Anasayfa » MEHDİ HAKTIR VE ÇIKIŞI YAKINDIR.

MEHDİ HAKTIR VE ÇIKIŞI YAKINDIR.

Yazar: yonetici
0 Yorum 264 Görüntüleyen

MEHDİ HAKTIR VE ÇIKIŞI YAKINDIR.  

Biz bu kitapçığı, inanmış olduğumuz, ihtiyaç duyduğumuz ve onunla huzur bulduğumuz, Mehdiyetle ilgili bazı bilgileri ve belgeleri başkalarıyla paylaşmak… Bu konulara ilgi duyan ve araştırma yapanlara bazı anahtar bilgiler sunmak ve kolaylık sağlamak niyetiyle hazırladık…

Kendimizi ve bildiklerimizi başkalarına ispatlamak… Veya herkesi bizim gibi inanmaya zorlamak yönünde bir gayemiz ve gayretimiz olmadığından, samimi bir üslup kullandık…

Önemli olayların ve kahramanların “Vukuundan önce şuyu bulması”, yani ortaya çıkmaları yaklaşınca bir sevk-i tabii olarak, halk arasında bu kişi ve konuların tartışılır ve araştırılır olması, zihinleri hazırlamak, gönülleri yatıştırmak için, manevi bir inayet ve işarettir.

Mehdiyle ilgili konuşmayı ve Mehdiyi araştırmayı yersiz ve gereksiz görenler, hatta bu konuyla uğraşanların tehli ve fesat ehli olduğunu ileri sürenler, ya Mehdi gerçeğinden ürkenlerdir, ya İslamın hakimiyet ümidini yitirenlerdir, ya da bu konudaki bilgi yetersizliğinden kafası hurafelerle örülenlerdir.

 

 

Oysa Hz. Mehdiyle ilgili yüzlerce rivayet en sahih hadis kitaplarında zikredilmiş… Mezhep imamlarından, tasavvuf kutuplarına yüzlerce müctehit, müceddid ve mürşit bu kutlu müjdeyi haber vermiş ve beklemiş… Yani Mehdi’nin gerçekliği ve geleceği hususunda, tüm ümmeti Muhammed arasında, manevi bir icma meydana gelmiştir.

 

 

“Cenab-ı Hak’kın, yanlış ve yararsız bir konuda, ümmetinin ittifakına fırsat vermeyeceği”, Peygamber efendimizin hadisiyle sabittir.

 

 

Bu konunun bazı art niyetli, makam ve menfaat heveslisi kimselerce, zaman zaman istismar ve suistimal edilmesi, ve bazı safdil insanları peşlerinden sürüklemesi, bu gerçeğin terk edilmesini ve gündeme getirilmemesini gerektirmez… Çünkü haklı ve hayırlı olan, önemli ve değerli bulunan her şeyin istismarı yapılabilmektedir. Her istismar edilenin terk edilmesi ise, elbette söz konusu değildir.

 

 

“Mehdiyet meselesinin, Müslümanları tembelliğe ve boş beklentilere sevk ettiği ve bu nedenle gündeme getirilmemesi gerektiği” iddiaları da tutarlı değildir.

 

 

Her şeyden önce, eğer Mehdiyet müjdesi, müminleri rehavet ve meskenete sevk edecek olsaydı, Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz bunları, hem de ısrarla haber vermezdi…

 

 

Halbuki müminleri esaret ve sefalete sürükleyen şey gayretsizlik… Gayretsizliğin asıl sebebi ise, ümitsizliktir. Yüksek ve kutsal hedeflere kavuşma… Zulüm ve zilletten kurtulma ümidi küllenen ve artık idealini ve gayesini yitiren kimseler, geçici ve nefsi heveslerinin kölesi, hakim ve hain güçlerin kuklası olmaya aday demektir.

 

 

Hadis ve haberlerde bildirilen, dünya çapında liderlik şartlarını taşıdığına kanaat getirilen, ehil ve emin şahsiyetlerin “Mehdi” olarak bilinmesinin ve Onun hakkında hüsnü zan edilmesinin ise, ne itikadi, ne içtimai hiç bir zararı söz konusu değildir. Zaten böyle bir konuda, başkalarının bizim gibi inanmaya ve bir şahsiyete bizim gözümüzle bakmaya ne dinen, ne vicdanen bir mecburiyetleri ve mesuliyetleride ileri sürülemeyecektir.

 

 

 Ne var ki, Peygamberimizin özellikle haber verdiği bir müjdeyi önemseyen, dünyadaki şartların ve ihtiyaçların doğrultusunda böyle bir hareketin ve şahsiyetin zuhurunu gerekli gören… Adem Peygamberden günümüze tüm şeytani düşünce ve düzenlerin ortak birikimi ve en güçlü temsilcisi olan Deccalizme-Siyonizme[1] karşı, yeterli ve gerekli tedbirleri alabildiğine, alt yapı hazırlıklarını tamamlayabildiğine güvenilen… Hikmet ve feraset ehli tarafından takdir ve takdim edilen… Velhasıl pek çok işaret ve beşaretler kendisini gösteren, dünya çapındaki bir şahsiyeti, Mehdi olarak görmek ve onun insanlık davasına samimiyetle gönül vermek, günah olmak bir tarafa, büyük bir mutluluk ve bir o kadar da sorumluluk vesilesidir.

 

 

Acizane, Hz. Mehdiyle ilgili hadis ve haberleri… Bu konuda yazılmış eski ve yeni eserleri okuyup araştırdıktan… Ulaştığımız velayet ve hikmet ehlinin sırlı sohbetlerine vakıf olduktan… Ve ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde yaşanan olayların perde arkasını kavramaya ve doğru yorumlamaya çalıştıktan… Asya, Avrupa ve Afrika’daki önemli ülkeleri dolaşıp, oralardaki ilmi, İslami ve insani girişim ve gelişmeleri ana hatlarıyla da olsa tanıyıp anlamaya başladıktan sonra, bizde oluşan şu dört kanaat giderek güçlendi:

 

 

1 – İnşaallah Hz. Mehdi’nin zuhuru çok yakındır.

 

 

2 – İşaretler ve gelişmeler, Hz. Mehdi’nin Türkiye’den çıkacağı doğrultusundadır.

 

 

3 – Hz. Mehdi hizmet aracı olarak siyaseti kullanacaktır.

 

 

4 – Kahraman Ordumuz, Türkiye merkezli bu büyük değişimin ve mutluluk medeniyetinin, en sağlam direği ve en sadık destekçisi olacaktır.

 

 

1 – İnşallah Hz. Mehdi’nin Zuhuru Çok Yakındır:

 

 

Bediüzzaman Hz.leri, “Elhasıl Mevlana Halid Hicri 12. asrın, Risale-i Nur 13. asrın müceddidi hükmündedir.”[2]

 

 

 “… Onun için Nurlara O ismi vermek (yani Mehdi demek) münasip görülmüyor. Belki, müceddittir, Onun pişdarıdır (Mehdi’nin öncü komutanı ve hazırlık yapıcısıdır.) denilebilir.”[3] Öyle ise Hz. Mehdi 14. asrın (Hicri 1400 ve sonrasının) müceddididir.

 

 

Ve bu sene Hicri 1425 tir.

 

 

Ve yine Üstat: “Bundan bir asır sonra, zülümatı dağıtacak olan zatlar Hz. Mehdi’nin şakirtleri olabilir.”[4] Bu verilen tarih Hicri 1393 – Miladi 1978 etmektedir. Bu tarih Bediüzzaman’ın “Hem Türk unsurununda, ebedi kabil-i, iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak… Bir şık diğer şıkkın kuvvetini kırdığı için, milletin kuvveti hiçe inecek”

 

 

Yani Türkiye’de, asla uzlaşmayacak şekilde millet iki fırkaya bölünecek ve birbiriyle vuruşturulup milletin gücü sıfıra düşecek”[5] diye haber verdiği olayların sağ-sol kavgası olarak hızlandığı, ama bunların dışında, milli ve manevi değerleri esas alan, ama zahiren zayıf durumda olan bir hayırlı hareketin ortaya çıktığı ve sağcı solcularla hükümet kurarak onların tahribatlarına engel olduğu bir tarihe işaret edilmektedir.

 

 

Konuyla ilgili Tevbe suresi 32. Ayetin Ebced hesabı ise Hicri=1424`ü Miladi 2004`ü göstermektedir.

 

 

Özellikle Risale-i Nur camiasında malum ve makbul olan ve ahirzaman fitnelerini ve müjdelerini haber veren rivayetleri içinde toplayan “Esrarname” adlı kitapçıkta yer alan ve hicri 3. asır muhaddislerinden olduğu sanılan Kelde bin Zeyd`in Esmel Mesalik adlı hadis kitabında bulunan ve Ebu Hureyre’den rivayet olunan bir hadisi şerifte şöyle buyrulmaktadır:

 

 

“…Sonra Şam bölgesinden Irak`ta cebbar bir adam zuhur eder ki, O adam süfyanilerden (İslam ülkelerindeki zalim ve saptırıcı idarecilerden) biridir. Ve O`nun bir gözünde hafif bir aksama vardır. O`nun adı Saddam’dır. O kendisine muarız olanlara karşı Saddam (zorba, gaddar ve saldırgan)dır. Bütün dünya Küçük Kut`ta (Kuveyt`te) O`nun (yenilmesi) için toplanırlar ki, Saddam da bu Kuveyt`e daha evvel aldatılarak girmiştir. Bu süfyanide hiç bir hayır yoktur. İllaki İslamiyet’e dönerse, o zaman, Onda hayır olur. O hem hayır, hemde şer(için müsait)dir. Mehdi-yi Emin`e hain olana veyl olsun”

 

 

(Demek ki, Saddam`la Hz. Mehdi aynı dönemdedir. Ve Saddam, aslında siyonistlerin uşağı bir hain ve zalim olduğu halde, ama gözden çıkarılınca bir dönem onlara karşı tavır takınıp hayra taraf görünse de, sonunda yakınları ülkesine, milletine, hidayet ve İslamiyet cephesine hıyanet edecektir.)

 

 

Hicretten bin dörtyüz (1400) sene sonraki akidlerden iki veya üç akid say. (her akid=10 senedir. Demek ki 1420-1430 arası) O vakit Mehdi-yi Emin çıkar ve bütün dünya ile harp eder. Dalalete düşenler, (sapık Hıristiyanlar) Allah’ın gadabına uğramış olanlar (Siyonist Yahudiler) ve Münafıklar (Müslüman ve makbul insan zannedilip, masonlara çalışan ve zalim düzenle ve Siyonizmle işbirliği yapan kimselerin hepsi O`nun karşısında birleşir) ve İsra ve Miraç beldesi olan Kudüs’teki Meciddun dağlarında (O`nu engellemek üzere) toplanırlar.

 

 

Bütün dünyanın ve bütün hilelerin mesi (simgesi kadın olan ülke-Amerika`ya işarettir.) de Mehdiye karşı çıkar ki Onun ismi zaniyedir. Bu me (simgesi kadın olan ülke) o gün bütün dünyayı küfür ve delalete sevk eder. Yahudiler o dönemde, dünyaca en yüksek makamdadırlar. Bütün Kudüs`e ve mukaddes beldelere hakim durumdadırlar.

 

 

Bütün dünya, denizden ve havadan Mehdi`nin (ve İslam ülkelerinin) üzerine hucüm eder. Ancak, çok soğuk ve çok sıcak ülkeler müstesna… (Sonunda her türlü) Kudrete sahip olan Cenab-ı Hak Mehdiye nusret için, en şiddetli bir darbe ile onları (küfür ve kötülük ordularını) vurur… Ve karayı, denizi ve havayı, onların üzerine yandırır… Allah küfür (ve zulüm saltanatının) zevalini irade eder.”

 

 

Hadis olarak anlatılan bu rivayet günümüzdeki gelişmeleri açıkça haber vermekte ve Hz. Mehdi`nin Hicri 1420 ile 1430 arasında büyük devrimini gerçekleştireceğini söylemektedir.NOT

 

 

Mehdi`nin 40 (kırk) yıl hizmet süreci olacağı, bunun 33 yılının hazırlık, son 7 yılının ise hükümranlık şeklinde yaşanacağını bildiren haberler[6] dikkate alındığında, içinde bulunduğumuz dönem, daha bir önem ve özellik arz etmektedir.

 

 

Bu arada Peygamberimiz (SAV) Türk milletinin şahsi manevisinde zuhur edeceğine inandığımız Hz. Mehdi’nin çıkışına yakın bir zamanda Irak’ta büyük olayların meydana geleceğinden de bahsetmiştir. Aşağıda geniş bir araştırma sonucu güvenilir bir çok kaynaktan elde edilen Irak savaşı ile ilgili hadisleri, güncel haberlerin ışığında sizlere sunuyoruz.[7]

 

 

1-Ordu’nun kayboluşu:

 

 

“Mehdi’nin beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani sanadan bir sayha, Beyda da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.”[8]

 

 

2-Irak ve Şam’a ambargo uygulanması:

 

 

Ebu Nadre (R.A) dedi ki; Cabir (R.A)’ın yanında idik, şöyle dedi: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine bir kafiz (kile), bir dirhem sevk olunmayacak”. Dedik ki “bu kimden dolayı olur”. Dedi ki: “Acemler (Arab’ın gayrısı) bunu men ederler.” Sonra dedi: “Şam ahalisine bir dinar, bir müdy (kile) sevk olunmayacak”. “Bu kimden dolayı olur” dedik. “Rumlar’dan dolayı” dedi.[9]

 

 

3-Irak’ın yeniden yapılanması:

 

 

“İnsanların en şerlisi Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz. Ve Iraktaki masum insanlar Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak’ta yeniden yapılanır.”[10]

 

 

4-Irak’ın üçe bölüneceği:

 

 

Rasulullah (SAV) in bildirdiğine göre, Irak halkı üç fırkaya ayrılır. Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar. Bir kısmı savaşır ve öldürülürler. Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın.[11]

 

 

İman ve ibadet esaslarıyla, genel ahlak ve insan hakları kurallarıyla ilgili olmayan, Müslümanların amel etmekle zorunlu tutulmadıkları, gaibten haber veren ve asırlar sonrası olayları bildiren böylesi rivayetleri, hadis kriterlerine vurmanın veya peşinen inkar ve itiraza kalkmanın bir anlamı yoktur.

 

 

Bu tür haberleri zamana bırakmak en doğrusudur. Eğer aynen veya benzeri şekilde zuhur ederse, bu Hz. Peygamberimizin bir mucizesi ve müminlerin moral kaynağı ve müjdesi olur.

 

 

Hem, makbul ve mantıki temellere dayanan bu yoldaki temenni ve tahminler doğru çıkarsa, bunun kârı ve yararı tüm Müslümanların ve insanlığın olacaktır. Yok yanılırsak, bunun hiç kimseye ve hiç bir şekilde zararı dokunmayacaktır.

 

 

Bütün işaret ve alametler Hz.Mehdinin tüm hazırlık ve hizmetlerini tamamlamış ve kesin zafere çok yaklaşmış olduğu doğrultusundadır.

 

 

“Dünya çapında program ve projeleri olan filan şahsiyet son hazırlıkları yapacaktır. Ondan sonra da Mehdi ortaya çıkacaktır” iddiaları hem akıl dışıdır hem de görünen gerçekleri çarpıtmayı amaçlamaktadır.

 

 

Çünkü peygamberlerin ve devrim önderlerinin en önemli özelliği ve en büyük şerefi çok zor ve zahmetli olan hazırlık sürecini ve alt yapı hizmetlerini tamamlamalarıdır.

 

 

Sadece açılış merasimine ve kurdele kesmeye gelecek bir Mehdi inancı saflıktır ve safsatadır.

 

 

Yok eğer, beklenen zat şu anda iş başında değilse ve tüm hazırlıklarını görmemişse yeni gelecek veya zuhur edecek zatın sünnetullah gereği en az 30-40 yıl daha hazırlık yapması, yani yeniden teşkilat kurması, tedbirlerini alması, cemaatını ve sadıklarını tanıması ve tartması ve çeşitli imtihanlara tabi tutulması icab eder ki ne insanlığın ihtiyaçları ve ne de dünya şartları bakımından böyle uzun bir zamana tahammül kalmamıştır.

 

 

2 – İşaretler ve Gelişmeler, Hz. Mehdi’nin Türkiye’den Çıkacağı Doğrultusundadır:

 

 

“Naim, Hakim bin Nafi’den tahric etti. Dedi ki: Süfyani Türklerle savaştıktan (onları İslami ve insani haklarından mahrum bırakmaya uğraştıktan) sonra, O`nun (zihniyet ve ekibinin) yok edilmesi görevi, Mehdi’nin elinde olur. Mehdi, ilk kurduğu orduyu (teşkilat ve topluluğu) da Türk(leri tehdit edenler)e gönderir.”[12]

 

 

“Horasan tarafından (Türklerin Orta Asya’dan göçtükten sonraki ilk yerleşim merkezleri ve İslam’la tanışma yerleri olan ve bu haberin verildiği tarihte İran topraklarında yaşayan ve daha sonra Anadolu’ya geçecek olan Selçuklu ve Osmanlı Türklerinden) çıkan siyah sancaklıları gördüğünüzde, kar üzerinde sürünerek te olsa, onlara gidin (ve katılın) çünkü onların içinde Allah’ın Halifesi Mehdi vardır.”[13]

 

 

“Mehdi’nin has yardımcıları Arap olmayacak, başka milletten olacak ve Allah yolunda hiç bir kınayanın ayıplamasından ve dedikodusundan korkmayacaklardır.”[14]

 

 

 Bediüzzamanın:

 

 

“Hem Türk unsurunda, ebedi kabili iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak (Türk toplumu içersinde sağ-sol şeklinde asla barışmayacak ve bir araya gelmeye yanaşmayacak şekilde bir parçalanma ve kardeş kavgası kızıştırılacak) Bir şık (diğer) bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, o vakit milletin kuvveti hiçe inecek”[15] dediği ve Türkiye’deki bu anarşi ve kargaşa döneminde sağ ve solun dışında milli ve yerli bir düşünce ekibinin, zahiren zayıf olmasına rağmen, bu dış mihraklı kardeş kavgasını ve masonik sağ-sol yapılanmasını etkisiz bırakacağını haber verdiği hareket ve şahsiyet acaba hangisidir?

 

 

Ve yine:

 

 

“Saat (Mehdiyet ve kıyamet alametleri) yaklaştı. Ve ay yarıldı (Ay`a varılıp iz bırakıldı)”[16]ayetinin bir işari mucizesi 1969 da gerçekleşti ve Ay`a ilk insanlı uzay aracı gönderildi.

 

 

Bu ayet aynı zamanda, çok önemli değişim ve devrimlerin başlangıç vaktine de dikkat çektiğine göre, acaba 1969 tarihinde ve kar yağan bir ülkede, hangi önemli şahsiyet, hangi önemli bir harekete fiilen girişmiştir?

 

 

Naim Bin Hammad, Muhammed bin Cübeyr’den tahric etti:

 

 

“Mehdi’nin kaşları ince, yüzü (yıldız gibi ve bulunduğu her ortamda ve herkes tarafından fark edilecek bir şekilde nurlu) parlak, ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır. Hicazdan (veya Medine’den) gelip Şam`da mimbere (hizmet mevkine) oturduğunda 40 yaşında olacaktır.”[17] Bediüzzaman Hz.leri bu gibi hadislerin tedvini (yazılıp kitap halinde tespiti) sırasında İslam devletinin başkenti Şam olduğundan, ve devamlı böyle kalacağı sanıldığından, hep Medine-Şam üzerinde durulduğunu söylemektedir.

 

 

Yoksa, örneğin son İslam Medeniyeti Osmanlı’nın fethi müjdelenmiş Medine’si İstanbul`dan, siyasi hareketine zemin hazırlayacak, çok önemli bir sivil örgüt kurumunda görev alması nedeniyle, yeni Cumhuriyetin başkenti Ankara`ya gelip yerleştiği tarihte, tam kırk (40) yaşında olan bir şahsiyetin kim olduğunu merak etmek, bizi daha doğru ve doyurucu bir adrese götürebilir..

 

 

19 Nisan 2003 Cumartesi tarihli Milli Gazetenin 8. sayfasında Harun Yahya “Hz. Mehdi’nin çıkışına işaretler“ başlıklı yazısında, Mehdi’nin, Müslüman Türk Milleti’nin şahs-ı manevisi olarak tecelli ve tezahür edeceğini aynen şu sözlerle dile getirmektedir:

 

 

“Ahir zaman alametleri hakkında bize yol gösteren en önemli delillerden birisi, Hz. Mehdi’nin çıkışıdır. Mehdi, ahir zamanın en büyük fitnelerinin gerçekleşeceği dönemde ortaya çıkacaktır.“

 

 

Hz. Mehdi’nin geleceği zaman hadislerde açık olarak belirtilmiştir. Mehdi’nin ortaya çıkışından kısa bir süre önce belirecek bir çok alamet, insanların bu kutlu şahsı anlamasına yardımcı olacaktır. Mehdi’nin gelişinden önceki ortamla ilgili Peygamberimiz (sav)’in şu haberi aktarılmaktadır:

 

 

“Ahir zamanda ümmetimin başına, sultanlarından (zalim ve hain iktidarlardan) şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir. O zaman Allah, daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduran benim soyumdan birisini gönderecektir.”[18]

 

 

Bu konuda hadislerin tamamında Mehdi’nin ortaya çıkışından hemen önce, dünyada zulüm ve kargaşanın hakim olacağından bahsedilmektedir. Hadislerin devamında yine ahir zamanda, İslam ümmetine karşı çok büyük bir saldırı, çok büyük bir baskı olacağından da söz edilmektedir.

 

 

Bunların yanında Mehdi’nin çıkış yeri, çıkış zamanı, ve kişisel alametleri ile ilgili de, çok açık ve belirleyici birçok hadis bulunmaktadır.

 

 

Mehdi, İslam’ı özüne döndürdüğü gibi, Kur’an ahlakının yaşanmasına vesile olacak, tüm İslam alemini içine alan bir “İslam Birliğinin” kurulmasına da öncülük edecektir.

 

 

Bu birlik demokratik esaslara ve hukukun üstünlüğüne prensibine dayanan, merkezi bir İslami otorite anlamına gelen bir “İslam Birliği”dir. Tüm bu işaretlerden anlaşılacağı gibi, İslam Birliğini kuracak olan Mehdilik görevi, günümüzde üstün ahlak sahibi Müslüman Türk Milletinin Şahs-ı manevisinde tecelli etmektedir.é

 

 

Ve yine Bediüzzaman:

 

 

(İman ve İslam) Öylesine kökleşmiş ki, inşallah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz. Ta ki ahir zamanda Cenab-ı Hak’kın, izniyle gelecek ve hayatın geniş (siyaset) dairesinde (hizmet görecek olan) Hz. Mehdi ve şakirtleri, bu daireyi genişlendirir ve (atılan) tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizden (bu mutlu gelişmeleri) seyredip Allah’a şükrederiz[19] sözleriyle, Mehdinin Anadolu’dan zuhur edeceğini haber vermektedir.

 

 

Mehdiyet konusunda, Büyük İslam alimi Muhyiddin Arabi Hz.lerinin özellikle Konya’yı işaret etmesi de önemli bir müjdedir.

 

 

3 – Hz. Mehdi, Hizmet Aracı Olarak Siyaseti Kullanacaktır:

 

 

Siyaset, başta Peygamber efendimizin, beni İsrail nebilerinin ve Raşit halifelerin hizmet ve hikmet mesleğidir. Hem halkı hayra yönlendirme, hem de insanları hak ve adaletle yönetme vazifesidir.

 

 

Özellikle günümüzde siyaset en etkili ve en yetkili biçimde tebliğ, terbiye ve teşkilat yürütme (disiplinize ve organize etme) imkanı vermektedir.

 

 

Bu nedenle Bediüzzaman Hz.leri:

 

 

“Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var; Ve siyaset aleminde, diyanet (imani ve ahlaki tedavi, terbiye ve terakki) aleminde, Saltanat (devlet başkanlığı) aleminde, ve Cihat (askeri hareket ve kesin galibiyet) alemindeki çok dairelerde icraatları olacağını”[20] söylemekte, özellik ve öncelikle siyaset ve partiyle işe girişeceğini bildirmektedir.

 

 

Ve hatta bir ara resmen ve fiilen İttihat ve Terakki partisine katılıp siyasete girme sebebini; Siyaset aleminde geleceğini sezdiği, mutlu ve mühim gelişmelerin, kendisinin döneminde olabileceğini zannetmesindendir.

 

 

“Ve bu nurdur ki, eskiden de tahayyül ve tahminin ile, geniş dairede, belki siyaset aleminde gelecek mesudane ve dindarane haletlerin ve vaziyetlerin mukaddimesi ve müjdecisi iken, bu muaccel (gelecekte görünecek) ışığı, müeccel (hazır ve peşin bir) saadet tasavvur ederek, eski zamanda siyaset kapısıyla onu arıyordum.”[21]

 

 

“Mehdi Ali Resulün temsil ettiği kutsi cemaatin şahsi manevisinin üç vazifesi var…

 

 

Birincisi: Her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun (inkarcı metaryelist) fikrini susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır…

 

 

Bu hizmet çok zaman ve tetkikat (araştırma) ile meşguliyet gerektirdiğinden, Hz. Mehdi`nin o vazifeyi bizzat kendisi görmeğe vakit ve hal (durum) müsaade etmediğinden… O vazifeyi ondan evvel bir taife (Risale-i Nur ve Bediüzzaman) bir cihetle görecek.

 

 

İkinci vazifesi, Hilafet-i Muhammediye ünvanıyla, şeairi İslamiye yi ihya etmek (İslami gerçeklerin ve gereklerin, dini ve dünyevi prensip ve projelerin diriltilip yürütülmesine yarayacak ve halkın huzur ve hürriyetini sağlayacak şekilde, siyaset ve devlet imkanlarından istifade etmek)

 

 

Üçüncü vazifesi; İtthad-ı İslamın muavenetiyle (kuracağı İslam Birliğinin yardımıyla) ahkamı Kuraniyenin ve Şeriat-ı Muhammediye nin (adalet ve insaniyet) kanunlarını (yeryüzünde) tatbik etmektir.[22]

 

 

4- Kahraman Ordumuz, Türkiye Merkezli Bu Büyük Değişimin ve Mutluluk Medeniyetinin, En Sağlam Direği ve En Sadık Destekçisi Olacaktır:

 

 

Asırlar boyu süregelen medeniyetler membaı olmak ve, Selçuklu’nun ve Osmanlı’nın, mirasını taşımak gibi bir TARİHİ SORUMLULUĞU

 

 

Üç kıtayı birbirine bağlamak, üç tarafı denizlerle çevrili bulunmak, dünya çapındaki boğazlara ve geçiş yollarına sahip olmak, verimli, çok zengin yer altı ve yer üstü zenginliklerine mazhar kılınmak gibi, çok değerli ve stratejik coğrafi ve TABİİ DURUMU

 

 

Türk Cumhuriyetlerine ve İslam ülkelerine ve Avrasya girişimine lider ve lokomotif olabilecek potansiyel imkan ve fırsatlarıyla oluşan, TALİHLİ KONUMU

 

 

Türkiye’mizi, yeni ve adil bir medeniyet merkezi olmaya en yakın ve en layık ülke olmaya zorlamaktadır.

 

 

Bu bakımdan:

 

 

Asırlar öncesine dayanan derin ve değerli köklere ve kültüre…

 

 

Çok gerekli olan çağdaş tüm askeri bilgi, birikim ve beceriye…

 

 

Ve bağrından milyonlarca şehit çıkarmış… Çağları değiştiren fetih ve zaferlere imza atmış olmanın kazandırdığı haklı bir şöhret, şeref ve övgüye sahip kahraman ordumuzun, şimdi dünya çapında yaşanacak yeni bir devrim ve değişimin en sağlam ve en sadık unsuru olmasından daha doğal ve daha doğru ne olabilir?

 

 

Üstat Bediüzzaman Hz. leri bu konuda şunları söylemektedir:

 

 

“(Süfyan ve Deccal komitesi olan Siyonizm ve masonluk teşkilatları) Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten (geçici bir süre, ezan kuran gibi) İslamiyet’in bir kısım şeairine karşı istimal etmeğe (kullanmaya ve kışkırtmaya) çalışır… Fakat (tam) muvaffak olamaz, geri çekilir (çekilmeğe mecbur edilir).”

 

 

“Kahraman ordu, dizginini, O`nun (masonluğun) elinden kurtarıyor.” diye rivayetlerden anlaşılıyor.”[23]

 

 

Acaba; Ülke çıkarlarımızı koruma ve egemenlik haklarımızı kollama konusunda, milli ve haysiyetli bir duruş sergileyen ordumuzun, Amerikalı ve Avrupalı dostlarımız () ve yerli avukatları tarafından açıkça hedef alınması ve yıpratılmaya çalışılması… Ve Ege sorunlarında, Yunanistan’a karşı Genel Kurmayın AKP hükümetince yalnız bırakılması yoksa bu gerçeğin farkına varılmasındanmıdır?

 

 

ABD’in, İsrail merkezli Ortadoğu politikalarına ve Asya’ya hakim olma planlarına “engel çıkaracağı” kuşkusuna kapıldığı…

 

 

AB’nin ise “Bölgesel ve bağımsız bir gücü” olmasına asla sıcak bakmadığı Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı, “Yeni bir Osmanlı doğmasın” diye başlattıkları karalama kampanyalarının ardındaki gerçek sebep;

 

 

54. Hükümetçe hazırlanan “150 milyar dolarlık bir yatırımla TSK’nın modernizasyonu projesine” duyulan rahatsızlıktır.

 

 

Uzun yıllar milletimizi sömürme ve sindirme sistemlerine ordumuzu bekçilik yaptırmaya çalışan…

 

 

Tek tük te olsa böyle tipleri kiralayıp kullanan ve maalesef bütün zulüm ve zorbalıkların günahını da ordumuzun üstüne yıkan bu Siyonist ve masonik sermaye baronları, şimdi “sivilleşme, demokratikleşme” bahanesiyle, “statükocu, vesayet kurumu” diye silahlı kuvvetlerimize saldırmaktadır.

 

 

Artık ordumuzun da halkımızla kucaklaşması, yanlış ve yaralayıcı güçlerin oyunlarını bozması lazımdır ve yakındır.

 

 

 

 

 

 


 

[1] Çünkü Bediüzzaman “Büyük deccalın komitesini ve bir kısım icraatlarını” siyonist yahudilerin gösterdiğini ve bazı hadislerinde bunu haber verdiğini söylemektedir. (Bak: 5. Şua 14. Mesele)

 

 

[2] Barla Lahikası: 119/121

 

 

[3] Sikke-i Tasdik-i Gaybi: 2. Mektup

 

 

[4]  Şualar: 1. şua 28. Ayet

 

 

[5]  29. Mektup 7. Kısım 4. İşaret

 

 

NOT.Bu rivayet kaynakları için bak: Mustafa Aydın (“Onların savaşı” (SH.21) /Kutup Yıldızı yayınları–2003 İSTANBUL) Ayrıca: Muhammed İsa Davut el mehdiyyil muntazır 1997 MISIR

 

 

[6] Bak: Celaleddin Suyuti’nin hadislerinden Ahir zaman Mehdisinin alametleri-Ali bin Hüsameddin. Tercüme Müşerref Gözcü- Kahraman Neşriyet – İST Sh. 83)

 

 

[7] Araştırma Dergisi Sayı:20 Sayfa:12

 

 

[8] Naim Bin Hammad

 

 

[9] Et-Tac, Ali Nasıf el-Hüseyni

 

 

[10] Kenzul Ummal, Kitabb-ul kıyame, kısım-ul efal. C.5 sf. 254, El Muttaki)

 

 

[11] Fera İdu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam-Mehdi El-Muntazar

 

 

[12] Ahir zaman Mehdisinin Alametleri: Tercüme Müşerref Gözcü. Sh.50 Celaleddin suyuti`nin Tasnifinden – Ali bin Hüsameddin Muttaki

 

 

[13] Fetavayi Hadisiye. İbni Haceri Heytemi:37, ayrıca İbni M`ace ve Ebu Naim ibni Mesuttan ve yine ibni Ebi Şeybe Fiten adlı eserinde

 

 

[14] İbni Mace 10/259

 

 

[15] 29. Mektup 7. Kısım 4. İşaret

 

 

[16] (Kamer:1)

 

 

[17] (Celaleddin Suyuti’nin Hadislerinden Ali bin Hüsameddin Muttaki. Sh.21)

 

 

[18] Ali bin Hüsameddin Muttaki (1480-1567), Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, Sh:12)

 

 

[19] Sikke-i Tasdiki Gaybi 140-141

 

 

[20] 5. Şua 19. mesele

 

 

[21] Kastamonu Lahikası: Sh.21

 

 

[22] Emirdağ Lahikası

 

 

[23] 5. Şua 3.Küçük Mesele 3. Hadise

 

 

MİLLİ ÇÖZÜM MAKALELERİ İÇİN TIKLAYINIZ…

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi