Anasayfa » YIL 2001 ; ERBAKAN UYARMIŞTI ”AFRİKA’DA SÖMÜRÜLENLER PATLAR”

YIL 2001 ; ERBAKAN UYARMIŞTI ”AFRİKA’DA SÖMÜRÜLENLER PATLAR”

Yazar: yonetici
0 Yorum 190 Görüntüleyen

” 11  Eylül olaylarının hemen
öncesinde   Erbakan Hoca ABD de GeorgeTown Üniversitesinde
birçok ülkeden siyaset adamı ve bürokratların katıldığı bir kitleye konferans
veriyor,  onları sömürü  yapmamaya çağırıyor ve uyarıyor:
Siz sömürmeye devam ederseniz  haklı olarak Afrika  da
mazlum halklar patlar buda yetmez bir gün gelir tarihte olduğu gibi  Avrupa’yı  yağmalar.” Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN

 Bugün Afrika Ülkelerinde uygulanan sömürü sonucunda meydana gelen; açlık, sefalet ve savaş sonucunda halkların Avrupa ülkelerine, ölümü göze alırcasına kaçışı, Erbakan Hoca’yı haklı çıkartırken, tüm mazlumların tek kurtuluş yolu olan  “Adil Dünya Düzeni” özlemini bir kez daha hatırlatıyordu.

 TÜRKİYE’yi Batıracak Proje 
Tercüman’dan Behiç Kılıç “Necmettin Erbaka’la sıcak sohbet” yazı dizisininde  Büyük Ortadoğu Projesi ve İsrail’le ilgili
Erbakan’ın ögörülerine yer veriyor:
12 Ağustos 2006 15:33 Lozan’dan bu yana Hayim Nahum istilası Erbakan Hoca’ya
göre, Hayim Nahum doktrinini dört ana başlıkta toplamak mümkün Borçlandırma
Yoksullaştırma Milli yapıyı bozma Dinden uzaklaştırma.

 ERBAKAN
Hoca’yı dinliyoruz, anlattıklarından çıkardığımıza bir başlık verecek olursak,
Büyük Ortadoğu Projesi denilen stratejinin Büyük İsrail Projesi olduğu sonucuna
varıyoruz
Ve ERBAKAN Hoca belirtiyor ki:
Türkiye’nin içini boşaltmadan ‘bu iş’ mümkün değil.
Türkiye’nin ‘başına gelenler’ de işte bu yüzden…
Hatırlayalım, ‘Türkiye’nin başında’ ne var…
Geçim sıkıntısı, ülke borçları, milli yapının örselenmesi ve…
Ve noktasında bir parantez açıp Erbakan Hoca’dan dinlediklerime dönmem
gerekiyor…
‘Lozan’ın hemen sonrasında işletilen bir Hayim Nahum doktrini vardır.’
Diyor ve bu Hayim Nahum’un Mısır Hahamı olduğunu söyledikten sonra devam
ediyor:
‘Son noktanın konulduğu aşamada, Lozan’da İsmet İnönü’nün müzakerecileri
içerisindeydi…’
Peki, bu ‘müzakereci’nin adının verildiği ‘doktrin’ nedir?
Bozulan büyük oyun
Erbakan Hoca’dan dinlediklerimizden bir özetle sunalım:
Lozan görüşmelerinde Türk tarafının talepleri, Batı emperyalizminin ‘Büyük
oyun’unu bozacak unsurlar taşıyor. Avrupa tarafı kesinlikle bu anlaşmaları
onaylamak istemiyor. Savaşın dayatılması konuşuluyor. Türk tarafı taviz
vermiyor, masada kilit var…
Sözün burasında Erbakan bir açıklama getiriyor ve ‘Anadolu’nun İşgali’nin ana
sebebinin, Büyük İsrail Projesi ile ilgili olduğunu belirtiyor. Bu açıklamaya
göre, İsrail’in ‘vadedilmiş topraklar’da oluşturacağı çekirdeğin yayılma
alanında Anadolu toprakları bulunuyor.
Erbakan Hoca diyor ki:
‘Antep ve Maraş’taki Fransız birlikleri neden oradaydı? Amaç buydu ama hesaba
katmadıkları karşılarındaydı. O toprakların sahipleri Sütçü İmamlar vardı.’
O ‘kahramanların’ varlığını o zaman Hayim Nahum da biliyormuş ve Lozan’daki
masada bunu kullanmış!
Kilidi içerden açmak
Kilitlenen müzakereleri açmış!
İsmet İnönü’nün müzakerecisinin Batılı istilacılara kapalı kapılar ardında
verdiği mesaj şu:
‘Uzatmayın, gördüğünüz gibi topla tüfekle istediğiniz sonucu alamıyorsunuz.
Zamana ve siyasete bırakın. O zaman sonuç alınacağını göreceksiniz. Bırakın
Türkiye yolunda ilerlesin. Yapılacak olan kilidi ‘içeriden’ açmaktır.
Türkiye’nin içini boşalttığınızda, amacınıza ulaştığınızı göreceksiniz. Sabır
ve plan yeterlidir.’
Erbakan Hoca’nın anlattığı Hayim Nahum doktrini budur.
Bu doktrine göre Türkiye Cumhuriyeti Lozan’dan beri süren bir kuşatmadadır ve
şimdi kıskaç giderek daralmaktadır.
Erbakan Hoca, Hayim Nahum
doktrinini dört başlıkta topluyor…
Borçlandırma, yoksullaştırma, milli yapıyı bozma, dinden uzaklaştırma…
Günümüze bakalım ve soralım…
Bu doktrinin unsurlarının bütün ana başlıkları tamam mı?
Bu ‘doktrin’ işlediyse nasıl işlemiştir? Elbetteki ‘taşeron’ hücrelerle.
Doktrini benimseyen Batılı istilacıların, Lozan’ın hemen sonrasında Türkiye’nin
her alanına ağlarını serip, faaliyete geçtikleri görülüyor. Siyaset, ticaret,
sosyal yapıdaki üstünlük, ‘taşeronların’ hakimiyetine bırakılıyor..
Yoksullaştırma tamam, borçlandırma tamam, milli yapının örselenmesi tamam…
Erbakan Hoca’ya ‘dinden uzaklaştırma’yı soruyorum..
‘Allah rızası için değil, Siyonizm rızası için’ ortalıkta dolaşanları işaret
ediyor.
Kuşatmanın boyutları Soruyorum:
Dinden imandan çıkıldı mı?
Hidayetin kararmasının ne kadar kötü bir sonuç olduğunu anlatıyor. ‘Dinden
çıkmasanız da hidayetiniz karardı mı…’ Gerisini ‘ben’ anlayayım!..
Benim anladığım ‘dünya nimetlerini kaybetme korkusu!’
Saltanat akla gelince hemen şu ünlü ‘deliğe süpürmeyin’ muhabbeti ile kapı kapı
dolaşılması kafalarda canlanıyor.
İlişkiler ‘öyle’ olunca da;
Yani ‘Hayim Nahum Doktrini’nin kaynağından şefaat beklenince de, Türkiye’deki
kuşatmanın boyutları görülüyor.
Profesör Doktor Erbakan haklı, Türkiye Lozan’ın hemen sonrasında yeni bir işgal
stratejisi ile ‘Bütün alanlara’ girilmiş durumda.

 

——————————————————————————–

 PROFESÖR
Doktor Necmettin Erbakan’ın George Town Üniversitesi’nde yaptığı konuşma,
tarihe iz düşmesi anlamında önem taşıyor. Öğrencilerin yanı sıra ABD ve öteki
ülkelerden diplomat ve iş adamlarının dinlediği konuşma, bugün yaşadığımız
olayların ayak seslerini veriyor.

 

 Erbakan
Hocanın konuşmasında Müslüman dünyanın barış için çabalarına karşın ‘istila’
emeli taşıyan Batı’nın nasıl ‘Haçlı saldırısı’ bahaneleri aradığını anlatıyor. Bu
konuşmayı sunmayı sürdürüyoruz.

 

 20.
Asır’da bir başka deneme daha yapıldı. Batı, ‘Müslümanlığı tamamen yok edelim’
dedi. Asrın başında koskocaman Osmanlı İmparatorluğu dünyanın en büyük devleti
olarak insanlığa hizmet etmekteyken, ‘Hayır, Osmanlı İmparatorluğu’nu hep
birleşeceğiz, yıkacağız, 100 senenin içinde İslam’ı ortadan kaldıracağız’
dendi. Planlar yapıldı. Bu planlar uygulamalara konmak istendi. İlk 25 senede
Osmanlı yıkıldı, bütün Müslüman ülkeler Batılılar tarafından işgal edildi. 25
sene müstemleke olarak, Müslüman ülkeler adeta bir düdüklü tencerede
kaynatıldı. Kendi özlerinden hiçbir şey kendilerinde kalmadı. Ama 2. Cihan
Harbi’nden sonra her şeye rağmen Müslüman ülkeler bir bir yeniden
bağımsızlıklarını kazandılar. ‘O zaman öyleyse sömürelim, ekonomik olarak
bunları çökertelim’ planları yürütüldü. Bunlar da bir sonuç vermedi. Bütün bir
asır geçti, şimdi ortada bir hakikat var ki, mutlaka Batı ve İslam bir arada
yaşayacak. Birbirini yok etmesi diye bir fikir yanlıştır, sapıktır. İnsanlığa
hiçbir saadet getirmez. Batın’ın bu yanlış denemesi böylece 20. Asır’da hüsrana
uğramıştır.
 Müslüman ülkeler çeşitli bahanelerle hep
ambargolar altında bırakılmış, buranın halklarına zulüm edilmiş ve
ambargolardan hiçbir fayda çıkmayacağı görülmüş. Dolayısıyla çifte standart
değil, adaletin esas alınması lazım geldiği anlaşılmıştır.
 ‘Biz üstünüz, siz bize tabi olacaksınız,
bizim dediğimiz olacak.’ Bütün tatbikatta hep bunu gördük. Neden üstünsünüz
dendiği zaman da, ‘Bak benim teknolojim var, benim ekonomik gücüm var’
demişlerdir. Halbuki mesela Endonezya’da Prof. Habibi 10 yıllık bir dönemde bir
VATAM denemesi yaptı. Bir balıkçı köyünü, fert başına milli geliri 40 bin
doların üzerine çıkacak şekilde, dünyanın en mütekamil bilgisayar tesislerinin
kurulduğu bir modern şehir haline getirdi. Ve esasen şimdi bütün dünya
ekonomisi Asya’ya kayıyor. Deutsche Bank’ın yaptığı araştırmalara göre, 2015
senesinde dünya ekonomisinin yüzde 60′ı Uzakdoğu’ya kaymış olacaktır. Bununla
şunu demek istiyorum. Üstünlük taslamak için hiçbir sebep yoktur. Şu anda bazı
tesisleriniz olabilir. Ama mazide neydiniz, gelecekte ne olacaksınız, bunları
düşünün ve bu üstülük taslamakla yeryüzünü huzursuz etmeyin. Üstünlük değil,
eşitlikle hareket ediniz gerçeği, 20. Asır boyunca tecrübelerin arkasından
ortaya çıkmıştır.

‘Varoşlar patlar’ ikazı 

 20.
Asır’da yapılan bir önemli deneme de, sömürüden vazgeçip, samimi bir
işbirliğine dönme mecburiyetinin ortaya çıkmasıdır. 20. Asır boyunca geri
kalmış ülkelere çok yüksek faizlerle borçlar verdi, ‘Elimde kuvvet varken
bunları niçin istismar etmeyeyim, niçin ezmeyeyim’ materyalist düşüncesiyle
hareket etti. Bu ülkeler şimdi bırakınız borçların faizini, aslını bile
ödeyemeyecek hale geldi. Şimdi çeşitli komisyonlarla, faizlerle, paraların
asıllarının affedilmesine kalkışılıyor ki, bari hiç değilse alabileceğimizi
alalım. Bu olayların hepsi yanlış politikaları, düşünceleri gösteriyor. Sömürü
değil işbirliği yapılan hesaplar gösteriyor ki, şu anda Afrika’nın nüfusu 500
milyondur. Bu 500 milyonun içersinde 150 milyon aç insan vardır. 40 sene sonra
Afrika’nın nüfusu 1.5 milyar olacak, aç insan 500 milyon kişi olacak.

 Ve yapılan
tahminlere göre, tıpkı tarihte olduğu gibi, Afrikalılar tarihteki Vandallar,
Vizigotlar gibi gelip Avrupa’yı yağmalayacaklar. Siz onları sömürürseniz,
sonunda bu sonuç çıkar. Bu yüzden sömürü değil, işbirliği….

 İnsan
hakları ve demokrasi işlememiştir. Bu sözleri ağzından düşürmediği halde
Müslüman ülkelerde insan hakları olmasın, demokrasi olmasın. Demin de
söylediğim gibi, Müslümanlar’a insan hakları verilmesin istenmiştir. Bunun
tatbikatını herkes bildiği için detayına girmiyorum, fakat bundan da insanlığa
bir fayda çıkmayacağı görülmüştür. İnsan hakları ve demokrasinin her ülkede
herkes tarafından uygulanmasının, insanlık için en güzel yol olduğu, 20. Asır
denemelerinden sonra ortaya çıkmıştır.’
Tercüman

 

 

 

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi