Yazar: yonetici
0 Yorum 22 Görüntüleyen

BEDİÜZZAMAN’A GÖRE MUCİZE KAVRAMI
VE
EHL-İ BEYT’İN SİYASİ MİSYONLARI

On Dokuzuncu Mektup

Bu risale, üç yüzden fazla mucizeyi beyan eder. Resul-ü Ekrem’in (SAV) peygamberliğinin mucize oluşunu bildirdiği gibi, kendisi de o mucizenin bir kerametidir.

Nakil ve rivayetleri aktarmakla beraber, yüz sayfayı geçtiği halde, kitaplara müracaat edilmeden, ezberden, dağ başlarında, bağ köşelerinde, üç-dört günde, her gün iki-üç saat çalışmak suretiyle tamamının on iki saatte yazılması harika bir hadisedir.

(Yani, Hz. Peygamberimizin (SAV) ümmetinden olup, ciddi ve sürekli bir eğitim bile alamamış, kendi ifadesiyle “Yarı Ümmi” bir İslam âliminden… Garip, hamisiz, desteksiz, en ağır sıkıntılar ve imkânsızlıklar içindeki birisinden; böylesi olağanüstü haller ve kerametli hizmetler meydana gelirse, Fahr-i Kâinat Efendimizden zuhur edecek mucizelere, elbette şaşmamak gerekir. Bunların inkârı, sadece akıl zaafiyeti ve nasipsizliktir. A.A.)

Bu risalenin başındaki esaslar çok mühimdir. Hem buradaki hadislerin hemen hemen tamamı hadis imamlarınca kabul edilmiş ve sahih olmakla beraber, Resul-ü Ekrem’in Peygamberliği ile alâkalı kesin hadiseleri bildiriyor. Bu risalenin meziyetlerini söylemek lazım gelse, yine bunun kadar bir eser yazmak gerekeceğinden; arzulu olanları, bu risaleyi bir kere okumaya davet ediyoruz.

Hatırlatma: Bu risalede çok hadis-i şerif naklettim. Yanımda hadis kitapları bulunmuyor. Yazdığım hadislerin ifadelerinde, kelimelerinde yanlışım varsa da düzeltilsin ya da hadis-i bi’l-mânâdır[1] denilsin. Çünkü makbul görüşe göre, “Mana itibarı ile asıl muhtevaya sadık kalma şartıyla, benzer veya eş anlamlı kelimelerle hadis nakletmek caizdir.” Yani hadisin yalnız manasını alıp başka kelimelerle söylenebilir. Madem öyle, lafızlarda yanlışım varsa hadis-i bi’l-manadır diye bakılsın.

MUCİZÂT-I AHMEDİYE[2] (SAV)

Birinci Nükteli İşaret

Şu kâinatın sahibi ve her şeyin tasarrufunu elinde bulunduran Zât olan Cenab-ı Hakk; elbette her şeyi bilerek yapıyor, hikmetle idare ediyor, her tarafı görerek çekip çeviriyor, her şeyi bilerek, görerek terbiye ediyor ve her şeyde şahit olunan hikmetleri, gayeleri, faydaları iradesiyle hükmü altında tutuyor.

Madem yapan bilir (ve her şeyi bilerek yapmaktadır, öyle ise) elbette bilen konuşur, konuşacaktır ve kullarına marzi’yatını (razı ve memnun olduklarını) anlatacaktır… Madem konuşacak, elbette şuur ve akıl sahipleriyle, konuşmayı bilenlerle konuşacaktır… Madem şuur ve akıl sahipleriyle konuşacak, elbette onların içinde mahiyeti en kuşatıcı ve şuuru en tam olan insanla konuşacaktır… Madem insanla konuşacak, elbette insanlar içinde muhataplığa en layık ve mükemmel olanlarla konuşacaktır… Madem en mükemmel, kabiliyeti en yüksek, ahlâkı en yüce ve insanlığa rehber olacak zatlarla konuşacaktır… Elbette, dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek kabiliyette, en yüce ahlâk ve karaktere sahip, insanlığın dörtte biri kendisine uymuş, yeryüzünün yarısı manevî hükmü altına girmiş, getirdiği nurla istikbali bin dört yüz sene aydınlatmış, insanlığın nuranî kısmının ve mü’minlerin sürekli, günde beş defa Onun Allah’a bağlılığını yenileyip kendisine rahmet ve saadet duası ettiği, kendisini övdüğü ve sevdiği Muhammed (SAV) ile konuşacaktı ve konuşmuşlardı, Onu Resul yapacaktı ve yapmıştı, insanlığa rehber kılacaktı ve kılmıştır.

İkinci Nükteli İşaret

Resul-ü Ekrem’in (SAV) peygamberlik davasını ilan etmiş, Kur’an-ı Azimüşşan gibi bir fermanı göstermiş ve hakikati delilleriyle bilen tahkik ehli (hakikati araştırıcı ilim sahipleri) zatlara göre, bine varan açık mucizeler ortaya koymuşlardır.[3] O mucizelerin -bir bütün olarak- varlığı, peygamberlik davası kadar kesindir. Kur’an-ı Hakîm’in birçok yerinde nakledilen, en inatçı kâfirlerin Resul-ü Ekrem’e (SAV) sihir isnadında bulunmaları gösteriyor ki, o inatçı kâfirler dahi mucizelerin varlığını ve gerçekliğini inkâr edememişler. Yalnız kendilerini aldatmak veya kendilerine uyanları kandırmak için -hâşâ- sihir demişlerdir.[4]

Evet, Resul-ü Ekrem’in (SAV) mucizelerin yüz tevatür kuvvetinde, yani yanlışlığına ihtimal bulunmayacak bir ittifakla, farklı yollardan aktarılan (doğru ve güvenilir) haber derecesinde bir kesinliği vardır. Mucize, kâinatın Hâlık’ının Onun davasını bir tasdikidir, [5]صَدَق hükmüne geçer. Mesela, sen bir padişahın meclisinde, o seni gördüğü halde desen ki, “Padişah beni filan işe vazifelendirdi.” Senden bu iddiaya bir delil istendiğinde nasıl ki padişah “evet” dese seni tasdik etmiş demektir. Öyle de, padişah âdetini ve vaziyetini senin ricanla değiştirirse, davanı “evet” sözünden daha kesin, daha sağlam bir şekilde tasdik etmiş olur.

Aynı şekilde, Resul-ü Ekrem (SAV), “Ben bu kâinatın Hâlık’ının elçisiyim. Delilim de şudur: O, (sünnetullah denen) devamlı âdetini, Benim duam ve ricamla değiştirmektedir. İşte parmaklarıma bakınız, beş musluklu bir çeşme gibi su akıtıyor. Aya bakınız, parmağımın bir işaretiyle iki parça oluyor. Şu ağaca bakınız, Beni tasdik etmek için yanıma geliyor; şahitlik yapıyor. Şu bir parça yiyeceğe bakınız, iki üç adama ancak yettiği halde, işte iki yüz – üç yüz adamı doyuruyor.” diye dava etmiş ve böyle yüzlerce mucizeyi göstermiştir…

Kaldı ki, o Zâtın doğruluğunun ve peygamber olduğunun delilleri, yalnız mucizeleriyle sınırlı değildir. Belki dikkat sahipleri için hemen hemen bütün hareketleri, fiilleri, halleri, sözleri, ahlâkı, tavırları, karakteri ve görünüşü, doğruluğunu ve ciddiyetini ispat etmektedir. Hatta İsrailoğullarının meşhur âlimlerinden Abdullah ibni Selâm gibi pek çok kimse, o Zât-ı Ekrem’in (SAV) yalnız simasını görünce, “Şu simada yalan yok, şu yüzde hile olamaz.” diyerek imana gelmişlerdir.[6]

Gerçi varlığın hakikatini (ve yaratılış hikmetini), araştırma ve ispat yoluyla bilen âlimler, peygamberlik delilleri ve mucizelerinin bin kadar[7] olduğunu demişlerdir; fakat binlerce, belki yüz binlerce peygamberlik delili vardır. Ve farklı fikirlerden yüz binlerce insan, yüz binlerce yolla o Zâtın Peygamberliğini tasdik etmiştir. Yalnız Kur’an-ı Hakîm, kırk mucizelik yönünden başka, Resul-ü Ekrem’in (SAV) nebi oluşunun bin delilini gösteriyor.

Madem insanlık tarihi boyunca peygamberlik vardır ve peygamber olduğunu dava edip mucize gösteren yüz binlerce zât gelip geçmiştir.[8] Elbette, hepsinden daha kesin bir şekilde, Resul-ü Ekrem’in (SAV) Peygamberliği sabittir. Çünkü İsa (AS) ve Musa (AS) gibi Allah’ın bütün elçilerine “nebi” dedirten ve peygamberliklerine dayanak olan deliller, onların vasıfları, vazifeleri ve ümmetlerine karşı muameleleri, Resul-ü Ekrem’de (SAV) daha mükemmel, daha kuşatıcı bir surette mevcuttur ve zuhur etmiştir.

Madem peygamberlik hükmünün esas gayesi ve sebebi, Resul-ü Ekrem’in (SAV) Zâtında daha mükemmel bir şekilde bulunur. Elbette, bu hüküm, bütün peygamberlerden daha açık bir kesinlikle Onun için de sabittir. Öyle ise, nübüvveti de mucizeleri de kesindir.

 

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

Yorum Yap

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi