Anasayfa » Cemaat ve Tarikatların Islahı ve İntizama Sokulması İçin ADİL AHLÂKİ DÜZEN PROGRAMI

Cemaat ve Tarikatların Islahı ve İntizama Sokulması İçin ADİL AHLÂKİ DÜZEN PROGRAMI

Yazar: yonetici
0 Yorum 164 Görüntüleyen
Yozlaşan ve yoldan çıkan bir kurumun, bir oluşumun ve bir topluluğun öncelikle imhası değil, elbette ıslahı lazımdır. Bunların ıslahı ve hayırda yarıştırılmasının ilk şartı da; mutlaka resmiyet kazandırılması, sistem bütünlüğüne katılması ve otokontrol altına alınmasıdır. Kangrenleşmiş uzuvların ve kanserleşmiş urların temizlenip ayıklanması dışında, böylesi sosyal oluşumların ve sivil yapılanmaların kökünü kurutmaya çalışmak, hem yararsızdır, hem de peşinen başarısızlığa mahkûm bir adımdır.
CIA tertipli FETÖ darbe girişimi, geç de olsa bazılarımızın ve ilgili kurumlarımızın gözlerini açmıştı. Şayet “Bir musibet bin nasihatten evladır” gerçeğine uygun davranılsa ve gerekenler yapılsa, bu şeytani fesatlıkları tarihi fırsatlara dönüştürme kapısı aralanmıştı. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı değerli Mehmet Emin Özafşar, Al Jazeera’ye açıklamalar yapmış; FETÖ türü yapıların tehdit unsuru olmaması için cemaatlerin kayıt altına alınması gerektiğini hatırlatmıştı. Böyle bir ihtiyacın farkına varılması bile önemli bir aşamaydı. Çünkü palyatif ve günübirlik tedbirlerle FETÖ benzeri yapıların ifsadına engel olmak imkânsızdı.
İyi de bu cemaat ve tarikatlar, nasıl disipline sokulacak ve hangi statü ile kayıt altına alınacaktı?
Şu anda İslam dünyasında bunun en belirgin örneği eksik de olsa Mısır’da vardı; orada da maalesef dini hizmetleri kontrol ve baskı altında tutmak amacıyla yapılandırılmıştı. Mısır’da cemaat önderleri, imamlar, hocaefendiler, tarikat şeyhleri, mürşitler yasal bir statüye kavuşturulmuşlardı, hepsine devlet protokolünde yer ayrılmıştı. Bir tarikatlar konseyi vardı, onun altında toplanmışlardı. Mısır’daki bu yapılanmaya gidilmesinde; 1995 senesinde Kahire’de Ezher öğrencilerine ve öğretim görevlilerine yönelik yaptığımız 40 günlük, ADİL DÜZEN seminerlerinin de etkili olduğu duyumları alınmıştı. Ama ne var ki Adil Düzen bir bütün olarak ele alınmadığı, tarikat ve cemaatlerin rahatlıkla ve İslami doğrultuda çalışmaları değil, sadece kontrol altında tutulmaları amaçlandığı için tam verimli ve dengeli bir yapı kurulamamıştı. Her şeye rağmen bu girişim, en azından ilk-örnek teşkil edecek bir adımdı ve kısmen de olsa önemli yararlar sağlamıştı. Mısır’da Şazeliler, Bedeviler ve Rufailer başta olmak üzere 73 ayrı tarikat kayıt altında faaliyet yapmaktaydı. 90 milyonluk Mısır’da, bunların kayıtlı mensupları 10 milyonu aşmaktaydı. Bunların hepsi kamusal kimliğe sahip bulunmakta ve şeyhleri müftüyle birlikte devlet protokolünde oturmaktaydı. Programları, amaçları, üye mevcutları, örgütlenme modelleri ve metotları ile faaliyet alanları şeffaftı, hesap kitapları denetlenebilir durumdaydı. Sadece Müslüman Kardeşler Cemaati, gayriresmi ve sakıncalı bulunduğundan resmiyet altına alınmamıştı. Bu elbette yanlıştı ve haksızlıktı. Ama Mısır’daki bu uygulamanın daha adil ve şamil bir programını Erbakan Hoca “Adil Düzen’de Ahlâki Yapılanma” başlığı ile hazırlatmıştı. Biz de bazı eksiklerini tamamlayıp, anlaşılır ve uygulanır pozisyona taşıyarak olgunlaştırmaya çalıştık.
Cemaat ve tarikatların ıslahı ve otokontrol (murakabe) altına alınması çalışmaları ise Diyanet İşleri Başkanlığımızca ve onun bünyesinde kurulacak emin ve ehil uzmanlardan oluşan kurumlarca yapılmalıdır. Sistemin tazyikinden ve siyasetin tahakkümünden kaynaklanan bazı hata ve noksanlıklara rağmen Diyanet Teşkilatı; en yararlı, hayırlı ve başarılı kurumlarımızdandır ve kesinlikle lazımdır. Adil Ahlâki Düzen Programı, Diyanet Teşkilatımızın da en etkin ve yetkin şekilde yeniden yapılanmasına; siyaset, ekonomi ve yargı kurumlarından bağımsız, ama hepsiyle irtibatlı ve bağlantılı olarak ağırlık ve saygınlık kazanmasına vesile olacaktır.
Velhasıl cemaatlerin ve tarikatların faaliyetlerinin ve programlarının denetlendiği bir sistem mutlaka lazımdı!
Çünkü başka türlü bu yapıların yozlaşmasına, hatta dış güçlerce kullanılmasına engel olunamazdı. Artık demokratik şeffaflık, cemaat ve tarikat gibi sosyal organizasyonlar için de sağlanmalıydı. Böylece Devlet Düzeni ve kamu hizmeti bir bütünlüğe ulaşmalıydı! Bugün, mevcut tarikat ve cemaatler bünyesinde toplanan zekât, kurban ve bağış paraları on milyarlarca liraya ulaşmaktaydı. Bunların hiçbirinin kaydı ve hesabı tutulmamakta, nerelere harcandığı veya kimlerin kasasına aktarıldığı soruları hep yanıtsız kalmaktaydı. Hem ekonomik, hem psikolojik, hem de sosyolojik ve politik bir sömürü çarkına dönüştürülen tarikat ve cemaatlerin mutlaka disiplin altına alınması, düzenle entegre bir resmiyet kazandırılması ve tabi ciddi, sürekli ve sistemli bir kontrole tâbi tutulması kaçınılmazdı.
 • ADİL AHLÂKİ DÜZEN’İN YAPISI
Adil Düzen’de Ahlâki Kurumlara katılımın mecburi tutulması:
Adil Düzen’de; o toplumu teşkil eden farklı inanç ve hayat tarzına sahip bütün insanların kimlik kartlarında sadece bağlı bulundukları “DİN” değil, asıl üyesi oldukları TARİKAT ve CEMAAT’leri ve diğer mensubiyetleri de yazılı olacaktır. Hatta o toplumda varsa ateistler ve dinsizler bile ayrı, ama birbirlerinden sorumlu ekipler sayılacaktır. Çünkü Dinli-Dinsiz herkesin; içinde yaşadığı ve nimetlerini paylaştığı topluma karşı, elbette sorumlulukları, ahlâki ve vicdani zorunlulukları vardır.
Örneğin Müslümanların; “Kadiriliğin, Nakşiliğin, Alevi-Bektaşiliğin filan şubesi, Nurculuk ve Süleymancılığın filan ekibi…” Veya Hristiyanların, “Ortodoks, Ermeni ve Protestan çeşidi” gibi her vatandaşın doğrudan irtibatlı bulunduğu manevi hizmet ve mezhep ekolleri kendi özgür beyanlarıyla saptanacaktır. Devletin İstihbarat ve Emniyet kaynaklarından ve savcılık kayıtlarından, haklarında “olumlu ve genel huzura katkı sunucu” raporları alınan, örneğin; İlahiyat Fakülteleri Tasavvuf Bölümü Hocalarından, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki, ilgili ve bilgili ilim adamlarından oluşan seçkin bir heyet huzurunda yapılacak imtihanlarda, “ehliyet ve liyakat” belgesi almayı hak kazanan ahlâki ve tasavvufi hizmet erbabı, toplumun manevi olgunlaşma işlevinde yetkili sayılacaklardır. Ancak bu ahlâki eğitim ekollerinin ve değişik tarikat hizmetlerinin; “tarihi süreçler içindeki gelişim seyirlerine özel terbiye usullerine ve kalbi tedavi prensiplerine” karışılmayacaktır. Bu ahlâki-manevi hizmet ve mensubiyet ekiplerine ve ekollerine resmiyet kazandırılacak, böylece disiplin ve düzen altına sokulacaktır. Yani manevi ve ahlâki ekollerin hem konumları yükseltilmiş ve yetkilendirilmiş olacak, ama aynı oranda sorumlulukları da arttırılacaktır… Bu DİNİ ve AHLÂKİ grupların ülkedeki genel yetkilileri DEVLET şûrasında, diğer bölgesel ve yerel temsilcileri ise İL, İLÇE ve BUCAK şûralarında danışman olarak görev alacaklardır. Böylece hem halkın manevi-ahlâki sorunları ilgili makamlara kolaylıkla taşınacak, hem de çözüm yolları kolaylaşıp hızlanacaktır. Ayrıca kendi mensuplarına kaliteli hizmet sunma ve topluma duyarlı ve yararlı elemanlar kazandırma çabaları oranında, bu Ahlâki Kurumlara genel bütçeden pay ayrılacak ve saygınlık kazandırılacaktır.
Tezkiye Beratı (iyi hal kâğıdı) verme yetkisi tanınması: Ancak aynı zamanda bu Ahlâki gruplara; devlet görevlerine atamalarda veya resmi ihale alımlarında; “Bu kişi bizim güvenilir ve ehil bir üyemizdir. Topluma vereceği zararları ortaklaşa tazmin etmeye kefilizdir.” şeklinde bir TEZKİYE Beratı (iyi hal kâğıdı) verme yetkisi tanınacaktır. Yani şimdiye kadar savcılıklardan alınan, ama maalesef hiçbir işe yaramayan ve zararları karşılamayan uygulama, DİNİ ve AHLÂKİ kurumların sorumluluğuna bırakılacaktır. Bu durumda, “Toplumu zarara uğratan, ihaleyi yarım bırakıp kaçan, üstlendiği görev ve yetkileri kötüye kullanan” kimselerin vereceği bütün zararlar, ona tezkiye beratı veren ve kefaletini üstlenen ahlâki kurumlardan tazmin edilip geri alınacaktır. Özel bütçelerinin yetmemesi durumunda, o ahlâki grubun diğer üyeleri, bu kişinin topluma verdiği zararları ortaklaşa karşılamak mecburiyetinde kalacaklardır. İşte böyle bir durumda, hiçbir manevi-ahlâki ekip; hırsız, ahlâksız ve vicdansız bir insanı bünyesinde barındırmayacak, her cemiyet kendi mensuplarını otokontrol altına almaya çalışacak ve böylece mutlu ve doğru bir toplum oluşacaktır.
Ahlâki Teminat ve Tazminat Sistemi Şöyle Çalışacaktır:
Elbette ve öncelikle DİB (Diyanet İşleri Başkanlığı) bünyesinde Tarikat ve Cemaatlerin ahlâki eğitim sistemini ve hizmet takibini yapacak bir üst birim kurulacaktır. Üniversitelerdeki yetkin Tasavvuf Hocalarından, seçkin Medrese Mollalarından ve Diyanet uzmanlarından oluşan heyetler huzurunda yapılacak ehliyet (yeterlilik) sınavları… Ve devletçe yürütülecek emniyet (güvenilirlik) ve samimiyet araştırmaları sonucu halkı irşat ve ıslah makamına layık bulunanlara resmi izin ve icazet belgeleri dağıtılacaktır. Çağdaş şartlara, ihtiyaçlara ve standartlara uygun manevi ve ahlâki tedavi ve terakki (yükselme) metotları, geleneksel tasavvufi tezkiye ve terbiye kurallarıyla harmanlanıp hazırlanan seminerler sonucu sorumlulukları belirtilmiş olacaktır. Yani manevi irşat ve ahlâki ıslah konumundaki şahsiyetlere; müntesiplerini nasıl eğitip olgunlaştıracakları ve onlardan nasıl sorumlu tutulacakları anlatılacak, bu şartları kabul edenlere resmi fırsat ve ruhsat sağlanacaktır.
Farz edelim ki; herhangi bir TARİKAT’a, Nurculuk ve Süleymancılık gibi bir CEMAAT’e… Ya da sade bir Müslüman olarak DİYANET’e… Hristiyanlık ve Yahudilik gibi başka dini bir MENSUBİYET’e veya herhangi bir AHLÂKİ teşekküle “ÜYE”lik statüsüyle bağlı bir kişi, bu manevi-ahlâki mensubiyet merkezinden:
“Bu şahıs bizim güvenilir bir üyemizdir. Devlete ve millete vereceği zararları tazmin etmeye kefilizdir” şeklinde tezkiye ve teminat beratı (iyi hâl kâğıdı) alarak:
• Bir ihale kazanan,
• Devletten kredi alan,
• Önemli ve yetkili bir makama atanan,
• Esnaf, sanatkâr ve ticaret erbabı sayılan,
• Veya doktor, mühendis ve makinist gibi görevleri bulunan kimseler, görev, yetki ve mesleklerini kötüye kullanarak devletin ve fertlerin zararına yol açar ve fırsatını bulup kaçarlarsa; bunların millete verdikleri zararlar, bağlı oldukları ahlâki ve ilmi kurumlardan ve manevi münasebet halindeki tarikat ve cemaat ortaklarından tahsil ve tazmin edilecek; böylesi ayarsız, duyarsız ve ahlâksız kimseleri bünyelerinde barındırmanın sorumluluğunu üstlenmiş ve cezalarını yüklenmiş olacaklardır.
Bu durumda, hiçbir TARİKAT, CEMAAT veya dini topluluk; hırsız, huysuz ve hilekâr kimselere kefil olmayacak, mensuplarını emin ve ehil insanlar olarak eğitip geliştirmeye yoğunlaşacak, böylece manevi istismarcılık, riyakârlık ve sahtekârlık dönemi son bulacaktır. Bu sayede tarikat ve cemaat mensupları arasında, birbirlerini sürekli takip ve terbiye etme ve otokontrol sistemiyle disiplin ve denetleme süreci başlayacaktır.

 

 

 

MAKALENİN TAMAMINI OKUMAK/DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi