Anasayfa » BEDİÜZZAMAN, MEHDİNİN SİYASETLE UĞRAŞACAĞINI BİLDİRMEKTEDİR.

BEDİÜZZAMAN, MEHDİNİN SİYASETLE UĞRAŞACAĞINI BİLDİRMEKTEDİR.

Yazar: yonetici
0 Yorum 190 Görüntüleyen

BEDİÜZZAMAN, MEHDİNİN SİYASETLE UĞRAŞACAĞINI BİLDİRMEKTEDİR.  

Evet, şahsen Milli bir siyasetin ne denli gerekli olduğuna ve bu maksat ve metotla çalışanların ne kadar haklı ve hayırlı bir yolda bulunduklarına kanaat getirmemiz ve bu sahada çalışmaya girişmemiz konusunda, Risale-i Nur’un işaret ve müjdeleri en büyük dayanağımız ve fikir kaynağımız olmuştur.

 

Çünkü Üstat Hz. lerinin “Batı (alemi) Fen ve Sanayi silahı ile bizi istibdad -ı manevi (baskı ve eserat) altında eziyor. Onlara karşı maddi terakki ve sanayileşmek şarttır.[1]

 

“İ’la’yı Kelimetullah şu zamanda maddeten terakkiye mütevakkıftır. (Ekonomik yönden kalkınmaya bağlıdır)”[2] diye haber verdiği ağır sanayi ve ekonomik kalkınma hamlesini başlatan Milli siyaset hangisidir ?

 

Risale-i Nur’larda “Nevi beşeri (insanlık alemini) umumi felaketlere sürükleyen ve Bolşevikliğe (komünistliğe ve anarşistliğe) sevk edip, terakkiyatı ve asayişi (çok yönden gelişmeyi ve genel huzuru) mahveden (her türlü haksızlık ve ahlaksızlığın) kökünü kesecek iki şeydir:

 

a- Vücubu zekat   b- Hurmet -i Riba, diye anlatılan gerçeği:

 

1- Sermaye ve üretimden alınacak tek cins vergi (zekat) uygulaması 

 

2- Ve faizin her türlüsünün kaldırılacağı Adil ekonomik düzen programları ile ortaya çıkan Milli hizmet hangisidir?[3]

 

İzan ve insafla düşünüp karar verelim:

 

Bediuzzaman‘ın (ra) “İnşallah ileride Cemahir-i müttefika-i Amerika gibi, Cemahir-i müttefika-i İslami`ye de meydana gelecektir.” (Hutbe-i şamiye) diye işaret ve beşaret   ettiği İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Ortak   pazarı gibi dayanışma unsurlarını savunan, İslam`ın birlik ve beraberlik şartlarını hazırlayan Milli girişim hangisidir?

 

İşte bunun gibi, kesinlik derecesine ulaşan pek çok işaret gösteriyor ki Üstat   Bediüzzaman Hz. lerinin “ileride geniş dairede ve siyaset aleminde gelecek mesudane vaziyetler…” diye müjdelediği ve O mutlu ve mes’ut gelişmelere zemin hazırlamakla görevli olduklarını söylediği hareket; acaba hangisidir?[4] 

 

Tarih boyunca ehli kitabın ve dindar grupların yakasını bırakmayan “haset, inat ve taassup” damarı terk edilip, izan ve insaf ölçüleriyle dikkat edilse, bizim söylediklerimizin ne kadar haklı olduğu görülecektir. 

 

Bu konuyu Üstadımızın çok önemli bir tespit ve teşhisiyle açıklayalım: 

 

“Hiç bir fasık (günahkar) yoktur ki, salih olmasını (kötülükten kurtulmasını) temenni etmesin. Ve amirini ve reisini (yöneticilerini ve hükümet yetkililerini) mütedeyyin (dindar ve dürüst) görmek istemesin. (Kalbinde imanı bulundukça, fasık bile olsa, herkes bunları mutlaka arzu eder) İlla ki, eliyazübillah, irtidat ile vicdanı tefessüh edip, yani (ancak Allah korusun, gizli bir dinsizlikle vicdanı bozulmuş olup) yılan gibi başkalarını zehirlemekten   zevk alan (birileri ancak içkiyi kumarı faizi ve fuhşu yaygınlaştıran zalim zihniyetleri ve hain şahsiyetleri idareci seçip, milyonlarca insanımızın ekonomik ve ahlaki yönden sefalete sürüklenmelerine razı olabilir).[5]

 

        Hoşuma giden bir fıkradır: “Bir eşek iki üç yılda büyür ve yük taşır, ama bir bebek ancak 23 yılda olgunlaşır…”

 

Fahri kainat Efendimizin mübarek ve muhteşem inkılabı da, ancak 23 yılda tamamlanmıştır…

 

Ve şimdi, aynı davayı yüklenen Milli siyaset te 33 yılını geride bırakmıştır. Mutlu sona yaklaşırken, kutlu başlangıcı hatırlamak ve özellikle bu harekete duaları ve manevi destekleri ile hız ve heyecan katan gönül ehlini rahmet ve minnetle anmak istiyorum. Evet, Milli siyasetin ve Mehdiyet hareketinin Bediüzzaman gibi müjdecileri ve manevi destekçileri de vardır.

 

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri kendi asrının müceddidi olan[6] çok önemli bir şahsiyettir. Ülkemizdeki din tahribatına karşı verdiği örnek ve yüksek mücadelesi ve özellikle “iman, ihlas, takva, nefsani duygu ve dünyalıklardan uzak durma ve insanlığa faydalı olma” esaslarını ders veren Risale-i Nur kulliyatını meydana getiren çok güzel ve mükemmel eserleri, değerini her zaman muhafaza edecektir. Ve zaten ümmetin hasretle beklediği ve kendisinden sonra geleceğini müjdelediği ZAT için de: “Sonra gelecek O mübarek zat; Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”[7] demekte ve böylece Risale-i Nurun bütün ülkelerde inşallah bozuk felsefe dersleri yerine iman, hakikatları ve İslam ahlakı olarak okutulacağını ve pek çok ilmi ve insani kuralların devlet eliyle resmen tatbikata koyulacağını haber vermektedir.

 

Hz. Üstadın siyaset anlayışına gelince: 

 

1- Bediüzzaman siyaset kavramını bazen “Adil bir devlet ve hükümet modelinin tarifi…”

 

2- Bazen de “ilahi ve evrensel saadet kanunlarının tatbiki”, olarak ifade etmektedir.

 

“Hak ve adaletle halkın yönetilmesi” anlamında ki “Siyaset“ için, zaten mücadelesinin bir amacı olduğunu, “İslam’ın bir hakikatına her gün bin başımı vermeğe razıyım” anlamındaki sözleriyle dile getirmektedir.

 

Zira bu gerçek anlamıyla siyaset; “İslamın tatbikini, Hak ve adalet hükümetini, Efendimizin (sav) Sünnetini ve Raşit Halifelerin hayat sistemini” içermektedir.

 

Ancak:

 

A – Dünya hesabına ve sadece palavra ve politikayı esas alan particilik için:

 

a- Devlet ve hükümet imkânlarını ve iktidarını, Küfür ve zulüm hesabına kullanmak ve böylece ülkede ve yeryüzünde haksızlığı ve ahlaksızlığı yaygınlaştırmak,

 

b- Müslümanların dini duygularını ve İslam’ın yüce değerlerini dünyalık makam ve menfaatler için istismara kalkışmak.

 

c- Müslümanlar arasında vahdet ve uhuvveti (Birliği ve kardeşliği) bozucu kısır kavgalara ve kutuplaşmalara sebep olmak ve zalimlere tabi ve taraftar bulunmak şeklindeki, batıl ve bozuk siyasi anlayış ve davranışlardan ise, Bediüzzaman şiddetle sakınmakta ve bu tür siyasetler için “Euzü billahiminşeytani ve siyaseh-Şeytandan ve onun razı olduğu siyaset anlayışından Allah’a sığınırım” buyurmaktadır.

 

B – Dava adına ve hayırlı hizmetler hesabına siyasetten yararlanmaya gelince:

 

Siyaset ve partiyi bir araç olarak kullanıp, İslamî ve insanî amaçlara ulaşmayı ve bu yolla dine ve millete hizmette bulunmayı hedef alan bir siyaset için ise, üstadın iki temel prensibi vardır:

 

1- İnancımıza ve insanımıza hizmet adına ortaya çıkacak olan bir partinin kurucularının ve kurmaylarının en az yüzde 60-70’i mü’min ve mütedeyyin (dindar ve dürüst) olmalı, yani o parti mason ve münafıkların güdümünde bulunmamalıdır. Çünkü:

 

“Hakikatı İslamiye bütün siyasetin fevkinde (üstünde)dir. Bütün siyasetler ona hizmetkâr olabilir. (Ama) Hiçbir siyasetin haddi değil ki İslamiyeti kendine alet etsin”.[8]

 

2- Üstad ayrıca “Şimdilik bu vatanda dört parti var. Biri Halk Partisi, biri Demokrat, biri Millet diğeri de ittihadı İslam’dır.

 

İttihadı İslam Partisi (idarecileri) yüzde altmış yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla şimdiki siyaset (te görev) başına geçebilir. Dini siyasete alet etmek değil, belki siyaseti dine alet etmeğe çalışabilir. Fakat çok (uzun bir) zamandan beri (halkımız arasında maalesef) terbiye-i İslamiye (nin) zedelenmesiyle ve mevcut (hakim zihniyet ve) siyasetin cinayetine karşı dini alet etmeğe mecbur kalacağı cihetiyle, şimdilik o parti (siyasete girişmemek ve) başa geçmemek lazımdır”[9] buyurarak siyaset cephesinde İslami bir hizmet ve hareket için zaman ve zeminin de müsait olması gerektiğine dikkat çekmiştir.

 

Zira dünya siyonizminin iki kolu gibi davranan ve ülkemizde sağ-sol diye ortaya çıkan “Masonluk ve Koministlik gibi… Sonunda anarşi ve ahlaksızlığı doğuran ve her tarafı ele geçiren zındıklık ve dinsizlik hareketlerine karşı[10] yeterli ve tutarlı olamayacak ve başarısızlıkla sonuçlanacak siyasi girişimler elbette gereksiz ve bereketsizdir.

 

Bu gerçeği çok iyi fark eden Üstad, bütün gayret ve himmetini “tahkiki iman” (Temel imani gerçekleri ve islami prensipleri yerleştirmek) hizmetine hasretmiş, ilim ve medeniyet adına yapılan ve moda gibi yaygınlaşan dinsizlik felsefesine ve inkarcılık düşüncesine karşı iman hakikatlarını izah ve ispat eden eserleri ders vermiş ve neşretmiştir.

 

Bu çok kıymetli hizmetlerinden ve pek kerametli hallerinden dolayı kendisine beklenen mehdi olduğunu söyleyen bir kısım talebelerine ise “(Hayır benim için sadece belki müceddittir, onun pişdarı (mehdiyetin ön hazırlıklarını yapan) dır denilebilir.[11] buyurmuş ve “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat, Risalei Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.

 

O zatın ikinci vazifesi ise Adelet nizamını icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife (Bize verilen imanı tahkik hizmeti) maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikat, ihlas ve sadakatle (mümkün) olduğu halde, bu ikinci (Hukuk nizamını icra ve tatbik) vazife(si ise) gayet büyük maddi (ekonomik ve askeri) bir kuvvet ve (siyasi) hakimiyet lazım (dır) ki o ikinci vazife tatbik edilebilsin.

 

(Beklenen ve bizden sonra gelecek olan) o zatın üçüncü vazifesi (ise) Hilafeti İslamiyeyi, ittihadı İslam’a bine ederek, İsevi Ruhanileriyle de ittifak edip din-i İslama hizmet etmektir. (Yani beklenen Zat İslam Birliğini ve hakimiyetini sağladıktan sonra bütün dünya müslümanlarını organize bir güç halinde toparlayacak ve bir kısım Hıristiyan ülke ve liderleriyle bile irtibat ve ittifak kuracak ve sonunda siyonizmin zulüm saltanatını yıkmış olacaktır.)

 

Bu bakımdan bize o gelecek zatın ismini vermek ve mehdi demek yanlış olur. Hem üstelik “Ehli siyaset evhama (korku ve telaşa) bir kısım hocalar ise itiraza başlar”.[12] Üstadın bu ifadelerinden de anlaşılıyor ki, kendisinden sonra geleceğini müjdelediği “Ozat” hem siyasetten çıkacak, hem de bilinen klasik manada bir Hoca-din adamı olmayacaktır. 

 

Zira siyasilerin korku ve telaşı, kendi metot ve meslekleriyle onlara rakip çıkacağı ve şeytani saltanatlarını yıkacağı içindir.

 

Hocaların itirazı ise, O zatın mollalar ve müderrisler içinden çıkacağını beklemeleri yüzündendir. 

 

Üstad Bediüzzaman Hazretleri siyaset ve particilikle İslam’a hizmet etmeğe karşı değildir. Ancak kendi yaşadığı zaman ve zeminin siyasetle uğraşmaya müsait ve münasip olmadığını söylemekte ve siyaset sahasındaki mutlu ve mesut halet ve hareketlerin kendisinden sonra gelecek Zat tarafından yürütüleceğini müjdelemektedir: 

 

“Ve bu nurdur ki, eskiden de tahayyül ve tahminin ile geniş dairede ve siyaset aleminde gelecek Mes’udane ve dindarane haletlerin ve vaziyetlerin mukaddimesi ve müjdecisi iken bu muaccel (peşin ve hazır) ışığı O müeccel (ileride gelecek) sa’adet (olduğunu zan ve) tasavvur ederek eski zamanda siyaset kapısıyla onu arıyordum”.[13] İtiraf ve ifadeleriyle siyaset sahasında çok bereketli hizmetlerin yapılacağına dair bazı manevi ışık ve işaretler gördüğünü ve bu hevesle İttihat ve Terakki saflarında siyasete girdiğini, ancak sonradan kendisinin Risale-i Nur yoluyla iman hakikatlarını yaymak ve yerleştirmek suretiyle ileride gelecek ve siyaset cephesinde zuhur edecek mutlu ve mübarek hizmetlere zemin hazırlamakla vazifeli olduğunu fark ettiğini, beyan etmektedir.

 

Zira “Bu zamanda ehli İslam’ın en mühim tehsi fen ve felsefeden gelen bir dalalet (sapıklık)la kalplerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun yegane çaresi ise Nurdur,  nur göstermektir ki, kalpler islah olsun, imanlar kurtulsun… Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse, galebe çalınsa (ve hakim gelinse o taktirde) kâfirler münafık derecesine iner. Münafık (ise) kâfirden daha fenadır. Demek (ki) topuz böyle bir zamanda kalbi islah etmez. O vakit küfür kalbe girer saklanır (açık inkar, gizli) nifaka inkilab eder. 

 

HEM NUR NEM TOPUZ… İKİSİNİ BU ZAMANDA BENİM GİBİ BİR ACİZ YAPAMAZ.. Onun için bütün kuvvetimle nur’a sarılmağa mecbur olduğumdan, siyaset topuzu (na) ne şekilde olursa olsun, bakmamak lazım geliyor. 

 

Amma maddi cihadın muktezası (icap ve ihtiyaçları) ise: O vazife şimdilik bizde değildir. Evet ehline göre kâfirin veya mürtedin tecavüzatına sed çekmek için (siyasi güç ve) topuz lazımdır. Fakat (bizim) iki elimiz var. Eğer yüz elimiz de olsa şimdilik ancak nur’a kafi gelir. Topuzu tutacak elimiz (ve bu şartlarda siyasetle uğraşacak ve başarılı olacak halimiz) yok…[14] diyerek, üstad, haklı olarak, iman hizmetinde bulunanların ve başta nurcuların özellikle kısır siyasi çekişmelerin dışında kalmalarını ve çok mecbur kalsalar da “siyaseti dine alet etmelerini” ve en azından İslami gaye ve gayretler içinde olan partiyi desteklemelerini öğütlemiştir.[15]

 

Bediüzzaman Hazretleri “Risale-i Nur (ve iman hakikatları) mal-ı umumi (toplumun genelinin ortak malı ve ihtiyacı) olduğundan, hizmet-i Kur’aniyede bulunan nur şakirdleri tarafgirliklere giremezler”.

 

“Hem milletin her tabakasının (iktidara) muvafıkı ve muhalifi(nin), (devlet) memurunun ve amisinin (sade vatandaşın) o hakikatlarda hisseleri var ve onlara (Risale-i nura) muhtaçtırlar. (Bu bakımdan) Risale-i nur şakirtleri tam tarafsız kalmak için siyaseti ve maddi mübarezeyi (menfaat çekişmesini) tam (amiyle) bırakmak ve hiç karışmamak lazım gelmiş…”[16] diyerek o dönemde, Nurcuların kesinlikle partiler dışında kalmalarını istediği halde, maalesef bu talimat ve tavsiyesine pek uyulmamış ve “şimdi (ülkemizde ve yeryüzünde) hükmeden (masonluk ve koministlik gibi Siyonizmin güdümünde) öyle kuvvetli cerayanlar içinde, siyasete girenlerden hiçbir kimse istiklâliyetini ve ihlasını (vicdani bağımsızlığını ve Allah rızasını) muhafaza edemez… Her halde (masonluk gibi hakim ve zalim) bir cereyan Onun (hizmet ve) hareketini kendi hesabına alacak, dünyevi maksatlarına alet yapacak. O hizmetin kutsiyetini bozacak”[17] diyerek ikaz ve işaret buyurduğu ve korktuğu bu duruma düşmekten pek çoğu kurtulamamıştır. 

 

Hz. Üstat: “Dindar demokratların hususan Adnan Menderes gibi zatların hatırı için, otuz beş seneden beri terk ettiğim siyasete (sadece) bir iki gün baktım.”[18] Dediği halde pek çok nurcu kardeşimiz Demokratın devamı olmak iddiasında ve aslında masonların komutasında bulunan partilerin, bir zaman gençlik kolları ve sanki yan kuruluşları gibi çalışmış ve çirkin siyaset oyunlarına bulaşmışlardır.

 

Üstad bütün himmetini ve hizmetini Risale-i Nur’un okunmasına ve yayılmasına hasrettiği ve talebelerine de ısrarla bunu emrettiği ve hatta Eşref Edib’in Sebiürreşat dergisinde Risale-i Nur’u öven yazılar yazmasını bile hoş görmediği halde, zamanla bir kısım nurcular tamamen gazeteciliğe başlamış ve Risaleleri ikinci üçüncü plana atmışlardır.

 

Hz. Üstad, “Bu onsekiz senedir sizlere müracaat etmedim ve hiçbir gazete okumadım. Üç senedir burada işitilen radyoyu dinlemedim. Ta ki Kutsi hizmetimize manevi bir zarar gelmesin.Bunun sebebi şudur ki iman hizmeti, iman hakikatları bu kainatta her şeyin fevkindedir, hiçbir şeye tabi ve alet olamaz.”[19] Dediği halde, bazı nurcu kardeşlerin açtığı radyo ve televizyon kanallarında, Risale-i Nur’dan bir cümle duymak için maalesef saatlerce beklemek bizleri üzen ve düşündüren bir olaydır. 

 

Üstad Bediüzzamanın insanlığa hayat ve huzur verecek derslerini ve düsturlarını anlamak ve uygulamak ise, hepimiz için gereklidir ve görevimiz sayılmalıdır. 

 

Ancak ve ne var ki hem peygamberlere hem de böylesi müceddid ve rehberlere özellikle kendi sağlığında yeterli ve gerekli ilgi gösterilmemiştir. Vefatından sonra da istismar edilmek istendikleri açıktır.

 

Ama Hz. Mehdi bütün bunların oyunlarını bozacak, inkarcıları da, istismarcıları da hezimete uğratacaktır.

 

 


 


[1] (Hutbe-i şamiye)

 

[2] Münazarat: 30

 

[3] İşaratül’icaz, sh. 48

 

[4] Kastamonu Lahikası, sh. 20

 

[5] Lemalar: 122

 

[6] Sikke-i Tasdik-i Gaybi 2. Mektub

 

[7] Sikke-i Tasdiki Gaybi

 

[8] Hutbe-i Şamiye: 50

 

[9] Emirdağ lahikası 2-132

 

[10] Emirdağ Lahikası: 2:24

 

[11] Sikke-i Tasdiki Gaybi: 8

 

[12] Sikke-i Tasdiki Gaybi: 8

 

[13] Kastamonu Lahikası : 20

 

[14] Lem’alar: 96

 

[15] Emirdağ Lahikası 2: 138

 

[16] Şualar: 325

 

[17] Şualar: 325

 

[18] Emirdağ Lahikası 2: 132

 

[19] Kastamonu Lahikası: 99

 



 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi