Anasayfa » 28 ŞUBAT’IN SİYONİST BARONLARI VE İŞBİRLİKÇİ FİGÜRANLARI KİMLERDİ?

28 ŞUBAT’IN SİYONİST BARONLARI VE İŞBİRLİKÇİ FİGÜRANLARI KİMLERDİ?

Yazar: yonetici
0 Yorum 245 Görüntüleyen

28 ŞUBAT’IN SİYONİST BARONLARI VE İŞBİRLİKÇİ FİGÜRANLARI KİMLERDİ?

 

28 Şubat sürecinde Generallerin darbe yapmaması adına olan bitene ses çıkarmayarak, kendisini feda ettiğini iddia eden Süleyman Demirel’in sözleri, 28 Şubat’ın 20. yılında yeniden gündeme taşınmıştı. Post modern darbe olarak nitelenen 28 Şubat’ın önemli figüranlarından biri olan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in askerlere müsamaha göstermesi eleştiri konusu yapılmıştı. Star Gazetesi yazarı ve koyu Erdoğan ve AKP yandaşı Lütfü Oflaz, Demirel’le yaptığı şaşırtıcı 28 Şubat sohbetinin ayrıntılarını, “Siyaseten İntihar Eden Cumhurbaşkanı!” başlığıyla köşesine taşımıştı. Kendi aklınca hem Süleyman Demirel’i, hem de Tayyip Bey’i aklamaya çalışmıştı.

“Adnan Menderes’in temsilcisi olan bir insan, 28 Şubat’ta Kemalist Generallerle nasıl işbirliği yapardı? Başbakan Necmettin Erbakan’ın iktidardan uzaklaştırılmasına nasıl katkı sunardı? Oysa Generallere direnmesi lazımdı!” İşte Lütfü Oflaz’ın bu sorularını Demirel şöyle yanıtlamıştı:

“Rahmetli Adnan Menderes’ten beri bizim siyasi çizgimize oy vermiş dindarları niye karşıma alayım? Siyaseten niye intihar edeyim? Ben akılsız mıyım? O dönemde Generallerin gözü öylesine dönmüştü ki, Erbakan’ı korumaya kalksam Cumhurbaşkanı olarak asıl darbeyi bana yapacaklardı. 12 Eylül’de olduğu gibi ortada demokrasi de Meclis de kalmayacaktı!” Evet, tam da Masonca ve münafıkça bir yanıttı… Hatta gerçek ayarının itirafıydı… Ve Demirel şöyle sızlanmıştı:

“Nasıl direneyim? Genelkurmay Hürriyet Gazetesi’nin manşetinde ‘Gerekirse silah kullanırız’ tehdidine başlamıştı. Bir Kuvvet Komutanı, Başbakan’ın huzurunda “Bana rakı getirin ulan’ diye bağırmıştı. Genelkurmay koridorlarında Başbakan’a omuz atılmaktaydı. Bir General medyanın önünde Başbakan’a ‘Pezevenk’ diye çıkışmıştı… Böylesine gözü dönmüşlüğe ben nasıl direnip karşı çıkacaktım? Muhalefet ve hatta Refah-Yol Hükümeti’nin bazı Bakanları bile Generallerle işbirliği yaparken, Ben nasıl Erbakan’ı savunacaktım? Kaldı ki ben iki kere askeri darbeyle Başbakanlıktan uzaklaştırılmış bir insandım. Bunları yaşamış biri olarak Ordudaki gözü dönmüşlüğün neyle sonuçlanacağını anlardım. O nedenle bu gözü dönmüşlüğü idare etme yoluna kaydım… Erbakan, Refah-Yol Hükümeti’nin Başbakanlığını Tansu’ya (Çiller) devretmek için bana gelip istifasını sunmak istediğinde, kendisine bundan vazgeçmesini hatırlattım… Generallerin bu istifayı fırsat bileceğini, bana başbakanlık görevini Tansu’ya verdirtmeyeceklerini, böylelikle de Refah-Yol Hükümeti’nin sona ereceğini anlattım. Ama o ‘Benim Tansu Hanım’a sözüm var; Başbakanlığı Ona devredeceğim’ diye ısrarlı davrandı.” ifadeleri ne müthiş itiraflardı. Süleyman Demirel’i, bu kendi ifşaatlarından daha güzel kim anlatırdı? Korkaklığın ve kaypaklığın akıllılık sanıldığı bir ortamda, aslında bu sözler daha fazla yoruma ve yorulmaya ihtiyaç bırakmamıştı.

Süleyman Demirel’in: “Erbakan’ı koruyamamanın bana getireceği siyasi faturanın şuurundayım. Dindarların bunun bedelini bana ödeteceklerinin farkındaydım. Ancak demokrasinin yaşaması için kendimi feda ettim.” mazeretlerine keramet uydurmaya kalkışan yandaş yazarların: “Süleyman Demirel, bunları kendini savunmak, günah çıkartmak için mi söyledi? Yoksa 28 Şubat döneminde böyle davranarak, 12 Eylül türü bir askeri darbe olmasını mı engelledi? Bunu bilemem. Onun bana bu konuda söylediklerini nakletmekten öteye geçemem. Yorum sizin. Karar tarihin.” sözleri Demirel’den aşağı kalmadıklarını yansıtmaktaydı.

Oysa 28 Şubat’ın dışarıda ABD derin devleti Yahudi Lobilerinin Hahamlar Meclisi sayılan 300’ler konseyinin kararı, içeride ise Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz gibi siyasi, TÜSİAD gibi iktisadi ayakları, Fetullah Gülen gibi münafıkları, Masonik ve kiralık medya yazar ve yorumcuları, satılık sendika ağaları ve askeri cunta elemanlarıyla gerçekleştirildiği tarihi ve talihsiz bir kırılma noktasıdır. Asıl amaç Morrison Süleyman Demirel’i aklamak, haklı çıkarmak ve dolaylı olarak Erbakan’ı cesaretsiz ve beceriksiz göstermeye çalışmaktı. Ve tabi bu vesileyle Tayyip Erdoğan’ın da ne denli kararlı ve başarılı bir kahraman olduğu palavrasını hatırlatmaktı. Oysa Süleyman Demirel 28 Şubat sırasında işbirlikçi siyasi ayağı, Erdoğanlar ise sonrasındaki pazarlıklarıydı.

 

..

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi