Anasayfa » TÜRKİ CUMHURİYETLERİN KIBRIS KARARI VE CUMHUR İTTİFAKI’NIN TUTARSIZLIĞI

TÜRKİ CUMHURİYETLERİN KIBRIS KARARI VE CUMHUR İTTİFAKI’NIN TUTARSIZLIĞI

Yazar: yonetici
0 Yorum 235 Görüntüleyen

 

 

2025 Nisan başında Avrupa Birliği (AB) ile Orta Asya ülkeleri arasında ilk defa düzenlenen zirve, AB’nin de, AKP’nin de ayarını ortaya çıkarmıştı. Maalesef bu ülkelerin zirvede AB’yle imzaladıkları ortak bildiride, Kıbrıs Adası’nda Türkiye’nin karşı çıktığı tezleri destekleyen bir madde yer almıştı.

Bu madde ile yalnızca Türkiye’nin tanıdığı “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin; kurulmasını kınayan ve tanımama çağrısı yapan BM Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 sayılı kararlarına bağlı kalacaklarını açıklamışlardı. Zirveye Orta Asya’dan beş devlet; Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan katılmıştı.

Oysa, bu ülkelerden Tacikistan hariç dördü, Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk yönetiminin de gözlemci sıfatıyla katıldığı Türk Devletleri Teşkilatı’nda (TDT) yer alıyorlardı. Bu ülkelerin, TDT’ye rağmen böyle bir bildiriye imza atmaları, Türkiye ile ilişkilerindeki samimiyeti ve Cumhur İttifakı’nın güvenilirliğini sorgulatmaya başlamıştı. Ve hele bu toplantılardan sonuncusunun; Katil Netanyahu uşağı Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın ev sahipliğinde yapılması… Ve bu Orban ile Erdoğan’ın dostluk sarılmaları bile, bizim ahmak takımını hâlâ uyandırmamıştı!? Gözleyip bakalım; “Emri Hak vaki oluncaya kadar buradayız!” Yani; “Ben, ölünceye kadar Cumhurbaşkanıyım!..” buyuran Sn. Erdoğan’ın bu saltanat sevdası gerçek olacak mıydı? Yani yaptıkları yanına kâr kalacak mıydı?

Peki Orta Asya ülkelerinin bu tutumu neden kaynaklanmıştı?

Kazakistan’ın eski diplomatlarından, siyasi analist Kazbek Beysebayev, AB’nin Rusya’ya yaptırımlarının Kazak ekonomisini de etkilediğini vurgulamıştı. Beysebayev, AB’nin bu zirvede duyurduğu 12 milyar euroluk yatırım sözünün bu kararın alınmasında etkili olduğunu hatırlatıp: “Bence bölgedeki ülkeler, bu ‘hediye’ için Türkiye’yi üzmeye değeceğini düşündüler.” itirafında bulunmuşlardı.

Kırgız uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Chinara Esengul da “Kültürel ve etnik bağlardan kaynaklanan duygusal tepkiler anlaşılabilir. Fakat günümüzde dış politikaya yön veren şey stratejik hedefler ve yatırım fırsatları olmalıdır” sözleriyle “biz parayı verenin düdüğünü çalarız” demeye çalışmıştı.

Özbek siyasi analist Rafael Sattarov ise daha samimi davranıp: “Gerçekçi olmak gerekirse Orta Asya öyle bir halde ki, bu ülkeler Kuzey Kıbrıs’ı umursamanın bedelini ödeyebilecek durumda değiller” açıklamasını yapmıştı.

Anlaşılan o ki, Kıbrıs Türklerinin durumu Orta Asya ülkelerinin öncelikleri arasında sayılmamaktaydı. Bu durum ise AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın en büyük ayıbıydı. Türki Cumhuriyetlerin; Kıbrıs Rumlarının ve AB tarafının yanında yer almaları, aslında Erdoğan İktidarının ve Cumhur İttifakı’nın ağırlığını ve saygınlığını da ortaya koymaktaydı.

KKTC Deyince! (Akla Erbakan gelmiyorsa, orada bir hinlik ve cinlik aranmalıydı!)

“Hayır böyle olmamalı idi! KKTC deyince bugün insanların aklına kumar geliyor, sahte diploma, para aklama geliyor, Falyalı’dan sonra; artık uyuşturucu, fuhuş, kadın ticareti, pedefoli, insan kaçakçılığı, şantaj kasetleri akla gelmeye başladı. Şimdi buna bir de cinayet eklendi. Son zamanlarda daha çok CHABAT akla geliyordu. KKTC dediğiniz yer 3.355 km², 400.000 nüfuslu bir yarımadaydı. Yüzölçümü olarak Osmaniye ili kadar, Nüfus olarak Aksaray kadardı. Rum Kesimi ise 9.240 km², yani neredeyse KKTC’nin 3 katıydı. Nüfusu da öyle: 1.370.754 civarındaydı.

Kıbrıs Barış Harekâtı, 20 Temmuz 1974’te yapıldı. Kıbrıs Barış Harekâtı‘nın üzerinden 50 yıl geçmiş durumdaydı. Henüz daha Maraş bölgesi ile ilgili sorunu bile çözemedik. Sözde 20’den fazla bölgedeki devletin; sınır, rejim ve iktidar yapılarını dönüştürmek için BOP’ta ABD ile eş başkanız, İngiltere ile stratejik ortağız, dahası AB kapısında Turhan’ın karikatüründeki gibi, yavrularını emziren domuzu emmek için domuz ağılının kapısında yarım asırdır bekliyoruz, ama bu konuda hâlâ hiçbir gelişme yok. Türkiye, Avrupa Birliği (o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu-AET) üyeliği için ilk resmi başvurusunu 14 Nisan 1987 tarihinde yaptı. Türkiye’nin AB üyelik başvurusunun üzerinden tam olarak 38 yıl geçti. AET’ye ortaklık için ilk başvuru ve Ankara Anlaşması’nın tarihi 12 Eylül 1963. Yani AB kapısındaki bekleyişimizin üzerinden 62 yıl geçmiş. “Batı’ya kalkan tren” sürekli rötar yapıyor!

MAKALENİN TAMAMI İÇİN  TIKLAYINIZ..

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi