Yazar: yonetici
0 Yorum 25 Görüntüleyen

SP’NİN ÜZERİNE ÇÖKEN ZULÜMAT!

Zulümat (zulmetin çoğulu); Dış güçlerin desteği ile azgınlaşan ve ülkeyi parçalamayı amaçlayan anarşi ortamıdır.

Zulümat; Faiz, israf, üretmeden tüketme ve önlenemeyen enflasyon ve işsizlik girdabında geleceğini göremeyen bir toplumun umutsuzluk karanlığıdır.

Zulümat; Nur’un ve huzurun zıddı olan; inkâr, isyan ve iflas bataklığıdır.

Zulümat; Haksızlık ve ahlâksızlığın yasallaşması ve devletin içini boşaltan büyük vurgun ve hırsızlıkların yaygınlaşmasıdır.

Zulümat; İnsanları başa çıkamayacakları zorluklar, sorunlar ve sıkıntılar içinde kıvrandırıp, koyu bir ümitsizlik, acizlik ve çaresizlik girdabında boğulmasıdır.

Yani Zulümat; Şeytanın sinsi telkinlerinin sistemleşmiş şekli olan ve kara bulutlar gibi tüm insanlığın ve özellikle İslam dünyasının başına çökmüş bulunan Siyonizm’in zulüm ve sömürü saltanatıdır. Filistin ve Gazze’deki korkunç katliamlar, İran’a saldırıp sivil halkın ve masum insanların üzerine bombalar yağdırmalar, bu Siyonist zulümatın icabıdır.

“De ki: ‘(Ey insanlar!) Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır? (Ve kim Güneş’le aydınlığa çıkarıp huzurla yaşatmaktadır) Ki, (her felaket ve tehlike durumunda) siz (açıktan ve) gizliden gizliye O’na yalvararak dua ve niyazda bulunmaktasınız. Andolsun bizi bundan (tehlike ve felaket ortamından) kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden olacağız’ (diye O’na sığınmaktasınız.)” (En’am: 63)[1] ayetindeki “Karanın ve Denizin (okyanusların) tehlikeli karanlıkları”, bugün Siyonist ve emperyalist zalimlerin uçak gemileriyle ve balistik füzeleriyle, Müslüman ülkelerin ve mazlum milletlerin başına yağdırdıkları felaket ve belalardır.

“Allah, iman edenlerin velisi-destekçisi (sahibi, hamisi ve hayra yönlendiricisi)dir ki; onları (cehalet ve dalâlet girdabı) karanlıklardan nura çıkarır. (Umut karartan baskı ve barbarlıklardan kurtarıp İslami adalet huzuruna ulaştırır.) Kâfir takımının (ve münafıkların) velisi (akıl vericileri) ise tağut (zalim ve şeytani güç odaklarıdır) ki, onları (İslam ve iman) nurundan (ayırıp küfür ve zulüm) karanlıklarına götürüp bırakır. İşte bunlar cehennem ateşinin ehlidir ve orada süresiz kalacak kimselerdir.” (Bakara: 257)[2] ayetindeki “Zulümat-Karanlıklar” kavramı ise; Darwinist ve Deist sapkınlıklara ve Siyonist emperyalizmin vahşi ve şeytani barbarlıklarına işaret buyurmaktadır.

SP’nin Üzerine Çöken Zulümat!

“Zulümat”ın bir manası da; haklı ve hayırlı bir hareketi yozlaştırmak, çok önemli ve tarihi bir hizmeti amacından saptırmak üzere, o girişimin üzerine çöreklenen kötü niyetli veya bozuk tıynetli bazı kişilerin; teşkilat mensuplarına ve topluma, daha aydınlatıcı ve ışık saçıcı diye; aslında gözleri körelten, gerçeği görmeyi engelleyen, aşırı “Fototoksisite” cinsinden, hedef saptırıcı ışınlar yansıtmalarıdır. Arabaların geceleri uzun farlarının, karşı sürücülerin görmesini zorlaştırması ve karanlıkta araba farlarına maruz kalan tavşanların, uğradıkları ışık körlüğü nedeniyle önünü göremeyip yol ortasına donup kalmaları örneği… Ve yine yaz günleri ortasında GÜNEŞ’e doğrudan bakılması durumunda, güçlü lazerlere maruz kalan gözlerin bir nevi körleşmesi gibi, zehirli göz kamaşmasına ve geçici görme sıkıntılarına yol açılmakta ve samimi teşkilat mensuplarına göz boyaması uygulanmaktadır.

Onun için, Erbakan Hocamızdan sonra içimizdeki kripto kişiler, bir sefer olsun; teşkilatlarımıza ve tabanımıza yönelik Adil Düzen Seminerleri ve tanıtım toplantıları yapmamışlar, bu konuda konferanslar tertipleyip halkımıza Adil Düzen’i ve onun kurtarıcı ve kucaklayıcı özelliklerini anlatmamışlardır…

Milli Görüş’ün önemli merkezlerinden bir başkente uğrayan SP Genel Başkan Yardımcısı bir şahıs, sadık dava kardeşlerimizin:

“Niçin, artık teşkilatlarımızda Adil Düzen anlatılmamaktadır?” Ve; “Bilderbergci Ali Babacan’la ve CFR’ci Ahmet Davutoğlu’yla ortaklık bizi nereye taşıyacaktır?” (2015 yılında CFR’nin New York toplantısına özel çağrılmıştı.)

Sorularını yanıtlarken:

“Adil Düzen Konjonktürel (geçici, çıkışlı-inişli, güncel mazeret ve mecburiyetler gereği) programlardı!..” “Esaslı ve altyapılı değil, sloganik mahiyetli anlatımlardı…” anlamında cümleler kurmuşlardı.

Bunların gerçek ayarını ve amacını yansıtan bu yamuk yaklaşımlar; dolaylı biçimde Rahmetli Erbakan Hocamızı, hâşâ, yalancılık ve riyakârlıkla suçlamaktı… Yani Erbakan Hoca yıllarca kendi teşkilat ve tabanımızı ve diğer yerli ve yabancı muhataplarımızı, aslı ve astarı ve bilimsel dayanağı olmayan hayali kurgular ve hamasi sloganlarla oyalamış ve aldatmıştı, öyle mi? Bu talihsiz tavırlar hem iftiraydı, hem saçmalıktı… Sizin kısır aklınız idrak etmiyor, kışır (kabuk) bilgi donanımınız, bu ilmi ve evrensel programları anlamaya ve savunmaya yetmiyor diye, “Adil Düzen söylemleri konjonktürel anlatımlardı…” iddiasında bulunmanız, cehaletinizi ve kötü niyetinizi örtmeye yeterli olamazdı.

Oysa efsane olarak anılan Refah-Yol iktidarı döneminde uygulanan: “Havuz Sistemi ve D-8 girişimi”, aslında Adil Düzen projelerinin sadece iki örneği olmaktaydı ve Siyonist odaklar ve içimizdeki kiralık adamları işte bu Adil Düzen hedefleri için Erbakan’a savaş açmışlardı.

Yahu, Rahmetli Erbakan Hocamızın, Mason ve Muannid muhalifleri, ancak bu tür itham ve iddialara kalkışırlardı. Bizim görevimiz davamıza yönelik tahribat ve ithamları uyarmak ve tebliğ sorumluluğundan kurtulmaktır. Anlayıp anlamamak ve gereğini yapıp yapmamak teşkilat mensuplarına kalmıştır.

 

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

Yorum Yap

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi