Anasayfa » ŞEYH ŞAMİL 'İN TORUNU MSP 'DEN MİLLETVEKİLİ OLDU

ŞEYH ŞAMİL 'İN TORUNU MSP 'DEN MİLLETVEKİLİ OLDU

Yazar: yonetici
0 Yorum 143 Görüntüleyen

Çok çalışkan olduğu için üniversitede “KUŞ” lakabı takılıyordu

Yazılı ve sözlü imtihanlardan hep 10 numara alıyordum

-Şimdi kendi sınıfımdayken sınıf arkadaşlarıma hocalık yapmak başka, bir sınıfın en çalışkanı olmak başkadır. Çünkü arkadaşlarına hocalık yapmak gibi bir hususiyet vardır. Bu hususiyet bende daha küçük yaşlarda başlamıştır. Mesela; İstanbul Erkek Lisesi’ne devamda 1 ay kadar geç kalmıştık. Biz Trabzon’dan geldiğimiz zaman, o bir ay esnasında hocaların anlattığı konularda bulunamamıştık 1 ay sonra müzakere yapmaya başladıkları zaman, hocalarımız hemen ilk günlerden itibaren “sınıfın en çalışkanıdır” unvanını takmıştır. Hatta ortaokulun 2. sınıfında tabiat bilgisi derslerini, fizik derslerini, hocamız diş tabibiydi, kendisi çok meşgul olduğu için vermediği dersleri, bana hazırlattırıp, anlattırırdı.

Ortaokulun son sınıfında bütün derslerden 10 numara alarak geçmişizdir. Onlar bitirme imtihan’ı idi, yani müsabaka şeklinde yapılırdı, kapalı kâğıtlarla.

“Ne bir kelime fazla, ne bir kelime eksik”, Hocaların anlattığı ve kitapların yazdığını aynen tekrarlıyordum

Bilhassa matematik derslerinde, birçok problemleri kaldırıp çocuklara anlattıran 7. sınıftaki riyaziye hocamız ki bu Sulhi Dönmezer’in babasıydı.

-“Bak dikkat ediyor musunuz bir tek kelime fazla söylemiyor, bir tek kelime eksik söylemiyor. Ben anlatsam bunu böyle anlatamam” diye sınıfta takdir hisselerini ifade ettiğini hatırlıyorum.

Evet, kendisi eski demiryolu subaylığından emekli olmuştur. Ve İstanbul Erkek Lisesinde matematik hocalığı yapardı, Fatih’te otururdu. Bütün matematik hocalarının, hepsinin bir hususi alakası olmuştur bana.

“Sıfırcı Avni’den hayatında ilk defa 10 tam notu ben alıyordum”

Ha, unutmadan söyleyeyim meşhur “sıfırcı Avni” hayatında ilk tam notu, yani on numarayı bana vermişti. Lise bir, yani dokuzuncu sınıfta bize matematiğe geldi.

Ben hevesle beni derse kaldırsın diye bekler dururum. Meğersem hocanın birisi ona benim hakkımda bir şeyler fısıldamış. Bekle bekle, hoca beni derse kaldırmıyor. Herkesi derse kaldırıyor basıyor sıfırı.

İlk defa bir yazılı imtihan yaptığı zaman, bir on numara verdi ve ertesi gün geldi, notları okurken, dedi ki:

-“Ben hayatımda ilk defa bir iş yaptım, Necmettin’e 10 numara verdim! Hâlbuki bugüne kadar ben 10 numarayı hep kendime saklardım. Fakat sorduğum suallere vermiş olduğu cevapları gördüğüm zaman bu adetimi bozmak mecburiyetinde kaldım!”

Tabii 11’inci sınıfa gelince fizik hocası, kimya hocası ve matematik hocaları bana ayrı ders vermeye başladı. Yani bilhassa matematik hocası, Fransa bakaloryalarında sorulan sualleri bana sorardı. Mesela bütün sınıfa başka ödev verirdi, ama bana başka ödev hazırlardı. Sen şunu yap derdi. Ve bu ödevler üniversite seviyesinde ödevler idi.

“Hocamız Hasan Fehmi 3 bin kişinin içinde benim kapalı yazılı kâğıdımı tanıyordu”

Ve, 11’inci sınıfta bitirme sınavlarında riyaziye hocamız heyet halinde imtihan kâğıtlarını okurlarken, bakınız ben bu kâğıdı açmış değilim, fakat (Bütün İstanbul’daki özel okullar da bizim okulda imtihan oluyordu ki, aşağı yukarı 3 bin kişilik falan bir imtihandır bu.) 3 bin kişinin kâğıdının içinde, “bu mutlaka Necmettin’in kâğıdıdır”, demiş muallimler meclisinde, riyaziye hocamız Hasan Fehmi. İltimas olmasın diye isim, soyadı ve mektep numarası köşede katlı ve görünmez vaziyette idi.

O zaman liselerde iftihar kitapları çıkardı. Tabii o zaman, bütün o iftihar kitaplarına geçmişizdir. O imtihan kitaplarını bulursanız, oradaki sınıflar ait o küçük yaştaki fotoğraflarımdan da bulmak mümkündür. İftihar kitabı bütün Türkiye’nin iftihar kitabı diye basılıyordu o zaman. Biz 8. sınıfta iken başladı. Son sınıfa kadar devam etti..

-Bir de efendim bu çalışkanlık yüzünden, öğretmenleriniz veya arkadaşlarınız size bir isim bulmuşlar mıydı o zaman?

-Efendim Teknik Üniversitede tabii ismimiz kuş’tu. Kuş; orda çok çalışkanlara (koşarak değil, uçarak iş yapanlara) verilen isimdir. Lisede böyle bir isim takma girişimi olmamıştır. Yalnız lisede bir matematik kulübü kuruldu. Bütün sınıflar arasında. İstanbul Erkek Lisesi Büyük bir lisedir.

O zaman aşağı yukarı 6 adet son sınıf vardı, 3 tane edebiyat, 3 tane fen. Bütün bu sınıfların arasında bir matematik kulübü teşkil edildi. Ve oraya başkan olarak beni seçtiler.

“Kimya hocası Refik Bey ders anlatışıma hayret ediyor ve hayranlığını belirtiyordu”

Kimya hocamız Refik Bey çok kıymetli bir kimyacıydı. Refik Bey gayet sert bir insan, kimseye 4 ve 5 numaradan fazla vermez, diye adı çıkmış bir hocaydı. İlk günü bir ders anlattı. Şimdi bunu kim anlatacak, dedi… Tabi arkadaşlar bizi gösterdiler, kalktık.. O bir tek çözüm şekli göstermişti. Bu “kimya denklemlerinin kat sayılarının tayini” hakkındaydı. Biz ise bunu şöyle yapabiliriz, böylede yapabiliriz” diye iki üç türlü kendisine izah ettiğimiz zaman, tabii hayretler içinde kalmıştı. Dedi ki ben eski senelerdeki usullerimi bozacağım galiba… Çünkü benden 5’den 6’dan fazla numara kimse alamazdı. Ama şu anlatma karşısında bu arkadaşınız bana usullerimi bozduracaktır!” dedi. Böylece benimle ilk defa tanıştı.

“Sınıf arkadaşlarıma bedava ders veriyordum”

Bu arada, Lisede iken,, birçok dersleri diğer arkadaşlara anlatıyorduk. Ve bizim günümüzün yarısı arkadaşlarımıza özel ders vermekle geçiyordu. Birçokları bir kısım dersleri anlayamazlardı. Bilhassa lisenin son sınıfında. Sınıfın 20 kadar talebesine adeta Cumartesi Pazar günleri özel ders veriyorduk.

-Bedava mı hocam?

-Tabii bedava.. Sınıf arkadaşımız bunlar.. O zaman mütalaa sınıfları vardı. Mütalaa sınıflarında herkesin kendi kendine çalışması lazımdı. Amma hocalar benim ders vermeme müsaade ederdi. Arkadaşlar benim yanıma gelirlerdi, o zaman biz, sabahleyin derste hocaların anlattıklarını, kavranmayan kısımlarını bir kere daha tercüme ederek anlatmaya çalışırdık. Böylece sınıf arkadaşlarımıza bir nevi hocalık yapardık.

Siyasi hayatı ve kısa hatıraları

Erbakan Hoca milletine, memleketine ve tüm İslam ve insanlık âlemine en hayırlı ve kalıcı hizmetleri yapabilmek üzere siyasete atılmış, dünyalık nimet ve etiketleri hiçe sayarak tarihi bir mücadeleye başlamıştı. Onun bu girişimi en çok din ve milliyetçilik istismarcılarını telaşlandırmıştı.

MSP’ ye girmek isteyen Türkeş’in yardımcısını komandolar kaçırıvermişti! İşte o günkü bir gazete haberi:

“MHP’ den ayrılan 6 kişi otomobille MSP merkezindeki katılma törenine giderken, ikinci otomobilde bulunan Faruk Akküllah ve Yüksel Serdengeçti komandolar tarafından kaçırıldı. Serdengeçti bulundu Akkülah’ı ise polisler arıyor.. MSP genel merkezinde düzenlenen transfer törenine gitmek üzere iki otomobille yola çıkan altı MHP’liden ikisi kaçırılmıştır. MHP genel başkan yardımcılığından bir ay önce istifa ettiği öne sürülen ve önceki gün kaçırılan Faruk Akkülah henüz bulunamamıştır. Öğrenildiğine göre MHP’den ayrılan altı kişi, MSP genel merkezinde yapılacak törene katılmak üzere 1969 yılında MHP genel sekreterliği yapan eski milletvekili İsmail Hakkı Yılanlıoğlu’nun Gazi Osmanpaşa Nenehatun Caddesi Kargöz Sokaktaki evinde bulunmuşlardır.” (o günkü gazeteler)

Şeyh Şamil’in torunu MSP’den milletvekili oldu

MSP’li parlemanter adaylarının çoğunluğu ilahiyatçı, tüccar ve mühendislerden oluşmaktaydı.

Milli Selamet Partisi’nden 5 Haziran seçimleri için Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu üyeliğine aday adayı olanların adları Çankaya sinemasında düzenlenen bir toplantıda açıklanmıştır. Adları açıklanan adaylar arasında Şeyh Şamil’in torunu Sait Şamil de vardı.

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi