28 ŞUBAT’IN SİYONİST BARONLARI
VE
İŞBİRLİKÇİ FİGÜRANLARI KİMLERDİ?
07 Mart 2017 tarihinde yayınladığımız yazımızı önemine binaen okurlarımızla tekrar paylaşıyoruz…
28 Şubat sürecinde “Generallerin darbe yapmaması adına, olan bitene ses çıkarmayarak, kendisini feda ettiğini” iddia eden Süleyman Demirel’in sözleri, 28 Şubat’ın 20. yılında yeniden gündeme taşınmıştı. Postmodern darbe olarak nitelenen 28 Şubat’ın önemli figüranlarından biri olan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in askerlere müsamaha göstermesi eleştiri konusu yapılmıştı. Star gazetesi yazarı ve koyu Erdoğan ve AKP yandaşı Lütfü Oflaz, Demirel’le yaptığı şaşırtıcı 28 Şubat sohbetinin ayrıntılarını, “Siyaseten İntihar Eden Cumhurbaşkanı!” başlığıyla köşesine taşımıştı. Kendi aklınca hem Süleyman Demirel’i, hem de Tayyip Bey’i aklamaya çalışmıştı.
“Adnan Menderes’in temsilcisi olan bir insan, 28 Şubat’ta Kemalist Generallerle nasıl iş birliği yapardı? Başbakan Necmettin Erbakan’ın iktidardan uzaklaştırılmasına nasıl katkı sunardı? Oysa Generallere direnmesi lazımdı!” İşte Lütfü Oflaz’ın bu sorularını Demirel şöyle yanıtlamıştı:
“Rahmetli Adnan Menderes’ten beri bizim siyasi çizgimize oy vermiş dindarları niye karşıma alayım? Siyaseten niye intihar edeyim? Ben akılsız mıyım? O dönemde Generallerin gözü öylesine dönmüştü ki, Erbakan’ı korumaya kalksam Cumhurbaşkanı olarak asıl darbeyi bana yapacaklardı. 12 Eylül’de olduğu gibi ortada demokrasi de Meclis de kalmayacaktı!” Evet, tam da Masonca ve münafıkça bir yanıttı… Hatta gerçek ayarının itirafıydı…
Süleyman Demirel’in: “Erbakan’ı koruyamamanın bana getireceği siyasi faturanın şuurundaydım. Dindarların bunun bedelini bana ödeteceklerinin farkındaydım. Ancak demokrasinin yaşaması için kendimi feda etmekten sakınmadım.” mazeretlerine keramet uydurmaya kalkışan yandaş yazarların: “Süleyman Demirel, bunları kendini savunmak, günah çıkartmak için mi söyledi? Yoksa 28 Şubat döneminde böyle davranarak, 12 Eylül türü bir askeri darbe olmasını mı engelledi? Bunu bilemem. Onun bana bu konuda söylediklerini nakletmekten öteye geçemem. Yorum sizin. Karar tarihin.” sözleri, Demirel’den aşağı kalmadıklarını yansıtmaktaydı.
Oysa 28 Şubat’ın; dışarıda ABD derin devleti Yahudi Lobilerinin Hahamlar Meclisi sayılan 300’ler konseyinin kararı, içeride ise Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz gibi siyasi, TÜSİAD gibi iktisadi ayakları, Fetullah Gülen gibi münafıkları, Masonik ve kiralık medya yazar ve yorumcuları, satılık sendika ağaları ve askeri cunta elemanlarıyla gerçekleştirildiği tarihi ve talihsiz bir kırılma noktasıdır. Asıl amaç Morrison Süleyman Demirel’i aklamak, haklı çıkarmak ve dolaylı olarak Erbakan’ı cesaretsiz ve beceriksiz göstermeye çalışmaktı. Ve tabi bu vesileyle Tayyip Erdoğan’ın da ne denli kararlı ve başarılı bir kahraman(!) olduğu palavrasını hatırlatmaktı. Oysa Süleyman Demirel; 28 Şubat darbesi sırasında işbirlikçi siyasi ayağı, Erdoğanlar ise sonrasındaki pazarlıklarıydı.
İşte 28 Şubat’ın şartları ve şarlatanları!
28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, TSK’nın cuntacı kanadı ABD Yahudi Lobilerinin talimatlarını, Refah-Yol Hükümeti’nin önüne, uygulanmasını istedikleri maddeler olarak koymuşlardı. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan önüne konulan bu dayatmaların hem haksızlık ve yanlışlığını 4 saat anlatıp ispatlamış, hem de asla kabule yanaşmamış ve imzalamamıştı. Sadece ‘bu maddelerin görüşülmek ve uygulanması uygun değildir’ kararı verilmek üzere, Bakanlar Kurulu’na sevk edildiği Başbakanlık üst yazısını imzalayıp yollamıştı. Ve bunların hiçbir maddesi işlerlik kazanmamış ve uygulanmamıştı. Üstelik Erbakan Hoca bu 28 Şubat’tan aylar sonra ve Süleyman Demirel’in demokrasiye ve milli iradeye hile ve hıyanet tavrıyla Başbakanlıktan ayrılmıştı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, hem koalisyon protokolü maddesi hem teamül gereği Tansu Çiller’e vermesi gereken Başbakanlığı tutup Mesut Yılmaz’a vermesi ve DYP kanadına yönelik artan baskılar neticesi Erbakan Hükümeti 18 Haziran 1997’de istifa etmek zorunda kalmıştı. İşte tarihe “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat ve sonrasında yaşananlar şunlardı:
Yıl 1995. 24 Aralık genel seçimleri yapılmıştı.
25 Aralık: Kesin olmayan ilk sonuçlar açıklandığında Refah Partisi sandıktan birinci parti olarak çıkmıştı. İstanbullu iş adamlarının gönlünde ANAYOL formülü yatmaktaydı. TÜSİAD, gazete ilanlarıyla bu formüle destek vermeye başladı. O sırada Güneydoğu’daki görevini tamamlayan Kayseri 1. Komando Tugayı’nı ziyaret eden Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı burada yaptığı açıklamada, Silahlı Kuvvetlerin, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin teminatı olduğunu belirterek, “Her türlü bağnazlık ve gericiliğin karşısındayız” gibi alâkasız tavırlar takınmıştı.
…
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..
