Anasayfa » KARDEŞLİK VE SORUMLULUKLARI

KARDEŞLİK VE SORUMLULUKLARI

Yazar: yonetici
0 Yorum 215 Görüntüleyen

KARDEŞLİK VE SORUMLULUKLARI

Kardeşlik Bağları ve Sorumlulukları

Birlik ve Beraberlik Şartları

Sadakat ve ihlâs kadar önemli bir diğer mü’min vasfı da, tesanüttür (kardeşlik, dayanışma, birliktelik). Kur’an’da bildirilen hükme göre, tüm mü’minler birbirlerinin kardeşidirler. Onlar; aynı yola uymuş, aynı kitaba tâbi olmuş, aynı hedefe sahip, aynı duyguları taşıyan insanlardır. Dolayısıyla aralarında büyük bir sevgi ve dayanışma bulunur. Allah, bu durumu şöyle tarif etmektedir:

“Doğrusu Allah, Kendi yolunda (tuğlaları ve bütün parçaları) sanki birbirine (kurşunla) kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak (irtibatlı, intizamlı ve itaatli bir teşkilat şuuruna ve ordu disiplini sorumluluğuna sahip olarak cihad edip) çarpışanları seven (ve destekleyen)dir. (Ferdi ve fevri hareket edenleri değil.)” (Saff: 4)

Üstteki ayette tarif edildiği gibi bir tesanüt içinde, Allah yolunda cehdetmek (çaba harcamak) kesin bir emirdir. Âl-i İmrân Suresi’nde Allah şöyle hükmetmektedir:

“(Eğer gerçekten iman ediyorsanız) Allah’ın ipine (Kur’an hükümlerine) hepiniz birden (el birliği içinde) sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir vakit sizler birbirinize düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, (Kur’an ve Resulüllah sayesinde) oradan sizi kurtarmıştı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır. (Âl-i İmrân: 103)

Mü’minler; güzel ahlâklıdırlar, mütevazıdırlar, sevgi ve saygı doludurlar. Bu yüzden de tesanüt, mü’minler arasında doğal bir şekilde oluşur. Ancak bu konuda yine de dikkat edilmesi gereken yönler vardır. Çünkü mü’minlerin yapabileceği çeşitli yanlışlar, bu tesanütün zedelenmesine ve mü’minler arasında soğukluk yaşanmasına neden olabilir. Bu yanlış hareketlerin nedeni, mü’minlerin davranışlarını gaflet anlarında etkileyen nefstir. Mü’min; fedakâr, hoşgörülü ve sıcaktır ama herkeste nefs bulunur ve insan dikkat etmezse bazen nefsine uyabilir. Kıskanç, bencil ve hırslı olan nefsine uyması ise; bu kötü hislerin mü’mine etki etmesi demektir. İşte bu yüzden Kur’an’da, mü’minler tesanüt konusunda son derece dikkatli olmaları için uyarılmaktadırlar. Madem şeytanın insandaki tezahürü olan nefs, insanı yanıltabilmektedir; öyleyse mü’min kişi, karşısındaki mü’min kişinin nefsini harekete geçirecek bir üslup kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu yönde, ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Kullarıma, (herkese karşı) sözün en güzel olanını konuşmalarını söyle. Çünkü şeytan (katı ve kötü sözlerle) aralarını açıp bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (Onun kışkırtmalarına dikkat etmelidir.)” (İsrâ: 53)

Ayette bildirilen emir, tesanütün sağlanması açısından son derece önemlidir. Birincisi, mü’minlerin birbirlerine karşı sürekli olan en güzel hitap şeklini (yalnızca güzel değil, “en güzel” olanı) kullanmaları emredilmektedir. İkincisi, şeytanın bir özelliği açığa vurulmaktadır: Şeytan, insanların ve özellikle de mü’minlerin arasını bozmak için uğraşmaktadır. Şeytanın ve nefsin, mü’minlerin arasındaki tesanütü bozmak için en çok başvurduğu yollardan biri ise, “rekabet” duygusudur. Eğer mü’min gaflet halinde olursa; makam, mevki gibi konularda rekabet hissine kapılıp kardeşlerini geçmeye ve kendini onlardan daha ön plana çıkarmaya çalışabilir. Aynı şekilde kendisinden daha ön plandaki bir kardeşine karşı kıskançlık hissedebilir. Aslında gaflet halinde yapılan bu hareket, gerçekte Allah’a isyan anlamına gelmektedir. Çünkü, “Yoksa onlar, Allah’ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? (Oysa Allah’ın her takdiri ve taksimi hikmetli ve adaletlidir)…” (Nisa: 54) ayetine göre, insanlara verilmiş olan nimetler Allah’tandır ve bunları kıskanmak, Allah’ın takdirine karşı gelmek anlamına gelir. Bu nedenle, mü’minlerin kıskançlık gibi bir tavırdan kesinlikle uzak durmaları gerekmektedir. Eğer böyle bir tavır ortaya konulursa, bu hem Allah’ın rızasına muhalif bir harekettir hem de ayetin hükmüne göre, mü’minlerin gücünün azalmasına neden olur:

“(Ey mü’minler! Hem) Allah’a, (hem) O’nun Peygamberine itaat ediniz; birbirinizle uğraşıp çekişmeyiniz; sonra korkaklaşıp kuvvetten düşersiniz; (şevketiniz ve devletiniz elinizden gider, kâfirlerin ve zalimlerin güdümüne girersiniz). Bir de (çeşitli zahmet ve musibete) mutlaka sabrediniz, (her türlü düşman ve tehlike karşısında metanetli hareket ediniz ve gevşeklik göstermeyiniz) iyi biliniz ki Allah sabredenlerle beraberdir (onlara manevi destek sağlayacaktır).” (Enfâl: 46)

Bu nedenle mü’min, kesinlikle kardeşleri ile arasında bir çekişme, rekabet ortamı oluşmasına engel olmalıdır. Hem kendisi kıskançlık gibi ilkel bir duyguya kapılmamalı, hem de sahip olduğu özellikleri ön plana çıkartarak, kardeşlerinin nefsindeki kıskançlık damarını tahrik etmemelidir. Olabildiğince mütevazı, alçak gönüllü olmak, rekabet tehlikesini yok eder. Kur’an’da bu konuda verilen bir diğer kıstas ise, kardeşlerinin nefsini kendi nefsine üstün tutmak, yani her durumda fedakâr davranmak ve bundan zevk almaktır. Kur’an’da bu kıstas şöyle tarif edilir:

“Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler (Ensar sahabiler) ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu ve kıskançlık duygusu) hissetmezler. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından sıyrılıp korunmuşsa, işte onlar felaha (kurtuluşa) erişecek kimselerdir.” (Haşr: 9)

Kıskançlık, rekabet ve darılma; inananlar arasında birliğin ve kardeşliğin önündeki çok önemli üç engeldir. Hırs sonucu doğabilecek herhangi bir rekabet, insanların birbirlerine olan sevgisini azaltır. Bu tür Kur’an’a uymayan bir hareket, onların ruhlarında büyük yaralar oluşturmakta ve manevi yönden gerilemeye yol açmaktadır. Oysa, inananlar için sonsuz bir sevap kaynağı mevcutken; birbirlerinin önünü tıkayıp, haksız rekabet ve kıskançlıklarla vakit geçirmenin hiçbir anlamı yoktur. Eğer hedef Allah rızası olursa, herhangi bir rekabet olmaz. Çünkü herkes, bir diğerinin önünü kesmeden Allah rızası için hizmet edebilir, sevap toplayabilir. Bu nedenle mü’minler; mü’min topluluğunun bir insan vücudu gibi olduğunu, her organın bir diğerinin yardımcısı ve destekçisi olduğunu unutmaz ve kardeşlerinin başarılarını kendi başarılarıymış gibi görürler. Bu, son derece önemlidir. Kur’an’da, mü’minlerin arasındaki tesanüt ile ilgili çok sayıda ayet vardır. Bir ayette; mü’minlerin, diğer mü’minlerle tesanütlerinin artması için yaptıkları bir dua şöyle aktarılır:

“(Ayrıca) Onlardan (Muhacir ve Ensar’dan) sonra gelen (mü’min)ler de şöyle derler: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin. [Not: Müslümanların, din kardeşleri ile aralarındaki ilişkide, karşı tarafı incitecek bir söz söylemek, öfkelenmek, saygıya uygun düşmeyen tavırlar sergilemek gibi, birlik ruhunu zedeleyecek her türlü tavırdan sakınmaları gerekir. Her mü’min bir diğerine karşı olabildiğince fedakâr ve sabırlı hareket etmelidir. Bu; gerçek ve samimi sevginin gereğidir, tüm mü’minlerin benimsemesi gereken üstün bir ahlâk örneğidir.]” (Haşr: 10)

Mü’minler arasında bir çekişme ya da kırgınlık yaşanması herkese zarar verir. Dolayısıyla iman edenler böyle bir harekete tevessül etmezler. Nitekim bir Kur’an ayetinde, mü’minlerin birbirlerinin velileri (dost ve koruyucuları) olmadıkları takdirde, fitne çıkacağı şöyle haber verilmektedir:

(İslam’ı ve Kur’ani esasları gereksiz ve geçersiz sayıp) İnkâr edenler (hangi kavim ve görüşten olursa olsun, onlar) birbirlerinin velileri (ve şeytani düşüncelerin destekleyicileri)dir. (Ey mü’minler!) Eğer siz böyle hareket etmez (Hakk ve hayır üzerinde birbirinizi desteklemezseniz), yeryüzünde (ve ülkenizde) fitne (ve hezimet) meydana gelecek ve büyük bir fesatçılık ve bozgunculuk alıp yürüyecektir.” (Enfâl: 73)

Ayrıca Kur’an’da, tesanütle ilgili açık hükümler vardır. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:

“(Sakın ha) Kendilerine açık deliller (ve kesin Kur’ani hükümler) geldikten sonra ayrılığa düşüp ihtilaf edenler (ve Hakk’tan kayıp gidenler) gibi olmayın! İşte bunlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmrân: 105)

“…Buna göre, eğer mü’min iseniz Allah’tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının, birbirinizin arasını düzeltin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. (Çünkü mü’minler Kur’an’ın ve Resulüllah’ın yolundan giderler.)” (Enfâl: 1)

Gerçek şu ki: Dinlerini parça parça eden kimseler (rahatına ve menfaatine uygun emirleri yerine getirip, diğerlerini gereksiz görüp terk edenler) ve kendileri de grup grup olarak ayrılıp gidenler (var ya, ey Nebim!), Sen hiçbir şeyde (ve hiçbir şekilde) onlardan değilsin (alâkanız kesilmiştir). Onların işi ancak Allah’a (kalmış)dır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am: 159)

Mü’minler, diğer mü’minlere karşı son derece merhametli ve alçak gönüllü olmakla yükümlüdürler. Aksi bir tavır kesinlikle Kur’an’a uygun değildir. Kibir, kıskançlık, çekememezlik, kötü söz söyleme ve çekişme; mü’minlerin değil, inkârcıların özelliğidir. Bu nedenle; nefsi yüzünden böyle bir küçüklük göstermiş olan bir mü’min hemen kendini toparlamalı, Allah’a sığınmalı ve gerçek mü’min tavrını göstererek hatasını telafi etmelidir. Aksi halde Allah; o kişinin yerine, daha hayırlısını getireceğini ayetlerinde haber vermiştir. İman eden her insan, aşağıdaki ayetin hükmüne girmekten şiddetle kaçınmalıdır:

Ey iman edenler! İçinizden kim (ve hangi kesim) dininden (haklı ve hayırlı çizgisinden) geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerlerine) Kendisinin onları sevdiği, onların da Kendisini sevdiği; mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu’ olan, Allah yolunda cihad edip (çaba harcayan) ve (gerçekleri savunmak hususunda hiçbir) kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk (bir ekip) getirir. İşte bu Allah’ın bir fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle Vâsi) geniş ve kuşatıcıdır, Alîm’dir.” (Maide: 54)

Kardeşlerim! Cenab-ı Hak bizlere; inşaallah yeniden bütün mü’minlere ve mazlum milletlere örnek ve rehber olacağımız, Hak ve Hakikati savunacağımız bir Adil Düzen Medeniyetini kolaylaştırsın… Bu maksatla yapılan gayretlerimizi inşaallah hedefine ulaştırsın. Allah bu çok sıkıntılı dönemleri ve çektiğimizi yeter saysın.

 

 

www.millicozum.com

 

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi