Anasayfa » ZAMANI'ın İKİ YÜZLÜLÜĞÜ

ZAMANI'ın İKİ YÜZLÜLÜĞÜ

Yazar: yonetici
0 Yorum 165 Görüntüleyen

ZAMANI'ın İKİ YÜZLÜLÜĞÜ

Bu güne kadar ne
Filistinlilere kan kusturan İsrail canilerine, ne Irak’ı cehenneme çeviren
Amerikan Conilerine, ne de kendi ülkemizde Müslümanlara zulmeden kesimlere asla
reva görmedikleri “Allah evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına
yıksın, onlarda dirlik-düzen bırakmasın!” 
şeklindeki bedduaları,
menfaat kumpasları biraz zarar görünce Recep Tayyibe ve ekibine yönelten
Amerikan dostu (Evliya üş-Şeytan) Fethullah Gülen’in Zaman Gazetesi, daha düne
kadar “Büyük barışma, tarihi uzlaşma!” diye sahip çıktıkları “açılım” yüzünden
şimdi“Öcalan: Devlet heyetiyle görüşmelerimiz olumlu geçiyor” diyerek,
AKP’yi PKK ile görüşüyor bahanesiyle kötülemeye girişmişti. “Terör
örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yeğeni Dilek Öcalan, İmralı Adası’na yaptığı
ziyaretin ayrıntılarını anlattı. Dilek Öcalan, Abdullah Öcalan’ın, kendisine,
devlet heyeti ile yapılan son görüşmelerin iyi geçtiğini söylediğini aktardı.”[1]
 diyen Zaman’ın iki yüzlülüğü dikkat
çekmekteydi.

Peki, 1999'da İmralı'da sorgulanırken devlete biat eden Öcalan, bugün AKP
iktidarı üzerinden devlete adeta diz çöktürebilecek konuma nasıl gelmişti?

Evet;
“taşeron”luk iddiasından 10 yıl sonra AKP'yi neredeyse taşeron haline
getiren Öcalan değişti mi, dönüştü mü?.. PKK lideri, 13 yıl önce kendini mi
oynuyordu, yoksa başka bir rolde miydi?..

“Devletin
uzatacağı en ufak bir eli nasıl tutmak istediğimi bilemezsiniz. Hemen
'işbirlikçi' derler ama ben yaptım. Bütün Kürtleri Türkiye'nin hizmetine
sokacağım. Ben eylemlere yüzde 90 karşıydım. En büyük hizmet tutkusu bendedir.
Bir kişi el uzatsa da 'dur, gel şerefinle otur' deseydi ama olmadı. Şimdi
diyorum bu imkân dilerim doğar ve gerçekten bu ülkeye hizmet nasıl yapılır onu
göstereceğim. Devletin direkt olarak bir şey yapmasına gerek yoktur. Biz
taşeronuz…”
 diyen Öcalan’ın bu açıklamalarından yola çıkarak
bir dizi önemli soruyu yinelemekte yarar var; devlete bağlılığını bu kadar açık
ve net biçimde anlatan Öcalan, örgütün “şiddeti dayatma politikası”nı
sürdürmesiyle birlikte hem PKK hem de siyasal iktidar üzerindeki etkinliğini
nasıl artırmaya başladı?..

Öcalan bir yerlerden
düğmeye basılmışçasına, hizmetinde olduğunu söylediği devletle pazarlık
noktasına nasıl taşındı? Yani Öcalan'ın yükseltilen etkinliği; AKP ile PKK'yı
Kürtlerin ağzına bir parmak bal çalan “açılım” adlı masaya oturmaya
nasıl zorlandı!.. 
Oysa Öcalan 16 Ekim 2010'da kendisini ziyaret eden avukatlarına
şunları aktarmıştı:

“Devlete ve
Kandil'e yazdığım mektupların cevabını da henüz alamadım… 31 Ekim'e kadar
bekleyeceğiz, ondan sonra ben yokum, aradan çekileceğim ve artık süreci KCK
götürecektir, KCK kendi kararını kendisi verir.”

Aslında Öcalan'ın
sıklıkla tekrarladığı bu sözleri, “benden sonra tufan” tehdidi
anlamına da geliyordu… Çünkü Öcalan'ın topu KCK'ya, yani PKK'nın çatı
örgütlenmesine atması, şiddeti çağırmaktan başka bir anlam da ifade etmediği
için, AKP “açılım” sürecindeki tavizlerini artırmaya başladı… İşte
bu sırada PKK lideri, karar mekanizması içinde, aniden en önemli güç haline
getirilirken farklı alanlara da el atmaktan sakınmadı. Örneğin Öcalan; AKP,
Hizbullah ve cemaatlerin etkin olmaya çalıştığı Güneydoğu'da, PKK'nın ancak
muhafazakâr pastadan pay alarak başarıya ulaşacağını da düşünmüş olmalıydı ki
harekete geçip, 16 Ekim 2013'te kendisini ziyaret eden BDP'liler aracılığıyla
şu çağrıyı yaptı:;

“El Kaide, El
Nusra gibi İslam'a ihanet içinde olan kesimlere karşı Diyarbakır'da Demokratik
İslam Kongresi çağrısı yapıyorum…”

Ve son aşama… Bu
aşamada, AKP ile pazarlığı kazanmış ve yol haritasını dayatmış bir Öcalan
portresi karşımıza çıkmaktadır. 7 Aralık 2013'te İmralı'ya giden BDP
Milletvekili Sırrı Süreya Önder'in getirdiği mesaj, Öcalan'ın
“açılım” sürecinde, inisiyatifi tamamen ele geçirmeye başladığını da
kanıtlamıştı:

“Büyük demokratik
çözüm için üç ayak önemlidir: Bunların başında; yasal zemin ve hukuki çerçeve
gelmektedir. İkinci olarak, tarafı olmayan bir müzakere düşünülmeyeceği için
tarafların ve statülerinin bu yasal çerçeve içerisinde tanımlanması gerekir.
Üçüncü olarak da bir izleme kurulunun ya da bir hakem heyetinin sürece dahil
olması gerekir. Bu süreçte inisiyatif ve sorumluluk sahibi olmam dolayısıyla,
barışın ve yeni demokratik cumhuriyetin inşası hakkındaki düşüncelerimi bütün
Türkiye kamuoyuna anlatabilmem için basın ve diğer iletişim ve temas
olanaklarının ivedilikle sağlanması gerekir.”

O mektupta her şey var

Abdullah Öcalan'ın
Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektubun varlığını ilk kez İsmet Berkan Hürriyet
gazetesinde yazmıştı.(18 ve 22 Ocak 2013). Abdullah Öcalan İmralı'ya giden BDP
heyetine Açılım sürecinin nasıl başladığını anlatırken Cemaate bağlı savcının 7
Şubat 2012 tarihinde MİT'e yönelttiği “darbeyi sezdiğini” aktarmıştı.

“Cezaevi Müdürüne
'MİT Müsteşarı Hakan Bey'i yalnız bırakmamak gerekir' dedim. Sözlü, yazılı
iletişime geçtim. 5 ay önce tekrar kanal açıldı, diyalog başladı.” (İmralı
Tutanakları, Milliyet, 28 Şubat 2013)
 Öcalan'ın bu açıklamasından öğrendik
ki, MİT görevlileri ile kendisi arasında bir “kanal” vardı ve o kanal
2012 yılı Eylül ayında “tekrar” açılmıştı. Öcalan, 1999 yılı Şubat
ayında İmralı'ya getirilmesinden beri subaylarla ve MİT görevlileriyle
görüştüğünü avukatlarına açıklamıştı. Bu anlatımlar, PKK'ya bağlı haber
ajansları tarafından kamuoyuna duyurulmuş ve kitap olarak da yayımlanmıştı.
Ancak, Öcalan'ın Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektup hiç söz konusu yapılmamıştı.
Oysa PKK lideri, kendisinin hangi görevleri yerine getireceğini yazılı olarak
sunmuş ve zaten kendisi de “araç” görevi yaptığını açıklamıştı.[2]

İşte yayımlanan Öcalan’ın mektubundan önemli alıntılar:

Kürtleri hizmetinize
sokacağım!

Çünkü ben elimdeki
gücü biliyorum. Bu, müthiş bir güçtür. Bu gücü İngiltere 200 yıldır ele
geçirmek istiyor. ABD, İran, Rusya, hepsi bunun peşindedir. Tamam, benim biraz
zararım oldu ama onun kat kat üzerinde kazandıracak imkânım var. Neden bunu
görmeyeceksiniz ki?.. Ben büyük kazandıracağım. 20-30 milyon, çevre
ülkelerdekiler, çeşitli azınlıklar ve Türkmenler de var, yani bütün Kürtleri,
Türkiye’nin hizmetine sokacağım. Bu sayının içinde Azeriler de var. Bu
kaldıraçlarla Türkiye’yi ayağa kaldırırız.

Suriye’deki Kürtleri
kazanmak dev gibi olaydır!

Benim verdiğim savaşı
siz bilemezsiniz. Suriye’de kuzeyde binlerce Kürt vardır. 300-400 tutuklu
vardır, bunların kazanılması dev gibi iştir. Üzerlerindeki baskı müthiştir. Ben
orada sırat köprüsünde gibiydim. Burada rahat uyuyorum. Orada bir gün bile
rahat uyuyamadım. Bu durum İran için de geçerlidir. Kardeşim Osman’ı (Öcalan)
“İsfahan’a götüreceğiz” dediler, şiddetle karşı çıktım. Bu, Yavuz Sultan Selim
dönemine benziyor. O zamandaki beylikler savaşına benziyor. Ben o zamanki Türk
tarafı gibiyim. Eğer Kürtlerin Osmanlı ile ittifakı olmasaydı imparatorluk
oluşamazdı. Toroslar’ın öbür tarafı Yavuz’dan önce yoktu. Şimdi de aynısı yaşanıyor.
Eğer biz Kürt olayını Türkiye’ye sağlam bağlayamazsak, Orta Asya yolu da
kapanacaktır. Şu anda Ermeniler ile İran ittifak içindedir. Rusya da dev gibi
geliyor. Bunu yaparsak Türkiye’ye karşı Ermeni-İran-Rusya ittifakının yolu
kesilecektir. Çünkü biz yapmaz isek Kürt şeyini bunlar direkt kullanacaklardır.
Ben tercihimi Türkiye’den yana yaparken büyük planladım.

Emrinize girip
çalışacağız!

Şu anda her şey
hazırdır. Şimdi en ideal duruma gelebiliriz. Bana benim buraya gelişim ile
Batı, Rusya, İran panik durumuna girmiştir. Devletin direkt olarak bir şey
yapmasına gerek yok, biz taşeronuz. Bunlarla yani, Kafkasya’dan Suriye’ye bütün
güçle Türkiye’nin emrine gireceğiz, vereceğiz. Ve müthiş olacak, bunu
küçümsemeyin. Bu, Türkiye’yi müthiş büyütecek. Büyüyen Türkiye’den de herkes
kazanır. Buna neden kimse karşı çıksın ki…

Dünyadaki en büyük
işleri taşeronlar yapmaktadır!

Şimdiye kadar nasıl
onlar Türkiye’yi bu noktalarda zorladılarsa yüz yıldır, iki yüz yıldır bunu
yaptılarsa, şimdi her şey tersine dönecek. Şimdi bir defa Türkiye buralarda
bölgeyi kontrol altına alacak. O zaman göreceğiz ki, İngiltere bitti. ABD
ikinci plana düşecek. Onun için diyorum, Türkiye’ye büyük kazandıracağız diye.
Bakacaksınız, Suriye mahvoldu, İran öyle; ben tanıyorum, oralardaki durumları
çok iyi biliyorum. Bunu planlamamız lazım. Ben fazla bir şey istemiyorum.
Sınırlı çalışma araçları istiyorum. Bu, direkt devletin yapacağından çok daha
kolay ve önemlidir. Çünkü bazı şeyleri direkt devlet olarak yapmak olmaz. Ve
zordur. Biliyorsunuz, ABD dev dünya gücüdür ama o bile taşeron kullanır.
Dünyada en büyük işleri bunlar yapar. ABD ve İngiltere dünya çapında yapar. Bu
gerçekçidir de. Hayali mayali bir şeyden bahsetmiyorum. Hazırdır bu güç.
Bunların hazırlanması destansı bir savaş ister.

Kritik şeyler boyumu
çok aşmıştır!

Amacı aşan şeyler çok
olmuştur. 84 de öyledir. (İlk eylemleri kastediyor.) Devletin uzatacağı en ufak
bir eli nasıl tutmak istediğimi bilemezsiniz. Türkiye ölçülerine göre hiçbir
devrimci bunu yapamaz. Hemen “işbirlikçi” derler, “Uzlaşıp teslim oldu” derler.
Ama ben yaptım. Yani ben dünyanın en şey devletleriyle her şeyi arayacağım,
Türkiye’yle aramayacağım; bu olur mu! Kritik şeyler boyumu çok aştı. Ama tüm
eylemler de benim adıma yapıldı. Ama ben bu değilim diyorum.

Bu devlete iğne ucu
kadar hizmetim olursa şeref sayarım!

Ben Türkiye ile olmaya
karar verdikten sonra bu, bütün komşulara da kazandıracaktır. Türkiye ile
kazanmak, aslında insanlıkla beraber kazanmaktır. İğne ucu kadar hizmetim
olursa ne mutlu bana. Bu, Türkiye’ye bir Türkiye daha katacaktır. Bu sözü şimdi
burada veriyorum. Sözümün kanıtlanması adım adım olacaktır.

Hizmetimin
karşılığında rütbe istemiyorum!

Gönlünüzün dilediği
gibi, çıkarların elverdiği gibi olmadı ise o zaman sorumluluğu ben kabul
ediyorum. Başarısız olursam her şeyi kabul ediyorum. Burada öyle basit kendini
kurtarma hesapları için yapmıyorum. Bu, bir ülkü ve kimsenin yapamadığı kadar
yapacağım diyorum. Göreceksiniz, hiçbir şey istemiyorum. Rütbe, şu bu
istemiyorum, sadece çalışma imkânı istiyorum. En etkili, dışarıda “Bravo Türkiye”
tabirini ispatlamadıysam her şeye varım. Tüm komşuları “Türkiye örnek ülkedir”
noktasına getirmediysem; Türkiye’nin hem saygısını hem korkusunu geliştirmezsem
ve istenildiği zaman tekrar söylüyorum, orayı büyük bir ekonomik kazanca
dönüştürmezsem; cıvıl cıvıl insanların kaynaştığı, emek üretkenliği içinde
koştuğu, bırakın silah, sürekli türkülerin söylendiği bir alan getirmezsem yine
ben sorumluyum. Bütün Türkiye içinde en büyük bayramı bu temelde sağlamadıkça
yine ben sorumluyum.

‘Devletin bir eriyim’

Kürt olayında beş on
ülkeye tonlarca istihbarat para vs. ile dev şeylerin yapamadığını, tek başıma
ve kuruş masraf ettirmeden ben yürüteceğim.

'Gel şunu yap' deyin,
bu benim için emirdir!

Birçok solcu güya
özgürlük, birçok sağcı güya devleti kurtarmak adına devleti en zor konuma
düşürmediler mi? Ben bunları geç de olsa gördüm. Ben basit bir çıkarcılık
peşinde değilim. Ama size baktım; “Kendi devleti için böyle çalışan, kendi
devletinin amacına bu kadar bağlanmış bir insan bende ancak hayranlık uyandırır”
dedim. Çünkü doğrusunu söylüyor, doğrusunu düşünüyor; bu durumunuz bende saygı
uyandırıyor. “Gel” diyorsunuz “şurada şunu yap”; bu benim
için emir diyorum, yapmam gereken budur, diyorum.

Yeter ki, Devlet bana
hizmet imkânı versin!

Burada ben oyun
oynamıyorum. Eğer devlet bana hizmet imkânı verirse, çok açık söylüyorum
inanılmaz gelişmeler ortaya çıkacak. Yani doğudaki halkın Cumhuriyetin taze bir
kanı haline getirilmesine çalışacağım. Beğenmediyseniz, beğenmezseniz bunu ne
yaparsanız yapın diyorum. Bu durum üzerine iş gerçek bir görev yapmaktır.
Hukuki durum ne kadar ağır olursa olsun ben hizmet edeceğim. Benim arzum budur.
On yedi yıldır iki kelime öğrenmedim, hep bu göreve hazırlıklı olmak için.
(Suriye'de yaşadığı yıllarda Arapça öğrenmemesini kastediyor.) Böyle bir
çalışma imkânından kopmamak için böyle yaptım diyorum. Mesele, bir işi güzel
sonuçlandırmak değil midir! Buna yardımcı olun diyorum.

Devletin akıllı bir
eri gibi davranacağım!

Şimdi bu noktada ben
tekrar rica ediyorum, ben devletin bir eri gibi, oldukça akıllı bir eri gibi
çalışacağım. Bu düşmanlık en fazla bana ve devlete yapılmıştır. Ben neden
devletin bir eri olmayacağım! Böyle olmaması akıl kârı mıdır? Her şey çok açık
ortadadır. Oyun her yerde oynanmıştır, Avrupa'da oynanmıştır, Yunanistan da
başı çekmiştir. Neden; çünkü “Sen bizim işimiz için kullanılacağın kadar
kullanıldın, artık Türkiye ile anlaşmaya başladın, anlaşıyorsun; biz seni
mahvedeceğiz” diyorlar. Buraya gelmeden önce de durum böyle idi, dünyanın
her yerinde böyle idi. “Sen artık bizim için tehlikelisin”
diyorlardı. Neden “çünkü Türkiye ile anlaşmaya çalışıyorsun”. Şimdi
işin özünün bu olduğu bence net. Tonlarca örgüt var, içimizde kişiler var; ben
onların önünde engelim. Çünkü onlar yaşamak ve güçlenmek istiyorlar. Birçok
şeye el koymak istiyorlar. Ben zaten devletin yanındayım artık, ben zaten
devletin bir eriyim. Bu devletin zaten iyiliği için çalışacağım.

Bana 6 ay verin örgütü
halledeyim!

Ben büyük çalışırım.
Korkunç büyük çalışırım. Bütün örgüt tektir. Merkez Konseyi, silahlı olanlar da
dahil, bakın bir altı ay verin, ben hallederim. Gerçi onlar biraz ütopiktirler
ama hallederim. Ondan sonra beni ne yaparsanız yapın, yani öyle fazla bir ödül
mödül istemiyorum ama güzel bir şey yapmak istiyorum. Gerçek kişiliğimi bu
yönde ortaya koymak istiyorum.

Devletin adamı olmak
çok büyük olaydır!

Devlet adına
çalışmamın nasıl büyük sergileneceğini hep beraber göreceğiz. Yani bir isyanı
bu kadar geliştirebilen birisi devletle oldu mu onu da ne kadar
geliştirebileceğini bilir. Devleti doğru tanımak çok büyük bir olaydır.
Devletin adamı olmak da çok büyük bir olaydır. Çok iyi biliyorsunuz ki
Türkiye'de devleti çok az insan tanır. Türkiye devletini çok az insan tanıyor.
Şahsınıza şunun için de saygı duyuyorum, yani insan bir devlet ciddiyetini
görüyor. Rafine yani süzülmüş devlet çok önemlidir ama biliyorsunuz sol
isyancılık, sağ isyancılık her şeyi mahvetti. Cehalet tabii, şimdi bunu
kesinlikle aşmalıyız.

Mimar gibi
bağlayacağım çok güzel sonuçlar alacağım!

Yani şimdi biz
devletle büyüyen insanlarız. Büyük bir arzu içindeyim. Şu anda milyonlarca
insanı bağlayabilirim bu devlete. Mimar gibi bağlayacağım, çok güzel
bağlayacağım, zaten çirkin işi sevmem diyorum. Şimdi hizmet isteğim o kadar
büyük ki, parlamentoya yaptırılamayacak işleri yaptırabilirim. Hem de iki üç
katını yapabilirim. Para harcatmadan yaptırabilirim. Ve Kürt olayında beş on
ülkeye tonlarca istihbarat, para vs. ile dev şeylerin yapamadığını, tek başıma
ve kuruş masraf ettirmeden ben yürüteceğim. Emin olun, bunları yaşayacağız. Bunlar
az önemli değildir.

Çevre ülkelerdeki Kürt
denilen şeyleri de çekeceğiz!

Devletle o çizgide
bütünleşmek benim için gurur vericidir. Açık söyleyeyim, demokratik temelde çok
sağlam bir ayak oluşuyor. Tekrar söyleyeyim, tüm çevre ülkelerdeki Kürt
denilen şeyleri de çekeceğiz. Bunu bildikleri için çok dikkatli olmalıyız.
Yarın çok kısa bir süre sonra tekrar başlayacak. Bu Suriye ayağı üzerinde
İsrail seçimlerinden sonra önemli gelişmeler ortaya çıkacak. Var gücüyle Kürt
kartını oynayacaklar.

En büyük hizmeti
yapacağım!

Bu devlete halen en
büyük hizmeti yapabileceğim inancı bende çok güçlüdür. Bu kadar insanı derinden
devlet gücü haline getirmek dev gibi bir olaydır. İmparatorluk ayarında bir güç
yara-tacağım. Bu, benim gibi bin tanesinden daha değerlidir. Buna iyi çalışmak
gerekiyor, neden işte aydınlarımıza bakın, hepsi de devletin temeline köküne
vurmuyor mu?

Cemil Bayık, Duran
Kalkan korkunç adamlar!

Ben ortalıkta olmasam
işte onun için söylüyorum; benim ismimi kullanacaklar, biz Apo'nun kardeşiyiz
veya ikinci, üçüncü adamız falan diyecekler. Cuma (Cemil Bayık) bana göre yani
fazla politik değil, parmaklarında oynatırlar, farkında bile olmaz!

Nerede ise ayağımı
kaydırıyorlardı!

Ben Suriye'de iken
biliniz ki 85'ten beri benden kurtulmaya çalışıyorlardı. Ben Suriye'de benden
sonra oynayabilecekleri tek bir adam bırakmamaya dikkat ettim. Hatta Kesire'nin
Aleviliğinden bilmem Dursun Karataş filan hep oynadılar. Onlar dediler ki işte biz
Aleviyiz solcuyuz, ApoSünnidir, işte o zaman Cemil Esat ile dirsek temasına
girdim; çünkü nerede ise ayağımı kaydırıyorlardı. İşte o zaman tedbirimi aldım.
Mesela bu Mehmet Şener vardı. Geldi, Kamışlı'da bunu askeri lojmanlara aldılar
hemen, bana ise son günüme kadar tek bir şey yapmadılar, Suriye alternatif
bulamadığı için bana mecbur kaldı.

Alternatiflerin
hepsini tasfiye ettim!

Daha doğrusu ben
alternatiflerin hepsini etkisizleştirdiğim için böyle oldu. Ama çok
intikamcılardır. Halen sorgusuz sualsiz birçok kişi içeridedir. İşte Mehmet
Şener'i benim yerime koyacaklardı, beni öldüreceklerdi. Benim Suriye'de ayakta
kalmam işin küçük bir kısmıdır. Avrupa'da veya Rusya'da aldığım tedbirler de
böyledir. Ferhat (Osman Öcalan) konusunda İran gerçekten 90'lardan beri onu
kullanmak istiyor. Yani çok büyük bir kardeş savaşı yürütüldü, bunu belki küçük
veya komik bulabilirsiniz ama önemli bir anlamı var. Osmanlı İran
savaşlarındaki gibi düşünün, ona benzer bir durum yaşanıyor aslında. Ama halen
kontrolün ezici bir çoğunluğu bendedir.

'Kürt kimliğine gerek
yok'!

Ben öyle halis muhlis
Kürt değilim. Türk'ten daha iyi Türk hissederim. Hiçbir milliyetçi Türk kendini
benden daha iyi Türk saymasın. Benim tüm yaşamım, her şeyim Türkçedir. Pratik
olarak en iyi bir Türküm.

Kürtler için anayasal
hakları istemek anlamsızdır!

Bu kilit kavramlardan
bir tanesidir. Yani bir soy devleti değil, ırk devleti değil, yurttaşlık,
vatandaşlık devleti. Bu kilit anlamda bir faktördür. Bir de asli kurucu faktörü
önemlidir. Ben şimdi düşünüyorum son günlerde “neden siyasal haklar
istemenin anlamı yoktur”. Çünkü siyasal haklar zaten Anayasa'da güvence
altına alınmıştır. Bu haklar kullanılmıyorsa suç rejimde değildir, partilerin
yapısındadır, liderliklerdedir. Yani şunu söylüyorum, Kürtler için anayasal
hakları istemenin ne anlamı vardır. İstenecek hak zaten siyasaldır ve zaten
vardır.

Kürtler Türkiye'de
azınlık değildir!

Zaten vatandaşlık
hakkı var. Kürtler, Türkiye'de bir azınlık değil ki, mesela Suriye'de parti
kuramaz, hatta oy kullanamaz, vatandaş bile değildir. Diğer yerlerde de benzer
durumlar vardır. Ama burada (Türkiye'de) sonuna kadar vatandaştır ve
vatandaşlık ve siyasal hakkını kullanabilir. Başlangıçta asli öğe kabul ettiği
için bu ayrım hiç düşünülmemiş. “Sen Kürtsün, bunun dışındasın”
denilmemiş. Her şey aynı zamanda senin içindir de denilmiş. Bu bana göre
kimsenin üzerinde durmadığı bir husus. Türkiye Cumhuriyetinin anayasası ki
24'lerde bile belirlenirken bu böyledir, Kürtlerin aleyhinde hiçbir şey yoktur.
Her şey olduğu gibidir, yani müşterek düşünülmüştür.

Anayasa'da her şey
var, bunlar bize yeterli!

Yani Kürt kimliğine
gerek yok, zaten orada her şey var. Anayasa'da var, peki ne arıyoruz biz.
Anayasada örgütlenme var ama siyasal faaliyet çerçevesinde. İsyan yaparak
değil. Bana göre buradaki cehalet ve bunun kötüye kullanılması kadar
Türkiye'nin ciddi bir sorunu olamaz. Ben yöntemi istediğim gibi uygulayamadım,
tutturamadım. Anlayış bulamadım diyelim. Ben muhatap aradım olmadı. Genel
olarak ruh halimi anlatıyorum. Sonuç olarak diyorum ki anayasal vatandaşlık
önemli bir kavramdır. Ben şimdi bunun anlam ve derinliğini kavramış durumdayım.
Anayasal vatandaşlığa dayalı bir devlet, bir soy devleti değil, vatandaşlık
devletidir. Her milliyetten, her kimlikten insanlar bu vatandaşlık hakkını
kullanarak yükselebiliyorlar, bu çok önemlidir.

Kürtçeye engel yok!

Bir kısmı şeyimizi
istismar ediyorlar. Derler ki, dilimiz yasak, kültürümüz yasak. Aslında yasak
değil. Şu anda kurulan Mezopotamya Kültür Derneği yeterlidir bana göre. Yani
onun özgürlüğü kırk yerde vardır. Türkiye'de zaten demokrasi var, isteyen
istediği partiyi kuruyor, sosyalist parti var, özgürlük partisi filan kurulabiliyor.
Bir engel var mı, yok. Kürtçe konusu işte Mezopotamya Derneği var, istediğin
gibi oyna, şunu yap bunu yap. Enstitü kurulmuş. Engel var mı, yok. İşte bu
eşittir demokrasi, bitti. Şimdi devlet bunları zaten sağlamış diyorum. Amaçlar
gerçekleşmiş.

Ben kendimi Türk'ten
daha iyi Türk hissederim!

Ben, öyle halis muhlis
Kürt değilim. Türk'ten daha iyi Türk hissederim. Hiçbir milliyetçi Türk kendini
benden daha iyi Türk saymasın. Benim tüm yaşamım, her şeyim Türkçedir. Pratik
olarak en iyi bir Türküm. Ben Türk'ün bir parçasıyım ama Kürtlerle de
ilgileniyorum. Çok az Kürtçe biliyorum. Ancak her şeyim Türkçe. Düşünce yapım
Türkçedir. Ben Türk düşmanlığını hiç kabul edemem.

Türk ulusu ağacın
kökü, Kürtler dalıdır!

Türk Ulusu ağacın asıl
köküdür. Kürtler büyük bir dalıdır. Çerkezler küçük bir dalıdır. Biz, bilim
dışı bir şey söylemiyoruz. Tarih de bunu doğruluyor. Ben buna inanılmaz
katkılar yapacağıma inanıyorum. Çürümüş dalı temizleyip düzgün bir aşı ile bu
dalı tekrar filizlendireceğiz. Bu kesinlikle Cumhuriyetin tamamlanmasıdır.
Cumhuriyet halkın idaresi değil midir? Ağalar, şeyhler, tarikatlar demek
değildir. Halen Refah’ın şeyi orada tarikat değil midir? Bir sürü dinci şey
vardır. Elli altmış yıldır bu vardır. İsyanların kaynağı bu ilişkiler yumağı değil
miydi? Demokratik Cumhuriyetin en temel ayağı olacağız.

Türkmenlerin
Kürtleşmesi!

Türkmen boyları
Anadolu'ya geldiklerinde, Kürt aşiretleri ile tanışmışlardı. Bir kısmı
Kürtleşmiştir. Benim aşiretim Bazuki de aslında Türkmen boylarına kadar
gidiyor. Yani Türkmen'dir. Örneğin Karakeçililer de Türk'tür. Ziya Gökalp de
böyle söylemiştir. Sonradan gelen Türkmenler Kürtleşmiştir. Yani Kürt-Türk
karışımı ileri derecededir.

Sonuna kadar
Türkçülük!

Bütün Türkiye ile
demokratik birliktelik demek, Cumhuriyet demektir. Bu sonuna kadar Türkçülükle
bağlantılıdır. Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ile Misak-ı Milli ile
bağlantılıdır. 20'lerde Kürtler, ulusal kurtuluş savaşına bir kardeş olarak
katılmışlardır. Sonrasında Kürtler üzerinde iyice gelişen feodalite hem Kürtleri
perişan etti hem Türkiye'ye büyük zarar verdi. Türkiye'de demokrasinin bu kadar
sancılı olmasının sebebi hep doğu ve güneydoğudaki problemdir. Bu feodal,
aşiretçi ve dinci şey kırılırsa o zaman inanılmaz gelişme olacaktır.
Cumhuriyette özgür yurttaş, özgür toplum olacaktır.

Arabistan'dan
Afganistan'a kadar etkili olacak Türkçe merkezli nüfuz alanı oluşturalım!

Mükemmel Türkçe
merkezli, yani bir kısmı Arapça bir kısmı Kürtçe bilen ana ekseni hepsinin
Türkçe konuştuğu bir nüfus. Bu Türkiye'nin en büyük zenginliği olacaktır.
Bununla İran'a, Arabistan'a, Türkmenistan'a ve hatta Afganistan'a kadar etkili
olabiliriz.

Kürt meselesinin
çözümü mevcut Anayasa'da vardır!

Dolayısı ile bizim
Kürt meselesinde aslında atacağımız adımlar, geliştireceğimiz çözümler Anayasa'da
mevcut olan şeylerin bilince çıkarılmasıdır. Sadece şimdiki anayasa değil, 1921
ve 1924 anayasalarını da. Bunları bilince çıkarmamızdır. Elbette bir ayrılık
filan yok ama bunu bilince çıkaralım. Sen asli vatandaşsın hakkını kullan değil
mi? Neden böyle olmuş, işte feodalite öyle bir çürüme yaratmış ki gerçekten
halka nefes aldırmamış. Bu işin püf noktalarından birisi budur.

Ayrı devlet yaşamaz!

Neden ayrılma gereği
doğsun ki, ekonomik olarak hiçbir gereği yok. Dikkat edelim tam tersine
dağlarda ekonomi falan kurulamaz, iki sosyal zenginlik desem zaten iç içe
geçmişiz. İnanılmaz düzeydedir. Hiç kimse bu sosyal dokuları parçalayamaz.
Parçalasa bir gövdenin kolunu koparmış gibi olur. Veya bir bacağın kopmasıdır
ve bu gerçekten çok anlamsızdır. Koparsa siyasal olarak daha geri bir duruma
düşeriz. Hatta küçük bir devlet bile kurmak istendiğinde hiç kimse kabul etmez.
Velev ki kurduk dağın başında bu devletin hiçbir şekilde gelişme şansı yoktur.

Biz sizin
'kullanacağınız güç oluruz'!

Şimdi Cumhuriyetin en
sağlam dayanağı ayaklardan biri olacağız. Bu ayaklar üzerinde Ortadoğu'yu
titretebilecek bir konuma dönüşecektir. Lider ülke Türkiye olmalıdır

İradem elimden
alınmadı, isteğimle yapıyorum!

Ben burada neden bu
kadar kıyamet koparıyorum, anlamanız lazım. Batı budur. Yıllarca Türkler
üzerinde her türlü oyunu oynamıştır. Kıpçakları, Peçenekleri birbirine
kırdırmıştır. Karakoyun Akkoyunlu'lara da aynısını yapmıştır. Batı durmuyor.
Batı daha o zamandan durmuyor elçilerini gönderiyorlar. Birbirlerine
kırdırıyorlar. Dolayısı ile Kürt olayı üzerinde çok kapsamlı duruyorlar.
Attıkları adımlar da küçümsenemez. Kesinlikle çelikten güçlü bir Türkiye
kuralım. Bunda en ufak bir şüpheniz olmasın. Bazıları benim için iradesi
elinden alınmış diye işliyorlar, kesinlikle öyle değildir, bu benim istediğim
bir yaşamdır.

PKK'yı Türkiye
sevgisiyle donatalım!

Bütün oyunlara rağmen
sonuç alıcı şeyler olacak. Türkiye'nin bu sürecinde ben olumlu rol oynayacağım.
Sonuna kadar gerçek emek verenlerin, gerçek yurtseverlerin Türkiye'si ile
yürüyeceğim. Açık söylüyorum ben Türkiye'ye zarar verenlerin aleti olmayacağım.
Bakın PKK da büyümüştür. Bunların hepsini Türkiye sevgisi ile donatalım diyorum.
Ben, Türkiye ile birlikte çalışmayı, Avrupa ile iş yapmaktan çok daha önemli
bulurum. Bu ustalıkla olmak zorunda, bazılarını birden bire karşıma alsam olmaz
çünkü bunlar güçlü. Bu kullanmak isteyenler, yani bu adamlar tehlikelidirler,
dengesizdirler. Kürtçülüğün bu durumuna Mustafa Kemal de karşı çıkmıştır. Beni
onlarla aynı kefeye koymamanız lazım. Ben hep sırat köprüsünde politika yaptım.
Bunlar beni neden harcamak istediler, bana küçük bir yer mi bulamadılar. Mesele
o değil mesele benden kurtulmak içindi. Çok önceden beri benden kurtulmak
istiyorlardı.

Bizi hep Türkiye'ye
karşı kullandılar!

Şu anda hazırlığımız
tam şu anda bana göre diğerleri panik şeyine girdi. Hiç çekinmemelidir. Devlet
olarak alet ol demiyorum. Oranın kitlesi hazırdır. Bütün alt yapısı hazırdır.
İran'da ve Kafkasya'da da hazırdır. Onlar Türkiye'yi nasıl zorladılar
biliyorsunuz. Şimdi bunlarla Türkiye dünyayı zorlar. Bu bir müjdedir. Büyüyen
Türkiye'den herkes kazanır. Bizi hep Türkiye'ye karşı kullandılar. Biliyorsunuz
en sonunda işte mecliste böyle bir cüretkârlığı yapabildiler. (Merve Kavakçı
olayını anlatıyor) Refah ve İran'ın durumu budur dikkat etmek lazım.

Gelin, ABD'yi yedeğe
düşürelim!

Türkiye'ye dayalı
büyüklük derken bu eşittir imparatorluk değerinde bir şey diyorum. Bu çok
önemlidir, mesela İsrail Ortadoğu'da şey olmak için büyük gayret içindedir
diyorum. Çünkü o da büyük ve stratejik düşünüyor. İngiltere, Rusya şu bu fazla
şey etmeden diyorum, ABD tüm gücü ile gelmek hâkim olmak istiyor ama ABD'yi biz
yedeğe düşürelim.

Bütün Kürtleri Türkiye
ile bütünleştireceğim!

İleride çok daha net
bir formül söyleyeceğim. Bu savunma bütün kalınlıklarına rağmen, bir çözüm
platformuna dönüşecektir. Mutlaka olacak. Yalnız PKK'yı değil, bütün Kürt
kitlelerini genelde Türkiye ile bütünleşmeye çağıracağım. Bunun için onların
beynini yavaş yavaş getirmem lazım. İşte bu harika bir yaklaşımdır.

Misakı Millici olmak
aktüel bir konudur!

Misakı Millici olmak
aslında aktüel bir konudur. Hem Irak'taki parça meselesi var. Sevr'in aşılması
olayıdır. Sevrciler de gerçekten vardır. Onları da kesinlikle küçümsememek
gerekir. Mesele sadece silah değil biliyorsunuz, ideolojik ve politik hazırlık
çok önemlidir. Bizi yani beni kullanmak istiyorlar.

Vahim bir duruma
geldiğim çok açık

Yani Anayasa temelinde
bu gücü oturtacağız. Cumhuriyetin en sağlam bir gücü olacak. Ben, bunu kendi
ellerimle yapacağım. Yani bu Cumhuriyete en bağlı doğu insanı olacak. Yüz yıl,
iki yüz yıl kopmayacak insanı yaratacağım. Tekrar söylüyorum, Türkiye
kazanacak, mahcup olmayacağız. Ben ne yapayım işte kavga olur. Okuyorum tarihte
de hep olmuş Selçuklularda, Oğuzlarda sel gibi kan akmış. Korkunç vurmuşlar
birbirlerini. Ama sonra birlikte devlet kurmuşlar. Benim hedefim aslında hep
güzel bir Türkiye idi, ama ufak hatalarım oldu, sonunda çok vahim bir duruma
geldiğim çok açık. Bundan dolayı en büyük acıyı ben çekiyorum. Yani aslında bu
topraklara benim kadar sarılacak adam yoktur. Şimdi bu şans toprağa girerse
yazık olmaz mı?

Halk
Barzani-Talabani'den nefret ediyor, beni destekleyin!

Bu Misakı Millici bir
yaklaşımdır. Orada bana göre pek Arap ve İran etkinliği yoktur. Yani Türkmen ve
Kürttür. Yani bu Barzani Talabani konusunda halk bunlardan gerçekten nefret
ediyor. Halkın bizimkilere olağanüstü ilgisi olduğunu biliyorum. Ufak bir destek
olsa bunları dıştalama, bunları bırakma olur. Kısa bir süre sonra buradaki
kitlenin dört dörtlük tutulmasıdır. Bunlar çok tarihidir ve bana göre de gizli
kalmalıdır. Orada ufak bir yönlendirme ilişkisi olabilir. Bu Barzanileri,
Talabani'leri güçlendirmeye hiç gerek yok. Yavaş yavaş gereksiz adamları
zayıflatalım.

‘Hatalıyım, itiraf
ediyorum’!

Arkadaşlara
söyleyeceğim olduğu gibi Türkiye ile birlikte yürüyün diyeceğim. Şehit
yakınlarına size karşı büyük üzüntü içindeyim, size karşı kendimi ezik
hissediyorum, kendimi doğru iş yaparak kanıtlamak istiyorum diyeceğim

Zordayım, bana elinizi
uzatın!

O doksan üçten sonra
değerlendirmelerime bakılırsa hep “aman ben zordayım, bana elinizi uzatın”
diyorum. Bu çok açıktır, bu hatasını itiraftır. Bir yanlışı itiraftır. Benim
derdim af falan değildir. Benim derdim bu büyük oyunu şahsım üzerinden
oynatmamaktır. Zaten bir yerimden kendimi bunlara kaptırmışım ama artık
oynatmayayım. Yani fazilet hatada ısrar etmemektir. Benim aslında bakarsanız
aman ben zordayım bana elinizi uzatın dediğimi görürsünüz.

Bütün Kürtlere:
‘Türkiye ile yürüyün’ diyeceğim!

Mesele benim idamdan
kurtulup kurtulmamam değil, mesele gerçekten tarih elden gidecek, bir tarih
yazacağız, gerçekten Ulusal Kurtuluş savaşı düzeyinde olacak, şimdi Ulusal Kurtuluş
sürecine yakın koşullardayız. Tehlike ve olanaklar itibarı ile diyorum. O
koşullarda boğuşuyoruz, kazanmamız için yurtseverliğimizi göstermenin
zamanıdır. Arkadaşlara söyleyeceğim olduğu gibi Türkiye ile birlikte yürüyün
diyeceğim. İddiaların, eylemlerin çoğunu kabul ediyorum.

Ben PKK liderliğine
başkaları tarafından getirildim!

Ben bazı şeyleri
geldim Ankara’da önümde buldum diyorum. Geldim devleti tanımıyorum, Kürdü
tanımıyorum. İsterseniz bir gün televizyona çıkalım, eğer bütün Türkiye ayakta
alkışlamadı ise ne derseniz deyin. Bu Cumhuriyeti yeniden nasıl
yapılandıracağız. Dev gibi bir Kürt sorunundan en başarılı bir şekilde
çıkabilmek küçük bir şey midir? Şehit yakınlarına size karşı büyük üzüntü
içindeyim, size karşı kendimi ezik hissediyorum size karşı kendimi doğru iş
yaparak kanıtlamak istiyorum diyeceğim.

Genelkurmay’ın çerçevesi
bizim için yeterlidir!

İstediğim fazla bir
şey değil, yasal çerçeve genişletilirse, yani dikkat ediniz ben burada bir şey
istemiyorum, bir siyasi taviz istemiyorum, ben yetki, rütbe bilmem ne
istemiyorum. Ekonomik çıkar istemiyorum. Genelkurmay Başkanı söyledi bir
çerçeve var, başka bir şey istemiyoruz. O çerçeve bizim için yeterlidir.

Yapacaklarımız
Kemalizm’e aykırı değildir!

Atatürk’ün 20’lerde
çok güzel düşünceleri var. O çok iyi biliyor ki, isyanlar gelişirse dış
müdahale de kesin gelişecek. O zaman Cumhuriyet diye bir şey kalmaz. Ayrıca İç
Anadolu’da 10’a yakın isyan var. Bunların hiçbirisi milliyet isyanı değildi. Bu
isyanlar bastırılırken özel olarak “Kürdün ezilmesi” diye bir şey yok. Bizim
yapacağımız işler Türkiye’nin bölgede büyük sıçrama imkânına kavuşması
anlamındadır. Yapacaklarımız Kemalizm’e aykırı değildir.

Atatürk olsa bizi
desteklerdi!

Atatürk şu anda olsa
bizi desteklerdi. Yapacaklarımız ve bu söylediklerimiz bana göre, Kemalizm’in
en çağdaş yorumudur. Ben iliklerime kadar demokratik cumhuriyet kokuyorum.
Hatam, yanlışlarım ne olursa olsun bu böyledir. Biz emek vermişiz. Bizim dede
Fransızlara karşı at sırtında savaşmıştır. O meşhur Karayılan, bizim Urfa
sınırında, Fırat’ın öbür yanındadır. Mustafa Kemal Atatürk o dönemde “Kürt mutlaka
bizim sınırlarımız içinde kalmalıdır” demiştir. Mesela Malazgirt’te Alparslan’a
Silvan’daki Kürt aşiretleri yardım etmiştir. Yavuz Sultan Selim ve Atatürk’ün
mücadelesinde de öyledir. Şimdi benim yapacağım hizmet ile bu dördüncü
olacaktır.

Gerçek Atatürkçülük
benimkidir!

Cumhuriyetleşmemiz
aslında büyük güç verecektir Türkiye’ye. Benim hatalarım var. Uzun süreli
eylemler ve çatışmalar, en fazla beni mahvetmiştir. Ama şimdi Cumhuriyetleşme
imkânı var. Biz kimsenin yapamayacağını yapacağız. Ağalığı, şeyhliği yıkan
Cumhuriyetçiliği başka nasıl yapabiliriz. Atatürk milliyetçiliği bu değil mi.
Sonuna kadar en gerçek Atatürkçülük budur. Cumhuriyetleşmek aslında Türkiye’ye
büyük güç verecektir. Benim birkaç hatam var. Uzun süreli eylemler en fazla
beni mahvetmiştir. Ama şimdi şahane bir Cumhuriyetleşme imkânı var. Biz
kimsenin yapamayacağını yapacağız. Ağalığı, şeyhliği yıkan Cumhuriyetçiliği
başka nasıl yapabiliriz. Atatürk milliyetçiliği bu değil mi? Sonuna kadar en
gerçek Atatürkçülük bu değil mi?

Laik Cumhuriyet en
büyük aydınlık!

Biz ilk başta
Cumhuriyeti, devleti tanıyabilecek durumda değildik. Şimdi bile birçok
siyasetçi ve liderin ne kadar cumhuriyetçi oldukları veya cumhuriyeti ne kadar
tanıdıkları tartışmalıdır. Laik Cumhuriyeti net olarak kim tanıyor. Sanmıyorum
ki benim kadar derinliğine anlasınlar. Laik Cumhuriyet benim için en büyük
aydınlıktır, özgürlüktür. Buna zaten karşı çıkamam. Bu benim Cumhuriyetim.

Kürtlere Atatürk’ü
yeniden tanıtmalıyız!

Dünya çapında ilk kez
ulusal kurtuluş mücadelesi verilerek bir Cumhuriyet kurulmuştur. Atatürk’ün tek
endişesi bu eserini korumak istemesi idi. Biliyorsunuz o dönem Almanya’da bile
Cumhuriyet kurulamamıştı. İtalya’da yoktu. Ama Osmanlı artığı bir devlet
yapısından bir Cumhuriyet çıkarmak çok önemlidir. Bana göre Kürtlere Atatürk’ü
yeniden tanıtmamız gerekiyor. Kurtarıcı diyoruz ama Kürtlere dincisi,
tarikatçısı, Kürtçüsü hepsi düşman olarak belletmiştir.”[3]

Yeni Şafak Yazarı ve
koyu Erdoğan yandaşı Abdulkadir Selvi’nin yazdıkları doğruysa Abdullah Öcalan’a
göre; Cemaatteki paralel devletin asıl amacı, 
çözüm sürecini
başarısız kılmak ve sonunda Başbakan’ı yargılamakmış!?. Oysa çözüm süreci,
Kandil’in de arzu ettiği şekilde başarıya ulaşır ve Kuzey Irak (Kürdistan)
petrolleri Türkiye üzerinden Akdeniz’e taşınırsa, kimse önümüzde duramazmış!?

Ya hu, madem çözüm
planlarını Öcalan hazırlıyor, Erdoğan uyguluyordu!.. Paralel yapılardan ve dış
odakların tuzaklarından hangi politikalarla kurtulacağımızı Öcalan öneriyor,
Erdoğan önemsiyordu! Öyle ise işler daha rahat yürüsün diye getirip Öcalan’ı başbakan
yapın da, biran evvel huzura kavuşalım!

Öcalan'ın ilk MİT bağı

Gazeteci Avni Özgürel,
Bekaa'da görüştüğü sırada Öcalan'a, kendisini 1966-1967 yıllarında Fikir
Ajansı'ndan anımsadığını aktarır. Öcalan'ın yanıtı çarpıcıdır: “Doğru
hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım.” Refik
Korkut'un yönetimindeki Fikir Ajansı, aslında MİT'in bir yan kuruluşu
sayılmaktadır. Abdullah Öcalan'ın 24 Mayıs 1978'de evlendiği Kesire Yıldırım
MİT'le bağlantılıdır. Öcalan ve Kesire Yıldırım'ı evlendikten üç ay sonra
Ankara'dan Diyarbakır'a götüren isim olan Pilot Necati Ordu’dan ayrılmadır.
Öcalan yıllar sonra bu ilişkileri, “MİT'i kullandım” diyerek
açıklamaya çalışmıştır. Ancak Öcalan'ın MİT'i değil, MİT'in Öcalan'ı
kullandığı ortadadır. Nitekim Öcalan artık “konumuna araçsal bir değer
biçilmesini anlamlandırdığını” açıklamıştır. (Özgür Gündem, 18 Ağustos
2013) Çünkü Öcalan, 2005'ten itibaren de yine MİT'in denetimine alınmış, MİT'in
aracı yapılmıştır. Önce Emre Taner'in, ardından da Hakan Fidan'ın… Hatta
Cemaat'in 7 Şubat operasyonu ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı tutuklamaya
kalkması üzerine Cezaevi Müdürü'nü “Hakan Bey'i yalnız bırakmamak
gerekir” diye uyarmıştır.

Açılım'ın ortak
bölenleri

1999-2004 yılları
arasında İmralı'da TSK'nin denetiminde olması ise onu tam tersi bir çizgiye
taşımıştır. Öcalan bu kez “araçsal konumunu” Türk Ordusu'na ve onun
bölge merkezli dış politikasına göre uyarlamıştır. Artık Atatürk'ü öven, Kürt
isyanlarının bastırılması gerektiğini söyleyen, Şeyh Sait'i İngiliz ajanı ilan
eden, Kürt kimliği talebini gereksiz ve yararsız gören, birlik mesajları veren
bir Öcalan portresi vardır karşımızda… Sonrasında ise yine yükselen kuvvetin
aracı olmayı seçmiştir. AKP, ABD'nin desteğinde Cumhuriyet mevzilerini tek tek
ele geçirirken, Öcalan da yeni sürece uyum göstermiş ve bu kez kendisini
Erdoğan ile MİT müsteşarlarının kontrolüne bırakmıştır!”
 diyen M. Ali
GüllerÖcalan’ın devletçiliğinden, Atatürkçülüğünden, cumhuriyetçiliğinden
niye rahatsızdı?

Şimdi, Öcalan Hakan
Fidan’lı MİT’in, MİT ise ABD’nin emrinde ise, yine ABD’nin güdümündeki Cemaat
Hakan Fidan’ı niye tutuklatmaya ve Oslo sürecini akamete uğratmaya kalkışmıştı?
Fetullahçılarla Ulusalcı Aydınlıkçılar aynı saftalar mıydı? Aydınlık yazarı
Mehmet Faraç
“Açılım süreciyle AKP ve PKK Kürtlerin
ağzına bir parça bal çalıp avutuyorlar”
(17 Aralık 2013) Kürt sorununu hangi
Öcalan çözecek? derken, Kürtlere AKP’nin verdiğini az bulup daha hangi
özgürlükleri vaat ediyorlardı?

Fethullah Gülen’in
kiralık kişiliğini ve karanlık ilişkilerini sağlam bilgiler ve belgelerle
tespit ve tahlil ettiğimiz başta 
“Cumhuriyet
Türkiye’sinde Nifak Hareketleri” 
(1100 sh.) ve “Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık” (880 sh.) (Bak: Togan
Yayıncılık) kitaplarımız ve yüzlerce köşe yazımız ve konferanslarımız nedeniyle
bize hakaret ve husumet yağdıran ve Cemaatin “Milli Çözüm
Ergenekon’un Dinci Kanadıdır”
 iftirasına arka çıkan ve alkış tutan
Milli Görüş döküntüsü ve Hak dava çürüğü AKP’li İslamcılara, şu ayeti Kerimeyi
bir kez daha hatırlatmamız yeterliydi:

“Yahudiler: “Hıristiyanlar
hiçbir (hakikatli) şey (hayırlı ve yararlı bir temel) üzerinde değillerdir”
demektedir. (Bunun gibi) Hıristiyanlar da: “Yahudiler hiçbir (hakikatli) şey
(doğru ve değerli bir temel) üzerinde değillerdir” demektedir. Oysa onlar
(Allah’ın gönderdiği) kitabı okudukları halde (her iki taraf ta batıl ve bozuk
bir yol üzerinde bulunduklarını görmemektedir) Bilmeyen (ve akıl erdirmeyen
cahiller de bugün) onların söylediklerinin benzerini tekrar etmektedir”
 (Bakara: 113)

“(Dış Güçler ve
Şeytani Merkezlerle irtibat kurup imkân ve iktidara kavuşan) Münafıklar ve
kalbinde maraz olanlar (Hak davada ve hayır yolunda sabit ve sağlam kalan
mü’minlere): Bunları dinleri (ve Allah’ın vaadine olan hayali güvenleri)
aldatıp oyaladı” diyorlardı. Oysa kim Allah’a tevekkül ve teslimiyet
gösterirse, şüphesiz (onu zafere ulaştıracaktır, çünkü) Allah üstün ve güçlü
olandır.”
  (Enfal: 48)

“O zaman şeytan(i
güçler) kendilerine amellerini çekici göstermiş ve onlara: “Bugün sizi
insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım”
demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (makam ve menfaat için
karşı karşıya geldi) o (şeytani güçler), iki topuğu üstünde geri döndü ve:
“Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben
Allah'tan da korkuyorum” dedi. Allah (Hakka ve hayra hıyanet edenleri ceza
ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.”
 (Enfal: 49)

 Evet, aynen
onlar gibi bugün Yahudilerin güdümündeki Cemaat de, Hıristiyan AB’nin peşindeki
AKP’de, birbirlerine karşı doğruları itiraf ve ifade etmektedir ve hiçbiri hak
ve hayır üzerinde değildir.



[1] 25 Aralık 2013

[2] Özgür Gündem, 18
Ağustos 2013

[3] 16-26 Aralık
2013, Aydınlık

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi