Anasayfa » AKP' NİN AHLAK TAHRİBATI !!!

AKP' NİN AHLAK TAHRİBATI !!!

Yazar: yonetici
0 Yorum 164 Görüntüleyen

“DİNDAR NESİLDEN KASITLARI ZEUS'UN DİNİ Mİ?”
                            İLK DERS ZEUS

Millî Gazete bir skandalı daha gün yüzüne çıkarttı. İlköğretim 8'inci Sınıf Türkçe Ders Kitabı'nda öğrenciler ilk derslerine Yunan Tanrısı Zeus'un öğretileri ile başladığı ortaya çıktı.

    İlköğretim 8'inci sınıf Türkçe Ders Kitabı'nda öğrencilere hikaye adı altında Yunan Tanrısı Zeus ve diğer tanrılar tek tek tanıtılıyor olması skandal olarak yorumlandı. Kitapta ayrıca çocuklara yöneltilen sorularda ise kendilerini tanrının yerine koyarak hikayede yer alan olayla ilgili yorum yapmaları isteniyor.

TANRILAR TANRISI ZEUS(!)'UN ÖĞRETİLERİ

MillÎ Gazete'nin ulaştığı bilgilere göre bu yıl İlköğretim 8'inci sınıf (ortaokul 4. sınıf)  öğrencilerine dağıtılan Türkçe Ders Kitabı ve İlköğretim Türkçe 8 Çalışma Kitabı'nda anlatılan hikayeler görenleri hayrete düşürdü. Kitabın ilk konusu olan 'Meraklı Pandora ve Konuşan Sandık' başlıklı hikaye tamamen bir Yunan Mitolojisini anlatıyor. Epimetheus ile karısı Pandora'nın hikayesinin anlatıldığı kitapta öğrencilerin bilinç altına Haber Tanrısı Hermes ve Tanrılar Tanrısı olarak söz edilen Zeus'un öğretileri yerleştiriliyor. lgili bölümde, 'Günlerden bir gün Pandorayla Epimetheus yine sevinç içerisinde dans edip oyun oynarken Haber Tanrısı Hermes'i gördüler. Hermes tanrıların, özellikle de Tanrılar Tanrısı Zeus'un habercisiydi…' şeklinde hikaye devam ediyor.

“TANRININ YERİNDE OLSAYDINIZ…”

Hikâyenin son kısmında ise öğrencilerin sözde zeka gelişimlerini desteklemek ve yorumlama gücünü artırmak için sorulan sorular da skandalı başka bir boyuta taşıyor. Sorular kısmında ise öğrencilere kendilerini tanrının yerine koymaları istenerek olayla ilgili nasıl davranabilecekleri soruluyor. Sorularda, 'Hermes'in yerinde olsaydınız Pandora ve Epimetheus'a karşı tepkiniz ne olurdu?' 'Tanrılar Tanrısı Zeus'un yerinde olsaydınız Pandora'yı sandığı açtığı için cezalandırır mıydınız? Nasıl bir ceza verirdiniz?' şeklinde ifadelerle yöneltilmesi de dikkat çekiyor.

“DİNDAR NESİLDEN KASITLARI ZEUS'UN DİNİ Mİ?”

Konuyu değerlendiren Şuurlu Öğretmenler Derneği Kayseri Şube Başkanı Halil İbrahim Kabak, bazı olumlu gelişmelerle birlikte eğitim sisteminde muhteva itibariyle hiçbir gelişmenin görülmediğini söyleyerek, “Talim ve Terbiye bu konuda bir değişikliğe gidilmedi, Mili Eğitim siyasetimize hâlâ Batıcılığın hâkim olduğu görülüyor. AB kıstasları istikametinde batılıların istediği gibi bir nesil yetiştirme hedefinden dönülmedi. Mili Eğitim siyasetimize halen hâkim olan Batıcılık zihniyetinden vazgeçilmeli, AB kıstasları istikametinde Batılıların istediği gibi bir nesil yetiştirme hedefinden dönülmelidir. Bilmeliyiz ki, biz batılıların bize dayattığı anlayışla geleceğimizin teminatı nesiller yetiştiremeyiz” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın uygulamaya koyduğu 4 4 4 eğitim sistemi ile yapılan bazı olumlu düzenlemeler sonrası sistemde hala bazı aksaklıkların olduğu gözüküyor. Avrupa Birliği'ne uyum yasaları çerçevesinde okul kitaplarına dahi giren hoşgörü ve diyalog çalışmalarından sonra bu sefer de Yunan Tanrısı Zeus çocuklara hikaye olarak okutuluyor. Milli Gazete'nin ulaştığı bilgilere göre bu yıl İlköğretim 8'inci sınıf (ortaokul 4. sınıf)  öğrencilerine dağıtılan Türkçe Ders Kitabı ve İlköğretim Türkçe 8 Çalışma Kitabı'nda anlatılan hikayeler görenleri hayrete düşürdü.

Kitabın ilk konusu olan 'Meraklı Pandora ve Konuşan Sandık' başlıklı hikaye tamamen bir Yunan Mitolojisini anlatıyor. Epimetheus ile karısı Pandora'nın hikayesinin anlatıldığı kitapta öğrencilerin bilinç altına Haber Tanrısı Hermes ve Tanrılar Tanrısı olarak söz edilen Zeus'un öğretileri yerleştiriliyor. İlgili bölümde, 'Günlerden bir gün Pandorayla Epimetheus yine sevinç içerisinde dans edip oyun oynarken Haber Tanrısı Hermes'i gördüler. Hermes tanrıların, özellikle de Tanrılar Tanrısı Zeus'un habercisiydi…' şeklinde hikaye devam ediyor. Hikayenin son kısmında ise öğrencilerin sözde zeka gelişimlerini desteklemek ve yorumlama gücünü artırmak için sorulan sorular da skandalı başka bir boyuta taşıyor.

Sorular kısmında ise öğrencilere kendilerini tanrının yerine koymaları istenerek olayla ilgili nasıl davranabilecekleri soruluyor. Sorularda, 'Hermes'in yerinde olsaydınız Pandora ve Epimetheus'a karşı tepkiniz ne olurdu?' 'Tanrılar Tanrısı Zeus'un yerinde olsaydınız Pandora'yı sandığı açtığı için cezalandırır mıydınız? Nasıl bir ceza verirdiniz?' şeklinde ifadelerle yöneltilmesi de dikkat çekiyor.

DİNDAR NESİLDEN KASITLARI ZEUS'UN DİNİ Mİ?

Konuyu değerlendiren Şuurlu Öğretmenler Derneği Kayseri Şube Başkanı Halil İbrahim Kabak, bazı olumlu gelişmelerle birlikte eğitim sisteminde muhteva itibariyle hiçbir gelişmenin görülmediğini söyleyerek, “Talim ve Terbiye bu konuda bir değişikliğe gidilmedi, Mili Eğitim siyasetimize hala batıcılığın hâkim olduğu görülüyor. AB kıstasları istikametinde batılıların istediği gibi bir nesil yetiştirme hedefinden dönülmedi. Mili Eğitim siyasetimize halen hâkim olan batıcılık zihniyetinden vazgeçilmeli, AB kıstasları istikametinde batılıların istediği gibi bir nesil yetiştirme hedefinden dönülmelidir. Bilmeliyiz ki biz batılıların bize dayattığı anlayışla geleceğimizin teminatı nesiller yetiştiremeyiz” dedi.

“Bilim tarihimizde; dini ilimler ve fen ilimleri alanında öncü olmuş, eserleri batı ilmine kaynak olmuş büyük üstatlarımız, mucitlerimizin batı modeli eğitim anlayışıyla yetiştirilmedikleri herkesin kabul edeceği bir gerçektir” diyen Kabak, batılı modeller taklit edildiğinden beri bilim adamı yetiştirilemediğini söyledi. Kabak, “Batının eğitim modelini taklit etmeye başladığımızdan beri dünya çapında kaç tane ilmi şahsiyet yetiştirebildik?  İlmi sahada dünyadaki öncü yerimizi tekrar alabilmemiz için şanlı tarihimizde hangi kıstaslar esas alınarak eğitimler verilmişse yeniden o kıstaslara dönmeli ders kitaplarımızı da ona göre tanzim etmeliyiz.

Bin yıldan fazla zamandan beri İslam'ın bayraktarlığını yapmış bir milletin çocuklarına sorulan sorulara bakınız. Çocuktan kendisini (Hâşâ) “Haber Tanrısı” yerine koyması istenmekte, bununla da yetinilmeyip (Hâşâ) “Tanrılar Tanrısı” diye ifade edilen Zeus'un yerine koyması artı (Hâşâ) bir tanrı gibi birine nasıl ceza kesebileceği düşündürülmektedir” eleştirisini yaptı. Kabak, “Müslüman çocuklarına şirk ve ahlaksızlık zehri enjekte edilmektedir.

Bu enjekte edilen zehrin tesirleri nasıl ortaya çıkar? İlk konuşmaya başladığı günden itibaren ailelerimizin “Allah bir” diye öğreterek Tevhit inancı aşıladığı gencin zihnine 'Tanrılar' şeklinde çoğul ilah kavramı sokularak şirke düşürülmüş olmuyor mu? Kendisi hâşâ bir tanrı yerine koydurulan ilk gençlik çağındaki çocuktaki tevhit akidesi sarsılmayacak mı? Türkçemizi öğretebileceğimiz kendi medeniyetimizi, Milli kültürümüzü anlatan metinler bulma sıkıtımız mı var ki Türkçemiz Yunan mitolojisiyle anlatılma ihtiyacı duyuluyor” diyerek tepki gösterdi.

 KAYNAK : http://www.milligazete.com.tr/haber/ilk-ders-zeus-254363.htm

 

______________________________________

 

KONUYLA İLGİLİ KAYNAK MAKALEMİZ ;

“DİNDAR” YERİNE, AHLAKLI NESİL!  

Sn. Başbakan’ın “Dindar bir nesil yetiştireceğiz” sözleri, yine ortalığı karıştırmış ve sonuçta bu tartışmalardan “emperyalist odakların yerli ortakları” kârlı çıkmıştı. Çünkü Erdoğan’ın “dindar nesil”den amaçladığı 

 ·         Görünüşte ibadet ve istikamet ehli davranıp gerçekte kapitalizme uyum sağlayan

·         Kur’ani hükümleri değil, KARUNİ demokratik teamülleri önemseyip-önceleyip savunan

·         İslami kimliğinden ve Milli Görüş gömleğinden soyunan

·         ABD himayesini ve AB’ye kabul edilme hevesini, hayatının kutsal gayesi sayan bir gençliğin çoğaltılması, yani “neslimizin, Siyonizme tehlike olmaktan çıkarılması” ve “küreselleşme kılıfıyla beyinlerin körleştirilip” geleceğimizin karartılmasıydı. 

Ne var ki; Din kelimesini duyunca “kin”lenen, Ezan, Kur’an, Türban duyunca cinlenen malum ve marazlı kesimler, “Sen nasıl dindar bir kesim arzularsın?” diye hücuma kalkışmış ve tabi Erdoğan’a figüranlık yapmışlardı. Çünkü O’nun tanımlayıp tasarladığı dindarlık; emperyalizme uşaklığın, Ilımlı İslamcılığın ve “Halk iradesi diye BOP gibi Yahudi projelerine hizmetin kılıfı” olan kutsal demokratlığın bir aracıydı. İşte bunun için hayatında Cuma namazına bile gittiği görülmemiş başbakanlar yıllarca, “Dindar ve demokrat” diye alkışlanmış… “Milli Görüş’ün kökünü kurutmak lazım” diyen Ecevit’lere Fetullah Gülen “inançlı ve saygın devlet adamı” diye sahip çıkmıştı!? 

Oysa Sn. Başbakan’a düşen, “Dindar nesil” yerine, “Ahlaklı nesil” yetiştirilmesi gerektiğini açıklamaktı. Çünkü “ahlaklı insan”, hem farklı din ve düşüncedeki bütün toplum kesimlerinin asla karşı çıkamayacağı bir kavramdı, hem de zaten İslam’ın amacıydı. Çünkü “dindarlık”, genellikle ibadetlerini yerine getiren ve zahiren kötülükleri işlemeyen kimseler için kullanılırdı ve bunun Kur’an ayetlerinde ve Hadisi Şeriflerde bir karşılığı bulunmamaktaydı. Oysa Kur’an özellikle “takva” üzerinde durmakta; zulüm ve kötülüklerden uzak durmayı, Allah’ın dışında hiç kimseden korkmamayı, nefsi arzularını ve dünyevi çıkarlarını değil, vicdani duygularını ve uhrevi sorumluluklarını esas alarak yaşamayı, bencil ve beleşçi değil, bizcil ve iyiliksever davranmayı ve özellikle yeryüzünde Hak ve adaleti hâkim kılmak için var gücüyle çalışmayı öne çıkarmaktaydı. Yani İslam’a göre, ibadetler araç, ama güzel ahlak ve adil bir nizam amaçtı. Olgun ve dolgun ahlak meyvesi vermeyen ibadetler ve dindarlık gösterileri, yabani bir ağaçtan farksızdı. Çaresiz ve himayesiz kimseleri itip kakan, mazlum ve mağdurlara sahip çıkmayıp, zalim saldırganları alkışlayan, yoksul ve muhtaç kimselerin huzurlu ve onurlu yaşayacağı “ADİL BİR DÜZEN’i savunmayan, ama buna rağmen oruç tutarak, namaz kılarak, umreye koşarak dindarlık numarası yapanları Kur’an-ı Kerim: “Yazıklar olsun, dindarlık numarasıyla dini yalanlayan o riyakâr ve sahtekârlara!” diye uyarıp kınamaktadır. (Bak. Maun Suresi 1-7 ayet) 

İslam Fıtrat Dinidir! 

İslam öncesi cahiliye döneminde Mekke’deki Kureyş kabilesinin bazı kollarından insaflı insanlar Abdullah bin Cuda’nın evinde toplanıp, “bundan sonra, haksızlık ve saldırıya uğrayan yerli ve yabancı herkese yardım etmeye, zalimlere karşı birlikte direnmeye söz verip” yaptıkları anlaşmaya HILFUL FUDUL (Faziletli ve erdemli insanların ittifakı) ismi takılmıştı ve henüz 17 yaşlarında olan Hz. Peygamberimiz de bu anlaşmaya katılmış ve hayatının sonuna kadar hayırla anmıştı. Demek ki müşrik ortamlarda ve dinden uzak kesimler arasında da bazı güzel ahlak örneği davranışlar vardı ve olacaktı. 

“Dünyaya gelen her çocuk fıtrat üzere doğardı. Ancak ebeveyni ve çevresi onu, Yahudi, Hıristiyan veya putperest yapardı” (Müslim ve Buhari) hadisinde, “ana-babası onu Müslüman yapardı” kaydı bulunmaması enteresandı. Çünkü İslam, zaten insanlığın fıtratı yani ilahi yaratılış tabiatı ve ahlaklı yaşayış kurallarıydı. 

Yüce Allah, her insanın fıtratına, “Fücurunu ve takvasını, kötülük ve iyilik yapma istidadını, şeytani arzularını ve onlardan sakınma duygularını ilham buyurmuş” (Bak: Şems Suresi ayet: 8-9-10) ve bizi imtihana tabi tutmuşlardı. 

Hz. Peygamber Efendimiz: 

“Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim”  

Buyurmakla:

a.a)Hem, hangi din ve kavimden olursa olsun her insanın yaratılışında onun özüne yerleştirilen insani değer ve duyguları terbiye edip olgunlaştıracağını 

b.      b)Hem de, Bütün Hak dinlerin ve Peygamber öğretilerinin ortak adı olan İSLAM’ın tevarüsen gelen ve etkisini sürdüren güzel ahlak örneklerini, ortak bir hayat disiplini ve huzur prensipleri olarak asıl hedefine ulaştıracağını bize anlatmaktadır. 

Bazı din düşmanı kesimlerin ve İslamiyet’i, sapık sosyalizmin bir aksesuarı gibi göstermek isteyenlerin “ritüeldir” diye hafife almasına karşın, elbette namaz, oruç, Hac, zikir gibi bütün ibadetlerin dinimizde önemli bir yeri vardı ve bu ibadetleri yapan müminler, en azından o esnada içki, kumar, fuhuş, yalan, iftira gibi kötülüklerden uzak kalırdı. Düzenli namaz kılan, oruç tutan, dini sohbet ve zikirlere katılan, Hac ve umre ziyareti yapan Müslümanların, bazı istisnalar hariç, genellikle açık günahlardan sakındıkları bir vakaydı. Ama İslam ahlakını bunlardan ibaret saymak da yanlıştı ve maalesef çok yaygın bir yanılgıydı.

İbadetlerini yerine getirdiği ve içki, kumar, zina gibi kötülükleri terk ettiği halde:

·         Kolaylıkla yalan söyleyen ve rakiplerine iftira eden

·         Hediye diye rahatlıkla rüşvet alıp veren

·         Devlet malını ve kamunun hakkını yandaşlarına peşkeş çeken

·         “Muta-geçici ve ücretli nikâh” gibi gizli fetvalarla her ay bir kadın değiştiren

·         Takva ehli, hatta evliya geçinip riyakârlık ve din istismarcılığı sergileyen

·         Din adamı ve hizmet erbabı diye, halkın sırtından hiç hak etmediği servetleri devşiren

·         Aldığı devlet memuriyetini ve mesuliyetini savsaklayıp-kaytarıp yerine getirmeyen

·         Şahsi makam ve menfaatleri için, faizci ve işbirlikçi partilere oy veren

·         Görev yerine hiç gitmediği halde 3-4 yerden aldığı ayrı ayrı maaşları cebine indiren

·         Komşuları, mescit ve mahalle halkı ve ülke insanları, açlık ve sefalet içinde kıvranırken, hatta bu mecburiyetle namusunu satlığa çıkarırken; süper lüks kışlık-yazlık villalarında ve yurt dışındaki saltanat yuvalarında sefa sürmeyi, kendilerinin en tabii hakları zanneden…

Ve hepsinden beteri ülkesindeki ve yeryüzündeki, demokrasi yaftalı bu haksız ve ahlaksız düzeni ve onu yürüten zalim Siyonist merkezleri övüp destekleyen kişiler ve partileri, aslında İslam ahlakından ve Allah rızasından fersah fersah uzaktı…

Hz. Peygamberimizin: 

“Allah cc, aralarında, Peygamber ameli işleyen on sekiz bin kişinin de bulunduğu bir karyeye (şehre, bölgeye) azap edip yerin dibine geçirdi” buyurduklarında, Ashabı Kiram: 

“Ey Allah’ın Resulü, bu nasıl olur? diye hayret edip sorunca: 

“Çünkü onlar Allah için (zalimlere ve kötü ahlakı yaygınlaştıran kimselere) buğzetmezlerdi; iyiliği emretmek (adaleti hâkim kılıp yürütmek) ve kötülüklerden nehyetmek (haksızlık ve ahlaksızlığı engellemek) üzere gayret göstermezlerdi” (İmamı Gazali – Mukaşefetül Kulub – İlahi Nizam) hadisi bu gibilerin durumunu ortaya koymaktaydı.

İslam ahlak ve adalet nizamı olarak gönderilmişti: 

“Ahlak” kelimesi Arapça “El-halku” sözcüğünden çıkmıştır. Bu kelime: “Bir şeyi doğru ve uyumlu bir şekilde oranlamak, ölçülü ve dengeli biçimde oluşturmak” anlamını taşımaktadır. (Bak: Rağıbel İsfahani – Müfredat) İşlenmiş mermer gibi dümdüz ve sert kayalara da “sahretün halka” denmesi bundandır. İnsanın kendi gayret, fazilet, hizmet ve istikametiyle ulaştığı ahiret kazancı da Kur’an’da “halak” olarak vasıflandırılmıştır. (Bakara: 102)

İşte, Yüce Rabbimizin, canlı, cansız her varlığı hiçbir şeyi örnek almadan ve hiçbir kusuru ve uygunsuzluğu bulunmadan en münasip ve müsait şekilde yaratması da, Kur’an’da “halaka” kavramıyla anlatılmaktadır.

Ahlak kavramı, Kur’an’da genel olarak “Huluk” şeklinde yer almakta ve

“(Ey Rusulüm) Sen gerçekten çok büyük bir ahlak üzerindesin” (Kalem: 4) buyrulmaktadır.

Ve yine Peygamberimizin: 

“Allah’a inanan ve ahiret hayatını umanlar ve çokça zikir yapanlar (sürekli Kur’an okuyan ve Rabbini hatırlayıp O’nun rızasını arayanlar) için “üsvetün hasene – olduğu vurgulanmaktadır. (Bak: Ahzap Suresi 21. ayet)

“Deki: herkes kendi “şakile”sine (fıtrat ve yaratılış özelliğine) göre davranır” (İsra: 84) 

Ayeti de, ahlaki yeteneklerin insan fıtratına yerleştirildiğini ve İslam’ın bunları disiplinize etmek üzere gönderildiğini beyan buyurmaktadır.

Bu nedenle İslam’sız, Kur’an’sız ve Resulüllahsız, güzel ahlaka ve mükemmel hayat tarzına ulaşılması imkânsızdır. Eğer sadece akıl ve araştırmayla bu mümkün olsaydı, Cenabı Hak’kın ayrıca Kitap ve Peygamber göndermesine gerek kalmazdı. 

Bakınız cahiliye Arap şiirinde ve edebiyat belgelerinde, kesinlikle “AHLAK” kelimesine rastlanmamıştır. Çünkü ahiret hayatına ve Allah’a hesap verme inancına sahip olmayan bütün cahiliye düşüncelerinin ortak esası: Bu dünyanın zevkü sefasından olabildiğince yararlanmaktır. Cahiliye Araplarının meşhur şairlerinden Tarafe ve Zuheyr’in Kâbe duvarına asılan muallaka’larında geçen:

“Kendi kabilesini silahla savunmayan ve başkalarına saldırmayan kişi, zillete uğratılır.

Ve kadın gibi acıyıp insanlara zulümden kaçınanlar, kendileri zulme maruz kalır” 

Mısraları cahiliye mantığının ve şirk ahlakının bu gün de değişmediğinin, materyalist ve emperyalist sistemin aynı prensipler üzerine bina edildiğinin kanıtıdır. (Bak: İslam Ansiklopedisi TDV C.2 sh: 1) 

Çağdaş Batılı düşünürlerden Goldziher, bile: “İslam ahlak nizamının, Kur’an-ı Kerim öğretileri ve Hz. Muhammed’in fiili örnekleriyle şekillendiğini, nefis terbiyesiyle Müslümanların yüceldiğini; aksi halde şirk kültürüyle bu ahlak ve adalet anlayışına erişilemeyeceğini” yazmaktadır. (Bak: Le Dogme at la Loi de İslam sh:4) 

Hz. Peygamberimizin: 

“Bir insan iyilik yaptığında sevinç duyuyor, kötülük yaptığında ise üzüntü ve pişmanlık yaşıyorsa, artık o gerçek mümindir” (Müsned C.1 sh: 398) buyurması ve “El İslamü hüsnül hulk – İslam güzel ahlaktır” diye uyarması, ahlakın önemini vurgulamaktadır.

Evliyanın büyüklerinden Ebül Hasan En-Nuri’nin: 

“Tasavvuf birtakım merasim ve bilgi yığını değil, güzel ve örnek ahlaktır. Olgun ahlaka ve onurlu bir hayata hazırlamayan tarikat, Hak yolun önündeki barikattır” sözleri oldukça önemli ve anlamlıdır.

Hasan Basri Hazretleri de: “Doğru sözlü, dürüst özlü ve tok gözlü olmayan, zalimlere karşı cesur ve onurlu, şımarık zenginlere karşı gururlu davranmayan, mazlum ve mağdur kimselere sahip çıkıp savunmayan kimselerin aşırı ibadet ve riyazetlerinin keramet değil istidrac sayıldığını” (Bak: Ebu Nuaym c.2 sh:143) hatırlatmıştır.

Velhasıl, ahlaksız İslam, sadece şekilcilik ve taklitçilikte kalacaktır. Kur’an’sız ve Resulüllahsız olgun ahlak arayışı ise boşuna bir çabaydı ve sonu hüsrandır. Devlete düşen, farklı din ve düşünceden bütün toplum kesimlerine eşit mesafede durup hizmet sunmak, ama genel ahlakı, yani; aklen, vicdanen, tarihen ve dinen gerekli ve geçerli görülen insani kuralları, milli ve manevi duyarlılıkları yeni nesillere aşılamaktır. 

Şöyle bir olay anlatılır: 

“Bir Arap, Hz. Ali’nin şehri Kufe’den erkek devesi ile Şam’a gelmiş. Şam’da dolaşırken biri yanaşıp deveyi sahiplenmiş: “Ver o dişi deveyi bana!” Kufe’li Arap, “Bu deve benimdir, üstelik erkektir” diye kendini savunmaya çalışsa da, bu çekişme bitmemiş, konu Muaviye’ye kadar gitmiş. Şam Valisi tarafları dinleyip kararını vermiş: “Bu dişi deve Küfeliden alınıp Şamlıya teslim edilecektir!” Sonra halka dönerek sormuş: “Ey cemaat, iyice bakın ve söyleyin, bu dişi deve kimindir?” Tüm halk bir ağızdan “Şamlınındır ve kararınız yerindedir!” cevabını verince, Hz. Muaviye Araba dönüp: “Dinle Kufeli! Biliyorum bu deve senindir ve erkektir. Geri dönünce Ali’ye git ve de ki: “Muaviye’nin dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen ve o ne derse evet diyen 10 binlerce adamı var ve emrine amadedir. Ayağını ona göre denk al!”[1]

Şimdi AKP’nin ve Recep Beyin de “buna benzer % 50’miz var” havalarına kapılıp, dini ve dindarlık söylemlerini de kendilerine basamak yapıp iyice şımarmaları, artık ilahi bir şamar yemelerinin yaklaştığının göstergesi sayılmalıydı. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nden gocunanların dindarlıkları da sadece istismar ve sahtekârlıktı.

Sn. Recep T. Erdoğan’ın, ABD’nin Irak ve Libya vahşetine ortaklığı yetmiyormuş gibi şimdi de Suriye’ye saldırı hazırlıkları bunların “Dindarlık ayarını ve amacını” ortaya koymaktaydı. 

Eski CIA şefi Philip Giraldi Türkiye’nin NATO özel birliklerinin Suriye’de yaptığı örtülü operasyonlara yardımcı olduğunu açıklamıştı. 

Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu ise, Batılı güçler arasında bir anlaşma sağlandığı takdirde Suriye’ye müdahaleye hazır olduklarını vurgulamıştı. Bu müdahale sözde “insani prensipler çerçevesinde yapılacak ve Libya’daki gibi KORUMA YASASI (Rto P) ile meşrulaştırılacaktı. Bazı kaynaklar müdahalenin Suriye-Türkiye arasında tampon bölge oluşturularak başlayacağını ve giderek bütün ülkeyi kapsayacağını yazmıştı. Hedef Suriye’nin en büyük kenti olan HALEP olacaktı. 

Bazı duyumlara göre; İskenderun’a yakın Türk Silahlı Kuvvetleri üslerine NATO savaş uçakları gelmeye başlamıştı. Bunlar silah ve Libya Geçici Konseyinden tecrübeli asker taşıyorlardı. Ayrıca bölgede Hür Suriye Ordusu da konuşlanmış durumdaydı.

Yani Irak ve Libya’dan sonra, şimdi de aylardır kışkırtılan ve iç savaş çıkartılan Suriye yıkılıp yakılacaktı. Böylece 27 İslam ülkesini parçalayıp yeniden yapılandırmayı amaçlayan Siyonist BOP hedefine bir adım daha yaklaşılmış olacaktı.


 

[1] Zahide Uçar – Tuzağa Çekilmeyelim

 

 

 

 

 

 

BENZER İÇERİKLER

Size daha iyi hizmet sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. KABUL ET Detaylı Bilgi