Anasayfa » Türkiye’yi İdare Etmenin 7 Temel Şartı

Türkiye’yi İdare Etmenin 7 Temel Şartı

Yazar: yonetici
0 Yorum 320 Görüntüleyen

Türkiye’yi İdare Etmenin 7 Temel Şartı


Tavsiye Makale: 

AHMET
AKGÜL’ÜN HAYATI VE KİTAPLARI

Daha yakından tanımak ve meraklarının
yanıtlarını bulmak isteyen değerli okurlarımızdan ve birçok yazar ve fikir
adamımızdan gelen yoğun talepler ve teklifler üzerine, başyazarımız ve genel
yayın danışmanımız Ahmet Akgül Hocamızın kısa bir özgeçmişini hazırlayıp
bilgilerinize sunmayı gerekli saydık…

Hocamızın özgeçmişini hazırlarken:

Daha önce ban’a verdiği bazı notlarından,

Özel sohbetlerde ilgili sorularımıza verdiği cevaplarından,

Mutlu bir tevafuk sonucu tanışabildiğimiz bazı okul
arkadaşlarının ve talebelerinin hatıralarından,

Bizzat ziyaret ettiğimiz, öğretmen olarak ilk defa tayin
olunduğu Gemlik Şahinyurdu (Yukarı Benli) halkının anlattıklarından ve zaman
zaman bazı görev ve hizmetler için istenmiş olan özgeçmiş yazılarından
yararlandık…

Bazı arkadaşlarımızın yönelttiği:

“Nasıl bir geçmiş ve gelenekten, hangi görüş, gaye ve gayretten
olduğunuzun yazılması, bazı okurları peşinen ürkütmesi ve ön yargılara sevk
etmesi bakımından sakıncalı olmaz mı?”
 sorusuna:

“Kendi kimliğimizi ve asli fikirlerimizi saklamak, okurlarımızı
aldatmaktır ve onlara saygısızlıktır… Niyetini ve mahiyetini gizlemeye
çalışmak; samimiyetsizlik ve özüne güvensizlik anlamı taşır!..”
 yanıtını almıştık…

Mazeretlere sığınmanın hiçbir hoş yanı olmadığını ve mertliğe
yakışmadığını; “Bin kere “Keşke”nin, bir kuruşluk yarar sağlamadığını” ondan
çok sık dinleyip anlamıştık. “Bir tır dolusu lafın değil; bir tabak pilavın
karın doyurduğunu”; Kur’an aşkının yanında, vatan sevdasının; devlet ve millet
bağlılığının ne olduğunu, O’nun şahsiyetinde ve sohbetlerinde kavramıştık. Biz
O’nun:

“İlim; okuyup araştırdıkça, eksiğini ve bilgisizliğini fark
etmek ve bunu telafi için, daha çok öğrenme gayretine düşmektir.

Fazilet ise; herhangi konuda, yanıldığını anladığı an, o
yanlıştan hemen vazgeçebilmek ve bunu bir gurur meselesine dönüştürmemektir.

Ancak; aklının, inancının ve vicdanının değil, nefsi arzularının
ve cüzdanının hatırına, sık sık gömlek değiştirenler ise, yalama ve yalaka
kimselerdir.

Düşmanımdan bile insanlık adına, haklı ve hayırlı bir yaklaşım
görsem, ona hayranlığım; dostumdan ise, yıkıcı ve yakışıksız bir tavır görsem,
ona da kızgınlığım ve karşı çıkmaklığım işte bu yüzdendir”
 sözlerini düstur edinmeye
çalışmıştık. 

• Hocamız, 1949 yılında,
Elazığ’ın merkez beldelerinden olup şimdi Keban Baraj gölü içerisinde kalan ve
tarihe karışan Alişam’da dünyaya gelmiştir. Babası Hacı Behzat Efendi, inşaat
ustalığı ve marangozluk yapan ibadet ve istikamet ehli bir derviştir. Beş-altı
yaşlarından itibaren, babasının seher vakitlerindeki zikir ve ibadetlerinden,
evlerinin yanı başındaki tarihi cami ve medresenin manevi atmosferinden oldukça
etkilenmiştir.

Mısır Ezher’de tahsilini tamamlayıp köyüne dönerek açtığı
medresede müderrislik yapan, icazet verdiği talebelerine Elazığ, Bingöl ve
Diyarbakır çevresinde yeni medreseler kurdurup, ilmi ve manevi hizmetlerini
yaygınlaştıran, bütün ömrünü ve servetini bu yolda harcayan ve Harputlu meşhur
Ali Rıza Efendiye, “Beyzade” lakabını koyan büyük ilim ve irfan sahibi Hacı
Ömer Efendi’nin soyundan gelmektedir.

Rahmetli annesi Muzaffer Hanım: “İlk hamileliği sırasında Kövenkli meşhur Hacı Ömer Hudai
Hz.lerinin makamını ziyareti esnasında uyuya kaldığını ve rüyasında şeyh
hazretlerinin kendisine: “Bir erkek çocuğun doğacak. Adı Ahmet olacak. Ve çok
yaygın ve yararlı hizmetler yapacak”
dediğini nakletmiştir.

Ahmet Akgül’ün çocukluğunun geçtiği Alişam; sayılı âlim ve
evliyaların yetiştiği, mektep ve medreseleriyle, ulaşım ve alışveriş imkânları
ve mümbit arazisiyle küçük bir ticari ve kültürel merkez gibidir.

Ahmet Akgül; Kur’an’ı Kerimi, tecvidi, Osmanlıca mızraklı
ilmihali ve diğer temel dini bilgileri, çok küçük yaştan itibaren, köyün hocası
ve komşuları olan Hacı Dursun Efendiden öğrenmiştir. Elazığ’da ortaokula
giderken, bir yandan da fırsat buldukça Hafız Abdullah’ın ve daha sonra
Medine’de hocalık yapan âmâ Hafız Mustafa Albayrak’ın ders verdiği Başaran
Kur’an kursuna devam etmiştir.

Daha sonra 7 ilin katıldığı imtihanları 3’ncü olarak kazanıp
Tunceli Öğretmen Okuluna girmiştir. İlk, orta ve öğretmen lisesinde hep kalburüstü
talebeler içerisindedir. Sosyal ve kültürel yönden aşırı popüler ve biraz da
haşarı birisidir.

15 yaşına kadar sürekli ve sıkı bir disiplin ve denetim altında
tutulduktan sonra, öğretmen okulunda aile ve çevre baskısından kurtulmuş
olmanın verdiği, psikolojik bir şaşkınlık ve taşkınlık dönemi geçirmiştir. Çok
farklı köken ve kültürlerden gelen öğrenci ve öğretmenler sayesinde, ülkenin
acı gerçekleri ve düzenin güdükleştirici eğitim sistemiyle yüzleşip, duygu ve
düşüncelerini ifade etmek üzere şiir ve edebiyata yönelmiştir.

Bu devrede, inanç temelleri dâhil, toplumun bütün geleneklerini
sorgulamaya ve yargılamaya girişmiştir. Akli ve ilmi gerçekleri esas alarak;
muhakeme ve müzakere yoluyla, doğruyu ve yanlışı bulma becerisi ve cesareti
güçlenmiş, bağımsız düşünme ve değerlendirme yeteneği filizlenmiştir.

O zaman, moda salgını gibi türeyen solcuların; “Sosyal adalet kavramı, vahşi kapitalizme ve Amerikan
emperyalizmine karşı tavırları”
 gibi bazı doğru söylemlerine rağmen;
tutarlı ve yeterli tedbir ve teorileri olmadığını ve hele, bazılarıyla yakın
arkadaşlık kurduğu bu tiplerin davalarıyla davranışları, sloganlarıyla
yaşayışları ve insanlara yaklaşımları arasında hiçbir uygunluk bulunmadığını
sezmiştir.

Dersler kendisine çok hafif geldiği, sadece sınıfta dinlemekle
yetindiği, buna rağmen yüksek notlar alabildiği ve hatta yatılı olduğundan
parasız verilen kitapları bile, sene başında fakir ve gündüzlü talebelere
hediye ettiği için; zengin okul kütüphanesindeki klasik eserlerden
ansiklopedilere, her çeşit kitabı okuma, Batı kültürünü yakından tanıma,
Türkiye’nin kimlik bunalımının, milli ve ahlaki yozlaşmasının farkına varma
fırsatını yakalamıştır.

Artık şiirleri de bazı ulusal dergi ve antolojilerde
yayınlanmaya başlamıştır.

1966 yılında öğretmen olarak Bursa Gemlik kazası Şahinyurdu, bir
yıl sonra Şahintepe İlköğretim okuluna atanmış, arkasından 4 aylık temel
eğitimini Sivas’ta tamamlayıp, Van’ın Erciş kazasına tayini çıkmıştır.

Kısa bir süre de olsa, cahili hayatın bütün cazibelerinin;
insanı nasıl bir çirkefe ve cehenneme sürüklediğini ve bu duruma düşenlerin ruh
sefaletini ve perişan halini yaşayarak ve yakinen anlamıştır. Fıtratındaki
mertlik ve sertliği; zulme ve zillete karşı cesur ve onurlu tepkisi yüzünden,
henüz 18–20 yaşlarında ve gurbette tek başına, çok çetin sıkıntı ve
saldırılarla uğraşmak zorunda kalmış,  mahkemelik olup sürgünlere
yollanmıştır. Böylece, sorunlarla mücadele ve musibetlere direnme azmi kamçılanmıştır.
Bu devrede, gelip geçici olan ganimet ve güzelliklere, ölümle bitecek ve elden
gidecek olan zenginlik ve zevklere, yani tüm dünyalık nimet ve etiketlere karşı
büyük bir doygunluk ve soğukluk duygusu başlamış.. Bunların yerine, sonsuz ve
kusursuz olanı arama ve mutlak hakikate ve mutluluğa ulaşma arzusu kalbinde
yeşerip bütün benliğini kuşatmıştır…

1967–68 senelerinde; solculuk ve sağcılığın salgın bir hastalık
gibi gençliği sardığı ve ülkeyi sarstığı dönemlerde, her iki akımın da kendi
ifadesiyle nasıl “boş beleş ve toplumun başına
tebelleş”
 olduğunun
farkına varmıştır. Sosyal ve kültürel yönden popüler kişiliğinden ve
girişkenliğinden yararlanmak hevesiyle, her iki tarafın da üyelik, temsilcilik
ve liderlik tekliflerine ilgi duymamıştır.

O günlere ait “cahiliye cıncık-boncukları” dediği, bazısı birincilik ve ödül
kazanmış bütün şiir, öykü ve denemelerinin hepsini yakmıştır. Zaman zaman,
bunlara hayıflandığını da bizlere aktarmıştır.

İşte o dönemlerini yansıtan bir şiiri:

  KAHBE DÜNYA!..

Herkesin tapındığı bu hayat;

Bana çok yavan geliyor,

Oldukça basit ve bayat!…

Sevmek ve sarılmak istesem de;

Garip kuşkular,

Ve muztarip duygular,

Hep beni engelliyor!..

Oysa ben gerçeği arıyorum…

Ama ne camide,

Ne cümbüşte,

Bir türlü bulamıyorum!?

Bu ne sahte bir hayat,

Bunalıyorum!..

Sonsuzluğu, ölümsüzlüğü özlüyorum

Bazen seziyorum, yaklaşıyorum

Ne çare, tutamıyorum, heyhat!..

Ne göktesin, ne yerdesin

Ey Yüceler Yücesi, nerdesin?..

Yalan bir dünya,

Yalama bir toplum,

Rol kesiyor herkes…

Yüzlerde maske,

Arkadan bıçaklıyor,

En iyi dostum.

Hiç doğmasaydım keşke!

Şarkılar yalan

Aşklar yalan

Beyefendi sahte, berduşu sahte

Sarhoşu sahte, sofusu sahte

İnkâr ederek can verir

Son nefeste!?

Solculukmuş, sağcılıkmış

Hepsi tuzak

Ve samimiyetten uzak…

Maneviyat, mezarlıkta kalmış..

Mertlik, mazide tutsak…

Bir sürü gavat

Boynunda gravat

Kimi din-iman satıyor

Kimisi avrat!..

Velhasıl, yalan dünya, hayal dünya

Uydurmaca, masal dünya..

Bazan tatlı bir rüya gibi,

Bazan kâbus misali,

Uyanınca, zeval dünya!..

Ey kör dünya,

Kirli dünya

Döne döne dönekleşmiş,

Gördün ya!

Ah be dünya,

Kahbe dünya!..

———————————————————————————–

Ankara Gazi Eğitim Fakültesi Beden Eğitimi Bölümüne ve Bursa
Eğitim Enstitüsüne girmek üzere yazılı imtihanları kazandığı halde; sözlü eleme
günü sabahı gözleri şiddetli ağrılarla aniden kapanmış, ama aynı akşam
kendiliğinden açılmış olmasının hikmetini, Erciş Kadirasker medresesinde,
muhterem ve muttaki bir zat olan Molla Nurettin (Akkuş)’a talebe olup;
kolaylaştırılmış ve kısaltılmış özel bir metotla Arapça ders alma hevesine
bağlamıştır.

1970 yılında Elazığ Palu kazası Gülüşkür (Muratbağına) tayini
çıkmış, işte bu sırada 21 yaşlarında iken Hacı Haydar Efendiyle tanışıp, sohbet
ve ders halkasına katılmıştır. Bu sıralarda, dini yobazlaşmaya ve tasavvufi
yozlaşmaya karşı da mücadele başlatmıştır. Gülüşkür’de kaldığı 7 yıl boyunca,
bir nevi inziva hayatı yaşamış, ciddi, düzenli ve disiplinli bir ilmi araştırma
ve ahlaki olgunlaşma yolunda çabalamıştır. Talebelik yıllarında haberdar olduğu
ve bazı kitaplarını okuduğu Risale-i Nur üzerinde yoğunlaşması da, bu döneme
rastlamaktadır. Aynı süreçte, Büyük Gazete’de, Yeni Devir ve Milli Gazete’de
yazıları yayınlanmaya başlamış, Elazığ, Malatya, Bingöl, Diyarbakır, Antalya ve
Adana gibi illere, manevi terbiye ve ilmi tebliğ sohbetlerinde bulunmak üzere
ziyaret gezilerine çıkmıştır.

1977 Yılında, hizmet ehli arkadaşlarının isteği ve gönül
Üstadının izni ile öğretmenlikten ayrılıp, dağılan Akıncılar teşkilatını
yeniden kurmak üzere Elazığ’a taşınmış ve Et Balık Kurumu Personel Müdürlüğü
görevine atanmıştır. Bundan sonra Erbakan Hoca’nın seminer ve sohbetlerinin,
miting ve yurt gezilerinin hemen hepsine katılmaya çalışmış, çok geçmeden
sürgüne uğrayıp İstanbul’a yollanmıştır. Ardından Ankara merkeze alınmış bu da
yıldırmayınca, “bir hastane raporundaki tarih okunmuyor” bahanesiyle görevden
uzaklaştırılmıştır.

Yaptığı mücadele ve girişimler sonucu tekrar öğretmenliğe
dönmesi sağlanmış, bu arada dışarıdan imtihanlara girerek Eskişehir Anadolu
Üniversitesinde Yükseköğrenimini tamamlamıştır. Akıncılar Başkanlığından sonra
Mefkûreci Öğretmenler Derneği II. Başkanlığı ve İlim Yayma Cemiyeti
Başkanlıkları da yapmıştır. Bunların yanı sıra Milli Gazete ve Yörünge
Dergilerindeki yazıları artmıştır.

12 Eylül döneminde Malatya Sıkıyönetim Mahkemesinde uzun yıllar
yargılanmış ve yine Adana’da bir sohbet sırasında arkadaşlarıyla birlikte tutuklanmıştır.

İlk bir-iki oturum hariç, Erbakan Hoca’nın 12 Eylül Darbesi
sonrası Ankara Mamak Askeri Mahkemesinde görülen duruşmalarının hemen hepsine
katılmış, Refah Partisi’nin Elazığ, Malatya, Bingöl, Adana ve Mersin’deki
kuruluş çalışmalarında gönüllü görev almıştır.

 Bu arada sıra ile “İslam Davası, Erbakan Devrimi, Nifak
Hareketleri, Ahu Figanım (Şiir), Tarikat Terbiyesi, Yeni Bir Dünya, Mesaj ve
Metot (Teşkilatçılık) kitapları yayınlamış, yurt çapında bütün il ve ilçelerde
seri konferansları yaygınlaşmış, Avrupa’nın hemen her bölgesine, Libya, Mısır,
Suudi Arabistan gibi İslam ülkelerine seminer ve sohbet seyahatleri
sıklaşmıştır.

Yazıları ve kitapları, yurt dışında ve Türkiye’de bütün Milli
Görüşçü teşkilatlarda ders kitabı ve seminer programı olarak takip edilmeye
çalışılmış, Kur’ani gerçekleri çağın sorunlarına ve insanlığın ihtiyaçlarına
çare ve proje üretecek şekilde yeniden yorumlayan yaklaşımları, gelenekçi ve
taklitçi zihniyetin değişmesinde önemli rol oynamıştır.

1995 RP Adana milletvekili adayı olarak seçimlere katılmış, iki
sene sonra da emekliye ayrılmıştır.

Konferansları ve yazıları yüzünden pek çok mahkeme açılmış,
aylarca sorgulanmış, nihayet 312’ye muhalefet bahanesiyle Malatya DGM’nin
verdiği yaklaşık 1 yıllık cezanın infazını, Keban kapalı cezaevinde yatmıştır.
O sırada yurt dışında bulunmasına rağmen “ülkemin zindanları, yabancıların
saraylarından daha tatlıdır”
 diyerek Türkiye’ye dönmüş ve kaderine
katlanmıştır.

Türkiye’de derin devlet diye bilinen gizli ve etkili güçlerin:
1-Kirli ve hain Derin Devlet 2-Milli ve haysiyetli Derin Devlet olarak, iki
cephede ve çok stratejik ve taktik bir mücadele içinde olduğunu…

Ve yine yeryüzünde: Siyonist Yahudi sermayesinin güdümündeki ABD
ve AB’nin başını çektiği ŞEYTANİ ZULMET ittifakına karşı; Erbakan Hoca’nın
kurduğu D–8’ler çizgisinde ve Rusya-Çin, Hindistan, Kuzey Kore, Venezüella ve
Brezilya’nın katıldığı Avrasya çerçevesinde şekillenen; İNSANİ ADALET
ittifakının bulunduğunu; ilk defa fark edip ortaya koyan ve yeni diriliş şuuru
etrafında, vatansever ve münevver sağcıların, solcuların, gerçek Atatürkçülerin
ve Milli Görüşçülerin toparlanması gereğini savunan ilim ve fikir
adamlarımızdandır.

Siyonist ve emperyalist şer ittifakını hedef alan yazı ve
kitapları nedeniyle, bazı malum merkezlerce takibe alınanlardan ve sıkça
tazyike uğrayanlardandır.

Milli Görüş’ün üst kademelerinde; kasıtlı davranışlarını ve
yamuk yaklaşımlarını sezdiği bazı kişilerin art niyetlerini, Lider’e ve davaya
zarar veren şüpheli ve şaibeli hareketlerini hatırlatıp cemaati uyardığı için;
teşkilata katılmasına, konferanslarına ve Milli Gazete’de yazmasına ambargo
uygulanmıştır.

Uzun yıllar birlikte çalıştıkları halde, bazı nefsi
saplantılardan ve fevri davranışlarından dolayı “Elaziz” ekibinden de
ayrılmıştır. Emekli olduktan sonra kitap çalışmaları; gazete ve dergi yazıları
ve araştırmaları hız kazanmıştır..

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak
yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan
Hocamız; küçük yaştan itibaren özel dersler alarak ve devamlı okuyup
araştırarak kendini yetiştirmeye çabalamıştır. Uzun süreli, ciddi ve çileli bir
manevi terbiye ve terakki dönemi yaşamıştır ve bunu hala bırakmamıştır. Bazen
bir gecede ve iki-üç saat içerisinde 600 sayfalık eseri, hızlı ve hatırda
kalıcı bir şekilde okuyup yedi-sekiz sayfalık özetler çıkardığına, önemli
yanlışlarını saptayıp doğru yanıtlarını yazdığına defalarca şahit olup hayret
ve hayranlık içinde kalmışızdır. Günümüzdeki hadiseleri ve problemleri;
Kur’an’ın ayetleri, Resulûllah’ın hadisleri ve Asrı Saadetteki örnekleriyle
karşılaştırıp yorumlama, bu sorunlara yeni ve yeterli çözümler ortaya koyma
konusunda da Allah’ın özel bir lütfuna mazhardır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan, evrensel hukuk kurallarının;
bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi,
Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani
temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket
medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen”
projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin
gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele
alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 30 yıldır Türkiye’mizin her yerinde,
Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.
AKP Hükümetinin ve Cemaatin, hangi odaklarca ve ne amaçla iş birliği ettirilip iktidara
getirildiklerini ve biri birlerini dengeleyip frenlemek için fırsat verildiğini
herkesten önce yazıp konuştuğu için, malum kesimlerce “Ulusalcılık ve Ergenekon
ajanlığı” gibi karalama kampanyalarına uğramış, yüzlerce mahkeme açılıp
sıkıştırılmış ve on binlerce liralık tazminatlarla yıldırılmaya çalışılmıştır.
Ancak, on bir yıl sonra da olsa, cemaatle hükümetin dershane kavgaları
yüzünden, biri birlerine saldırmaları, gizli ve kirli işlerini ve ilişkilerini
açığa vurmaları, Ahmet Hocamızı bir kez daha haklı çıkarmıştır. Çünkü
kendilerinin de sıkça hatırlattığı gibi “Hiçbir hastalık ve münafıklık, sonuna
kadar gizli kalmayacaktır!”

Çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış elliden fazla
kitabı bulunan üstadımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

1-  “İslam Davası” ve Cihad Kavramı

2-  Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya.

3-  Mesaj ve Metot. (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

4-  Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi.

5-  Siyaset ve Strateji Dersleri.

6-  Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi.

7-  Din – Devlet – Demokrasi.

8-  İnsanın Yozlaşması.

9-  Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

10- Ah-u Figanım (Şiir Kitabı)

11- Bizim Atatürk.

12- Din Dengedir, İslam İlericiliktir.

13- Cumhuriyet Türkiye’sin de Nifak Hareketleri.

14- Zafer Müjdeleri.

15- Terör – Masonluk ve Mafia Medeniyeti.

16- Tarikat Terbiyesi ve Ahlak Tedavisi

17- Kur'ani Kavramlar ve Yorumlar (3 Cilt)

18- Dış Politikamız. (2 Cilt)

19- Refah – Yol'la Rantiye Savaşı.

20- Cezaevinde Yazdıklarım

21- Ruhlar, Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

22- Milli Siyasette Kirli Hesaplar – 1 “AKP ve Akıbeti”

23- Milli Siyasette Kirli Hesaplar – 2 “Milli Siyasette
Marazlılar”

24- Hikmet Çiçekleri (Şiir Kitabı)

25- Dünya Dönüşüme Hazırlanıyor.

26- Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı (Zikir Zevki ve Nefis
Tezkiyesi Üzerinedir)

27- Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (3 Cilt)

28- Bizden Söylemesi – 1 “AKP İntihara Gidiyor”

29- Bizden Söylemesi – 2 “Türkiye Uçuruma sürükleniyor”

30- Bir Devrim Yaşanıyor

31- Başörtüsünün İnkârı ve İstismarı

32- Ergenekon Senaryosu, ‘At Değiştirme Operasyonu mu?’

33- “Küresel Fesatçıklık (Siyonizm) ve Fetullahcılık’”

34- “Osmanlıdan Cumhuriyete Kripto Yahudiler” ve Pakraduniler

35- Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

36- Osmanlı Sistemi ve Abdulhamit Siyaseti

37- Deccalizm: Siyonist Yahudi Şebekesi

38- BDP’nin Özerklik Ezanı ve Türkiye’nin Cenaze Namazı

39- Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak, Ya Şahlanacak!

40- Sabah Yakın Değil mi?

41- Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

42- Amik Ovası ve Armegedon Savaşı

43- Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

44- Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı.

45- Dert Söyletir, Aşk İnletir. (Şiir Kitabı)

46- Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir Kitabı)

47- Rüyaların Öğrettikleri ve Yakın Çevremizden İlginç Örnekleri

48- Türkiye Büyüyor mu, Bölünüyor mu?

49- Bilge Erdoğan’dan, İlkeli Numan’a

50- F. Marka Cemaatten PKK Cumhuriyetine

51- Tuz Kokarsa…

52- Siyasi Fıkralar

53- Türkiye Kuşatılırken Kuklaların Atışması

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi