Anasayfa » Tekdal'ın ASİLTÜRK(!) DEŞİFRESİNDE AHMET AKGÜL HAKLI ÇIKTI

Tekdal'ın ASİLTÜRK(!) DEŞİFRESİNDE AHMET AKGÜL HAKLI ÇIKTI

Yazar: yonetici
0 Yorum 160 Görüntüleyen

 


MİLLİ DÖNÜŞÜME BİR LİDER LAZIM

 

Bismillahirrahmanirrahim.

“…… Allah’ın emri; (bütün işleri ve
hükümleri, ölçüyle tanzim ve) takdir edilmiş bir kaderdir”

“(Rabbinin seçtiği ve rehber tayin
ettiği kutlu insanlar) ki onlar; Allah’ın risaletini (mesaj ve müjdesini
öğrenip öğreten ve) tebliğ edenlerdir; ve O’ndan haşyet (ve hürmetle) içleri
titreyenlerdir; ve Allah’ın dışında hiçbir kimseden (hiçbir güç ve kesimden)
korkmadan (davasını ve davetini yürütenlerdir). Hesaba çekici (ve herkese hak
ettiği karşılığı verici) olarak, Allah kâfidir” (Ahzab Suresi 38. ayet son
kısım ve 39. ayet)

İslami diriliş ve derleniş
hareketine, insani düşünüş ve Milli Görüş devrimine ve Türkiye merkezli Adil
bir Düzenin yeryüzü hâkimiyetine öncülük yapacak kabiliyet ve karakterde, ulvi
hedefler istikametinde bir lider lazımdır ve mutlaka ortaya çıkacaktır. Cenabı
Hakkın takdir ve tayin buyurduğu, mazlum halkların da ihtiyaç duyduğu böyle bir
değişim ve devrime, hiçbir güç engel olamayacaktır; milyarların duası
mazlumların davası yerde kalmayacaktır.

Bir hücredeki harika mucizeyi, bir
böcekteki akıl almaz marifeti, bir tohum tanesinde gizlenen ilahi projeyi,
insan neslindeki yüksek meziyeti ve sırrı hilafeti, yeryüzündeki mükemmel
dengeyi ve en küçük dairesinde milyonlarca dünyayı barındıran yedi kat ve
milyarlarca tabaka göklerdeki muhteşem âlemlerin esrar perdesini aralamak,
araştırmak ve insanlığa yeni ufuklar açmak gayret ve basiretinden mahrum
bulunan malum zevatın, “post’ta oturarak dosta ulaşmak” hevesiyle; şu gaflet,
cehalet ve dalalet batağındaki insanlık irşat olunur mu?

Samimi bir ihtiyaç ve iştiyak
duyarak, mana ve mealini okuyup, Allah’ın maksadını anlamaya çalışarak Kur’an iklimine,
yani hakikat ve hikmet sarayının içine girmeyip, sadece mübarek lafzını
ezberleyen, Mushaf’ın sürekli çevresinde gezinip, bir türlü özüne nüfuz etmeyen
taklitçi ve şekilci, hatta dini istismar edici zerzevattan, mazlumların ve
Müslümanların kurtuluş davasına rehberlik yapmaları umulur mu?

İslam’ın emirlerini ve iyilikleri
tebliğden, haram ve haksızlıkları, akılsızlık ve ahlaksızlıkları kötülemekten
bile korkan; Ayet Hadis okuyup, zalim insanlardan makam ve menfaat kollayan;
hoşgörü safsatasıyla CİHAD’ı, hikâye ve cevaz fetvalarıyla İCTİHAD’ı unutturan;
yani yeni bir Kur’an medeniyetinin ve Adil bir Düzenin ekonomik, siyasi, ilmi
ve ahlaki kurum ve kurallarını hazırlamaktan aciz, hatta böyle bir ihtiyaçtan
habersiz bulunan madrabazların peşinde sürüklenip, Saadet nizamına kavuşulur
mu?

“Ey iman edenler (sakın), benim de
düşmanım sizin de düşmanınız olan (kişileri, çevreleri ve ülkeleri) evliya
edinmeyin (zalim ve kâfir güçlerin hükmüne ve himayesine girmeyin. Buna rağmen
hangi sebep ve beklentiyle) Siz onlara karşı meveddet (yaranmak için muhabbet
ve destek) yöneltmektesiniz; oysa onlar size Haktan gelen (Kur’ani emir ve
hükümleri) inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah’a imanınızdan dolayı, Elçiyi de,
sizi de (hürriyetlerinizden ve hükümet etmekten) çıkarıp (izzetli hayatın
dışına itmişlerdir) Eğer siz, Benim uğrumda (Kur’an’ın adalet kurallarını hâkim
kılmak ve herkese temel insan haklarını sağlamak üzere) CİHAD etmek ve Benim
rızama erişmek (niyeti ve gayretiyle yola) çıkmış iseniz (nasıl oluyor da hala
içinizde zalim ve kâfir) onlara karşı meveddet (sevgi ve destek) gizliyorsunuz?
Ben sizin gizli tuttuklarınızı da açığa vurduklarınızı da bilirim. Sizden kim
bunu yaparsa (zalim ve kâfir güçlere yaranmaya ve sığınmaya çalışırsa) artık o
(Hak) yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur.”[1]

“… (Deyin ki, Ey kâfirler ve
hainler) Sizi (sisteminizi ve velayetinizi) tanımayıp inkâr ettik. (Her türlü
şirkten ve şüpheden uzak) Allah’a vahid (yegane kudret ve hüküm sahibi) olarak
iman edinceye kadar, sizinle bizim aramızda ebedi bir buğz ve düşmanlık baş
göstermiştir….”[2]

Ayetlerinin emri bu kadar net ve
sert şekilde ortada iken, hala gidip İslam ve insanlık düşmanı ABD ve Yahudi
Lobilerine ve AB Haçlı mahfillerine sığınan ve ırkçı emperyalist odaklarca
beslenip sağılan kimseler, her ne kadar cafcaflı sıfatlar ve yaldızlı yaftalar
takılsa da, aslında onlar sefil ve zelil mahlûklardır, gayet basit ve fasit
figüranlardır. Böyle zavallı sığınmacılardan himmet ve himaye uman parti Genel
Başkanları ise, onlardan çok daha zavallı ve geri zekâlıdır.

“(Belki) Yardım görürler diye
Allah’tan gayrı ilahlara (süper güç sanılan tanrılara ve zalim tağutlara) tutundular.
(Oysa) Onların kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez, üstelik kendileri
onlar için (hizmete amade) hazır asker konumundadırlar”[3] 
ayetleri bunların durumunu ne güzel
anlatmaktadır.

Aziz Hocamızın aile efradı ve
evlatlarının bizim ve bütün Milli Görüşçülerin üzerinde beş temel hakları
vardır.

1-        İslam kardeşliği, “İnnemel Müminune ihvetün” hakkıdır. Çünkü hepsi de çok şükür
iman ve istikamet ehli insanlardır.

2-        Dava birlikteliği hakkıdır.
Hocamızın çocukları Hak davamıza bağlıdır, hizmet ve gayret amaçlıdır; kutsal
hedeflerimize ve Adil Düzen medeniyetine sevdalıdır.

3-        Muhterem Hocamızın evlatları
olmanın, O’nun yakınları ve sırdaşları şerefini taşımanın da elbette ayrı ve
özel bir hatırı vardır. Kur’an’ın tercümanı ve Hak davasının bayraktarı olması
nedeniyle Hocamıza duyulan haklı muhabbet ve bağlılığın bir gereği de, O’nun
çocuklarına ve yakınlarına vefalı ve hürmetkâr davranmaktır.

4-       Aziz Hocamızın vefatından sonra,
partiye özel olarak sızdırıldıklarını ve her türlü münafıklığı
tezgâhladıklarını, Milli Çözüm’ün 30 yıldır hatırlatıp camiamızı uyardığı
Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan ekibinin, bu güne kadar gizlenen kirli
mahiyetini ve sinsi niyetlerini, Fatih Bey’in bazı toplantılarda ve münasip
ortamlarda cesaretle açıklaması da, öce saygı ve takdirle karşılanmıştır. Ancak
bu konuda daha kapsamlı sonuç alıcı ve camiamızı rahatlandırıcı girişimler
beklenirken ve üstelik Oğuzhan Asiltürk daha da ileri gidip TV kanallarında ve
binlerce insanın toplandığı konferanslarda bu çirkin iftiralarını tekrarlarken,
birden bire geri adım atılması ve “bunlar Babamın arkadaşlarıdır, büyüklerimiz
sayılır” edebiyatına başlanması, sadık ve duyarlı insanlarımızı hayal
kırıklığına uğratmıştı. Ne var ki, “Erbakan” soyadının izzet ve haysiyetine
yaraşır, ülkemizin ve Ümmetin hasret ve hassasiyetleriyle bağdaşır, dirayetli
bir tavır hala umulmaktadır, çünkü müminleri ve ezilenleri ferahlandıracak
çıkışlara şiddetle ihtiyacımız vardır. Ve inşallah, sadıkların talep ve
temennilerine tercümanlık yapacak, Partimizi kötü maksatlı ve marazlı tiplerden
kurtaracak hamleler başlatılacaktır.

5-         Rahmetli Hocamızın evlatlarına sahip
çıkmak ve saygılı olmak gerektiğinin bir nedeni de, bunların davamızın ve
camiamızın yüz akları sayılacak ahlaki bir olgunluk ve sorumluluk içindeki
tavırlarıdır. Milli Görüşçüleri mahcup ve mahzun edecek yanlış ve yakışıksız
durumlardan uzak, erdemli ve edepli bir yaşam tarzı edinip sürdürmeleri, bizim
için Rabbimize şükür, kendilerine teşekkür etmemizi gerektiren bir nimet ve
fazilet sayılmalıdır. Ve inşallah bundan sonra da böyle devam eder diye duacı
olmalıdır. Oğuzhan Asiltürk ve ekibinin kışkırtmasıyla, miras meselesi yüzünden
kardeşlerin mahkemelik olması ve Mason münafık medyaya malzeme sunulması ise
elbette yanlıştır ve yaralayıcıdır.

Nasip olur ve fırsat bulunur da,
münasip bir ortamda ve kendi aramızda sohbet imkânı doğarsa, samimi ve seviyeli
ölçüler içinde birbirimize yapacağımız teklif ve tavsiyeler elbette olacaktır.
Onların da mutlaka, bazı mazeretleri ve gözetilen hikmetleri olduğu
açıklanacaktır. Ama, bunları rastgele ve gıybet çerçevesinde konuşmak hem günahtır,
hem faydasızdır; hem de Hocamızın Aziz hatırasına saygısızlıktır.

Hak davaya ve tarihi değişim
olaylarına liderlik konusuna gelince:

Erbakan Hocamızın defalarca
vurguladığı üzere: “HİDAYET, FERASET, DİRAYET, SİYASİ CESARET” gibi Allah (c.c)
vergisi çok özel ve seçkin meziyetler gerektiren; 
ilim ve ehliyet, irade ve azimet,
ciddiyet ve metanet, Hakka teslimiyet ve adalet
 gibi yüksek ve örnek marifetler
isteyen LİDERLİK, Allahu Teâlâ’nın bir ihsanı ve ikramı ve kader programının
tayin ve tanzim ettiği bir imtihanıdır.

Milli Görüş mektebinde yetişmiş, Hak
davanın çilesini çekmiş, sadakat ve samimiyetini, feraset ve faziletini,
cesaret ve metanetini hizmetleri ve hayat serüveniyle ispat etmiş şahsiyetler
içerisinde, yukarıdaki ilmi ve İslami ölçülere uygun görülen kişileri, liderlik
makamına layık görmek ve desteklemek, hem lazımdır, hem de dava ehlinin en
doğal hakkıdır. Ancak bunları yaparken imani ve vicdani ölçülere sadık kalmak
şarttır; kuru ve duygusal bir taraftarlıkla rakipleri karalamak yanlıştır. Ve
asla unutmayalım ki, sonuçta Allah’ın dediği olacak ve herkes kendi niyet ve
gayretinin karşılığını bulacaktır. Erbakan Hocamızın: “Bu davaya,
sadece dünyalık heves ve hesaplar için girip çalışan bir insanın, cehenneme
atılmak için artık başka bir günah aramasına gerek yoktur”
uyarılarını asla
unutmamalıdır.

İlgili ayeti kerimelerden ve hadisi
şeriflerden, İslam âlimlerinin içtihat ve kanaatlerinden ve Erbakan Hoca’mızın
öğretilerinden anladığımıza göre; evet, Milli Devrime şöyle bir Lider lazımdır!

1.      Kur’an-ı Kerimi ve prensiplerini,
Hz. Peygamber Efendimizin sünnetini ve hayat sistemini, Asrı Saadeti, İslam
tarihini ve bunların günümüze nasıl yön vereceğini çok iyi bilen, anlayan ve
uygulayan.

2.     
Erbakan Hocamızın kutlu hayat hikâyesini, yüksek siyaset ve stratejisini ve
evrensel projelerini çok iyi bilen, benimseyen; O’nun seminer ve sohbetlerinde
yetişmiş olan.

3.     
Milli Görüş davasını, manasını, amacını ve üstün farkını detaylarıyla bilen,
bunları içine sindiren ve bir ömür boyu sapmadan bunlara sahip çıkan ve
yaşayan.

4.     
Adil Düzen Projesini, geçiş sürecini, uygulama biçimini teferruatıyla bilen,
her türlü platformda bunları ilmi, siyasi, ekonomik ve ahlaki gerekçeleriyle
rahatlıkla savunup tartışan.

5.      İlk
gençlik yıllarından itibaren, hem de gönüllü ve sürekli olarak, Milli Görüş
davasına her kademede, Türkiye’nin ve İslam ülkelerinin her yerinde hizmet
sunan.. Anarşi dönemlerinde, 12 Eylül sürecinde ve kapatılan partilerimizin
yeniden kurulması gayretlerinde hep Aziz Hocamızın yanında, yolunda ve
camiamızın hayrına çalışmalara katılan…

6.     
Partimize kasıtlı olarak sızdırılan veya sonradan azdırılan
 gaflet ve hıyanet ehlini, herkesten önce fark edip camiamızı
uyaran; öngörülerinin tamamına yakını aynen çıkan; ancak davamıza çöreklenen
nifak takımınca kara listeye alınıp dışlanan, suçlanan ve iftiralara uğrayan

7.      Ama
bütün bu saldırı ve mahrumiyetlere rağmen; asla davamızdan, Hocamıza sadakatten
ve Milli Görüş’ü savunmaktan geri durmayan.

8.      Her
türlü makam ve menfaat teklifine ve çeşitli tehditlere rağmen, asla Milli
Görüş’ten ayrılan döneklere ve batıl düşüncelere kaymayan; istikametinden ve
hedefinden caymayan..

9.     
Özellikle,
 “Bunlar da Milli Görüş’ün devamıdır
ve Erbakan Hoca’nın bir planıdır”
 diye yutturulmaya çalışılan, Aziz Hocamızın tabiriyle; “şu BOP hizmetçisi ve Siyonizm
işbirlikçisi”
 AKP’ye… Ve yine ılımlı İslam diye
Dinimizi yozlaştırıp emperyalizme hizmet ettirmeye yönelen Cemaat’e asla
meyletmeyen ve tahribatlarını yazıp konuşmaktan sakınmayan.

10.       
Yani inancı ve davası uğruna nefsi çıkarını ve rahatını feda etmekten
kaçınmayan.

11.       
İslam’ın mesajını, Milli Görüş davasını ve Erbakan hakikatini çok iyi bilmek
yanında; Siyonist ve emperyalist dünya düzenini, bunların arkasındaki Yahudi
lobilerini ve Masonik merkezleri de çok iyi tanıyan ve yukarıda saydığımız
konuların her birisi hakkında ilmi konferanslar sunacak ve bilimsel kitaplar
yazacak kadar birikimli bulunan.

12.       
Yeni bir Dünya medeniyetinin merkezi ve motoru olacak Türkiye’mizde, Milli
birlik ve dirliğimizin korunması; ertelenen SEVR’in ve gizlenen LOZAN’ın özel
maddeleri gereği ülkemizin federasyonlara ayrılıp parçalanmasına kesinlikle
karşı çıkılması hususunda, oldukça dikkatli ve duyarlı davranan.

13.       
Ve bu nedenle Yüce Mevlamız; Milli ve vicdani gayret güden çok farklı
kesimlerde de kendisine itimat ve itibar edilip, saygı duyulan; hidayet,
feraset, cesaret, ilim ve dirayet sahibi bir lideri herhalde hazırlamıştır ve
yollarını açacaktır.

“Onlar, süs (hazır kolaylık ve
rahatlık) içinde yetiştirilip (bazı imkân ve makamlara ulaştırılan ve nazlı
kadın misali mertçe) mücadeleye açık olmayan(ları) mı (Allah’a layık ve yakışık
buluyorlar?)”[4]

Ayetinin ikaz ve işaretiyle:
Allah’ın rızası ve davasının hatırı için, hasımları olan din düşmanlarına ve
teşkilata sızmış münafıklara karşı, en çetin şartlarda bile, cesaret ve
metanetle Hakkı savunacak, her türlü sıkıntı ve kısıntı içinde ve her çeşit zorlama
ve horlamaya rağmen çileli ve çetrefilli yolları bir bir aşıp kutlu hedefe
ulaşacak,
 “dava dertlisi bir devrim rehberine” ihtiyaç vardır ve inşallah ortaya çıkacaktır.

Yukarıdaki özellikleri taşıyan bir
şahsiyete sahip çıkmak ise; iz’an ve insaf ehli dava erlerimizin, iman ve
vicdan ayarını gösterecek bir imtihanıdır. Elbette;
 “Yardım Allah’tandır ve Zafer
Yakındır!”
 Ve Mevla’mızın Va’di Haktır.

“Mücrimler (sorumluluktan kaçan
suçlu günahkârlar) istemese de (Allah) HAKKI gerçekleştirip (üste çıkarmak) ve
BATILI geçersiz kılmak (istiyordu)”[5]

“Velev kâfirler hoşlanmasa da, Allah
kendi nurunu tamamlamaktan başka bir şey murad etmiyordu.”

“Müşrikler (ve münafık kesimler)
kerih görüp (engel olsa da) O (Allah) Dinini bütün (batıl düzen ve) dinlere
üstün kılmak üzere, elçisini hidayetle ve Hak dinle gönderiyordu”[6]

Sonuç olarak:

Hiçbir güç ve girişim, Cenabı Hakkın
tayin, takdir ve taksimini değiştirmeye yeterli olmayacaktır. Hangi değişim ve
devrimi, hangi kişi ve ekipler eliyle yapacağı, Allah’ın kararıdır ve kaderde
kayıtlıdır. Nefsi kurgu ve kuruntularımızın heveslisi ve hayalcisi olmak
yerine; Cenabı Hakkın rızası peşinde, ahiret hazırlığı gayretiyle kulluk
sorumluluklarımızı kuşanmak lazımdır ve nefsi iddialar değil, imtihan
zamanıdır.

Şayet Hakkın hakimiyeti ve davanın
galibiyeti, özel beklentisi dışında başka bir şahsiyet eliyle gerçekleşmesi,
milletimizin ve ümmetin huzura erişmesi halinde; bu işi kendileri başarmış gibi
sevinip, nasipli kişileri canugönülden tebrik ve takdir edip tabi olmayan
kimse, sadece nefsinin hizmetçisi bir zavallıdır..


 



[1] Mümtehine:
1

[2] Mümtehine:
4. Ayet orta kısmı.

[3] Yasin:
74-75

[4] Zuhruf:
18

[5] Enfal:8

[6] Tevbe:32-33








 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi