Yazar: yonetici
0 Yorum 64 Görüntüleyen
Kelime-i Tevhid: “La ilahe İllallah = Allah’tan başka ilah yoktur” iman hakikati, şu üç merhalede olgunlaşmaktadır:
1-  “La Ma’bude İllallah”: Allah’tan gayrı ibadete, hizmet ve hürmet edilmeye ve rızasına erişilmeye layık ve müstahak hiçbir Zât bulunmamaktadır.
2-  “La Maksude İllallah”: Her türlü şirk ve şekavetten kurtulmuş, olgun ve onurlu bir mü’minin tek maksadı ve gerçek muradı ancak Allah’tır. Allah’tan gayrı insanlara yaranmak, yalakalık yapmak, riyakârlığa başvurmak; dini ibadet ve gayretlerle dünyevi makam ve menfaatler peşinde koşmak, münafıklık ve sahtekârlıktır.
3-  “La Mevcude İllallah”: Hakiki ve daimi mevcut ancak ve yalnız Allah-ü Teâlâ’dır. Ezeli ve Ebedi olandır. Diğer bütün varlıklar, Yüce Rabbimizin her an yaratmasıyla oluşan gölge ve geçici varlıklardır.
Bunların ileride yok olacaklarını ve elimizden çıkacaklarını düşünmek de bir yanılgıdır. Çünkü şu anda bile zaten yok hükmünde oldukları unutulmamalıdır.
Allah’tan gayrı var sanılan, yâr sanılan, umut bağlanan ve kendisine sarılınıp sığınılan herkes ve her şey bir “put ve tağut” konumundadır ve bu “şirk”lerden kurtulmadan hakiki tevhide, tevekkül ve teslimiyete ulaşmak imkânsızdır. Nefsimiz ve benliğimiz, hayal ve heveslerimiz, ailemiz ve çevremiz, servet ve etiketimiz; yani bizi Allah’tan uzaklaştıran ve ahireti unutturan her şeyimiz “masiva”dır ve manevi yolculuğumuza engel oluşturmaktadır.
Mürşit, muallim, müderris ve mürebbiler ise, sadece eğitim ve öğretim makamındadır, birer vesile ve vasıta konumundadır ve elbette lazımdır, ancak hidayet de, inayet de, bütünüyle Cenab-ı Hak’tandır.
İnkârcıların İslam ahlâkına ve Kur’an ahkâmına karşı olumsuz bir mücadele içinde olmalarının en önemli nedenlerinden biri, her şeyi dünyevi kıstaslara göre değerlendirmeleridir. Bunun nedeni de, tüm yaşamlarının dünya ile sınırlı olduğunu zannetmeleri ve dünyaya karşı hırs dolu bir bağlılık göstermeleridir. Din ahlâkından uzak insanların bu ruh hali Kur’an’da şöyle bildirilmektedir:
O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; (sonunda) ölürüz ve (o zamana kadar) yaşarız, biz diriltilecekler değiliz.” (Mü’minun: 37)
İşte bu hırs ve gaflet sebebiyle inkârcılar dünyaya yönelik bir kavrayış eksikliği içine düşmektedir. Etraflarında gördükleri şeylerin Allah’tan bağımsız olduğunu zannetmekte, tüm varlıkların ancak Allah’ın dilemesiyle varlığını sürdürdüğünü unutuvermektedir. Allah, inkârcıların dünya hayatına yönelik gerçekleri kavrayamadıklarını bir ayette şöyle bildirmiştir:
“Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.” (Rum: 7)
İnkârcıların ve münafık din istismarcılarının hayatları boyunca hesap edemedikleri çok önemli bir gerçek vardır. Onlar bu gerçekten habersiz şekilde her türlü ahlâksızlığı uygulamakta, dünyada kendilerince çıkar sağlamaya çalışmakta, yalan söyleyip iftira atmakta, cihad ehline yönelik alaycı davranışlarda bulunmakta, inananlara engel çıkarmakta ve onlara zarar vermeye uğraşmaktadır. Ancak bunlar aslında büyük bir gaflet içinde bocalayıp durmaktadır.
Maddenin Ardındaki Sır Nedir?
Görme, duyma, koklama, tat alma, dokunma duyularımızın tamamı birbirlerine benzer bir işleyişe sahiptir. Dışarıdaki nesnelerden gelen etkiler (ses, koku, tat, görüntü, sertlik vs.), sinirlerimiz vasıtasıyla beyindeki duyu merkezlerine gönderilir. Beyne ulaşan söz konusu etkilerin tamamı elektrik sinyallerinden ibarettir. Örneğin, görme işlemi sırasında dışarıdaki bir kaynaktan gelen ışık demetleri (fotonlar) gözün arka tarafındaki retinaya ulaşır ve burada bir dizi işlem sonucunda elektrik sinyallerine dönüştürülmektedir. Bu sinyaller, sinirler vasıtasıyla beynin görme merkezine iletilir. Ve biz de böylece, birkaç santimetreküplük görme merkezinde rengârenk, pırıl pırıl, eni, boyu, derinliği olan bir dünya algılarız.
Aynı sistem diğer duyularımız için de geçerlidir. Tatlar dilimizdeki bazı hücreler tarafından, kokular burun epitelyumundaki hücreler tarafından, dokunmaya ait hisler (sertlik, yumuşaklık vs.) deri altına yerleştirilmiş özel algılayıcılar tarafından, sesler ise kulaktaki özel bir mekanizma tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülerek beyindeki ilgili merkezlere gönderilir ve o merkezlerde algılanırlar.
Konuyu daha netleştirmek için şöyle örneklendirebiliriz: Şu an bir bardak kahve içtiğinizi düşünelim. Elinizde tuttuğunuz bardağın sertliği ve sıcaklığı deri altındaki özel algılayıcılar tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülerek beyne iletilir. Aynı zamanda kahveye ait keskin koku, onu yudumladığınız anda hissettiğiniz acı tat ve bardağa baktığınızda gördüğünüz koyu kahverengi renk de ilgili duyularınıza ait sinirler tarafından beyne ulaştırılan birer elektrik akımından ibarettir. Hemen arkasından masaya koyarken bardağın cama çarpmasıyla çıkan ses de kulağınız tarafından algılanıp beyne elektrik sinyali olarak gönderilir. Ve bu algıların tümü beyindeki birbirinden farklı ama birbiriyle ortak çalışan duyu merkezleri tarafından yorumlanır. Siz de bu yorumun bir sonucu olarak bir bardak kahve içtiğinizi düşünürsünüz. Yani aslında her şey beyindeki duyu merkezlerinde olup bitmektedir, ama siz tüm bu algılarınızın somut bir varlığı olduğunu zannedersiniz.
Oysa bu noktada yanılırsınız, çünkü aslı, beyninizin dışında var olan maddesel dünyaya ulaşmanız imkânsızdır. Muhatap olduğunuz tüm nesneler, gerçekte görme, işitme, dokunma gibi algıların toplamından ibarettir. Algı merkezlerindeki bilgileri değerlendiren beyniniz, yaşamınız boyunca maddenin dışınızdaki “aslı” ile değil, beyninizdeki kopyaları ile muhatap olur. Siz ise bu kopyaları dışınızdaki gerçek madde zannederek yanılırsınız.
Kuşkusuz bu, üzerinde detaylı olarak düşünülmesi gereken çok önemli bir gerçektir. Şimdiye kadar dışarı baktığınızda gördüğünüz her şeyin mutlak varlıklar olduğunu zannetmiş olabilirsiniz. Oysa bilimin de gösterdiği gibi, aslında muhatap olduğunuz her şey, sadece algılarınızın toplamından ibarettir. Burada kısaca özetlenen, yaşamınızda farkına varabileceğiniz en büyük gerçeklerden biridir.
Yapay Olarak Oluşturulan “Dış Dünya”, Sadece Bir Görüntüden İbarettir!
Buraya kadar anlattığımız fiziksel gerçekler bizi tartışılmaz bir sonuca ulaştırır: Bizim gördüğümüz, dokunduğumuz, duyduğumuz ve adına “madde“, “dünya” ya da “evren” dediğimiz kavramlar, aslında beynimizde yorumlanan elektrik sinyalleridir. Biz hiçbir zaman maddenin, beynimiz dışındaki, var olan aslına ulaşamayız. Ancak, dış dünyanın beynimizde oluşan görüntüsünü görür, duyar ve tadarız.
Tanıdığımız tek dünya, zihnimizin içinde şekillenen, orada çizilen, seslendirilen ve renklendirilen, kısacası zihnimizde meydana gelen bir dünyadır. Beynimizde seyrettiğimiz bu algılar kimi zaman “yapay” bir kaynaktan da geliyor olabilirler. Herhangi bir şekilde beynin uyarılması ile tüm duyular harekete geçebilir, hisler, görüntüler ve sesler oluşabilir. Maddesel karşılıkları olmayan bu algıları gerçek zannederek aldanmak çok kolaydır. Rüyalarımız bunun en açık delilidir.

 

 

MAKALEYİ OKUMAK/DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

Yorum Yap

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi