Anasayfa » GÖREVİMİZ ERBAKAN’I ANMAK DEĞİL, ANLAMAK VE GEREĞİNİ YAPMAKTIR!

GÖREVİMİZ ERBAKAN’I ANMAK DEĞİL, ANLAMAK VE GEREĞİNİ YAPMAKTIR!

Yazar: yonetici
0 Yorum 352 Görüntüleyen

Erbakan, sadece saygı ve şükranla anılacak bir ufuk şahsiyet değil, asıl O; ilmi ve insani projelerine ve İslami hedeflerine sahip çıkılacak, kendisine tabi ve talebe olunacak bir Kutlu Liderdir. Aziz Hocamız’ın siyasi mirasını ve manevi hatırasını hala istismar aracı görenler ise, O’na açıkça hıyanet ve alçakça hakaret edenlerden, belki daha basit ve bayağı kimselerdir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ekonomik, siyasi, ahlaki ve ilmi (eğitim) Adil Düzenini, Milli Görüş prensiplerini ve İslam Birliği için mutlaka gerekli temel dinamiklerini, bütün detayları ve derinlikleriyle ve sadece “Hakka hürmet, halka hizmet” düşüncesiyle öğrenmek, içine sindirmek ve bunları hayata geçirecek imkân ve iktidarı gerçekleştirmek üzere; seviyeli, düzenli ve disiplinli bir gayret içine girmeyenler, lütfen vicdanlarına danışsın ve insaflı yanıtını bulsunlar: Acaba kendileri ne derecede samimiyetlidir? Milli Görüş davasından ve Erbakan’ın hatırasından “ne kazanırım?” değil“Ben ne katarım?” diyenler; fırsatçılık ve fesatçılık yapanlar değil; feragat ve fedakârlık ehli olanlar seçkin ve şereflidir.

Evet, bu nedenle, Erbakan Hocamız’ı tanımamıza ve Hak yoluna tabi olmamıza yardımcı olacak, onun istismarcılarını, fırsat avcılarını ve hıyanet odaklarını açığa çıkaracak böyle değerli bir kitapçığı hazırlayan ve nasibi olanların istifadesine sunan, başta Necmettin Musa bütün Konya Milli Çözüm Ekibimize tebrik ve takdirlerimi peşinen arz etmem bir vecibedir.

Bir zamanlar Milli Görüş saflarında yani safiyet ve samimiyet sırasında, ve Yörünge Dergisi’ni çıkardığında tanışıp birlikte bazı hizmetler verdiğimiz; bilgisini, birikimini, dini hassasiyet ve gayretini takdir ve hayırla yad ettiğimiz Sn. Resul TOSUN’un şimdi Yandaş Gazete ve televizyonlarda, TRT Arapça programlarında:

• 12 yıllık iktidarı boyunca faizsiz düzen için hiçbir adım atmayan, hatta “faizi dünya gerçeği” sayıp meşrulaştıran ve yaygınlaştıran,

• Kur’an’ın, Resulüllah’ın, tarihi ve tabii hakikatlerin bize “sinsi ve tehlikeli düşman olduklarını sıkça hatırlatıp onları evliya edinmekten ve güdümlerine girmekten ısrarla sakındıran ve yasaklayan” Haçlı Avrupa Birliğine kuyruk olma gafletini hayatının stratejik gayesi sayan,

• AB talimatıyla Kur’an’ın “hayat ve huzur garantisi” olarak emrettiği idam cezasını çağdışı görüp askıya alan,

• Evli çiftlerin zina cezasını kaldıran,

• Eşcinsellik ahlaksızlığına meşruiyet kazandıran,

• Irak, Suriye ve Libya işgaline taşeronluk yapıp on binlerce masum Müslüman katline ortak olan

Türkiye’nin milli ve yerli gerçek kalkınmasına engel olup, sanayi yatırımlarını ve fabrikalarını satıp kapatan, ülkeyi Siyonist sermayenin sıcak para esaretine sokup halkımızı faiz ve rantiye şehvetiyle yozlaştıran AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan’ın bu korkunç tahribatlarına mazeret, hatta keramet uydurmasına şahit olunca hayretler içinde kalmamıza ve imani bir duyarlılıkla tepki koymamıza niçin bu denli karşı çıkılıp hücum edilmektedir? Gerçek dost, bütün bu vebal ve rezaletlere ve yaklaşan çok acı ve alçaltıcı akıbetlere karşı uyaran ve hakkı haykıran kimseler midir, yoksa yandaşlık ve yalakalık dürtüsüyle bunlara övgüler dizip makam ve menfaat devşirenler midir?

Tokat Turhal’dan ikimizin de yakinen tanıdığı M. A. Bey Kardeşim Gebze’de bizi ziyarete gelmiş ve şu ibretlik olayı aktarmıştı:

Refah Partisi kapatılmış, Merhum Erbakan hocamız yasaklanmış ve henüz Fazilet Partisi de kurulmamıştı. Milli Gazeteyle ilgili bir toplantı için Resul Tosun Turhal’a uğramıştı. Ramazan ayıydı ve iftar benim evimde yapıldı. Akşam namazı edasından sonra ben kendilerine “partimiz kapatıldığı için yukarda hangi çalışmaların yapıldığı sorumuzu: “Henüz Hocamız hayattadır. Elbette o ne derse öyle olacaktır” şeklinde yanıtlamıştı.

Yine o sırada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’a Siirt’te yaptığı bir konuşmadan dolayı da dava açılmış ve henüz sonuçlanmamıştı. O sohbetinde Sn. Resul Tosun Bey çok çarpıcı ve bugünlere de ışık tutacak bir itirafta bulunmuşlardı. Anlattığına göre, İstanbul’da çok özel ve gizli bir toplantı yapılmış, o toplantıya kendisi de katılmıştı. Şimdi emekli olan General V. K. ve H. T. gelip Recep Tayyip Erdoğan’a “Anayasa Mahkemesi’nden senin lehinde karar çıkarttıracağız. Ama sen de Erbakan’dan ayrılıp yeni bir parti kurarak başında olacaksın” teklifini yapmışlardı. Ama Resul Tosun böyle bir teklifi kabul etmenin hem Erbakan Hoca’ya hem Hak davasına ihanet sayılacağından, şiddetle karşı çıktığını anlatmıştı. İşte bana bu itiraflarda bulunan Resul Tosun 2002 milletvekili seçimlerinde AKP’den aday adaylığı esnasında görüşmek üzere Turhal’a gelip bizi aramışlardı. AKP’de ön yoklama olacağını ve teşkilat mensuplarına tavsiyelerde bulunmamı arzulamıştı. Ben de “AKP’ye katılmadığımı, kendisine yardımcı da olamayacağımı” iletince bozulup kalmıştı. Kendilerine 14 yıl önce evimde geçen konuşmalarını hatırlatınca da şaşırıp kızarmıştı. O günden sonra bizimle alakalarını koparmış ve bir daha semtimize uğramamışlardı.

Şimdi bu zevata sormak lazımdı:

• Haşa, Cenabı Allah mı dinini bırakmış ve Kur’ani hükümleri askıya almıştı?

• Muhterem Mezhep İmamlarının ve Müçtehit Ulemanın içtihatları mı artık boşa çıkmıştı?

• Yoksa AKP iktidarı, kurmay ve yandaş takımı mı sapıtmış ve hak yoldan ayrılmıştı?

Sonradan Yeni Şafak Gazetesi yazarı olan, yandaşlara katılıp nice yolsuzluk ve yozlaşmalara sessiz kalan Ali Murat Güven, eski Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile İran’ın Başkenti Tahran’da geçen bir hatırasını (6 Mart 2011’de) köşesine taşımıştı:

1996 yılı Ağustos ayıydı Tahran’daki İstiklâl Oteli’nin lobisinde oturmaktaydık. Olay, Sabahın çok erken bir saatinde, tamamı muhafazakâr medyadan bir meslektaş grubuyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın İran Cumhurbaşkanı Haşimî Rafsancani ile görüşmeye gitmek üzere otelden ayrılmasını bekliyorken yaşanmıştı. Orada bulunma amacımız, Refah-Yol Hükûmeti’ni kurarak başbakanlık koltuğunu devralan Erbakan Hoca’nın İran, Pakistan, Singapur, Malezya ve Endonezya duraklarından oluşan ilk dış gezisini çalıştığımız medya kuruluşları adına takip edip yazmaktı. Ki ben de o tarihlerde Millî Gazete’nin dış haberler servisi şefi olarak çalışmaktaydım. Devrim öncesinde Amerikan Hilton oteller zincirinin Tahran halkasını oluşturan İstiklâl, devrimden sonra adı değiştirilip millileştirilmiş ve devlet tarafından işletilmeye başlanmış bir tesis olarak, Türk heyetinin konaklama ihtiyacına ayrılmıştı. Lobideki bekleyişimiz sırasında yanımda bulunan kişiler arasında o dönemde Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürüten, şimdilerde AKP Bursa Milletvekili olanMehmet Ocaktan, Akit’ten köşe yazarı Abdülkadir Özkan, Kanal 7’den Zahit Akman, Milli Gazete Ankara Bürosu’ndan Ferhat KoçMustafa Kurdaş ve Millî Gazete Yazı İşleri MüdürüEkrem Kızıltaş da vardı. Beş ülkeyi kapsayacak olan bu gezinin henüz ilk ülkesindeydik ve aynı zamanda o ülkedeki ilk günümüz olması sebebiyle, gün içinde yaşanacak gelişmelere ilişkin olarak ciddi bir heyecan yaşanmaktaydı. Çünkü, başta doğalgaz alım antlaşması olmak üzere, heyetimizin İran programının oldukça yüklü olduğunun herkes farkındaydı.

Ekrem Kızıltaş ağabey ile aramızda durum değerlendirmesi yaptığımız bir sırada, gözümün ucuyla, Erbakan Hoca’nın basın müşavirliğini üstlenen zâtın bize yaklaşıp: “Muhterem Hocamız yarım saat kadar önce beni yanına çağırdı, kafasına takılan bir meseleyi yol yakınken çözüme kavuşturmamı arzuladı. Kendisi, bu geziye özellikle muhafazakâr cenahtaki medya kuruluşlarından katılan gazeteci arkadaşlara, çalıştıkları o kurumlardan yeterli yol harcırahı verilmediği kanaatini taşımaktaydı. Hattâ, ‘Ben bizim gazeteleri ve televizyonları iyi tanırım, bu arkadaşları en fazla 100’er dolarla göndermişlerdir” dediğini aktardı.Hepimiz, şaşkınlık içinde kalmıştık çünkü, cebimde gerçekten de gazetemden harcırah olarak verilmiş sadece 100 dolar vardı.

Konuşmasını sürdüren bürokrat dostumuz “bu süre zarfında size verilen sınırlı harcırahlarla perişan olmanıza Hocamızın gönlü razı olmadı. Dönerken çoluk çocuğunuza ufak tefek bazı hatıra eşyaları götürebilmeniz için, tamamen kendi inisiyatifiyle ve kişisel hesabından olmak üzere, sizlere 500’er dolar harçlık yolladı” diyerek cebinden bir kâğıt para tomarı çıkardı ve çevrenin dikkatini çekmemeye çalışarak hepimize 500’er dolar dağıttı. Erbakan Hoca, iki haftaya yayılan o yorucu gezinin sonunda, benzer bir jesti, THY’den kiralanan Airbus 340 uçağının uçuş ekibine de tekrarladı. Bir yardımcısını Endonezya-Jakarta’nın en büyük alışveriş merkezine göndererek, kaptan pilot, yardımcıları ve kabin ekibi için ayrı ayrı olmak üzere kendi kesesinden birbirinden zarif hediyeler aldırdı. Sonra da bunları dönüş sırasında havada kendilerine tek tek takdim ederek, onlarla toplu hatıra fotoğrafları çektirdi. İnişe yakın ayaküstü sohbet ettiğim hosteslerden birinin, “Uzun yıllardır THY’de görevliyim ve gerek yurt içinde, gerekse yurtdışında sayısız politikacıya eşlik ettim. Uçuş ekibine karşı bu kadar sevecen ve içten bir politikacıyı ilk kez görmekteyim” dediğini daha dün gibi hatırlamaktayım.”

Ama aynı Erbakan’ın yine bir yurt dışı seyahati sonrasında, bazı gözü açık gazetecilerin gizliden ve kimse çakmaz zannıyla bir takım özel ve pahalı malzemeler alıp bunları devlete fatura etmeye kalkıştıklarını sezip onları çağırtarak, münasip bir üslupla: “Yetim hakkı bulunan devlet parasını, şahsi amaç ve araçlar için kullanmanın ağır vebalini hatırlatmış”geri alınmasını sağlamış ve kendilerini hayranlıkla karışık bir şaşkınlığa uğratmıştı. İşte böyle bir Erbakan’a “Davaya hizmet için toplanan cihat paralarını, (güya devlet el koymasın diye) mala çevirip kendi şahsına tapuladığı ve evlatlarına miras bıraktığı”iddiasında bulunan, sonra gidip savcılık ifadesinde bunları yalanlayan ve hala camiamızdan ve Hocamızın ruhani makamından özür dilemeye yanaşmayan iftiracılarda, bırakın iman olgunluğundan, hatta insanlıktan bile nasipleri kalmış mıydı? Ama dıştaki Siyonist zındıkların ve içerideki münafık takımının bütün şeytanlıklarına rağmen Erbakan’ın teknolojik harikaları ve kutlu rüyaları bir bir gerçek olmaktaydı; ve tarihin akışını değiştirecek mutlu devrim oldukça yakındı.

Artık; Amerika’nın kozmik odaları, TSK’nın görüş alanındaydı!

Bir zamanlar, Türkiye’nin en mahrem sırları, gizli görüşme kayıtları, askeri üsleri ve tatbikatları, havadaki uçakları, karadaki tankları, denizdeki vapurları, hatta derin sulardaki denizaltıları… Hepsi ABD’nin “şeytan gözü”nün görüş alanı içinde bulunmaktaydı. Ancak bu kez durum farklıydı; Genelkurmay, kuruluş çalışmalarını ve amacını 2013 başında açıklamıştı: Görüntü istihbaratı, güvenli haberleşme ağı, balistik füze tehdidine karşı erken ihbar-ikaz alarmı sağlayacak, her coğrafya ve koşulda en verimli şekilde çalışacak olan, Göktürk-2 uydusu 18 Aralık 2012’de yörüngeye oturtulmuş bulunmaktaydı. Ve ardından Hava Kuvvetleri bünyesinde stratejik merkez kurulup çalışmaya başlamıştı: Keşif Uydu Komutanlığı! İlk bakışta adı bazı çevrelerde, “eğreti” olarak algılanmıştı. Zira bizler “keşif” ve “uydu”sözcüklerini bir arada ancak ABD casusluk filmlerinde duymaya alışmıştık… Her halde bu durumu Keşif Uydu Komutanlığı yetkilileri de fark etmiş olacak ki, bu sefer Göktürk-2 uydusu vasıtasıyla elde ettikleri görüntüleri yayınlamışlardı. Üstelik yeni değil 2 yıl öncesine ait kayıtlardı. O görüntüler arasında İstanbul da var, Katar’ın Başkenti Doha da, Kahire piramitleri de, Pekin Havaalanı da, Mirny Elmas Madeni yatakları da!

Diyeceksiniz ki askeri uydu istihbarat kurumu kendini doğa harikaları, dev metropollar, tarihsel yapılar ve mimari harikaların uydu fotoğraflarıyla mı kanıtlayacaktı? Nerede etrafımızdaki tehdit unsurları? Hani şu ABD’nin nükleer tehlike diye kodladığı İran; AKP’nin kriz kaynağı dediği Suriye-Irak ve hatta karşı yakamızdaki “şımarık tehdit” Yunanistan’ın sırları? Yayınlanan 23 fotoğraf arasında bunlar niye yer almamıştı!

Evet, ama bu liste içinde iki askeri üs fotoğrafı vardı ki: anlayanlar için büyük mesajlar ve manalar taşımaktaydı. TSK’nın Uydu Keşif Komutanlığı “gözleriyle” Amerika’nın en mahrem üslerini yakalayıp fotoğraflamıştı! Yanlış okumadınız; ABD’nin en gizli insansız hava aracı operasyonlarını yönettiği çölün içine saklanmış Hollaman Hava Üssünü kayda almıştı. Burası ABD’nin en önemli operasyon merkezi ve kara kutusu sayılmaktaydı. İncirlik’te konuşlu ABD predatorlerinin pilotlarının yetiştiği merkez konumundaydı. Burada bir hareketlilik yaşanırsa, ABD’nin dünyanın herhangi bir köşesinde yine bir operasyon yapacağı anlaşılırdı. Burayı bilmek deyim yerindeyse ABD’nin yatak odasına girmek anlamını taşırdı ve TSK işte bunu başarmıştı. Yani Erbakan’ın teknoloji harikaları tek tek ortaya çıkmaya başlamıştı.

Bu arada “canım biz bu fotoğrafı ABD’nin kendi eliyle yayınladığı Google’dan da elde ederiz” diyenler de yanılmaktaydı. Zira siz oradan bir kere bilmem kaç yılında çekilen görüntüye bakarken, TSK Uydu Keşif Komutanlığı çoktan binlerce görüntüsünü anlık olarak çekip durmaktaydı.

Yani uçaklarımız, daha doğrusu uçan tabutlarımız ardı ardına düşerken sakın umutlarımız kırılmasındı. Amerika’ya değil de kendi kaynaklarımıza dayandığımızda, milletimizle ve kendi değerlerimizle barıştığımızda, ne nurlu başarılar ve ne onurlu harikalar ortaya çıkmaktaydı!

MEVLA’DAN GAYRIYA
MİNNET EYLEMEM!

 

Tevekkül ve teslimle, tam sığındım
Rabbime

Hazreti Mevla varken, kula minnet
etmedim!

İnşallah bu imanla, hem girerim kabrime

Hakkı bırakıp Batıl, yola minnet etmedim

Hazreti Mevla varken, kula minnet
etmedim!

 

Yalnız Allah Kerim’dir, yalvarıp
çağırdığım

Hak rızası içindir, kızdığım kayırdığım

Hidayetle Şeytandan, kıblemi ayırdığım

Günden beri ne sağa, sola minnet etmedim

Hazreti Mevla varken, kula minnet
etmedim!

 

Çıkar için kimseye, boyun eğmez mert
metin

Niyet gayretin kadar, haysiyetin
kıymetin

İman ihlas cihattır, tek kuvvetin
servetin

Makama menfaata, çula minnet etmedim

Hazreti Mevla varken, kula minnet
etmedim!

 

Hoca’ya Kıtmir olup, cihat
etmek farz oldu

Erbakan’a hainler, Ümmete maraz oldu

Boşalan iman aküm, zikrullahla şarj oldu

Ne saraya paraya, pula minnet etmedim

Hazreti Mevla varken, kula minnet
etmedim!

 

Dünyadaki cennetim, kırk sadık dostla
ülfet

Davaya hizmet etmek, hiç sayılır mı
külfet

Ya Rab nolur bizlere, sabru sebatı
lütfet

Bülbül şeyda olsam da, güle minnet
etmedim

Hazreti Mevla varken, kula minnet
etmedim!

 

Adil Düzen bilmeyen, adi sisteme
mahkûm

Faizi mübah gören, fevzü necattan mahrum

Kurtuluş bekliyorken, tam yedi milyar
mazlum

Ne şöhrete servete, mala minnet etmedim

Feth-i Mübin gözledim, kula
minnet etmedim!

 

Öveni ve söveni, imtihan diye gördüm.

Zafere giden yolu, hep inayetle ördüm

O’nun rıza rıdvanı, bütün emelim derdim

Ne genç kıza geline, dula minnet
etmedim                    

Vuslata odaklandım, kula minnet etmedim!

 

“Essebebü kefailih”; sebep olan yapan
gibi

Faiz fuhuş yıktı; kaç, milyon yuva
garibi

“Kök çürür, yaprak boyar”; kanser sanıyor gribi

Dedikodu ve “gıylü, gal’a” minnet
etmedim

Hazreti Mevla varken, kula minnet
etmedim!

Hak dili hayra delil, Milli
Çözüm Dergimiz

Mahşerde yüz akımız, yüzkırkiki sergimiz

Manevi Zülfikar’dır, Asay
Musa vergimiz

Kalemle dilimle vurdum, kola minnet
etmedim

Hazreti Mevla varken, kula minnet
etmedim!

Ahmet Hoca doğruysan, hayra
düşman olmazsın

Kur’an’ı rehber tutsan, asla pişman
olmazsın

Âlemde tek kalsan da, per perişan
olmazsın

Gölge edecek diye, dala minnet etmedim

Hazreti Mevla varken, kula minnet
etmedim!

Diğer fotoğrafları incelemek için http://www.hvkk.tsk.tr/TR/IcerikDetay.aspx?ID=233[1]

 


[1] Mustafa Kaya / 06 Mart 2015 / Aydınşık

 

KAYNAK:

http://www.millicozum.com/mc/nisan-2015/gorevimiz-erbakani-anmak

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi