Anasayfa » İSLAM FIKHINDA (HUKUKUNDA) ”KAİDE-İ KÜLLİYE” (GENEL KURAL) SAYILAN ESASLAR

İSLAM FIKHINDA (HUKUKUNDA) ”KAİDE-İ KÜLLİYE” (GENEL KURAL) SAYILAN ESASLAR

Yazar: yonetici
0 Yorum 288 Görüntüleyen

İSLAM FIKHINDA (HUKUKUNDA) “KAİDE-İ KÜLLİYE”

(GENEL KURAL) SAYILAN ESASLAR:

         

Bizim inancımıza ve anlayışımıza göre: 1- Aklı selimin. 2- Müsbet bilimin. 3- Tarihi deneyim ve birikimin. (Akla, ahlâka ve insan haklarına uygun örf ve âdetlerin.) 4- Vicdani kanaat ve tatminin. 5- İlahi Dinin. (Kur’an-ı Kerim’in sarih (açık ve anlaşılır) ayetlerinin ve sahih (doğru ve güvenilir) Hadis-i Şeriflerin ve 6- Evrensel hukuk verilerinin: Hepsinin birden ittifakla (ortaklaşa); iyi, güzel, gerekli, hayırlı ve yararlı bulduğu şeyler DOĞRU… Ve yine bu değer ölçülerinin ittifakla; kötü, çirkin, gereksiz ve zararlı bulduğu şeyler ise YANLIŞ’tır. Bu kesin “DOĞRU”lara dayanılarak ve yine kesin “YANLIŞ”lardan sakınılarak hazırlanacak; sosyal, siyasal ve ekonomik tüm kanun ve kuralların “ADİL ve İSABETLİ” olması için de uyulması gereken ve “Kaide-i Külliye=Genel ve Temel Prensipler” denilen esaslar vardır.

1- Ayrı din ve düşünceden, farklı kültür ve kökenden bütün insanların; can, mal ve namus emniyeti, din ve düşünce hürriyeti gibi bütün temel hakları kutsaldır ve koruma altındadır. Hatta, fıtri (doğal), hukuki ve mecburi durumlar dışında, tabiattaki bütün canlıların yaşama haklarına saygı duyulacak ve sahip çıkılacaktır. Zulüm, zorbalık ve barbarlığın her türlüsü yasaklanmıştır.

Bu durum İslam Fıkıh (Hukuk) ve Usül kitaplarında: “Haklar muhteremdir ve korunması vaciptir.” şeklinde yazılıdır.

2- Zamanın Değişmesiyle (İçtihatla konulan bazı) Ahkâmın (Kanun ve Kurumların) Değişmesi de Kaçınılmazdır.

Bu durum içtihadi tercihlere, örf ve âdetlere dayalı hükümler hakkındadır; yoksa ayet ve hadislerin değişmez emirleriyle ilgili sanılmamalıdır. Ancak; şartlar, sorunlar, ihtiyaçlar ve imkânlar değişip geliştikçe, zaman içinde artık yetersiz ve gereksiz kalan içtihadi hükümlerin ve fetva cinsinden kanaatlerin değişmesi… Eski kanun, kural ve kurumlar yerine yenilerinin yapılıp yürütülmesi doğal ve sosyal bir kuraldır.

Halkın inanç dünyasına, Milli duyarlılıklarına ve asrımızın standartlarına uygun; Hukuki, Siyasi, Ahlâki, Ekonomik ve Sosyal yeni yasalar ve nizamlar oluşturmak… Eğitim, bilim ve teknoloji alanında yeni ve yeterli düzenlemeler yapmak, zaten Devletin ve bilim ehlinin zorunlu görevlerinin başındadır.

3- Hakkında Nass (Kesin Emir ve Nehiy) Bulunan Bir Konuda, İçtihada İzin ve İhtiyaç Bulunmamaktadır.

Yani; sarih (açık ve net) ayetlerle ve sahih (doğru ve güvenilir) hadislerle buyrulan ya da yasaklanan bir konuda, artık içtihada gerek kalmamıştır; bize düşen bunlara tâbi olmak (uymak ve uygulamak) lazımdır. Bu nedenle fıkıh ve usül kitaplarımızda “Mevrid-i Nass’ta içtihada mesağ yoktur” hükmü kayıtlıdır. Ve zaten sarih (açık ve anlaşılır) sözlerin ayrıca izaha ihtiyaçları kalmamıştır.

4- Yapılmış Bir İçtihada Dayanılarak Yeni Bir İçtihat Yapılamayacaktır.

Çünkü içtihatlarda “Mutlak Delil”ler esas alınmalıdır. Yapılmış bir içtihat ise “İlahi ve mutlak delil” olmayıp, sadece “Beşeri bir hüküm” konumundadır. Bu nedenle bir içtihat, başka bir içtihatla geçersiz sayılamayacaktır. Ancak bir içtihadın sarih ayetlere ve sahih hadislere aykırılığının ortaya konulması durumunda, artık o bâtıl (geçersiz) hükmünde olacaktır. Bu yüzden Fıkıh ve Usül kitaplarımızda “İçtihatla içtihat nakzolunmaz” kaidesi yer almıştır.

5- Fesat Ortamının, Haksızlık ve Ahlâksızlık Nizamının Ortadan Kaldırılması; Hayırlı ve Yararlı Kurum ve Kuralların Oluşturulmasından Önceye Alınmalıdır. Bu kural fıkıh kitaplarımızda şöyle kayıtlıdır, “Def’i Mefâsid, Celbi Menafîden Evlâdır…”

Bir şeyde hem zarar, hem de fayda var ise, o fayda için mevcut zarara razı olunması yanlıştır. Bu bakımdan önce zararı def etmek gerekli ve öncelikli sayılmıştır. Çünkü İslam’ın zulüm ve kötülükleri gidermede gösterdiği hassasiyet ve itina, meşru ve lüzumlu şeylerin işlenmesinden daha fazladır. Örneğin:

  1. a) Bir bölgede anarşik olayların ve ahlâksızlık kaynağının kurutulması, oraya fabrika açılmasından ve hayırlı yatırımlar yapılmasından daha önemli ve önceliklidir.
  2. b) Cünüblükten dolayı kadına gusül gerektiğinde erkeklerin göremeyeceği bir yer bulamazsa yıkanmak için guslü geciktirir veya teyemmümle yetinir. Çün­kü yıkanmak faydalıysa da erkeklerin bir kadını çıplak görmesi za­rarlıdır.
  3. c) Bir kimse mülkünde istediği gibi tasarruf edebilir, başkası­na zarar vermediği müddetçe… Ancak kendi mülkünde tasarrufundan dolayı başkasına açıktan açı­ğa zarar verecek olursa, bu tasarruftan men’edilip yasaklanır.

6- Umumi ve Tehlikeli Zararları Önlemek İçin, Gerekirse Cüz’i ve Hususi Zararlar Mecburen Tercih Olunacaktır. Bu Durum Fıkıh Kitaplarımızda Şöyle Yer Almıştır: “Zarar-ı Âmmı Defi’ İçin Zarar-ı Hass İhtiyar Olunacaktır!”

 

 

..

 

 

makalenin tamamı için tıklayınız…

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi