Anasayfa » DECCAL DÜZENİ VE YÖNTEMLERİ.

DECCAL DÜZENİ VE YÖNTEMLERİ.

Yazar: yonetici
0 Yorum 151 Görüntüleyen

DECCAL DÜZENİ VE YÖNTEMLERİ.  

Deccal kelimesi pek çok kişi için bir anlam taşımaz. Çünkü insanların büyük bir bölümü bu konuda çok sınırlı bilgiye sahiptir, hatta bu kavramı hiç duymamışlardır. Oysa Deccal, Peygamberimiz (sav)`in kıyamet gününün yaklaştığına işaret eden hadislerinde, hakkında çok fazla detay verilen son derece önemli bir kavramdır. Bu kitabın amacı da Deccal`i hadislerde bildirilen tüm özellikleriyle tarif etmek, Peygamberimiz (sav)in dikkat çektiği bu şeytani gücün yakından tanınmasına vesile olmaktır.

 

Deccal ahir zamanda (dünyanın son devirlerinde) ortaya çıkacak en büyük negatif gücün adıdır. Hadislerde genelde bir kişilik olarak tasvir edilmektedir, ancak bu bir kişi olabileceği gibi, şiddete ve vahşete eğilimli, şeytani özelliklere sahip ve insanlara zulmeden bir ideoloji de olabilir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde de Deccaliyet bu yönü ile ele alınacak, tüm dünyaya etki eden sapkın bir fikir akımı olduğu gösterilecektir. Bu fikir akımı, adeta bir büyü gibi kitlelere etki eden, tüm saçmalığına ve yanlışlığına rağmen takipçileri olan ve hatta kendi içinde çeşitli mezhepleri bulunan bir akımdır.

 

Bu akımın, kendi çarpık ideolojisini dünyaya hakim kılmak için, insanları korku ve tedirginliğe iterek karmaşa ve anarşi meydana getirmesi, yeryüzünde huzur ve güvenlik bırakmaması, kitapta üzerinde durulacak bir diğer önemli konudur. Söz konusu akımın, hedefine ulaşmak için en yoğun şekilde kullandığı yöntemlerden biri, savunmasız insanlara yönelik olan şiddet ve terör eylemleridir. Diğer bir deyişle terör, Deccal sisteminin en önemli aracıdır. Bu araç, Deccal sisteminin takipçileri tarafından adeta bir ayin şeklinde, yani büyük bir histeri ve feveran içinde kullanılır.

 

Bugün halen dünyanın çeşitli bölgelerinde devam eden savaşlar, çatışmalar, kanlı terör eylemleri, vahşi katliamlar, cinayetler ve soykırımlar, ahir zamanın en önemli şeytani gücü olan Deccal`in eseridir. Bu sistemin ana hedefi, insanları imandan, güzel ahlaktan, manevi derinlikten, sevgiden, şefkatten ve tüm insani meziyetlerden uzaklaştırıp, onları sevgisiz, saldırgan, vahşetten ve şiddetten zevk alan vahşi birer hayvan haline getirmek ve bu şekilde dünyayı kanlı bir arenaya çevirebilmektir. Ancak bu planın hiçbir zaman galip gelemeyeceği ve Deccal`in sisteminin mutlaka yok olacağı asla unutulmamalıdır. Oluşturduğu kaosun ve meydana getirdiği fitnenin boyutları her ne olursa olsun, Deccal`in fikir sistemi, hak olmayan tüm diğer fikir akımları gibi Allah`ın bir kanunu gereği yenilmeye ve yok olmaya mahkumdur. Ve bu yenilgi, Allah`ın izni ile, ihlasla Allah`a yönelen ve yeryüzünde imanın ve güzel ahlakın yayılması için çaba gösterenlerin yaptıkları fikri mücadele ile gerçekleşecektir. Bu, Allah`ın iman edenlere bir vaadidir. Bir Kuran ayetinde, hakkın ortaya konmasının, batılı yok edeceği şöyle haber verilir:

 

De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.”[1]

 

 

DECCAL DİNİNİN MEZHEPLERİ

 

Hadislerde Deccal`in fitnesinin tüm dünyayı saracağı bildirilmektedir. Bunun bir işareti de her dinden, her milletten, her inançtan bu sisteme uyanların olacağıdır. Bu fitne çok büyük ve kapsamlı olduğu için pek çok insan bilerek veya bilmeyerek bu tuzağa düşecektir. Bu, insanların fark etmeden de olsa Deccal`in savunduğu yaşam tarzına uymaları anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle dünya görüşleri ne olursa olsun, anarşi oluşturan ve anarşiyi savunan, şiddet uygulayan ve şiddetten yana olan, huzuru ve güvenliği bozacak eylemlerde bulunan kişilerin hepsi Deccal`in dinine tabi olmuşlardır.

 

Bununla birlikte bu dinin kendi içinde çeşitli “mezhepleri” vardır. Geride bıraktığımız yüzyılı incelediğimizde Darwinizm`den hayat bulan iki önemli ideolojinin insanlık üzerinde yıkıcı etkileri olduğunu görürüz: Komünizm ve faşizm.

 

Bu iki ideoloji, Deccal dininin iki ana mezhebi olarak kabul edilebilir. Her iki ideolojinin de kurucuları ve önde gelen liderleri günümüzde Deccal`in fikri sisteminin kökeni olan Darwinizm`in bağlılarıdır ve iki akım da Darwinizm`in derin etkisi altındadır. İnsanlığın başına sayısız felaketler getiren, dünyayı adeta bir arenaya çeviren bu mezhepler yakından incelendiğinde ortaya ilginç bir tablo çıkmaktadır: Her ne kadar birbirlerine zıt görüşlere sahiplermiş gibi görünseler de, her iki mezhebin pek çok ortak noktası bulunmakta, ikisinin de aynı kaynaktan, yani Darwinizm`den beslendikleri açıkça anlaşılmaktadır. (Detaylı bilgi için bakınız, Darwinizm`in Dünyaya Getirdiği Belalar, Harun Yahya, Vural Yayıncılık, 2000). Bu mezhepler arasındaki ortak noktaları ve bu benzerliklerin asıl dayanak noktası olan Darwinizm`in temel fikirlerini kısaca şöyle maddeleyebiliriz:

 

 

Darwinizm

 

Çıkış noktası bir Yaratıcının var olduğunu inkar etmektir. Ana hedefi de insanların din ahlakından uzak yaşadığı bir toplum oluşturabilmektir. Darwinizm, tesadüflerin ve rastlantıların ilah edinildiği bir din haline gelmiştir.

 

Doğada “hayatta kalma mücadelesi”nin, dolayısıyla acımasızlığın hakim olduğunu öne sürer. Bu iddiaya göre diğer canlılar arasındaki amansız varoluş mücadelesi insanlar için de geçerli olmalıdır. Herkesin bir diğerini rakip olarak gördüğü bir ortamda, öfke, hırs ve nefret de en olağan duygular olarak algılanmaktadır.

 

Hayat mücadelesi içinde hoşgörüye, merhamete ve diyaloğa yer yoktur. Eğer sadece güçlü olanlar ayakta kalabilecekse, bu durumda hoşgörü, merhamet ve diyalog, insanların en son ihtiyaç duyacakları şeylerden biri olacaktır.

 

Darwinizm büyük bir aldatmacadan ibaret olan bir ideolojidir. Darwinizm`in öne sürdüğü tüm iddialar günümüzde modern bilim tarafından yalanlanmıştır.

 

 

Komünizm

 

Dini, toplumları uyutan bir tür afyon olarak değerlendirir. Egemen olduğu tüm toplumlarda ilk mücadelesi dini inançlara karşı olmuştur.

 

Lenin`in, “Gelişme zıtların mücadelesidir” sözü ile de dile getirdiği gibi, ilerlemenin ancak çatışma ile mümkün olacağını düşünür. Bu ideolojiye göre ilerleme ve gelişmenin kan dökmeden gerçekleşmesi mümkün değildir.

 

Silahlı eylemler ve devrim, komünizmin vazgeçilmez araçlarıdır. Devrimlerin ve eylemlerin temelinde ise, toplum içindeki diğer sınıflara karşı duyulan öfke ve acımasızca intikam alma duygusu vardır.

 

Komünizm her türlü farklılığa ve muhalefete karşıdır. Farklılığın tek anlamı vardır; bir çatışma öğesi olması. Komünist rejimlerde insanlar da dahil olmak üzere herşey tek tiptir. Bu tekliği bozmaya çalışan her türlü öğe rejim düşmanı olarak kabul edilir ve buna karşı olabilecek en sert tedbirler alınır. Böyle bir ortamda hoşgörünün yaşanması ve diyalog ortamının oluşması mümkün değildir.

 

Komünizmin, sempatizanlarının sayısını artırabilmek için öne sürdüğü eşitlik, sosyal adalet ve özgürlük gibi kavramların ne kadar aldatıcı olduğu, komünizmin pratikteki uygulamalarında açıkça görülmüştür. Despot ve totaliter bir rejim olan komünizm için bu kavramlar sahte birer propaganda unsuru olmaktan öteye gitmemiştir.

 

 

Faşizm

 

Faşizm ve tüm uygulamaları, din ahlakı ile taban tabana zıttır. Faşizmin en belirgin özelliklerinden birisi, kendisine göre sözde “kutsal” olan değerler uğruna binlerce masum insanın canına kıyabilmesi, üstelik bunu bir erdem olarak görmesidir. Bu nedenle savaş ve çatışma, faşizm için neredeyse “olmazsa olmaz” öğelerdir.

 

Farklı ırklara karşı duyulan öfke ve nefret, faşizmin en temel dayanak noktalarından birisidir. Bu ırkçı iddia, sayısız savaşın, çatışmanın, katliamın ve etnik temizliğin çıkış noktasıdır.

 

Faşizmde katı bir disiplin hakimdir. Karşıt olan her türlü fikir kökten yok edilir. Hitler`in iktidarı döneminde “Alman olmayan” fikirler içeren binlerce kitabın yakılması, bu zihniyetin sadece tek bir örneğidir.

 

Faşizm, insanları kazanmak için, onlara kendi ırklarının diğer tüm ırklardan üstün olduğu yalanını telkin eder. Asıl hedefi ırk üstünlüğüne dayalı bir sistem oluşturabilmektir. Ancak her ırkın yalnızca kendisinin üstün olduğunu iddia ettiği bir ortamda kavgaların ve savaşların sona ermeyeceği açıktır. Hitler ve Mussolini gibi faşist diktatörlerin halklarını içine sürükledikleri belalar, faşizmin savunduğu fikirlerin büyük bir aldatmacadan başka bir şey olmadığının en önemli ispatlarındandır.

 

Yukarıda saydığımız özellikler sadece bu ideolojiler hakkında genel bir fikir vermek için sıralanan birkaç maddeden ibarettir. Bu ideolojilerin günlük hayattaki uygulamalarına bakıldığında şiddet ve vahşetle ne kadar içiçe oldukları daha açık bir şekilde görülmektedir. Ancak asıl önemli olan Deccaliyetin ve ona bağlı ideolojilerin topluma verdikleri zararlara rağmen geniş kitleler tarafından benimsenebilmesidir. Bu nedenle Deccal sisteminin toplumu nasıl etki altına aldığı konusu üzerinde önemle durulması gerekir. Bu tespitin yapılması, söz konusu sisteme karşı yürütülecek olan fikri mücadelenin de ilk adımı olacaktır. Çünkü insanlar bir anda bencil, saldırgan, acımasız, nefret dolu ve intikam peşinde koşan bireyler haline gelmezler. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu, ancak insanların aşamalı olarak Deccal sistemine alıştırılmaları ile gerçekleşir. Bu süreç insanların çevrelerini algılayıp bir şeyler öğrenmeye başlamaları ile birlikte devreye girer ve ömür boyu aldıkları telkinlerle devam eder. Bu telkinlerin hareket noktası ise insanların Allah`a imandan uzaklaştırılmasıdır.

 

Ele aldığımız bu ana mezheplerin de kendi içlerinde farklı grupları ve uygulayıcıları vardır. Kitabın ilerleyen bölümlerinde, Deccaliyetin terör ile olan bağlantısını ele alırken bu alt gruplardan çeşitli örneklere değinilecektir. Ancak daha önce Deccaliyetin Kuran`da nasıl yer aldığını incelemekte fayda vardır.

 

 

 

ŞEYTANIN TERÖRÜ: SATANİZM

 

Satanizm, şiddeti ve vahşeti dini bir ritüel haline getiren sapkın bir ideolojidir. Kendilerine şeytanı ilah edindiklerini söyleyen satanistler, insanlık dışı eylemleri ve kanlı cinayetleri adeta bir ibadet düşüncesiyle yerine getirirler.

 

Çoğu kimse satanizm denildiğinde bunun sadece psikolojik yönden gençler arasında yaygın olan, mistik bir tür akım olduğunu düşünebilir. Ya da izlediği filmlerin etkisi ile satanistlerin sadece garip ritüellere sahip, akli dengesi yerinde olmayan insanlar olduğunu sanabilir. Satanistlerin vahşet temelli, ürkütücü ritüellere sahip oldukları doğrudur. Ancak pek çok insanın göz ardı ettiği nokta, satanizmin, geçmişi 1800`lere uzanan materyalist, şiddet yanlısı ve ateist bir ideoloji olduğudur. Üstelik bu ideolojinin dünya çapında çok sayıda takipçisi vardır.

 

Satanizmin temel özelliği her türlü dini değeri reddetmesi ve şeytanı kendisine ilah edindiğini söyleyerek, cehennemi bir nevi kurtuluş olarak görmesidir. Satanizme göre insan hiçbir şeye karşı sorumlu değildir, tek sorumluluğu nefsinin kendisine emrettiklerini yerine getirmesidir. Bu durumda eğer nefsi insana öfkelenmeyi, kin tutmayı, intikam almayı, yalan söylemeyi, hırsızlık yapmayı, zarar vermeyi, öldürmeyi emrediyorsa bunun yapılmasında bir sakınca yoktur. Satanizmin bunu savunurken öne sürdüğü temel mantık ise, kötülüğün engellenmesinin bir tür samimiyetsizlik olduğu iddiasıdır. Yani bu sapkın inanca göre, nefsi insana karşısındaki kişiyi öldürmesini söylüyorsa ve eğer insan bunu yerine getirmemişse dürüst davranmamış olur.

 

Tüm insanların takdir ettiği, güzel ahlak özelliği olarak gördüğü sevgi, hoşgörü, sabır, affedicilik gibi erdemler ise satanistlerin nefret ettikleri özelliklerdir. Bu sapkın ideolojiye göre asil olan, kin, öfke, intikam gibi duygular ve kötülükte sınır tanımaz olmaktır. Satanizmin temel öğreti kitabı olarak kabul edilen Satanic Bible`ın (Şeytani İncil) beşinci maddesinde -İncil`de yer alan “bir yanağına tokat atana diğerini çevir” prensibine atıfla- “Şeytan diğer yanağını çevirmek yerine, intikam almayı temsil eder” denilmektedir. Yine aynı kitabın bir başka maddesinde, “Düşmanlarınızdan tüm kalbinizle nefret edin ve eğer bir adam sizin yanağınıza vurursa, sizde onun öbür yanağına vurun” talimatı yer almaktadır.

 

Bu mantıkla hiçbir kötülüğün engellenemeyeceği açıktır. Böyle bir ortamda büyük bir kaos ve karmaşa oluşur. İnsanların vicdanlarını kullanmadıkları, dolayısı ile iyiyi kötüden ayırt edip güzel olanda irade göstermedikleri ve muhakemelerini kullanmadan hareket ettikleri bir toplumda düzenden, huzurdan, barıştan, güvenlikten, affedicilikten, hoşgörüden söz etmek mümkün değildir. Bu düzen içerisinde karşısındakine kızan bir insan, öfkesini yenip itidalli davranmak yerine intikam almaya kalkışacaktır. Ya da ihtiyaç ve fakirlik içinde olan bir insan bu duruma sabredip, meşru bir şekilde ihtiyaçlarını gidermeye çalışacağına hırsızlık, yolsuzluk gibi yollara başvuracaktır. Zaten satanizm de bunu teşvik etmektedir.

 

Satanizmin ortaya koyduğu toplum yapısı kanunsuz ve kural tanımazdır. Amaç nefsin tüm bencil duygularının ve kötülüklerinin özgürce yaşanmasıdır. Modern satanizmin kurucusu olarak kabul edilen Anton LaVey Satanic Bible (Şeytan İncili) adlı kitabında satanizmin temel prensiplerini aktarırken, takipçilerine kötülüğü diledikleri gibi yaşamaları ve yaymaları için telkinde bulunmaktadır. Hatta kendisi ile yapılan bir röportajda LaVey, “Kanunların kesin olarak çiğnenmek için yapıldığını hissediyorum… Sokakta birini soymakta hiçbir yanlışlık görmüyorum” demektedir.

 

Satanizmin kural tanımazlığı elbette bununla sınırlı değildir. Kişi sadece kendisine ve yakın çevresine zarar vermekle kalmaz, düşmanlığı ve öfkesi tüm insanlığa yöneliktir. Üstelik bu kural tanımazlık, şiddeti hayatın ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir. Satanizme göre şiddet tabiatın kendisinde vardır ve kaçınılmazdır. Bu sapkın inanışa göre tabiatta olan şiddetin insanlar arasında yaşanmasının da bir sakıncası yoktur. İnsanın, şiddeti engellemeye veya bastırmaya çalışması doğasına aykırıdır, insan bir gün bir yerde mutlaka şiddete başvuracaktır, o zaman bunun önüne geçmeye çalışmanın bir mantığı yoktur.

 

Görüldüğü gibi satanizm son derece sapkın inanışlara sahiptir. Ve bu inanışlar insanları saldırgan olmaya, cinayet işlemeye ve hatta katliamlar yapmaya yöneltmektedir. Özellikle Amerika`da akademisyenler ulusal terörün temelinin satanizm olduğu ve satanizmle ciddi mücadele yöntemleri geliştirilmesi gerektiği tespitinde bulunmuşlardır. Bu akademisyenlerden birisi de Denver Üniversitesi`nden profesör Carl Roschke`dir. Roschke konunun önemini, “Satanik ideolojinin, ulusal terörün temeli olduğu konusunda ciddi çalışmalar yürütmekteyiz”, sözleri ile dile getirmektedir. Satanizme karşı verilecek mücadelenin en önemli adımının, satanistlerin “sadece işsiz güçsüz takımı” oldukları yanılgısından vazgeçilmesi olduğunu söyleyen Roschke, satanistlerin işledikleri suçlar incelediğinde bu ideolojinin ne kadar büyük bir bela olduğunun daha iyi anlaşılacağını aktarmaktadır.

 

Kuşkusuz böyle bir akıma karşı yapılacak en önemli mücadele, fikri alanda olacaktır. Bunun için de satanizmin hangi ideolojileri kendisine dayanak noktası edindiğini anlamak gerekir.

 

 

 


 


[1] İsra Suresi, 81

 



 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi