Yazar: yonetici
0 Yorum 18 Görüntüleyen

KULİSÇİLİK ŞEYTANA ASKERLİKTİR!

Hizipçilik; Hak ve hayır adına yola çıkan bir topluluk ve teşkilat içinde, birlik ve dirliği bozacak biçimde ayrı bir ekip oluşturma ve bütün grubu kendi heves ve hedefleri doğrultusunda kullanma girişimleridir.

“Hizipçilik”e Niçin Başvurulmaktadır?

“Hizip” kelimesi Kur’an’da değişik anlamlarda kullanılmıştır.

1) Değişik mezhepler ve dinlere bölünmüş insan topluluklarını ifade etmek için kullanılır: Allahu Teâlâ şu gerçeği hatırlatmaktadır:

“Her hizip kendilerinde olan (sahip çıkılan özellikleri) ile böbürlenmektedir.” (Rum: 32)

2) Şeytanın ordusu anlamında kullanılır. Allahu Teâlâ şöyle uyarmaktadır:

“İşte onlar şeytanın hizbidir.” (Mücâdele: 19)

3) Rahman’ın ordusu ve İslam’ın taraftarları anlamında kullanılır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“İşte onlar Allah’ın hizbidir.” (Mücâdele: 22)

“Hizip” sözlükte belli bir inanç, gaye veya çıkar doğrultusunda kenetlenmiş… Yahut küfür, fısk ve isyan bağlarından ya da toprak ve kabile ortaklığından dolayı bir araya gelmiş bir grup insan demektir. Kur’an’da ise iki sınıf hizipten bahsedilmektedir. “Allah’ın Hizbi” ve “Şeytan’ın hizbi”, Allah’ın Hizbi Resulüllah’ın (SAV) gönderilmesinden itibaren başlayan ve Onunla dünyaya hâkim olunan bütün ümmettir. Bu nedenle Allah’ın hizbinin dağılmasına ve birliğinin bozulmasına sebep olanlar fasık ve münafık kimselerdir. Şurası iyi bilinmelidir ki, metot ve yöntemi, Resulüllah’ın (SAV) temsil ettiği Allah’ın hizbine ve İslam Dinine uymayan hiçbir ekip ve girişim, Allah’ın hizbinden değildir. Bundan dolayı dinin, her Müslümanın; fesatçı ve bid’atçı hizipçiliği reddedip ondan uzaklaşması ve ona geçit vermemesi gerekir. Rahmani veya şeytani her hizbin kendine has ilke ve fikirleri yahut gaye ve prensipleri bulunup, tüm bunları örgütleyip gerçekleştirecek sabit ve değişmez kabul edilen ilkeleri olduğu bilinmektedir. Bu ilkelere inanan, hal ve davranışlarında onları esas alan kişi artık o hizbin bir ferdidir. Yani dostluk ve düşmanlıkta ya da birleşme ve ayrılmada esas alınan şey bu ilkelerdir. Kur’an’ın ölçülerinden, Hz. Peygamberin (SAV) yol ve yönteminden dışarı çıkmaya veya onu tahrif etmeye, değiştirmeye cesaret edenlerin Hak’tan sapıtacakları bir gerçektir.

Fitne çıkaranları ve Kulisçilik yapanları ikaz eden şu ayetleri dikkatle okumalıdır:

“Kendilerine: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde (tam bir pişkinlikle): ‘Biz sadece (halkın ahlâkını ve toplum nizamını düzeltip iyileştirmek isteyen) ıslah edicileriz’ demekte (ve fesatlıklarına ıslah kılıfı geçirilmekte)dir. İyi bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar (sosyal ve siyasal hayatı ve tabiatı bozanlar) kendileridir, ama (bunun) şuurunda değillerdir.” (Bakara: 11-12)

“(O fasıklar ki) Onu kesin olarak onayladıktan (ve hakikatin farkına vardıktan) sonra, Allah’ın ahdini (Cenab-ı Hakka verilen iman ve itaat sözlerini) bozarlar, Allah’ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi (akrabalık, arkadaşlık ve Hakk davayla irtibat bağlarını) ise koparırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte bunlar hüsrana (düş kırıklığına ve pişmanlığa) uğrayanlardır.” (Bakara: 27)

“(Ve sakın) ‘O’na (Rabbinize) iman edenleri tehdit ederek, Allah’ın yolundan alıkoymak için (uğraşmayın!) Ve onda (Dini konularda) çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı (güçlü, varlıklı ve saygın kıldı). Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına (ibretle) bir bakın (ve ona göre davranın).’” (A’raf: 86)

“Ve derken (huzurumda ibadet ve riyazetle vakit geçirmek üzere) Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on (gün) daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a: ‘Kavmim içinde benim yerime geçip (halifem ol), onları ıslah et ve bozguncuların yoluna tâbi olma!’ deyip (ayrıldı).” (A’raf: 142)

“Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar (Hakk’tan ve hayırdan cayıp kaytaranlar), Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi (akrabalık ve Hakk davayla alâkadarlık münasebetini ve ümmet sorumluluğu bilincini) kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar (var ya); işte lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı (dünya ve ahiret azabı) da onlar içindir.” (Ra’d: 25)

“İşte ahiret yurdu; Biz onu, yeryüzünde (Allah’a iman ve itaat davetine karşı) büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. Ve (güzel) sonuç (elbette) takva sahiplerinin olacaktır.” (Kasas: 83)

“(Güney Ürdün, Kızıldeniz ve Sina arasında yaşayan) Medyen (ahalisine) de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik.) Böylece (onlara) dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin ve (bu iman ve ibadetinizle) ahiret gününü(n sevabını ve mükâfatını arzulayıp) umut taşıyın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık-fesatlık çıkarmayın.’” (Ankebut: 36)

Kulisçilik ve Fitnecilik Haramdır!

“Sana haram ayı ve onda savaşmayı-çarpışmayı sorarlar. De ki: ‘(Haksız yere ve hayırsız bir niyetle) O ayda savaşmak büyük (bir vebal almaktır). Ancak, (mü’minleri) Allah’ın yolundan (Kur’ani hükümleri uygulayıp yaşamaktan) alıkoymak, Onu (Hz. Peygamberi ve İslam düzenini) inkâra kalkışmak, Mescid-i Haram’a (Hacc ve Umre yolculuğuna ve diğer İslami şiarın canlı tutulmasına) engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, (Hz. Peygamber Aleyhisselam’ı ve Ashab-ı Kiramı, Mekke’den hicrete zorlamak ve kıyamete kadar Müslümanları bulundukları ülkelerin yönetiminden ve Adil bir Düzen kurma yetkisinden uzaklaştırmak ise) daha büyük (bir günah ve haksızlıktır. Çünkü) Fitne (çıkarmak, şeytani düşüncelerle planlar hazırlamak) savaşıp çarpışmaktan (ve hatta adam öldürmekten) daha büyük (bir fesatlıktır.’ Unutmayınız ki o fitne odakları ve anarşist uşakları) Eğer güçleri yeterse (ve fırsat düşerse) sizi dininizden (İslami düşünce ve düzeninizden) geri çevirinceye (sizi zalim ve kâfirlere karşı ılımlı ve uyumlu köleler haline getirinceye) kadar, sizinle savaşmaktan geri durmayacaklardır. (Artık) Sizden kim dininden geri döner ve kâfir olarak ölürse, işte onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacak (ve azap çekeceklerdir).” (Bakara: 217)

“Sana Kitabı-Kur’an’ı indiren O’dur. Ondan (Kur’an’dan) bir bölümü kitabın anası (temeli ve esası) sayılan muhkem ayetler (açık ve kesin emirler)dir. Diğer bir kısmı da müteşabihtir. (Benzer manalara ve çeşitli yorumlara müsaittir.) Kalplerinde şüphe ve eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve (keyfi) te’villerde bulunmak üzere (açık ve kesin emirleri bırakıp, manası kapalı olan) müteşabih ayetlerin peşine düşmektedirler. Halbuki bunların gerçek te’vilini ancak Allah bilir… İlimde derinleşenler (râsihûn) ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır’ derler. (Ve müteşabih -kapalı- ayetlere ise; Kur’an’ın sarih hükümlerine ve Resulüllah’ın sahih hadislerine uygun yorumlar getirirler.) Zaten temiz ve olgun akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Âl-i İmrân: 7) ayetleri Fitneciliğin, Kulisçiliğin ve Hizipçiliğin yasaklandığını haber vermektedir.

Hz. Peygamberimiz (SAV): “Fitne fesatlıktan (ve hizipçilik yapmaktan) sakının. (Unutmayın ki) Söz ile (bazılarını yanına çekmek, bazılarını dışlayıp etkisizleştirmek üzere) çıkarılan fitne ve kulisçilik, kılıçla yapılan fesatçılıktan daha tehlikelidir.” (İbn-i Mace) buyurup bizleri ikaz etmektedir. Bu Hizipçi ve Kulisçi fitneciler, en sonunda davaları için yaptıkları fedakârlıkları hatırlatıp, haklarının yenildiği havasını oluşturmaya… Hatta Hocaları ve yol arkadaşları için yaptıkları ikram ve harcamaları gündeme taşıyıp kendilerine nankörlük yapıldığı iddiasında bulunmaya bile tenezzül etmektedir.

Hizmetlerini Minnet Konusu Yapanlar Şiddetle Kınanmışlardır!

“(Ey Resulüm, bazıları da) Müslüman oldular (ve birtakım hizmet ve fedakârlıkta bulundular) diye (gelip başına kakmak niyetiyle) Sana minnet etmektedirler. (Uğradıkları sıkıntıların sorumluluğunu Sana yüklemektedirler.) De ki: ‘Müslümanlığınızı Bana karşı minnet (konusu) etmeyin. (Hizmet ve ibadetlerinize karşılık dünyalık makam ve menfaat beklemeyin, kendinizi ayrıcalıklı zannetmeyin!) Tam tersine, sizi imana yönelttiği (küfür ve kötülükten çekip çevirdiği) için Allah size minnet edip (verdiği nimet ve faziletlerin şükrünü isteyebilir). Eğer doğru sözlüler (ve temiz özlüler) iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)’ Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görünmeyen tüm sırlarını) bilir. (Sizlerin her türlü niyet ve gayretinizden de habersiz değildir; hak ettiğiniz karşılığı elbette verecektir. Ancak Rabbinizi kendinize borçlu zannetmek büyük bir gaflet ve edepsizliktir) Allah, yaptıklarınızı Görendir.” (Hucurât: 17-18)

 

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

Yorum Yap

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi