hiç cevap vermeden uzaklaşma, sinirlendiğini belli etmek için ses tonunu mümkün olduğunca kısık tutarak konuşma, adamlık dini insanının dışavurum tavırlarından bazılarıdır. Genelde açık ve samimi bir üslup yerine ima yollu anlatımlara ve suni tavırlara rastlanır.

 

 

b) Üstünlük Gösterisi Ve Hor Görmek:

 

 

Taklit dininin mensupları, gün içinde sürekli olarak birbirlerine karşı üstünlük elde etmeye çalışır, ellerinden geldiğince karşı tarafı ezmeye uğraşırlar. Çünkü ancak karşı tarafı ezdikleri takdirde yükseleceklerini sanırlar.

 

 

Sinirli ve aksi görünme, çok meşgul olduğu ve kimseye tahammül edemediği izlenimi verme gibi tavırlar, genellikle işyeri sahibi veya üst makamdaki kişiler tarafından, kendi altlarında çalışanlara karşı yapılır. Karşı tarafı adam yerine koymadığını belli eden tavırlar göstermek de adamlık dininde makbul sayılan davranışlardandır. Toplum içinde konuşurken yalnızca belli kişileri muhatap alarak onlara bakarak konuşmak, belli kişileri adeta o ortamda yok saymak adamlık dininin aşağılama tavırlarındandır.

 

 

c) İlgi Çekmek

 

 

Toplu ortamlarda insanların ilgisini çekebilmek, varlığını hissettirmek, kendini ispat etmek maksadıyla başvurulan yapmacık tavır ve davranışların en belirginlerini şöyle sıralayabiliriz:

 

 

Bulunduğu ortama aykırı tarz ve çıkışlarla farklı görünmeye, kendine özel bir hava vermeye çalışmak, neşeli samimi bir ortamda ciddi ve ağır takılmak, az konuşmak ya da ciddi, konsantre olunması gereken bir ortamda laubali hareketler yapmak… Olaylara normalden fazla tepkiler vererek veya aşırı tepkisiz davranarak ilgi çekmeye çalışmak. İçinde fırtınalar koptuğu halde bir olayı son derece olgun karşılamış gibi durmak… Ani tavır değişiklikleri göstermek, gülerken birden anlamsız bir şekilde ciddileşmek veya sakinken aniden taşkın hareketler yapmaya başlamak, ani kahkahalar atmak. Normal konuşurken bir anda abartılı bir üsluba geçmek, örneğin ses tonunu yükseltmek ya da aşırı kısık bir sesle konuşmaya başlamak. Bu arada, yüz mimiklerinde ve el kol hareketlerinde de aynı şekilde abartılı bir hava estirmek, değişik duruş ve oturuş tripleri yapmak. Bu suretle dikkat ve ilgiyi üzerinde tutmaya çalışmak. Birisinden ilgi görene kadar ona yakınlık göstermeyip, daha sonra alakadar olmak, kendisine samimi davranan, yakınlık gösterenlere karşı ilgisiz davranmak, tepeden bakmak, kendisine yüz vermeyen, küçümseyen, ilgi göstermeyenlere yaranmaya ve yakınlaşmaya çalışmak…

 

 

ç) Menfaat Gözetmek

 

 

Gerçekte hissedilmeyen samimiyetsiz hareket ve davranışlarda bulunmanın sebeplerinden biri de, insanlardan elde edilmesi umulan çeşitli menfaatlerdir. Sevmediği fakat çıkar beklediği birine sempatik görünmeye çalışmak, onun dalkavukluğunu yapmak, her fırsatta gözüne girmeye, kendini beğendirmeye çaba harcamak, patronuna, amir veya müdürüne karşı sahte bir sadakatle saygılı davranmak, şartlar değiştiğinde ise gözünü kırpmadan vefasızlık yapmak adamlık dinimensuplarına göre akıllılık ve gözü açıklık sanılmaktadır.

 

 

Ayrıca yaranma düşüncesiyle veya korktuğu ve çekindiği için doğru bildiğini saklamak, bunu da “herkese hak verme, demokratlık” gibi teviller ile kapamaya çalışmak bunların genel huylarıdır.

 

 

d) Gösterişe Yönelmek:

 

 

Taklit dininde hayatın en büyük amacı insanların rızasını kazanabilmektir. Bu nedenle ikiyüzlü davranmak ve gösteriş yapmak çok önemlidir. Çevresi tarafından beğenilen, takdir edilen, hayran olunup özenilen veya gıpta edilen insan olmak, bunların asıl gayesidir. Bu dinde insanlar çevreleri için giyinir, konuşur, ev döşer, meslek seçer veya kitap okuyup bilgi edinir. Tüm yaptıklarında en büyük hedefleri; yaptıkları karşılığı insanların takdirini toplayabilmektir. Örneğin kitapçıya gidip bir kitap seçerken en merak ettikleri konuya değil, en çok satan kitabı istemektedir. Hangi kitabı okuduklarında daha “havalı” ve günün modasına daha uygun olacağını düşünürler. Çünkü burada kitap okumanın amacı görgü, bilgi veya kişiliğini geliştirmek değil, çevresine karşı anlatacak bir şeyler bulabilmektir.

 

 

e) Bilmişlik ve Ukalalık Sergilemek:

 

 

Taklit dini içinde yaşayan bir insan, Kuran’da bildirilen akıl ve anlayış ferasetinden uzak kimselerdir. Buna rağmen bu kişiler kendi akıllarını çok beğenirler ve diğer insanlardan kendilerini çok akıllı zannederler. Adamlık dini mensupları, herkese her konuda fikir verecek bir akla sahip olduğu kanaatindedir. Sağdan soldan duyduğu yarım yamalak, kulaktan dolma bilgileri, başına gelen olaylardan kendince çıkardığı sonuçlarla sentezleyip büyük bir hayat tecrübesi edindiğini sanır. Herkese her fırsatta bu tecrübeyi ispatlamaya çalışır. Burada akıl, zekâ, ahlak ve kültür gibi özellikler ikinci derecede kalır. En büyük prim yapan unsurlardan biri de, yaş faktörüdür. Bu sözde üstünlük; “sen gelirken biz gidiyorduk”, “ben senin küçüklüğünü bilirim” gibi ifadelerle vurgulanır.

 

 

f) Dengesiz Davranışlar Göstermek:

 

 

Taklit dininde insanların bazı dengesiz yönlerinin olması ilgi çekici ve makbul sayılır. Bu nedenle birçok insan aslında son derece normal bir kişiliğe sahip olmasına rağmen, özellikle “dengesiz” tavırlarda bulunur. Çünkü böylece, çevresindeki insanlar arasında itibar elde edeceği ve takdir göreceği sanılır. Adamlık dininin bu çarpık zihniyeti nedeniyle dikkat çekebilmek için canını tehlikeye atanlar dahi çıkmaktadır. Özellikle gençler arkadaşlarına hava atmak ve insanların hayranlığını kazanmak maksadıyla, akılsızca cesaret gösterileri yapanlar vardır. Örneğin arabayla sürat yaparlar. Çok tehlikeli olabilecek bir virajda öndeki arabayı sollamaya kalkarlar. Hatta karşıdan gelen aracın üzerine sürüp son anda kenara çekilmeyi büyük marifet sayarlar. Hem kendi hayatlarını hem de diğer kişilerin hayatlarını hiçe sayarak kendilerine “delilik derecesinde cesur, ölümden bile korkmuyor” dedirtmeye çalışırlar. Hâlbuki bir insan aslında ölümden korkmadığından değil, adamlık dininin etkisine kapıldığı için bu tip bir tavır ortaya koymaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, delice sürat yaparak sözde bir cesaret gösterisi sergileyen bir genç tam o anda bir kaza yaparsa, yüzündeki bütün o çılgınlık giderek yerini çok ciddi ve korku dolu bir ifadeye bırakacaktır. Yardım istemeye ve ölmemek için dua etmeye başlayacak, etrafına yalvaracaktır. O anda adamlık dini tümüyle etkisini yitirecek ve yerini Allah korkusu alacaktır; ama iş işten geçmiş olacaktır.

 

 

g) Beceriksizlik Taklidi

 

 

Yozlaşmışlık dininde, zengin insanların asla basit işleri yapmamış olması gerektiğine dair yanlış bir inanç vardır. Bu inancın mantığı şu düşünceye dayanır: Zengin olan insanlar, mutlaka yanlarında fiziksel olarak güç sarf edecekleri işleri yaptıracak ücretli çalışanlar bulundurmalıdır. Örneğin yemeklerini kendileri yapmaz, aşçı tutmalıdır. Evlerini kendileri temizlemez, hizmetçiler yapmalıdır.

 

 

İşte bu zihniyet, kendisini zengin gibi gösterip hava atmak isteyen birçok insanın aslında becerikli olmasına rağmen “beceriksizlik taklidi” yapmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle özellikle kadınlar arasında “el becerisi gelişmemiş, hiçbir şeyden anlamayan insan” havası vermek oldukça yaygındır. Örneğin bir genç kızın aslında bildiği halde arkadaşlarının yanında “ben çay yapmasını bilmem, ben yemek yapmaktan hiç anlamam, hayatım boyunca mutfağa girip bir şey yaptığımı hatırlamam, ben hiç iyi dikiş dikemem, bugüne kadar elime iğne iplik almadım” gibi sözler söylemelerinin altında yatan düşünce zengin ve asil bir aileden geldiğini vurgulamaktır… Bu şekilde her işini başkasına yaptırma olanağı olan varlıklı bir insan görünümü vermeye çalışılmaktadır.

 

 

h) Kimseyi Beğenmemek

 

 

Çevrelerine her şeyin en mükemmeline sahip insan havası vermek isteyenler, gördükleri hiçbir şeyi beğenmezler. Hatta beğenseler bile bunu belli etmez, bir kusur bularak mutlaka eleştirmek isterler. Örneğin arkadaşlarıyla birlikte lüks bir restorana giden bir kişi, hayatı boyunca böyle lüks bir restorana gitmemiş olsa bile, yine de buranın yemeklerinde veya dekorasyonunda ya da garsonların tavırlarında bir kusur bulmaya çalışır. “Bence yemekleri pek iyi değildi, manzarası çok kötüydü, ne biçim döşenmiş, insanın içi daralıyor” gibi eleştiriler getirerek, bundan çok daha iyi yerler gördüm havası vermeye kalkılır.

 

 

2- Konuşma Bozuklukları

 

 

Konuşma, insanların fikir, düşünce ve duygularını, istek ve arzularını dış dünyaya aktarmalarına, birbirleri arasında geniş çaplı iletişim kurmalarına yardımcı olan en önemli vasıtadır. Oysa adamlık dininde konuşma, bu temel amaçlarının dışına taşarak, yozlaşmış insanların çarpık psikolojisinin bir dışa vurum aracı haline sokulmaktadır. Adamlık dini insanının bütün kompleksleri, kişilik dengesizlikleri, psikolojik problemleri, ruhsal düşüklükleri konuşması sırasında ortaya çıkmaktadır. Büyük bir çoğunluk kendisini dışarıya karşı olduğundan farklı ve üstün gösterme sevdasındadır. Bu gösteriş de, tavır ve davranışlarla olduğu gibi büyük ölçüde konuşma yoluyla aktarılır.

 

 

a) Yapmacık ve Samimiyetsiz Konuşmalar

 

 

Yozlaşmışlık dini “kuru kalıplar” dinidir. İnsan bu kalıpları benimsediği ve uyguladığı müddetçe toplum içinde benimsenip rağbet görecektir. İnsan ilişkilerinde çok önemli bir yer tutan konuşmanın da bu dinde kendine özgü sayısız kalıpları sergilenir. Adamlık dininde konuşmalar, ortam ve duruma göre bu kalıplardan uygun olanlarının seçilip ardı ardına dizilmesiyle meydana getirilir. Kişinin sarf ettiği sözleri gerçekten hissedip hissetmediği hiç önemli değildir. Adamlık dini insanı, duygularıyla dışa vurdukları çok farklı olduğu için -diğer bir deyimle içi dışı bir olmadığı için- “ikiyüzlülüğün” tarifi içine girmektedir. Normal bir insan için ikiyüzlülük her ne kadar utanılacak bir durum olsa da, toplum taparlık dinini yaşayan bir kişi utanılacak bir duruma düştüğünün farkında değildir.

 

 

b) Boş ve Amaçsız Konuşmalar

 

 

Yozlaşmışlık dininin konuşmalarındaki en belirgin özellik, konuşmaların boş ve amaçsız olmasıdır. Halkın % 90’dan fazla bir kesiminde, “laf olsun diye, vakit doldurmak için konuşmak” adeta istemsiz bir davranış haline gelmiştir. Sonuca götürmeyecek, kalıplaşmış beylik konular bu boş konuşmaların temelini teşkil eder. Bu tür konuşmaların konu içeriği çok geniştir. Halk arasında, avami lisanla, “geyik muhabbeti” olarak da tanımlanan bu konuşmalar adamlık dini insanının gündelik yaşamında önemli bir yer işgal eder. Konuşmaların fazla değişmeyen klasik açılışları vardır: “Dünyanın hiçbir yerinde yok…”, “Avrupalı bunu yapmaz…”, “24 saatte bitiririm…” diye başlayan konuşmalar, “beni başa getirecekler ki…”, “biz adam olmayız…”, “onların hepsi benim yanımda yetişti…” şeklindeki konuşmalar uzar, genişler, konudan konuya atlanır. Bilinen veya bilinmeyen her türlü konuda fikir beyan etmeye yönelik konuşmalar da en çok rağbet görenlerdendir. Hiçbir sonuca bağlanamayan, bağlansa da hiçbir fayda sağlamayan bu tip konuşmalar genelde karşı tarafa fikir, düşünce, yorum sahibi olduğunu hissettirme kompleksinden kaynaklanır.

 

 

c) Çözümsüz ve Hikmetsiz Konuşmalar

 

 

Taklitçilik dininde gerçekten konuşulup halledilmesi gereken konular bile karmaşa ve çözümsüzlüğe sürüklenir. Çok kısa sürede çözülebilecek meseleler saatlerce uzatılır. Konuşmalar karşılıklı iddialaşma, inatlaşma ve kişilik gösterisine dönüşür. İş toplantıları, arkadaş toplantıları, apartman toplantıları hep bu tür görüntülere sahne olur.

 

 

Yozlaşmışlık dininde kişi lafı uzatıp bir türlü konunun özüne inemez. Çok konuştuğu halde bir şey anlatamaz. Gereksiz girişler, anlamsız bağlantılarla çok basit bir konuyu bile içinden çıkılamaz bir hale sokar. Konuşmalarının arasına kendine dikkat çekmeye, fikir ve düşüncelerini önemli göstermeye ya da bilgi ve kültürünü ispatlamaya yönelik imalı sözler katmaya çalışır. En hayati konularda bile kendi şahsının öne çıkması birinci planda, konuşulan konu ikinci plandadır. “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur…”[6] ayetinde haber verilen özellikler adamlık dininin konuşmalarında da çok yoğun olarak kendini gösterir.

 

 

ç) Düşüncesiz Konuşmalar

 

 

İstismar dininin konuşmalarında düşüncesizlik sık sık gözlenir. Anlattığı konu ya da kullandığı üslup karşı tarafın ilgisini çekmediği halde bunu fark edemeyip aynı tempoda anlatmaya devam etmek, daha önce anlattığı şeyleri unutup tekrar tekrar gündeme getirmek, herkesin bildiği şeyleri çok orijinal bir konu anlatıyor edasıyla dillendirmek, bir kişinin vakti yokken zorla dinletmek, adamlık dinine has düşüncesizliğin en belirgin örneklerindendir. Bütün bunların yanı sıra, yapılan yersiz ve kötü espriler konuşmaları daha da hikmetsiz bir hale getirmektedir.

 

 

Patavatsızlık, düşüncesiz konuşma şekillerinden biridir. Yanlış anlaşılmaya müsait sözler sarf etmek, lafın ucunun nereye varacağını düşünmemek, konuşurken çeşitli potlar kırmak bu sınıfa girmektedir.

 

 

d) Saygısız ve Alaycı Konuşmalar

 

 

Konu ne olursa olsun iddiacı ve tartışmacı bir üslup takınmak adamlık dininin özelliklerindendir. Bunun yanı sıra ses tonunu yükselterek baskın çıkmaya çalışmak, özellikle karşı tarafa kendi fikrini kabul ettirmenin bir gereği zannedilmektedir.

 

 

Kendisiyle aynı ortamda bulunan kişileri muhatap kabul etmeyip, onlar hakkında, “bu”, “şunlar” gibi terimler kullanmak, karşısındakinin yüzüne bakmadan konuşmak, espriyle bozmak, laf sokmak da adamlık dininde karşı tarafı aşağılama yöntemleridir. Duyduğu halde kendini ağırdan satmak için sorulan sorulara cevap vermemek, duymazdan gelmek de böyledir. Bunların yanı sıra duyduğu bir şeyi kasten tekrarlatmak, anladığı halde anlamıyor takılmak, karşı taraf bir şey anlatırken onu kaale almadığını ve dinlemediğini belli edecek şekilde başkasıyla farklı bir konu konuşmaya başlamak saygısız ve alaycı konuşmanın diğer örneklerindendir.

 

 

Karşısındakinin anlattığı konuyla ilgilenmediğini ve küçümsediğini belli eden alaycı ifadeler kullanmak “öyle diyorsan öyledir”, “aynen devam et” gibi… kelimeler kullanmak, ayrıca otoriter üslup takınarak “bakayım”lı konuşmak (“ver bakayım”, “gel bakayım” gibi…) bu konuyla ilgili diğer edep dışı hareketlerdir.

 

 

e) Telefonda Yapmacık Ses Tonları

 

 

Telefonda konuşurken, normal zamanda kullandığı ses tonu ve üsluptan farklı bir ses tonu ve üslup kullanmak yine adamlık dini özelliklerindendir. “Alo” kelimesini bulunduğu yerdeki statüsüne göre, farklı samimiyetsiz şekillerde telaffuz etmek, örneğin patron ve müdür konumundaysa sesini özellikle kalın ve tok bir tona getirip ağır ve ekstra ciddi bir üslupla telefona cevap vermek bunların basitliğidir.

 

 

f) Arkadan Çekiştirme ve Dedikodu

 

 

Kalem Suresi’nin 10.-15. ayetlerinde, adamlık dini mensuplarının gösterdiği basit ve aşağı tavırlar birbiri ardına tarif edilir. Bu konu ile ilgili olarak bildirilen ayetler şöyledir:

 

 

Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık (tiplere). Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren(lere). Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkâr (hainlere). Zorba, saygısız, sonra da kulağı kesik (rezilliği bir marifet ve meslek haline getirenlere, asla iltifat etme, bu tiplerin peşine gitme).[7]

 

 

Ayetlerin ilk başında söylenen “alabildiğine ayıplayıp kötüleme”, adamlık dininde çok rastlanan bir tavırdır. Bu dinin mensupları içinde, insanların yüzüne karşı iyi davranan, sonra da arkasından çekiştiren insan modeli son derece yaygın haldedir. Hiç kimse birbirinin eksik ve hatalı yönleriyle, düzeltmek kastıyla ilgilenmez. Zaten, başkalarının hatalarını düzeltmek de pek arzu edilmez. Kişinin herhangi bir hatası, ancak bir alay ya da dedikodu konusu olarak gündeme gelir.

 

 

 

 

 

 


 

[1] Bak: Ervand Abrahamian – Ali Şeraiti ve Marksizm. Tercüme: Yasin Demirkıran. İST. 1998 Ekin yy. sh: 284

 

 

[2] Yusuf: 76

 

 

[3] Mümin: 26

 

 

[4] Sad: 4-7

 

 

[5] Zuhruf: 23

 

 

[6] Hadid: 20

 

 

[7] Kalem: 10-13

 

 

 

 

 

KAYNAK:

http://www.millicozum.com/mc/mart-2012/islam-hayat-disiplini-mi-

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi